8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/4880 E. , 2021/3079 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : İstihkak
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 15. İcra Hukuk Mahkemesinin 31.05.2018 tarihli ve 2017/492 Esas, 2018/635 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacı üçüncü kişi vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, müvekkiline ait taşınmazda haczedilen malların taşınmazın mütemmim cüzü olup mahcuzların kapasite raporu ve teferruat listesinde kayıtlı olduğunu ve bu listenin tapuya şerh verildiğini, her ne kadar borçlu daha önce kiracı olarak adreste faaliyette ise de haciz tarihinden çok daha önce fabrikayı tahliye ettiğini bu nedenle istihkak iddialarının kabulü ile davalı alacaklı aleyhine tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, hacizde pek çok izin belgesi ve evrak bulunduğunu, tabela ve reklam panoları üzerinde borçlu şirketin adının yazılı olduğunu, bu durumun adresin borçluya ait olduğuna karine oluşturduğunu,sunulan kira sözleşmesi ve faturaların sonradan düzenlenebileceğini , davacı şirket yönetim kurulu başkan yardımcısı ...ın aynı zamanda borçlu şirket yetkilisi olması nedeniyle borçlu ile davacı arasında organik bağ bulunduğunu belirterek davanın reddine, davacı aleyhine tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, borçlu şirketin ortağı ve yetkilisi olan ...ın aynı zamanda davacı şirketin eski ortağı ve yöneticisi olduğu, davacı şirketin önceki ünvanının borçlu şirket ile ayırt edilemeyecek derecede aynı olduğu, her iki şirketin de faaliyet konuları aynı olup aynı adreste birlikte faaliyet gösterdiklerinden aralarında organik bağ ve muvazaalı ilişki bulunduğu, davacı şirket ile borçlu arasındaki kira sözleşmesinde borçlu kiracı tarafından yapılmış olan tüm yatırımlar bedelsiz olarak davacıya bırakılacaktır şeklindeki düzenlemeye rağmen fatura karşılığında alındığı iddiasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği, bilirkişi tarafından yapılan tespitlere göre mahcuzların hiçbirinin bütünleyici parça olmadıklarının anlaşıldığı belirtilerek İİK'nın 97/a maddesindeki karinenin borçlu, dolayısıyla alacaklı yararına olduğu, davacı tarafça sunulan delillerin bu karinenin aksini çürütecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle davanın reddine ve takibin tedbiren durdurulmuş olması nedeniyle davalı alacaklı lehine tazminata karar verilmiş,hükme karşı davacı üçüncü kişi vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesince , her ne kadar ödeme emri haciz yapılan adreste tebliğ edilmemiş ise de haciz sırasında borçlu şirketin ticari faaliyetleri ile ilgili evrak bulunması nedeniyle,
İİK'nın 97/a maddesinde düzenlenen mülkiyet karinesi borçlu, dolayısıyla da alacaklı yararına olup, ispat yükünün davacıda olduğu kabul edilerek, davacının sunduğu faturaların ticari defterde karşılığının bulunmasının yasal karinenin aksini ispata yeterli olmadığı,her iki şirketin aynı adreste bir dönem birlikte faaliyet gösterdikleri, faaliyet alanlarının aynı olduğu, yönetim kurulu üyelikleri ve ortaklıklar üzerinden eskiye dayalı birliktelikleri bulunması nedeniyle organik bağ bulunduğu kabul edilerek, davacı üçüncü kişi vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK'nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Mahkemece, davacı şirkete ait defterler incelenerek davanın reddine karar verilmiş ise de, sadece üçüncü kişi şirketin defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli değildir. Davacı üçüncü kişi, şirketlerine ait olan taşınmaz üzerinde bulunan fabrika binasını borçlu şirkete 2007 yılında kiraladıklarını ve 2012 yılında sözleşmeyi yenilediklerini, borçlunun haciz adresini 31.12.2016 tarihli tahliye tutanağı ile tahliye ettiğini, kira sözleşmesinin eki ve tapuda teferruat olarak kayıtlı olan mahcuzların tahliye ile birlikte taraflarına iade edildiğini iddia etmiştir. Mahkemece öncelikle davacı üçüncü kişi ile borçlu şirketin ticari defter ve kayıtları (2012- 2017 yıllarına ilişkin) üzerinde ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olup olmadığı hususu da dikkate alınmak sureti ile inceleme yaptırılarak davacı üçüncü kişi ile borçlu şirket arasında gerçek bir kira ilişkisi olup olmadığının belirlenmesi için kullanım bedeli olarak ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise ödemelerin defter kayıtlarında yer alıp almadığı hususlarında yapılan ödemeler, haciz adresinin borçlu şirkete 2007 yılında kiralandığı ve kira sözleşmesi ile teferruat listesinin de tapuya şerh verildiği gözetilerek kiralandığı yıl ile haciz yapılan 09.03.2017 tarihi de dikkate alınmak suretiyle tek tek karşılaştırılmasının yapılarak listedeki menkullerin hacizli mallara uygunluğu belirlenmek suretiyle Yargıtay denetimine elverişli uzman bilirkişi raporu alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.