Esas No
E. 2009/5929
Karar No
K. 2010/3431
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku
Aramaya Dön
YARGITAY

7. Hukuk Dairesi

E. 2009/5929 K. 2010/3431 T.
Karar Sonucu KABULÜNE
Resmî Atıf Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2009/5929, K. 2010/3431, T. 03.06.2010
PDF DOCX UDF
Karar Künyesi
Mahkeme
Yargıtay
Daire
7. Hukuk Dairesi
Esas No
2009/5929
Karar No
2010/3431
Karar Tarihi
03.06.2010
Dava Türü
Hukuk
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku
Karar Sonucu
KABULÜNE
Karar Metni Tam metin · resmî kaynaktan

7. Hukuk Dairesi         2009/5929 E.  ,  2010/3431 K.

"İçtihat Metni"

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle, temyiz isteminin süresinde olduğu anlaşıldı.Dosya incelendi, dosyadaki belgeler okundu, tetkik hakiminin açıklamaları dinlendi. Gereği görüşüldü:

Kadastro sırasında davaya konu 492 ada 76 parsel sayılı taşınmaz kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı Muhuttin Karaman adına tespit edilmiştir. Davacı ... davaya konu taşınmazın kendisine ait olduğunu, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğinin kendi yararına gerçekleştiğini öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, taşınmazın uzman bilirikişi haritasında (A) harfi ile işaretli 55,45 m2 yüzölçümündeki bölümünün davacı adına, kalan bölümün de tespit gibi davacı adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Mahkemece davaya konu taşınmaz bölümü üzerinde tespit gününde adına tescile karar verilen zilyedi davacı taraf yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş isede, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli değildir.

Bilindiği üzere dava hakkı, kural olarak davaya konu edilen hakkın sahibine aittir. Hak kazanma koşullarının kendi yararına gerçekleştiğini öne süren ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açan davacı tarafın davasının kabulüne karar verilebilmesi için adına tespit yapılan kişi veya kişiler yararına hak kazanma koşullarının gerçekleşmediğinin, bir başka deyişle kadastro tespit tutanağının aksinin kanıtlanması yeterli olmayıp, hak kazanma koşullarının davacı taraf yararına gerçekleştiğinin de kanıtlanması gerekir. Hakkın kazanılabilmesi için bizzat kanun tarafından varlığı veya yokluğu aranan unsurların tümü dava koşuludur. Öğreti ve uygulamada bir hakkın doğumuna engel olan veya ortadan kalkması sonucunu doğuran dava koşullarının defi değil teknik anlamda bir itiraz olduğu, açılan bir davada bu unsurların var olup olmadığının taraflarca öne sürülmese dahi hakim tarafından kendiliğinden incelenmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Orman, mera, yaylak ve kışlaklar, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kayalar, tepeler, dağlar, deniz, göl ve nehirler, kamu malları, kıyı kenar şeridi içinde kalan ve kanunları uyarınca devlete kalan taşınmazlar Anayasa ve kanunlarımızla koruma altına alınarak bu gibi taşınmazların özel mülkiyete konu edilmesi yasaklanmış ve hatta bu taşınmazlardan orman ve mera olanların bitki örtüsünün kaldırılması ve işgali suç kabul edilerek ceza yaptırımına bağlanmıştır. Niteliklerini doğal yollarla kaybetmedikçe veya yetkili idari merciler tarafından nitelikleri değiştirilmedikçe özel mülkiyete konu edilmesi kanunlarla yasaklanmış bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki zilyetliğe, süresi kaç yıla ulaşırsa ulaşsın hukuken değer verilemez ve bu nitelikteki taşınmazlar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile edinilemez. Mahkemeler de böyle bir zilyetliğe yasallık tanıyarak bu nitelikteki taşınmazların kişiler adına tesciline karar veremez. Kadastro sırasında bu nitelikteki taşınmazların gerçek veya tüzel kişiler adına tespit edilmiş olması taşınmazların tespit öncesinde özel mülkiyete konu edilemeyecek yerlerden olduğu ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile edinilemeyeceği gerçeğini değiştirmez. Hal böyle olunca kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak açılan davalarda taşınmazın özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olması davanın kabulüne ve taşınmazın davacı kişiler adına tesciline karar verilebilmesinin ön koşuludur. Gerçek hak sahibi olan hazine veya ilgili diğer kurum ve kuruluşların dava açarak davacı taraf adına oluşacak tapu kaydının iptalini sağlama hakkının bulunması taşınmazın niteliğine ilişkin dava koşulunun gözardı edilmesini, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yolu ile edinilemeyecek taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesini gerektirmez. Davanın reddi halinde gerçek hak sahibi olan hazine veya ilgili diğer kurum ve kuruluşların kanun gereğince zorunlu olarak adına tescil kararı verilmesi gereken davalı taraf adına oluşacak tapu kaydının iptali için ayrıca dava açma haklarının bulunduğu kuşkusuzdur. Açıklanan bu olgular birlikte değerlendirildiğinde kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak açılan davalarda mahkemece davanın kabulü ile taşınmazın davacı taraf adına tesciline karar verilebilmesi için 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmünde öngörülen zilyetlikle taşınmaz edinmeye ilişkin diğer koşullar yanında, taşınmazın niteliğine ilişkin olumlu dava koşulunun da mahkemece kendiliğinden incelenmesi, taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde davacı yararına hak kazanma koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Somut olaya gelince, davaya konu taşınmazın tespitinde bir kayıt ve belge esas alınmamış, taraflarca da yargılama sırasında bir kayıt ve belgeye dayanılmamıştır.

