8. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F MAHKEMESİ K A R A R I
DOSYA NO: 2020/738
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/12/2019
NUMARASI: 2019/84 E. - 2019/998 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/09/2020
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacılar vekili dava dilekçesi ile; 16/02/2016 tarihinde davalı sigorta şirketince ZMMS poliçesi ile sigortalanan ... plakalı aracın yapmış olduğu tek taraflı trafik kazası sonucu araçta yolcu olarak bulunan davacılar murisi ...'ın vefat ettiğini, davacıların murislerinin ölümü nedeniyle onun desteğinden yoksun kaldıklarını belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı ... için 500,00-TL, davacılar ... ve ... için ayrı ayrı 250,00-TL olmak üzere toplam 1.000,00-TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 21/03/2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini, davacı ... için 158.436,50-TL'ye davacı ... için 33.721,37-TL'ye, davacı ... için 43.917,04-TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; sorumluluklarının poliçe limiti ve kusur oranı ile sınırlı olduğu, davacıların desteğinin emniyet kemeri takmaması nedeniyle müterafik kusurlu olduğunu, hatır taşıması indirim yapılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; kazanın meydana gelmesinde araçta yolcu konumunda olan davacılar murisi ...'ın kusursuz olduğu, hatır taşımasının söz konusu olmadığı, davacıların 3. Kişi sıfatıyla dava açmış olmaları nedeniyle murisin emniyet kemeri takmaması şeklindeki müterafik kusurunun davacılara yansıtılamayacağı görüşünden hareketle, 13/03/2017 tarihli, PMF 1931 yaşam tablosu ve progresif rant formülüne göre düzenlenen hesap bilirkişisi raporu hükme esas alınarak; "1-Davacıların davasının kabulü ile davacı ... için 158.436,50 TL, davacı ... için 33.971,37 TL ve davacı ... için 43.917,04 TL olmak üzere toplam 236.324,91 TL nin 01/03/2016 dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine,..." karar verilmiş, karara karşı davalı sigorta şirketi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 07/02/2019 tarih 2017/1522 E. 2019/230 K sayılı kararı ile " Dava, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkin bulunmaktadır.
1.Dosya kapsamına göre, Mahkemece, PMF yaşam tablosu esas alınarak progresif rant esasına göre gelirin %10 artırım, %10 iskontoya tabi tutularak teknik faiz 0 uygulanmak suretiyle düzenlenen 13/03/2017 tarihli bilirkişi raporuna istinaden karar verilmiştir.Dosyadaki bilgi ve belgelerle davaya konu kazanın 16/02/2016 tarihinde meydana geldiği, kazaya karışan aracın ZMMS poliçesinin başlangıç tarihinin 23/06/2015 olduğu anlaşılmaktadır. 14/05/2015 tarihli 29355 sayılı resmi gazetede yayınlanan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları 01/06/2015 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Destekten yoksun kalma teminatı ilgili genel şartların A.5/ç maddesinde düzenlenmiş yine genel şartlara ek olarak çıkarılan cetvel Ek:2'de destekten yoksun kalma tazminatı hesaplamasının ne şekilde yapılacağı, belirtilmiştir. Ek:2 cetvelin 3.maddesinde 01/06/2015 tarihinden sonra meydana gelecek trafik kazalarında TRH-2010 tablosunun dikkate alınacağı belirtilmiş, yine diğer maddelerde de, destekten yoksun kalma tazminatının ne şekilde hesaplanacağı ifade edilmiştir. Kaza ve poliçe başlangıç tarihinin 01/06/2015 tarihinden sonra olması dikkate alındığında, açılan davada 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları uyarınca değerlendirme yapılıp, destekten yoksun kalma tazminatının buna göre belirlenmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usulsüzdür. 2) 16/02/2016 tarihli trafik kazası tespit tutanağına göre, kazaya karışan aracın her iki ön emniyet kemerlerinde kemer ikaz tokasının takılı olduğu anlaşılmaktadır. Bu haliyle kazada vefat eden davacılar murisinin emniyet kemeri takmadığı sabittir. Kaza sonrasında Büyükçekmece C. Başsavcılığı tarafından 2016/6314 Soruşturma sayılı dosyası ile soruşturma başlatılmış ve Büyükçekmece 13. