8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/2634 E. , 2020/5048 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 06.02.2018 tarihli ve 2016/1482 Esas, 2018/132 Karar sayılı kararıyla reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı üçüncü kişi vekili ve davalı borçlu vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23 Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun davacı istinaf başvurusunun süreden reddine davalı borçlunun istinaf talebinin esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı üçüncü kişi vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı üçüncü kişi vekili, borçlu aleyhine yapılan takip nedeniyle 29.11.2016 tarihinde haczedilen malların müvekkiline ait olduğunu belirterek mahcuz mallar üzerindeki haczin kaldırılmasını ve davalı alacaklı aleyhine tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haczin borçlu huzurunda yapıldığını ve haciz mahallinde borçluya ait birçok evrak bulunduğunu, üçüncü kişiye ait evraka rastlanmadığını, bu nedenle davacı ile borçlu arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunu belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, haczin borçlu huzurunda yapılmış olması ve haciz adresinde borçlunun adını taşıyan ürün stickerları kargo fişlerinin yanı sıra borçluya ait bonolar, protesto belgeleri, çek bordrolarının bulunması nedeniyle mülkiyet karinesi borçlu lehine değerlendirilerek üçüncü kişinin karinenin aksini ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacı üçüncü kişi ve davalı borçlu tarafından istinaf talebinde bulunulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesince, davacı üçüncü kişinin süresi içinde gerekçeli istinaf dilekçesi vermediği gerekçesiyle istinaf talebinin süreden reddine karar verilmiş, davalı borçlu vekilinin istinaf talebi ise esastan incelenerek; haciz adresinde borçlu adına düzenlenmiş güncel evraklar bulunmuş olması nedeniyle mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı lehine değerlendirilerek, ispat yükü üzerinde olan davacı üçüncü kişi vekili tarafından sunulan kira sözleşmesi,vergi levhasının karinenin aksini ispat etmek için yeterli olmadığı gerekçesiyle, davalı borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı üçüncü kişi ve davalı borçlu tarafından temyiz edilmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
1.Davacı üçüncü kişinin temyiz itirazlarının incelenmesinde, temyize konu dava İİK’nin 97. maddesinin 11. fıkrası uyarınca basit yargılama usulune tabidir. Basit yargılama usulüne tabi yargılamalara ilişkin olarak 6100 sayılı HMK'nin “Hüküm” başlıklı 321. maddesinde aynen; (1) Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. (2) Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir.”hükmü düzenlenmiştir.
321.maddedeki “hükme ilişkin tüm hususlar”dan kastedilen HMK'nin 297. maddesindeki unsurlardır. Buna göre; mahkeme, tahkikatın tamamlanmasından sonra, tarafların son beyanlarını almalı ve yargılamanın sona erdiğini bildirdikten sonra hükmü tefhim etmelidir. Kural olarak, mahkemece kararın tefhiminde hükme ilişkin tüm hususlar açıklanmalıdır.
HMK'nin 322. maddesi atfı ile uygulanmakta olan HMK'nin 297. maddesinde hükmün kapsamı açık bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme, gerekçesi ile birlikte tefhim ettiği hükümde taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gereklidir. Bu kanunun getirdiği bir zorunluluktur. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli karar en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılmalıdır. Bir diğer deyişle HMK'nin 321.maddesinde belirtilen şekilde hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilemediği hallerde gerekçeli kararın mutlaka taraflara tebliğ edilmesi gereklidir. 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 363/1. maddesi uyarınca icra hukuk mahkemelerince verilecek kararların temyiz süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Maddedeki “tefhim” kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur. Bu nedenle, yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim varsa temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren, aksi halde gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuyla ilgili içtihatı da bu yöndedir. (21.01.2015 tarihli ve 2014/9-1438 Esas, 2015/580 Karar sayılı karar) Usul hukukunda yer almamakla birlikte uygulamada, tefhimden sonra temyiz süre tutum dilekçesi veya kararın tebliğinden sonra gerekçeli temyiz dilekçesi sunmak suretiyle kararın temyiz edildiği hallerde, kararın gerekçesini dikkate alarak yeni temyiz gerekçelerine dayanılması mümkün olduğundan, gerekçeli kararın bu hallerde de taraflara tebliği gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de gerekçeli kararın tebliğinin temyiz hakkının etkili şekilde kullanılması bakımından gerekli olduğunu, bu yükümlülük getirilmeden kararın kesinleştirilmesini hak ihlali olarak kabul etmiştir (Anayasa Mahkemesi (İkinci Bölüm) 20.03.2014 tarihli ve 2012/1034 Başvuru).
Temyize konu olayda, 06.02.2018 tarihli tefhimin yukarıda açıklanan nitelikte bir tefhim olduğundan bahsedilemez. Davacı üçüncü kişi vekiline gerekçeli karar tebliğ edilmeksizin, 22.02.2018 tarihinde istinaf yoluna başvurulmuştur. Bu durumda istinaf talebinin süresinde olduğu kabul edilerek, esastan inceleme yapılması gerekinken istinaf başvurusunun süreden reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
2.Davalı borçlu vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.