Hukuk Genel Kurulu
Hukuk Genel Kurulu 2018/1095 E. , 2021/1676 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1.Taraflar arasındaki “karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 11. Aile Mahkemesince verilen her iki davanın da kabulüne ilişkin karar tarafların temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2.Direnme kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3.Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4.Davacı-karşı davalı vekili 13.01.2015 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 21.04.1992 tarihinde evlendiklerini, ... isminde ortak bir çocuklarının bulunduğunu, davalının son üç yıldır oğlundan ve eşinden bağımsız bir yaşam sürdürdüğünü, “artık seninle olmak istemiyorum” diyerek ortak yaşamı sonlandırdığını, birlik görevlerini yerine getirmemesi nedeni ile evde yatılı bir hizmetçi istihdam etmek zorunda kaldıklarını, aile bütçesine gereken özeni göstermediğini, eşi hakkında “bu adam manyak, mükemmeliyetçi, şüpheci, her şeyime karışıyor” şeklinde sözler söylediğini, çalışmak yerine tüm zamanını bir takım kurslarda, derneklerde ve arkadaşları ile gezerek geçirdiğini, yaşanan en küçük olayda “seni kapının önüne koyarım” şeklinde tehdit ettiğini, eve geç geldiğini, bazı geceler hiç gelmediğini, sorulduğunda açıklama yapmadığını, evin geçimine katkıda bulunmadığını, LYS sınavına giren çocuğunun yanında olmak yerine Abant'a gittiğini ve oradan “ruhum seninle beraber” diye mesaj gönderdiğini, tuttuğu not defterinde müvekkilini bir böcek olarak nitelendirdiğini, yeni bir sevgili istediği yolunda ifadeler kullandığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, velayetin babaya verilmesine, müvekkili yararına 100.000TL maddi, 200.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5.Davalı-karşı davacı vekili 26.01.2015 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, erkeğin evlilik süresince eşine ekonomik ve psikolojik baskı uyguladığını, çocuğun gözünde anneyi küçük düşürme çabası içinde olduğunu, bunun sonucunda çocuğun bile annesini azarlamaya suçlamaya başladığını, müvekkilini boşanma durumunda velayetle tehdit ettiğini, tarafların malvarlığının düğünde takılan ziynet eşyalarının bozdurulması ile elde edilen paranın borsada değerlendirilmesi sonucu edinildiğini, ailesi ile ilişkisine hep kısa süreli izin verildiğini, dernek çalışmaları nedeniyle yapılan etkinlikleri aşağıladığını, edinilen malvarlıklarının kullanım hakkının davacıda olduğunu, ekonomik olarak baskı altında kalan müvekkilinin mecburen organizasyon işleri yaptığını, Zekeriyaköy Türk Müziği Topluluğunu eşinin bilgisi dahilinde kurduğunu, ayrıca 2 yıldır geçimini sağlamak için Ali Akkanat Anadolu Lisesinde müzik ve resim öğretmenliği yaptığını, Büyükşehir Belediyesi adına düzenlenen festivallerde konser organizatörü olduğunu, tüm bunları eşinin bildiğini, davacı tarafından kandırılarak arabasının elinden alındığını, bu sebeple bazı geceler zorunlu olarak arkadaşında kaldığını, tüm bunların gelinen aşamada kötü niyetli olarak kullanılmaya çalışıldığını, bahsedilen notların kişisel gelişim seminerinde kendine ait geri bildirim aracı olarak kullanılmak üzere tutulmuş bir defterden alındığını, bunun nefes seminerinin zorunlu bir unsuru olduğunu, kişinin içinde yaşadığı sorunların çözümünü kendi içinde bulması gerektiği şeklindeki öğretinin sonucunda eşi ile ilişkilerinde var olan huzursuzluğun sebeplerini araştırma ve buna çözüm üretmek adına yapılan çalışmanın bu davada kullanılmasının hukuka aykırı delil olduğunu ve itibar edilemeyeceğini, sevgili ibaresinin tasavvuf grubunda geliştirilen “ALLAH” sevgisi olduğunu, tarafların evliliğinde aile birliğinin temel unsurlarından olan güven hususunun hiç bir zaman sağlanamadığını, davranış bozukluğu, taşıdığı korku ve endişeler nedeniyle sürekli planlı ve hesaplı hareket eden erkeğin eşini maddi-manevi zarara uğratacak tedbirlerle yaşadığını, ortak çocuk ile anneyi birbirinden ayırdığını, güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu, bankadaki parayı müvekkilinden habersiz kendi hesabına aktardığını ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 10.