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/169 E. Sayılı dosyası ile ceza yargılaması yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak ilgili ceza dosyası, dava dosyası arasında bulunmamaktadır. Bu itibarla, söz konusu ceza mahkemesi dosyasının dosya arasına alınması, dosya kapsamında düzenlenen otopsi tutanağı bulunup bulunmadığının incelenmesi, ölüm sebebinin araştırılması, davacılar murisinin emniyet kemeri takmamasının müterafik kusur olarak kabul edilip edilmeyeceği hususunun değerlendirilmesi, varılacak sonuca göre tazminat miktarından indirip yapılıp yapılmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle yukarıda belirtilen hususlarda, açıklanan şekillerde inceleme ve değerlendirme yapılmadan karar verilmiş olması HMK.m.353/1-a/6 hükmü uyarınca yerinde görülmediğinden; davalı sigorta şirketi vekilinin bu husustaki istinaf talebinin kabulüne; Mahkeme kararının kaldırılmasına, diğer istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına" karar verilmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda;" Davalı tarafça her ne kadar emniyet kemeri takılmaması yönünde müterafik kusuru bulunduğu ve desteğin hatır taşıması şekliyle taşındığından bahisle bu yönlerde indirim yapılması talep edilmiş ise de bilirkişi raporuna yapmış olduğu bu yöndeki itirazları dikkate alınmamıştır. Zira taşımanın destek olunanlara değil, doğrudan desteğe yapılmış olduğu ve davanın ise yansıma zarar niteliğinde olan destekten yoksunluk tazminatı davası olduğu, destek olunanların nezdinde bir hatır taşımasının söz konusu olmadığı cihetiyle davanın bu yöndeki indirim talebi dikkate alınmamış, keza yine emniyet kemeri takılmamasına istinaden meydana gelen zararın desteğin artmasına sebep olunan bahisle müterafik kusur indirimi yapılması talep edilmiş ise de açılan davanın yine yansıma zarar ilişkin olması ve müterafik kusur hususunun da müteveffaya ait olması nedeniyle destek olunanlara yansıtılamayacağına kanaat getirmiş, bu nedenle davalı tarafın müterafik kusur indirimi talebini de yerinde görülmemiştir." gerekçesi ile ; Davacıların davasının kabulü ile davacı ... için 158.436,50 TL , davacı ... için 33.971,37 TL ve davacı ... için 43.917,04 TL olmak üzere toplam 236.324,91 TL nin 01/03/2016 dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan alınarak davacılara verilmesine, karar verilmiştir. Davacılar ile davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; müterafik kusur indirimi yapılmasının hatalı olduğunu, olayda emniyet kemeri takılmamasının zararı arttırmadığını, kazanın şekli ve ölüm şekline göre emniyet kemeri takmasının sonuca etkili olmadığını, mahkemece resen yapılan indirim nedeniyle karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedildiğinin hatalı olduğunu belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu kazada hatır taşıması bulunduğunu, bu nedenle indirim yapılması gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf edenin sıfatı ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemede; Davalı vekilinin istinaf talepleri yönünden yapılan incelemede; davalı vekilinin süresi içerisinde hatır taşıması definde bulunmadığı, bu nedenle istinaf taleplerinin HMK 353/1-b/1 maddesi uyarınca reddi gerektiği,Davacılar vekilinin istinaf talepleri yönünden yapılan incelemede; davacıların desteğinin dava konusu kazada araç içerisinde sıkışması sonucu yaşamını yitirdiği emniyet kemeri takmaması ile ölümü arasında illiyet bağının bulunduğu bu nedenle müterafik kusur indirimi yapılmasının doğru olduğu anlaşıldığı, ancak mahkemece resen yapılan müterafik kusur indirimi nedeniyle davacı aleyhin vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin istinaf talebinin kabul ile kararın kaldırılması gerektiği, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HMK 353/1-b/2 maddesi uyarınca esas hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.