1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2010/1986 E. , 2010/3234 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : MALATYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/11/2009
NUMARASI : 2009/156-2009/487
Taraflar arasında görülen davada;Davacı, kayden paydaş olduğu 1 parsel sayılı taşınmazdaki ailesi tarafından inşa edilen camiye davalı şirketin izin almaksızın baz istasyonu kurmak suretiyle elattığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve baz istasyonunun kaldırılmasını istemiştir. Davalı, dava konusu camiinin kamu malı olması nedeniyle davacıya husumet düşmeyeceğini bildirip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davcaının aktif husumet ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi ....raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dosya içeriği ve toplanan delillere göre çekişme konusu 1 parsel sayılı taşınmazda davacının dava dışı kişilerle kayden paydaş olduğu, dini ve sosyal hizmet vakfı ile davalı şirket arasında baz istasyonu kurulması konusunda kira sözleşmesi yapıldığı , davacının sözleşmede taraf olmadığı gibi bir muvafakatının da bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; Türk Medeni Kanununun 683. maddesinde aynen “Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı her türlü elatmanın önlenmesini de dava edebilir” düzenlemesine yer verilmiş, 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunun 35. maddesinde de cami ve mescitlerin Diyanet İşleri Başkanlığının izni ile açılıp, başkanlıkça yönetileceği, gerçek ve tüzel kişilerce yapılarak izinli veya izinsiz olarak ibadete açılmış bulunan camilerin yönetiminin üç ay içinde Diyanet İşleri Başkanlığına devredileceği hükmü öngörülmüştür. Bu düzenlemeler karşısında Diyanet İşleri Başkanlığının camilerin ancak yönetim ve denetim işlerini yapma görevine haiz olduğu görülmektedir.
Anılan 633 Sayılı Yasa hükmüne göre cami ve mescitlerin yönetiminin Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmesi ve mülkiyet yönünden ilgili kuruluşlar adına tescili gerekiyor ise de, bu hükümlerin bir iptal ve tescil davasında gözetileceği nedeniyle kayıt iptali kadar geçerli olduğundan sicil kaydının sağladığı mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerin kullanılmasına engel değildir. Bu nedenle , taşınmazda kayden paydaş olan davacının dava açma sıfatına sahip olduğu tartışmasızdır. Hal böyle olunca, yukarıda belirlenen olgular gözetildiğinde, işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.3.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.