8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2019/3078 E. , 2021/3771 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Diyarbakır 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2018 tarihli ve 2016/975 Esas, 2018/436 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/(1)-b.1 uyarınca esastan reddine şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacılar vekili; Diyarbakır ili, Kocaköy ilçesi, (eski 117) 159 parsel sayılı taşınmazın mülkiyetinin davalı Hazineye ait olduğunu, müvekkilleri tarafından taşınmaz üzerinde hayvan barınağı, tandır, depo, kümes gibi yapıların inşa edildiğini, çekişme konusu yerin dava dışı Diyarbakır DSİ tarafından baraj yapımı için istimlak alanına dahil edildiğini belirterek arazi üzerindeki mütemmim cüzlerin varlıklarının, niteliklerinin, yüzölçümlerinin ve zilyetlerinin tespitinin yapılmasını istemiştir.
Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın tahsis değişikliği kararı alınan 30.05.2012 tarihine kadar 117 parsel numarası ile mera vasfında olduğunu, 21.12.2015 tarihi itibariyle de 159 parsel numarasıyla göl alanı niteliğiyle Hazine adına tescil edildiğini, akabinde 29.04.2016 tarihinde Ambar Barajı Gölet alanı içinde kalması nedeniyle DSİ 10.Bölge Müdürlüğüne tahsisinin yapıldığını, 4342 sayılı Mera Kanunu'nda; orta mallarının devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunun, mera, yaylak ve kışlakların özel mülkiyete geçirilemeyeceğinin, amacı dışında kullanılamayacağının, zamanaşımı uygulanamayacağı ve sınırlarının daraltılamayacağının hüküm altına alındığını, dava konusu taşınmaz üzerindeki yapıların baraj gölü altında kalıp kalmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtilerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu (eski 117) 159 parselde kain taşınmazın tapulama tutanaklarına göre mera vasfında olduğu; bu vasfını 21.12.2015 tarihine kadar sürdürdüğü; 21.12.2015 tarihinde ifraz işlemi ile ''göl alanı'' olarak ... adına tescil edildiği; yerin Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün 29.04.2016 tarihli ve 12215 sayılı yazısı ile DSİ 10.
Bölge Müdürlüğüne tahsis işleminin gerçekleştirildiği, inşaat bilirkişi raporuna göre taşınmaz üzerindeki yapıların 7-8 yıl önce yapıldığı, ziraat bilirkişi raporuna göre ise taşınmaz üzerindeki ağaçların 10-12 yaşlarında olduğunun tespit edildiği; bu tespitlere göre de yapı ve ağaçların meydana getirildikleri tarih itibarıyla taşınmazın mera vasfını devam ettirdiği belirtilerek, mera parseli üzerinde meydana getirilen muhdesatlara yasallık sağlayacak şekilde tespit kararı verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar vekilince istinaf edilmiştir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi’nin 25.02.2019 tarihli ve 2018/1169 Esas, 2019/201 Karar sayılı ilamıyla; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ilke ve olgular karşısında, mera parseli üzerindeki muhdesatlara yasallık sağlayacak şekilde tespit kararı verilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı değerlendirilerek, davacılar vekilinin istinaf talebi esastan reddedilmiştir. Bölge Asliye Mahkemesi kararına karşı ise yine davacılar vekilince temyiz yoluna başvurulmuştur. Dava, kamulaştırma hukuki yararına dayalı muhdesatın tespiti istemine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davaya konu 117 parsel sayılı taşınmazın 20.09.1979 tarihinde kesinleşen kadastro sonrası mera vasfıyla 138.750 m2 olarak tescil edildiği, 20.301,87 m2’lik kısmı ile ilgili Ambar Baraj Göleti içerisinde kalması nedeniyle 30.05.2012 tarihinde İl Mera Komisyonu kararı sonucu tahsis amacı değişikliği yapıldığı, 21.12.2015 tarihinde yapılan ifraz sonucu da 20.301,87 m²'lik kısmın göl alanı olarak 159 parsel numarasıyla ... adına tescil edildiği, 29.04.2016 tarihinde ise göl alanı olarak kullanılmak üzere DSİ Genel Müdürlüğüne kesin tahsisinin yapıldığı, keşif sonrası alınan bilirkişi raporlarına göre; 159 parsel üzerinde yapılar ve ağaçlar olduğu, yapıların hiçbirisinin incelenen hava fotoğrafına göre 2011 Eylül ayı itibarıyla bulunmadığı ve büyük kısmının yaklaşık 6 yaşında olduğu, yapılar dışındaki alanların ise çeşitli meyve bahçesi ve sebze türleri yetiştirmede kullanıldığı, taşınmaz üzerindeki meyve ve yemiş ağaçlarının ise 10-12 yaşlarında olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını da kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad.718). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir.
Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK mad.722, 724 ve 729), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK mad. 106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad. 114/1-h, 115).
Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da hukuki değer verilemeyeceği gözönünde bulundurulmalıdır.
Bunun yanında, talebin niteliği gözetilerek davacıların talebinin bir yandan da mülkiyet hakkının ihlali açısından incelenmesi gerektiğinden (Anayasa Mahkemesinin 29.05.2019 tarihli ve 2016/58283 numaralı ... başvurusu), davacıların, Hâzineye ait ve özel mülkiyete konu olamayacak bir taşınmazı kullanması sebebiyle haksız zilyet durumunda olduğu açık olmakla birlikte, mülkiyet hakkı sahibi davalı tarafça davacıların taşınmazdan tahliyesi yoluna gidilip gidilmediğinin, ecrimisil bedeli tahsil ettirilip ettirilmediğinin, davacıların yapı yaparak ve/veya ağaç dikerek, yetiştirerek taşınmazı kullanması nedeniyle muhdesatların davacılar yararına ekonomik bir değeri bulunduğundan, yapılar ve ağaçlar yönünden davacıların Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunmaya değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığı, yapılan müdahalenin kanunilik ölçütünü taşıyıp taşımadığı, müdahalede kamu yararına dayalı bir amaç olup olmadığı hususları yanında davacıların mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi, bu değerlendirmede ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğunun gözetilmesi, özellikle kamusal makamların tutum ve davranışlarının inceleme konusu yapılması, olayın gelişiminde kamu makamlarının edilgen tutumu sebebiyle bütün zarara tek başına davacıların katlanması sonucuna yol açılıp açılmayacağının, şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyip yüklemeyeceğinin, davacıların mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil dengenin davacılar aleyhine bozulup bozulmadığının ve müdahalenin ölçülü olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Somut olayda, Mahkemece; davacıların tespitini istediği muhdesatların, yapıldığı veya dikildiği tarih itibariyle mera niteliğinde olan (eski 117) 159 parsel sayılı taşınmaz içerisinde yer aldığından bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmaz hakkında kamulaştırma ile ilgili kayıt ve belgelerle, kamulaştırma haritasının dosya içerisinde olmadığı, sadece fen bilirkişisince kamulaştırma alanı sınırları gösterilmiş bir krokinin bulunduğu, bu durumun denetim için yeterli olmadığı, bu doğrultuda davada sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle kamulaştırma haritası ve kadastro paftasının getirtilmesi, taşınmaz başında uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapılması, özel mülkiyete konu olamayacak bu gibi yerlerde meydana getirilen muhdesatlara değer verilemeyeceğinin ve bu muhdesatların tespitinin istenemeyeceğinin gözden uzak tutulmaması, yerel bilirkişi yardımı ve fen bilirkişi eliyle kadastro paftası ve kamulaştırma haritası ölçekleri eşitlenerek zemine uygulanması, bu yolla muhdesatların üzerinde bulunduğu taşınmazın gerçekten kamulaştırma alanı içinde kalıp kalmadığının, davacıların tespit davası açmakta hukuki yararı bulunup bulunmadığının belirlenmesi, açıklandığı üzere bu muhdesatlara hukuken değer verilemeyeceğinin dikkate alınmasının yanında, özellikle yukarıda yazılı mülkiyet hakkının ihlali bakımından da inceleme ve araştırma yapılarak; davalı mülkiyet hakkı sahibi Hazinenin, davacıların bu haksız kullanımına karşı suskunluk ve eylemsizliği var ise bunun davacıları meşru bir beklenti içerisine sokup sokmayacağının değerlendirilmesi; bu hususları gösterir denetime elverişli rapor alınması ve nihai olarak toplanan ve toplanacak tüm delillerin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.