4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2021/2422 E. , 2021/8363 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R-
Hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; 6111 Sayılı Yasanın 59. maddesi ile değişik KTK 98. maddesi gereğince resmi ve özel sağlık kuruluşlarında yapılan faturaya bağlanmış tüm belgeli tedavi giderlerinden SGK sorumlu olup, 25.02.2011 tarihinden itibaren davalı ... şirketinin tedavi giderlerinden sorumluluğu kalmadığı için, talep edilen tedavi giderlerinin tamamından SGK nın sorumlu tutulması ve davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğine değinilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyulduktan sonra yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından karşılanan sağlık hizmet bedellerinin trafik kazasından kaynaklandığı, sigorta şirketinin sigortalısının halefi olması sebebiyle talep hakkı bulunduğu gerekçesiyle davalı Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir.
1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazları reddedilmelidir.
2.Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davalı ...’nun, hakkındaki tedavi gideri ödemesi nedeniyle rücuen tazminat isteminin kısmen kabulüne yönelik ilk kararı temyize getirmediği anlaşılmıştır.
Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. 1086 sayılı HUMK'nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay'ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulî müktesep hak doğmuştur.
Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 esas ve 1988/89 karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır.
Taraflardan yalnız birinin temyizi üzerine verilen bozma kararına uyan mahkemenin temyiz eden tarafın, önceki (bozulan) karara oranla daha aleyhine olan bir hüküm vermemesi ilkesi, usule ilişkin kazanılmış hak müessesesi ile de yakından ilgilidir." (Prof.Dr. ..., Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Cilt;5, 2001, s; 4732 -4737). Şu halde; yerel mahkemece Yargıtay bozma ilâmına uyulmasına karar verilmesine rağmen, davacının aleyhine olarak bozma sonrasında, ilk kararı temyiz etmeyen ve hakkında verilen hüküm kesinleşen davalı ... yönünden de davacının usulî kazanılmış hakkını ihlal eder şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.