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 3.000.000TL maddi ve 5.000.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6.İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 05.12.2014 tarihli ve 2011/682 E., 2014/755 K. sayılı kararı ile; tarafların 21.04.1992 tarihinde evlendikleri, ortak bir çocuklarının bulunduğu, başlangıçta normal şekilde yürüyen evliliğin erkeğin eşine baskıcı davranması, eşini kontrolü altında tutma isteği, ilk eşinden ayrılma sebebi nedeniyle kadına güven duymakta zorlandığı, hatta eşini kolay kontrol edebilmek amacıyla cep telefonu dahi almadığı, ekonomik şiddet uyguladığı, hesap ekstrelerini kontrol ettiği, bu şekilde eşini kontrol altında tutarken kendi şahsına aşırı harcamalar yaptığı, taraflar arasındaki anlaşmazlığın bu şekilde başladığı, kadının eşine boşanmak istediğini söylemesi üzerine eşler arasındaki ilişkinin zedelendiği, bundan sonra gelişen olaylarda erkeğin eşine herkesin yanında “geri zekalı” gibi aşağılayıcı sözler söylediği, eşi tarafından azledilmesine rağmen bankada bulunan parayı virman yoluyla kendi hesabına aktardığı, eşinin kullandığı aracı tamir ettireceğini söyleyip elinden alarak sattığı, boşanma sürecinde şirket hisselerini devrettiği, eşi ile birlikte yaşarken eşini yok saydığı, eşinin özel sağlık sigortasını habersiz şekilde iptal ettirerek eşini zor duruma soktuğu, ayrıca “ortak evde yatak odasında kadın saçı bulunması suretiyle” bir başka kadınla güven sarsıcı davranışta bulunduğu, buna karşılık kadın eşin; karşılıklı da olsa eşine hakaret ettiği, meditasyon seanslarında eşine hoş olmayan benzetmelerde bulunduğu, meditasyon çalışmalarında aldığı notları eşinin görmesine sebebiyet vererek eşini üzdüğü, böylece boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki davanın da kabulü ile tarafların boşanmalarına, davacı-karşı davalının yasal şartları oluşmadığından tazminat taleplerinin reddine, kadın yararına 3.000TL tedbir-4.000TL yoksulluk nafakası ile 70.000TL maddi ve 30.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.
8.Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 07.03.2016 tarihli ve 2015/13231 E., 2016/4390 K. sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kadının tüm, davacı-karşı davalı erkeğin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2.Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu kabul edilerek davalı-karşı davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) hükmolunmuş ise de; yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davacı-karşı davalı erkeğin, eşine ''nankör'' diyerek hakaret ettiği, ortak çocukla birlikte toplam üç kişi yaşanılan evde çalışan yardımcı kadına iki kişilik yemek hazırlamasını söyleyerek eşini evlilik birliğinden dışlayıcı davranışlar sergilediği, eşinin mutfak harcamalarında kullandığı parayı eşine vermemek, eşinin yaptığı harcamaları sürekli denetlemek, kayden kendisine ait ancak eşinin kullanımında olan aracı eşinin haberi olmaksızın satmak ve eşine ait banka hesaplarından vekillikten azledildikten sonra kendi hesabına para aktarmak suretiyle ekonomik yönden eşinin güvenini sarstığı ve ekonomik gücünü kullanarak eşi üzerinde baskı uyguladığı, buna karşılık davalı-karşı davacı kadının da tuttuğu günlüklerde eşi ile ilgili hakaretamiz ifadeler kullandığı, sevmediği eşinin hayatındaki engel olduğunu günlüğüne yazdığı, eşine “köylü, kaba, korkak” diyerek hakaret ettiği ve aşağıladığı, bazı günler eve geç gelerek bazı günler ise gelmeyerek evi, eşi ve çocuğu ile ilgilenmediği anlaşılmaktadır. Her iki eş de diğer tarafın başka kişilerle görüşmek suretiyle güven sarsıcı davranışlar sergilediğini iddia etmiş ise de; toplanan delillerle tarafların güven sarsıcı davranışları kanıtlanamamış olup, kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Davacı-karşı davalı erkeğin eşine “geri zekâlı” diyerek hakaret ettiği kendisine kusur olarak yüklenmiş ise de, toplanan delillerden bu fiilin 2006 yılında gerçekleştiği, sonrasında evlilik birliğinin uzunca bir süre daha devam ettiği anlaşılmakta olup, kadının bu olayı affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylar taraflara kusur olarak yüklenemez. Gerçekleşen bu olaylara göre tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata hükmolunamaz (TMK m. 174/1-2). Hal böyleyken, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
