Esas No
E. 2018/6871
Karar No
K. 2020/2120
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

8. Hukuk Dairesi         2018/6871 E.  ,  2020/2120 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Ve Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, elatmanın önlenmesi, alacak davasında elatmasının önlenmesi isteğinin reddine ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekilleri ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Asıl davada davacı vasi, 3 ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan dava konusu binanın üst katlarını davalının herhangi bir hakka dayanmaksızın kullandığını belirterek, elatmanın önlenmesini ve kullanım bedeli olarak dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte 66.000 TL ödenmesini talep etmiştir.

Birleşen davada vasi vekili, dava konusu binanın üst katlarının kullanım bedeli olarak 29.08.2008 tarihinden, dava tarihi olan 09.06.2011 tarihine kadar 237.000 TL ödenmesini talep etmiş, 09.06.2011 tarihinde asıl dava ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin taşınmazı paydaşlardan dava dışı ... ile yapılan kira sözleşmesine dayalı kullandığını, ...’a ödenen kira bedellerinin taşınmazın tamamına ilişkin olduğunu, başlangıçta çatı katı ile birlikte kiralandığını, ancak 2008 yılı başında çatı katının ...’a geri teslim edildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece “davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine,..l İli, ...r İlçesi,...Mahallesi, 3 ada 1 parsel sayılı taşınmazın birinci normal kattaki 5 ve 6 nolu bağımsız bölümlerine ilişkin toplam 110.317,00 TL kira alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı tarafın müdahalenin men'i ve tahliye talebinin reddine” karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vasi vekilleri ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.

1.Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacı ...’m 3 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki binanın davaya konu olan 7, 8 ve 9 numaralı bağımsız bölümlerine 21.01.1983 tarihinden itibaren tam hisse ile malik olduğu, davalı ile kira sözleşmesi yaptığı iddia edilen ...’ın paydaş malik olmadığı, davacının kısıtlanarak kendisine vasi atanmış olduğu, davacının dava dışı ... tarafından yapıldığı iddia edilen 01.08.2006 tarihli kira sözleşmesine açık muvafakati olmadığına, kira sözleşmesinin benimsenmiş olduğu kabul edilemeyeceğine, davacı ya da temsilcisi tarafından yapılmış geçerli bir kira sözleşmesi bulunmadığına göre, davalının taşınmazda haksız işgalci olarak bulunduğu anlaşılmıştır. O halde, davacının mülkiyet hakkına üstünlük tanınarak el atmanın önlenmesi talebinin kabulü gerekirken, Mahkemece reddine karar verilmesi yanlıştır.

2.Bilindiği, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'un 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı)

25.05.1938 tarihli ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup, bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.

Hemen belirtelim ki, ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere uygun şekilde HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir.

Eğer, özellikle arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir.

İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde meycut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir.

Somut olaya gelince; karara esas alman bilirkişi raporlarının hükme yeterli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Mahkemece yeniden konusunda uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapılarak, yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca benzer yerlerin kira sözleşmeleri getirtilerek (resen emsal araştırması yapmak ya da taraflardan emsal göstermeleri istenmek suretiyle) araştırma ve inceleme yapılması, 5 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerin yanısıra 7 numaralı bağımsız bölümün de kullanıldığının davalı tarafın kabulünde olduğu da gözetilerek, oluşacak sonuca göre, davacı tarafın 05.06.2014 tarihli dilekçesinde belirttiği ecrimisil talepleri de dikkate alınmak suretiyle belirlenecek ecrimisile hükmedilmesi gerekirken^yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

3.

Davacı taraf asıl dosyada dava dilekçesi ile 66.000 TL ecrimisil talep etmiş, 20.04.2010 tarihli dilekçesi ile talebini 207.586 TL olarak ıslah etmiş ve bu rakam üzerinden harcı tamamlamış, daha sonra 05.06.2014 tarihli dilekçesi ile 74.257,42 TL ecrimisil alacağını hüküm altına alınmasını istemiştir. Birleşen dosyada ise dava dilekçesi ile 237.000 TL ecrimisil talep etmiş, 05.06.2014 tarihli dilekçesi ile ecrimisilin 101.868,11 TL olarak hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davacının talep sonucunu azaltması davayı değiştirme sayılmaz. Bu nedenle talep sonucunun azaltabilmesi için kural olarak davalının muvafakatine ihitiyaç olmadığı gibi, ıslah yoluna başvurulmasına da gerek yoktur. Davacının talep miktarını azaltması kısmi feragat anlamına gelir. Bu nedenle, davacının asıl davada 20.04.2010 tarihli dilekçesi ile talep ettiği 207.586 TL asıl dava için ve birleşen davada dava dilekçesi ile talep ettiği 237.000 TL birleşen dava için dava değeri olduğu, davacı tarafın 05.06.2014 tarihli dilekçesi ile fazlaya ilişkin talebinden feragat etmiş olduğu kabul edilmelidir. O halde; davacı tarafça harcı tamamlanan dava değerleri esas alınarak ve sonradan feragat edilmiş olan miktarlar gözetilerek ecrimisil yönünden bir karar verilmesi gerekirken, anılan husus gözden kaçırılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Kabule göre de, hakim, tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup, talepten fazlaya veya başka bir şeye hüküm veremez. Eş söyleşiyle hakim, davacının talep sonucu ile bağlı olduğundan, bu talepten fazlasına karar veremez (HMK mad. 26). Birleşen davada davacı taraf, dava dilekçesi ile 237.000 TL talep etmişse de, 05.06.2014 tarihli dilekçesinde talep miktarını 101.868,11 TL olarak açıklamıştır. Mahkemece, birleşen davaya yönelik talep miktarını aşarak yazılı şekilde 107.622,00 TL ecrimisile hükmedilmesi usul ve Yasaya aykırı olmuştur.

Ayrıca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2. maddesinde; hüküm kısmında isteklerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Öte yandan birleşen davalar birlikte görülmekle birlikte, ayrı dava olma özelliğini korumaya devam eder. Bu nedenle her bir dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğinde kuşku yoktur. Somut olaya gelince; Mahkemece, asıl ve birleştirilen davaların ayrı davalar olduğu gözetilerek birleştirilen dava hakkında ayrı hüküm kurulması gerekirken HMK'nin 297/2. maddesine aykırı olacak şekilde yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacı vekillerinin yukarıda belirtilen temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK''un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 04.03.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.