Davacı taraf kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dava açmıştır. Dosya içeriğinde belge ve bilgiler ve özellikle fen bilirkişinin haritalı raporundan taşınmazın bitişiğinde çalılık ve devamında orman bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca az yukarıda açıklanan olgular karşısında davanın kabulüne karar verilebilmesi için öncelikle taşınmazın niteliğine ilişkin dava koşulunun araştırılması, bir başka deyişle davaya konu taşınmazın öncesinde orman olup olmadığının, ormandan açılarak tarla haline getirilip getirilmediğinin duraksamasız belirlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Davanın kişiler arasında olması, bir başka deyişle gerçek hak sahibi olan hazine ve orman idaresinin davada taraf olmaması, davada 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 30/2 maddesi hükmünde öngörülen üç ayrık halden birisinin de bulunmaması nedeniyle gerçek hak sahibine gidilerek taşınmazın orman vasfı ile hazine adına tesciline karar verilemeyecek olması taşınmazın niteliğine ilişkin dava koşulunun gözardı edilmesini ve sadece 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmünde öngörülen dava koşulları ile yetinilerek karar verilmesini gerektirmez. Kazandırıcı zamaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının davacı taraf yararına gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için taşınmazın özel mülkiyete konu edilebilecek yerlerden olduğunun da belirlenmesi gerekir. Ne var ki mahkemece yöntemine uygun bir orman araştırması yapılmadan sadece diğer dava koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek hüküm verilmiştir. Eksik araştırma ve soruşturma ile hüküm verilemez.

Kural olarak mahkemece bir yerin orman veya orman sayılan yerlerden olup olmadığının belirlenebilmesi için yöntemine uygun biçimde orman araştırması yapılması gerekir. Bu araştırmanın orman kadastrosuna tabi tutulan bölgelerde kadastro tespit gününden önce kesinleşmiş olmak koşulu ile orman sınırlandırmasına ilişkin harita ve tutanağın yerine uygulanması ile, aksi taktirde 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü uyarınca yapılması gerektiği kuşkusuzdur.

O halde davada davada sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için davaya konu taşınmazın bulunduğu bölgede orman sınırlandırması ve 6831 Sayılı Yasanın 1744 sayılı Kanunla değişik 2, aynı yasanın 2896, 3302 ve 3373 sayılı yasalarla değişik 2/B maddeleri hükmü uyarınca orman sınırları dışına çıkarma işlemlerinin yapılıp yapılmadığının orman idaresinden sorulması, yapılmış ise bu çalışmalar sonucunda düzenlenen harita, tutanak ve eki belgelerin yönetimsel işlemlerin kesinleşme günlerini de gösterecek şekilde orman idaresinden getirtilmesi, bundan sonra yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişi, fen memuru, ziraat ve orman mühendisi uzman bilirkişiler hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi yardımı uzman fen ve ormancı bilirkişi eliyle kadastro paftası, orman sınırlandırması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri ile ilgili yönetimsel işlemlerin dayanağı harita ve eki belgeler ölçekleri eşitlendikten ve haritalar çakıştırıldıktan sonra yerine uygulanmalı, uygulama yapılırken özellikle haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, taşınmazın bulunduğu bölgede orman sınırlandırması yapılmamış ise taşınmazın orman olup olmadığının belirlenebilmesi için 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1. maddesi hükmü uyarınca orman araştırması yapılmalı, bu inceleme ve değerlendirme yapılırken davaya konu aşınmazın fiziksel yapısı, meyil durumu, komşu taşınmazların eylemli durumu incelenmeli ve taşınmazın komşu taşınmazlarla mukayesesi yapılmalı, komşu taşınmazların tespitinde bir kayıt ve belge esas alınmış ise bu kayıt ve belgelerin davaya konu taşınmaz yönünü ne olarak gösterdiği dikkate alınmalı, taşınmaz hakim tarafından bizzat görülüp gözlenmeli, gözlem keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, fen memuru, ziraat ve orman mühendisi uzman bilirkişilerden keşfi izlemeye, bilirkişi sözlerini denetlemeye yarayacak ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınarak taşınmazın orman olup olmadığı, ormandan açılıp açılmadığı, orman değilse kültür arazisi olup olmadığı, imar ve ihyanın gerçekleşip gerçekleşmediği, belirlenmeli, öte yandan tespitteki olgu ile duruşmalar sonunda belirlenen hukuki olgu dikkate alındığında tutanak ilirkişileri ile mahkemece dinlenilen yerel bilirkişi ve tanık beyanları çeliştiğinden, tutanak bilirkişileri taşınmaz başında dinlenerek bu çelişkinin giderilmesi, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun bir karar verilmelidir.

