(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2013/4807 E. , 2013/7315 K. "İçtihat Metni"Davacılar, ... Vs. Vek. Av. ... ile davalılar, 1- ... Dış Tic Ltd Şti ... Vek. Av. ... aralarındaki tazminat davası hakkında Mersin 1. İş Mahkemesi'nce verilen 23/09/2009 gün ve 1183/476 sayılı kararın onanmasına ilişkin Dairemizin 10/02/2011 gün ve 157/868 sayılı ilamına karşı davacılar vekili tarafından süresi içinde karar düzeltme yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: K A R A R
Yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin 23.09.2009 gün ve 157-868 sayılı kararı, davacı vekilince temyiz edilmiş ve bu kararın Dairemizin 10.02.2011 gün ve 2010/157E, 2011/868K sayılı kararı ile onanmasına karar verilmesi üzerine,
Davacılar vekili 28.01.2013 tarihli dilekçesi ile yerel mahkemenin gerekçeli kararı tebliğ etmeden dosyayı temyiz nicelemesine gönderdiğini, bu durumun savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu, davacının yaralanması ile sonuçlanan kazanın iş kazası olmadığının kesinleşen ilamla tespitine rağmen, mahkemece işin esası hakkında verilen kararın hatalı olduğunu bildirerek kararın bozulmasını istemiştir. İstek nitelikçe maddi hatanın giderilmesine yöneliktir.
İş Mahkemeleri Kanununun 8/3. maddesi gereğince İş Mahkemelerinden verilen kararlara ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Ancak; Yargıtay onama ya da bozma kararlarında açıkça maddi hatanın bulunduğu hallerde, dosyanın yeniden incelenmesi mümkündür. Zira maddi yanılgıya dayalı olarak verilmiş onama ya da bozma kararları ile hatalı biçimde hak sahibi olmak, evrensel hukukun temel ilkelerine ters düştüğünden karşı taraf yararına sonuç doğurmamalıdır. Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri de bu doğrultudadır.
Maddi yanılgı kavramından amaç; Hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta yanılgı olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa, inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin Kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık yanılgılardır.
Uygulamada zaman zaman görüldüğü gibi, Yargıtay denetimi sırasında, uyuşmazlık konusuna ilişkin maddi olgularda, davanın taraflarında, uyuşmazlık sürecinde, uyuşmazlığa esas başlangıç ve bitim tarihlerinde, zarar hesaplarına ait rakam ve olgularda ve bunlara benzer durumlarda; yanlış algılanma sonucu, açık ve belirgin yanlışlıklar yapılması mümkündür. Bu tür açık hatalarda ısrar edilmesi ve maddi gerçeğin göz ardı yapılması, yargıya duyulan güven ve saygınlığı sarsacağı gibi, Adalete olan inancı ortadan kaldırır ve yok eder.
Bu nedenledir ki; Yargıtay; bu güne değin maddi yanılgının belirlendiği durumlarda soruna müdahale etmiş baştan yapılmış açık maddi yanlışlığın düzeltmesini kabul etmiştir. Kaldı ki kimi açık maddi yanılgıya dayalı ve yanlışlığı son derece belirgin haksız ve adaletsiz sonuçların giderilmesi kamu düzeni açısından zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2002/10-895E ve 2002/838K, 2003/21-425E ve 2003/441K sayılı kararları da bu doğrultudadır.
Somut olayda davacının yaralanmasıyla sonuçlanan olayın iş kazası olmadığı giderek davacı ile davalılar arasında hizmet akdinin söz konusu olmadığı dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı gibi, Mersin 1. İş Mahkemesinin 13.11.2007 gün ve 2005/1587E, 2007/656K sayılı kesinleşen kararı ile de tespit edilmiştir.
Uyuşmazlık görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı, 5521 sayılı Yasanın 1.maddesidir. Anılan maddede; işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere, İş Mahkemesinin görevli olması için şu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi koşuldur. a)Uyuşmazlığın tarafları işçi ve işveren (ya da işveren vekili) olmalıdır. b)Uyuşmazlık iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanmalıdır.
Somut olayda, davacı ile davalı işveren arasında hizmet ilişkisi bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla davalı, davacı işçinin işvereni değildir. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın iş akdinden veya İş Kanunundan doğamadığı giderek davada, yukarıda sözü geçen Yasanın 1.maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığı açık-seçiktir.
Hal böyle olunca davanın iş mahkemesinde görülemeyeceğinin göz ardı edilerek işin esasına ilişkin hüküm kuran yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin Dairemiz kararında maddi hatanın söz konusu bulunduğu anlaşılmakla Dairemizin 10.02.2011 gün ve 2010/157E, 2011/868K sayılı kararının kaldırılmasına karar verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Dava nitelikçe, 15.12.1994 tarihinde meydana gelen kazası sonucu YM %100 malul kalan kazalı ile eş ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davacının yaralanmasına yol açın olayın iş kazası olmadığının kesinleşen kararla tespit edildiğinden bahisle reddine karar verilmiş ve bu karar süresinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Olay tarihinde piyasa hamalı olan davacının davalı şirkete ait işyerinde çalışmakta iken diğer davalı tarafından kurulan yük asansörünün freninin boşalarak malzeme sepetinin üstüne düşmesi ile yaralandığı, kazıl ile davalılar arasında hizmet akdine dayanan bir ilişkinin bulunmadığı uyuşmazlık konusu değildir.
Uyuşmazlık görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı, 5521 sayılı Yasanın 1.maddesidir. Anılan maddede; işçiyle işveren veya işveren vekili arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının İş Mahkemelerinde çözümleneceği hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere, İş Mahkemesinin görevli olması için şu iki unsurun birlikte gerçekleşmesi koşuldur. a)Uyuşmazlığın tarafları işçi ve işveren (ya da işveren vekili) olmalıdır. b)Uyuşmazlık iş sözleşmesinden veya İş Kanunundan kaynaklanmalıdır.
Somut olayda, davacı ile davalı işveren arasında hizmet ilişkisi bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla davalı, davacı işçinin işvereni değildir. Hal böyle olunca, uyuşmazlığın iş akdinden veya İş Kanunundan doğamadığı giderek davada, yukarıda sözü geçen Yasanın 1.maddenin öngördüğü koşulların oluşmadığı açık-seçiktir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın ve özellikle dava dilekçesinin görev nedeniyle reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.