1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2009/10046 E. , 2009/11700 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : SİVAS 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/06/2009
NUMARASI : 2008/307-2009/201
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapması için dava dışı oğlunu vekil tayin ettiğini ancak 4 parsel sayılı taşınmazdaki payının vekil tarafından kayın biraderinin oğluna muvazaalı olarak satış suretiyle temlik edildiğini, karşılığında kendisine hiçbir ödeme yapılmadığını ileri sürerek tapu iptal ve tescile karar verilmesini istemiştir. Davalı, satışın gerçek olduğunu, davanın vekile yöneltilmesi gerektiğini belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddianın kanıtlanamadığı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hakimi raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Duruşma isteği değerden reddedildi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının 30.7.2008 tarihinde dava dışı oğlu İ. S..’i vekil tayin ettiği ve vekilin 15.10.2008 günü, davacının maliki olduğu 4 sayılı parseldeki payını davalıya satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir.
Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Nevarki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır. Somut olaya gelince; gerçekten de parsel numarası belirtilmek suretiyle çekişme konusu taşınmazın satışı konusunda dava dışı İ..’in vekil tayin edildiği ve onun da taşınmazı davalıya satış suretiyle temlik ettiği kayden sabittir. Nevar ki, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin dosyaya bildirdikleri deliller mahkemece toplanmamış ve tanıklar dinlenmeden sonuca gidilmiştir. Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde araştırma yapılarak tarafların tüm delillerinin toplanması ve değerlendirilmesi,sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken , eksik soruşturma ile yetinilip yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428.maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.11.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.