Mahkemece açıklanan bu olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin ödenen 82,80 TL temyiz harcının istek halinde davalı tarafa iadesine, 03.06.2010 gününde oyçokluğu ile karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ 3402 sayılı Kadastro Kanununun 30.maddesinin 1 ve 2.bentlerine göre “Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe yeniden dinlenmezler. Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.

Kadastro komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının dışında başka mirasçılarında bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür. "Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit edilmezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verilir.” hükmü getirilmiştir. 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 30.maddesi bir bütün olarak 766 Sayılı Kadastro Kanununun 54.maddesi esas alınmak suretiyle daha geniş kapsamlı olarak düzenlenmiştir. Kadastro çalışmaları sırasında bilirkişi ve tanık olarak dinlenen kişilerin beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe bu kişilerin dinlenilmelerine gerek yoktur. Ancak tutanaklardaki beyanı ile mahkemece toplanan deliller arasında çelişki bulunduğu takdirde bunlar yeniden tanık sıfatıyla dinlenebilecektir. 766 Sayılı Tapulama Kanununun 54.maddesindeki davaların uzamasına, sürüncemede kalmasına neden olan hakimin resen araştırma ve inceleme yetkisi sınırlandırılmış, ancak kadastro komisyonlarından 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 10.maddesi hükmüne göre gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden aynı kanunun 5 ve 27.maddesine göre devredilen dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçıların dışında başka mirasçıların bulunduğu anlaşıldığı takdirde resen araştırma ve inceleme yapılarak taşınmaz malın kimin adına tescil edileceği hususu açıklanmıştır.

Dava ve temyiz konusu 492 ada 76 parsel sayılı taşınmaz tarla niteliği ile kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davalı ... adına tespit edilmiştir.

Davacı ... aynı nedene dayanarak dava açmış, mahkemece yapılan yargılama sonucu taşınmazın (A) harfi ile işaretli bölümü üzerinde davacı yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiği belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de mahalli bilirkişi, tanık beyanları ile tutanak bilirkişilerinin beyanları çeliştiği halde tutanak bilirkişileri dinlenilmeden ve keşifte ziraatçi bilirkişi getirtilip bilgisine başvurulmadan hüküm kurulmuştur.

Kişiler arasında görülen davada 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 30/1.maddesi hükmüne göre tutanak bilirkişilerinin beyanları ile mahalli bilirkişi ve tanık beyanları çeliştiği takdirde tutanak bilirkişilerinin dinlenmesi keşfe ziraatçi bilirkişi götürülmesi gerekir. Bozma gerekçesinde bu hususla yetinilip ayrıca dosyada orman idaresi ve hazine taraf olmadığı halde çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi az yukarıda izah edilen nedenlerle resen orman araştırması yapılması ile ilgili bozma gerekçesine katılmıyorum. Kuşkusuz kadastro mahkemesinde dava devam ettiği sürece orman idaresi ve hazinenin usulüne uygun olarak davaya katılmaları mümkün olduğu gibi kadastro mahkemesindeki dava dosyası kesinleştikten sonra 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 12/3.maddesine göre 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde genel mahkemede dava açma hakları da saklıdır. Açıklanan nedenlerle hazine yada orman idaresinin taraf olmadığı somut olayda mahkemece resen orman araştırması yapılması yönünde çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

İlgili Mevzuat & Etiketler
KABULÜNE Yargıtay Hukuk Gayrimenkul Hukuku 766 sayılı Tapulama Kanunu 6831 sayılı Yasanın 1744 sayılı Kanunla değişik 2, aynı yasanın 2896, 3302 ve 3373 sayılı yasalarla değişik 2/B maddeleri hükmü uyarınca orman sınırları dışına çıkarma işlemlerinin yapılıp yapılmadığının orman idaresinden sorulması, yapılmış ise bu çalışmalar sonucunda düzenlenen harita, tutanak ve eki belgelerin yönetimsel işlemlerin kesinleşme günlerini de gösterecek şekilde orman idaresinden getirtilmesi, bundan sonra yöreyi iyi bilen, elverdiğince yaşlı ve yansız yerel bilirkişi, fen memuru, ziraat ve orman mühendisi uzman bilirkişiler hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, yerel bilirkişi yardımı uzman fen ve ormancı bilirkişi eliyle kadastro paftası, orman sınırlandırması ve orman sınırları dışına çıkarma işlemleri ile ilgili yönetimsel işlemlerin dayanağı harita ve eki belgeler ölçekleri eşitlendikten ve haritalar çakıştırıldıktan sonra yerine uygulanmalı, uygulama yapılırken özellikle haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden yararlanılmalı, taşınmazın bulunduğu bölgede orman sınırlandırması yapılmamış ise taşınmazın orman olup olmadığının belirlenebilmesi için 6831 sayılı Orman Kanunu 3402 sayılı Kadastro Kanunu 6831 sayılı Orman Kanunu 766 sayılı Kadastro Kanunu K766 md.54 K3402 md.30/1 K3402 md.14 K3402 md.30 K3402 md.12/3 K6831 md.1 K3402 md.30/2 K3402 md.10
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog