1. Hukuk Dairesi
1. Hukuk Dairesi 2012/2467 E. , 2012/5427 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ECEABAT ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 05/10/2011
NUMARASI : 2011/44-2011/54
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan tapu iptali ve elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davacı Hazine vekilince süresinde temyizi üzerine dosya incelendi Tetkik Hakimi raporu okundu açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, 3621 sayılı Yasadan kaynaklanan tapu iptali, sicil kaydının kütükten terkini ve elatmanın önlenmesi isteklerine ilişkin olup, önceden yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın temyizi üzerine Dairece, 14.03.2009 tarihinde yürürlüğe giren 5841 sayılı Yasa hükümleri uyarınca hak düşürücü süreden dolayı davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozma ilamına uyulduktan sonra davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmiş, bu defa 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Yasanın 16. maddesiyle 3402 sayılı Yasanın 36. maddesi hükmüne bazı ilaveler getiren 36/A maddesi hükmüne göre kadastro işlemleri sebebiyle açılan davalar nedeniyle avukatlık ücretinden davalı tarafın sorumlu tutulup tutulamayacağı hususunun değerlendirilmesi gereğine değinilerek karar bozulmuş, bu kez mahkemece, anılan yasanın Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarih 2009/31 E. 2011/77 K. sayılı kararı ile iptal edildiği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, çekişme konusu taşınmazın kadastro çalışmasında 28.4.1972 tarih 307 sayılı tapu kaydına dayalı olarak davalı adına tespit edildiği, dayanak tapu kaydının ise eldeki davalı tarafından Hazine hasım gösterilmek suretiyle açılan davada Eceabat Asliye Hukuk Mahkemesinin 1967/123 esas 1971/276 karar sayılı 7.12.1971 tarihli kararı ile davalı adına tescil edildiği ve 19.2.1972 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, öncelikle çözüme kavuşturulması gereken hususun, HUMK'nun 237. maddesinde (6100 sayılı Kanunun 303 maddesi) düzenlenen "kesin hüküm oluşup oluşmadığı" noktasında toplandığı kuşkusuzdur. Kesin hükümden söz edilebilmesi için, kesinleşen hükümdeki taraflarla, dava konusunun ve dava sebebinin aynı olması gerekeceği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere; Türk Medeni Yasasının 713 (eski Medeni Yasanın 639.maddesi) maddesine göre zilyetliğe dayanan tescil davaları Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliğine karşı açılır. Bunun nedeni ise, Hazinenin arzın tabi maliki olması ve 743 sayılı Medeni Yasada 09.03.1954 tarihinde 6333 sayılı Yasa ile yapılan değişikliktir. Kaldı ki, bu kural 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 713.maddesinde de aynen benimsenmiştir. Bunun yanında; kıyılar kamunun ortaklaşa yararlandığı yerler olup, özel mülkiyete konu teşkil etmezler. (Anayasa Mad. 43, 3402 sayılı Yasa Mad. 16/C) Ne varki, Hazinenin de tarafı olduğu bir ilam ile taşınmazın özel mülkiyete konu teşkil ettiği benimsenerek bir tescil hükmü kurulur ve taşınmaz hakkında bir sicil kaydı tesis edilirse, artık bu kararın Hazineyi bağlamayacağından söz edilemez.
Öte yandan; kesin hüküm, kamu düzenine ilişkin olduğundan ve re'sen gözetilmesi gerektiğinden somut olayda, aleyhe bozma yasağı ilkesinin de uygulanma yeri bulunmadığı izahtan varestedir. Hal böyle olunca; davalının dayandığı tapu kaydı tescil ilamı ile oluştuğuna göre, öncelikle tescil ilamının krokisi uygulanması suretiyle TMK'nun 719. ve 3402 sayılı Yasanın 20. maddesi hükmü uyarınca tapu kapsamının saptanması ve belirlenen durumun krokiye yansıtılması, kayıt kapsamının veya bir bölümünün kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığının anlaşılması halinde kararın tarafı olan Hazineyi bağlayacağının düşünülmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi için karar bozulmalıdır. Davacı Hazinenin, temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle(6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.'nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 09.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.