3.Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz (TMK m. 175). Mahkemece davalı-karşı davacı kadının emekli maaşı dışında düzenli gelirinin bulunmadığı ve tarafların ortak oldukları iki ayrı işyerinde davacı-karşı davalı erkek lehine intifa hakkı bulunması nedeniyle kadının bu taşınmazların gelirinden yararlanamadığı gerekçesiyle davalı-karşı davacı kadın yararına aylık irat şeklinde 4.000,00 TL yoksulluk nafakasına hükmolunmuştur. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı kadının 1.015,00 TL emekli maaşı aldığı, TRT ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlara konser organizasyonları gerçekleştirdiği ve tanıklarının beyanlarına göre bu organizasyonlardan gelir elde ettiği, davacı-karşı davalı ile ortak oldukları ve davacı-karşı davalı erkek lehine intifa hakkı tanınan toplam değeri 4.900.000,00 TL olarak belirlenen iki adet işyerinde ½ şer payının bulunduğu, değeri bilirkişi tarafından 1.900.000,00 USD olarak belirlenen tarafların fiili ayrılık öncesi birlikte oturdukları konutta da ½ oranında payının bulunduğu, belirlenen bu duruma göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeyeceği anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmamıştır. O halde kadının yoksulluk nafakası isteminin reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir,...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı:
9.İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 30.11.2017 tarihli ve 2017/506 E., 2017/794 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma ilamı itibariyle bile erkeğin kusurunun kadının kusurundan sayıca daha fazla olduğu, bunun dışında her ne kadar bozma ilamında erkeğin güven sarsıcı davranışının ispat edilemediği belirtilmiş ise de, tanık beyanıyla bu vakıanın sabit olduğu, kadının eşit kusurlu sayılmasına gerekçe olarak gösterilen günlükte yazılı notların, erkeğin kadına uyguladığı baskı sonucu ortaya çıkan huzursuzluğu gidermek amacıyla gittiği meditasyon merkezinde problemin tespiti için önerilen yöntem gereği problemi çözme biçimi olduğu, hakaret kastı taşımadığı, kadının bazı zamanlar da eve gelmemesinin ise aracının eşi tarafından elinden alınmış olması sebebine dayandığı, dolayısıyla kadına kusur olarak yüklenen tüm hususların erkeğin hazırladığı ortamın bir sonucu olduğu, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca kadının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeyeceğine ilişkin bozmaya da; kadının sabit gelirinin sadece 1.015TL emekli maaşından ibaret olduğu, kadın adına kayıtlı taşınmazlardaki hisselerinin tümünde erkeğin intifa hakkı bulunduğu, dolayısıyla kadının bu taşınmazlardan gelir elde etme imkanının bulunmadığı, aylık 10.000 Doların üzerinde kira gelirinin tamamının erkeğin kullanımında olduğu, ikamet edilen konuttan boşanma sonucunda yararlanma imkanının ortadan kalkacağı, organizasyon işinin ise yılda 1-2 iş ile sınırlı olduğu, bu iş nedeniyle vergi mükellefiyetinin tespit edilemediği, bu nedenle gelirinin dahi denetlenme imkânının bulunmadığı, buradan gelecek gelirin kadını yoksulluktan kurtarabilecek mahiyette olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi:
10.Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK
11.Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık somut olayda; (1) Boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre davalı-karşı davacı eş yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 174. maddesinde yazılı maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı, (2) Davalı-karşı davacı eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE A)
Boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre davalı-karşı davacı eş yararına TMK’nın 174. maddesinde yazılı maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı ilişkin olarak yapılan değerlendirmede;
12.Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
13.Bilindiği üzere TMK’nın “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin 1 ve 2. fıkraları; "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” hükmünü taşımaktadır.
14.Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü, somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş olması nedeniyle evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime çok geniş takdir hakkı tanımıştır. Bu bağlamda evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası açan davacının, davasının kabul edilerek, boşanma kararı elde edebilmesi için iki koşulun gerçekleştiğini kanıtlamış olması gerekir. Bunlardan ilkinde davacı; kendisinden, evlilik birliğinin devamı için gereken “ortak hayatın sürdürülmesi” olgusunun artık beklenmeyecek derecede birliğin temelinden sarsıldığını, ikinci olarak “temelden sarsılmanın” karşı tarafın kusurlu davranışları sonucu gerçekleştiğini ispatlamak zorundadır.
15.Belirtmek gerekir ki; söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki “birlik artık sarsılmıştır” diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m. 2). Nitekim benzer ilkeye Hukuk Genel Kurulunun 04.12.2015 tarihli ve 2014/2-594 E., 2015/2795 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Bu durumda kusur ilkesine göre genel sebeple (TMK m. 166/1) boşanmaya karar verebilmek için davalının az da olsa kusurlu olması gerekir.
16.Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir.
17.Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır.
18.Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir.
19.Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder.
20.Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir. Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlal edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Haksız fiil tazminatının temel unsuru olan “gerçek zararın belirlenmesi” koşulu, Aile Hukuku’nda, Borçlar Hukuku’ndaki düzenlemeden farklıdır. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada gerçek zararı tam olarak belirlemek zordur. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen eşe uygun bir tazminat verileceğini açıklamıştır. Bu nedenle hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ve tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını dikkate alarak takdir hakkını kullanmalıdır.
21.Yapılan açıklamalar ışığında eldeki davaya gelince; tarafların 21.04.1992 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten bir ortak çocuklarının bulunduğu, Mahkemece erkek eşe kusur olarak yüklenen herkesin yanında eşine “geri zekâlı” şeklinde hakaretinin tanık olarak dinlenen Elif’in beyanından 2006 yılında, azledilmesine rağmen bankada bulunan parayı virman yoluyla kendi hesabına aktarmasının 03.03.2009 tarihinde, eşinin kullandığı aracı tamir ettireceğini söyleyip elinden alarak vekâleten satmasının 08.12.2003 tarihinde ve şirket hisselerini devretmesinin ise 07.12.2009 tarihinde gerçekleştiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmıştır. Yaşanılan bu olaylardan sonra evlilik birliği uzunca süre devam etmiş, erkek tarafından asıl dava 09.09.2011, kadın tarafından karşı boşanma davası ise 07.12.2011 tarihinde açılmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki; “Af” sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (HGK’nın 14.03.2019 tarihli ve 2017/2-2067 E., 2019/296 K. sayılı kararı). Somut olayda da; kadın eşin gerçekleşen bu olaylar sonrasında uzunca bir süre daha evlilik biriliğini devam ettirdiği göz önüne alındığında kadının bu olayları affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı anlaşılmış olup, affedilen veya hoşgörü ile karşılanan bu olayların tarafa kusur olarak yüklenemeyeceği tartışmasızdır.
22.Mahkemece; erkek eşe yüklenen “güven sarsıcı davranışın” gerçekleşip gerçekleşmediği yönündeki incelenmede ise; bu vakıanın tarafların evinde çalışan ve tanık olarak dinlenen ...’nin “…2011 yılı yaz aylarıydı, Mustafa bana Fikret' in kendi yatak odasında yattığını, yatak çarşafını değiştirmemi söyledi bende değiştirdim, yatakta bulduğum saç siyah uzun saçtı,…” şeklindeki beyanından sabit kabul edildiği anlaşılmaktadır. Tanık delili;
HMK’nın 240 ilâ 265. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, bu delil, koşullarını ve hükümlerini kanunun tayin etmediği, hâkimi bağlamayan, hâkimin üzerinde serbestçe takdir hakkını kullanabildiği bir delildir. Hâkimin; tanık delili altında yer alan beyanları hükmün gerekçe bölümünde serbestçe takdir ederken, sadece kendi vicdani kanaatinden bahsetmesi yeterli olmayıp ayrıca dinlenen tanığın ifadesinin, hangi nedenlerle hükme esas alınıp alınmadığını da belirtmesi gerekmektedir. Kadın eş tarafından dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında sadakatsizlik vakıasına açıkça dayanılmadığı gibi bu iddia, tanığın dinlendiği 23.05.2012 tarihli duruşmadan sonra verilen 02.10.2012 tarihli “tanık beyanlarına karşı beyan” dilekçesinde “dava açılmadan üç yıl önce gerçekleşen bir ihanet” iddiası olarak ileri sürülmüştür. Hükme esas alınan tanık beyanının, diğer tanık Elyase Yıldırım’ın beyanları ile çelişki yaratması nedeniyle sorulan soruya ise “…saçı da, yatak odasında yerde gördüğümü söyledim ancak yatakta gördüğümü söylemedim, biz kadın kadına konuştuk bunun büyütülecek bir tarafı yoktur,…” şeklinde cevap vermiştir. Hâl böyle olunca mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen güven sarsıcı davranışa ilişkin bu beyanın TMK’nın l66. maddesinde yazılı temelden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan soyut, yer ve zaman içermemesi nedeniyle inandırıcı olmadığı gibi beyanın olayın gerçekleştiği iddia edilen tarihle de uyuşmadığı belirgin olup, kusur olarak yüklenemez.
23.Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; erkeğin eşine “nankör”, kadının ise “köylü, kaba, korkak” diyerek eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine hakaret ettikleri, bunun dışında erkeğin ortak çocukla birlikte sergilediği davranışlarıyla eşini evlilik birliğinden dışladığı, eşine ekonomik ve psikolojik baskı uyguladığı, buna karşılık kadının da tuttuğu günlükte eşi hakkında aşağılayıcı nitelikte ifadeler kullandığı, eşini sevmediğini ve hayatına engel olduğu yönündeki düşüncelerini günlüğüne aktardığı, bunların tanık olarak dinlenen ...’nın “…Canan bana gelerek gecen sefer araya girdin Mustafa ile bir araya geldik, ben Mustafa’yı istemiyorum bu olayı kafamda bitirdim özgür olmak istiyorum, kendime dilediğim gibi bir yeni hayat kuracağım bir daha araya girme, bunu da başkasından duyarsan üzülürsün, ben söylüyorum sana böyle bir olay olduğunda karışma,…” şeklindeki beyanıyla örtüştüğü, bunun dışında bazı günler eve geç gelerek bazı günler ise gelmeyerek evi, eşi ve çocuğu ile ilgilenmediği açıktır. Gerçekleşen bu kusurlu davranışlar karşılaştırıldığında tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Hâl böyle olunca erkek eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın eş yararına maddi ve manevi (TMK m.174/1-2) tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
24.Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; erkek eşin boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu, dolayısıyla direnme kararının kusur belirlemesi yönünden gerekçesinin isabetli olduğu, mahkemece bu yönlere ilişkin olarak verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
25.O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. B) Davalı-karşı davacı eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceği ilişkin olarak yapılan değerlendirmede ise;
26.Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi malî kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
27.Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, T./Ateş, D., Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).
28.Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünüldüğünden, yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek olamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacını taşıyan yoksulluk nafakası, hiçbir surette nafaka yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmamalıdır.
29.Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosyada mevcut ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre kadının emekli olduğu ve düzenli maaşının bulunduğu, oğlu ile kendi adına ½ paylı İstanbul/Zekeriyaköy’de kayıtlı tripleks evinin olduğu ve bu evde yalnız yaşadığı, yine tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin 06.08.2013 tarihli bilirkişi raporuna göre eşi ile kendi adına ½ paylı iki adet işyerinin bulunduğu, tanık beyanlarında açıkça yer aldığı üzere TRT ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kurumlara konser organizasyonları gerçekleştirdiği ve bu işten gelir elde ettiği dolayısıyla kadının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceğinden söz edilemeyeceği belirgin olup, kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesi yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
30.O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
31.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile;
1.Boşanmaya sebep olan olaylardaki kusur belirlemesi ve buna bağlı tazminatlara ilişkin direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı oy çokluğu ile (III-A),
2.Yoksulluk nafakasına hakkında verilen direnme kararının ise Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı oy birliği ile (III-B), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde karar verildi.