(Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi 2012/16244 E. , 2012/25371 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.
Hüküm süresi içinde davalı ... avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili, davacının çalışmasının alt işveren şirket işçisi olarak gösterilse de gerçekte baştan beri davalı ... Bakanlığının işçisi olduğu, davalı tarafından iş sözleşmesinin geçersiz olarak feshedildiğini beyanla işe iade kararı verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevabında, davacının işçileri olmadığını, kanunlara uygun olarak firmalara ihale ile verilen işte yüklenici şirket elemanı olarak çahşitğını ileri sürerek davanın reddi karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı ..... Medikal Ltd. Şti. cevabında davacının Sağlık Bakanlığından süreli olarak ihale ile ... işte çalıştığını, gerçekte ... işçisi olduğunu iddia ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davacının yaptığı sağlık birimindeki kan alma işinin davalı ... Bakanlığının asıl işi olduğu, bölünüp alt işverene verilebilecek nitelikte bir iş olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve davacının Sağlık Bakanlığına ait işyerine işe iadesine karar verilmiştir.
Kararı davalı ... vekili süresinde temyiz etmiştir. Taraflar arasında temel uyuşmazlık asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı veya muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinin 7. fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi; "bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki” olarak tanımlanmıştır. Buna göre asıl işin bir bölümünün alt işverene verilmesi ancak işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirmesi halinde mümkün olabilecektir. Aksi halde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulduğundan söz edilemeyecek ve bu işte çalıştırılan işçi başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görecektir.
Kanunun açıkça düzenlediği diğer bir sınırlama ise muvazaaya ilişkindir. 4857 sayılı Kanun'un 2-f.8'e göre “asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler”. 4857 sayılı Kanun'un 7. fıkrasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinde asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Buna göre, Alt işverenin işçisine karşı asıl işverenin alt işverenle birlikte sorumluluğu asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulmasına veya muvazaaya dayanmamasına bağlıdır. Asıl işveren-alt işveren ilişkisi kanuna uygun kurulmamış veya muvazaaya dayanıyorsa alt işverenin işçisi başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem göreceğinden asıl işveren tek başına sorumlu olacaktır.
Asıl işin bir başka işverene gördürülmesi için kanunun öngördüğü “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirme” şartına 5393 sayılı Belediyeler Kanunu’nun 67 ve 5584 sayılı Posta Kanunu’nun 10. maddesi ile getirilen istisnaya benzer bir düzenleme de 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinde yer almaktadır.
24.03.2004 tarih ve 25178 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 11. maddesi gereğince 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 36. maddesinin “III. Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfı” başlıklı bendine eklenen fıkrada “Bu sınıfa dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetler, lüzumu halinde bedeli döner sermaye gelirlerinden ödenmek kaydıyla, Bakanlıkça tespit edilecek esas ve usullere göre hizmet satın alınması yoluyla gördürülebilir” hükmü yer almaktadır. ... tarafından anılan kanuni düzenlemeye dayanılarak çıkarılan ve 05.05.2004 gün ve 25453 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Sağlık ve Yardımcı Sağlık Personeli Tarafından Yerine Getirilmesi Gereken Hizmetlerin Satın Alma Yoluyla Gördürülmesine İlişkin Esas ve Usuller”’ın iptali istemiyle Danıştay 5. Dairesinde açılan 2004/4439 esas sayılı davada anılan hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu itirazı ciddi görülerek iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru Anayasa Mahkemesi tarafından 22.11.2007 tarih ve 2004/114–2007/85 sayılı kararla reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi sözü edilen kararında “…Anayasa gereği herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olması karşısında, ülkenin her yöresinde sağlık hizmetlerinden tam olarak yararlanılabilmesini sağlamak amacıyla niteliği gereği sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ortaya çıkacak eksiklik ve gecikmelerin telafisi olanaksız sonuçlara ... açabilmesi, kamunun iktisadi ve teknik yetersizliği, teknolojik gelişme ve kullanıcıları ve hizmet sunucu ve donanımlarına olan ihtiyaç, görev ve yer yönünden erişim zorlukları, sağlık hizmetlerinin ertelenemez ve ikame edilemez özellikleri, doğal afet, salgın hastalıklar ve acil durumlar sağlık hizmetlerinin hizmet satın alma yoluyla karşılanmasını zorunlu kılmaktadır. Böylece itiraz konusu kural ile, sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfına dahil personel tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerin, ücretleri döner sermaye gelirlerinden karşılanmak kaydıyla, lüzumu halinde hizmet satın alınması yoluyla gördürülmesi olanaklı hale gelmektedir” şeklinde açıklamaya yer verildikten sonra “Kuralın, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal devlet ilkesini gerçekleştirmek, 5. maddesinde Devletin temel amaç ve görevleri arasında belirtilen kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, insanın maddi ve manevi varlığını geliştirmek, 56. maddesinde öngörülen sağlık hizmetlerini tam ve dengeli biçimde getirebilmek amacıyla düzenlendiği” gerekçesi ile düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Somut olayda davalılar arasında imzalanan Hizmet Alım Sözleşmesinde hastanenin kardiyovasküler cerrahi merkezi laboratuarları ve kan bankaları laboratuarlarında ihtiyaç duyulan hizmetlerin sonuç bazında satın alınmasının kararlaştırıldığı, testlerin yapılması, sonuçların hazırlanması, kayıt altına alınması, tetkiklerin raporlanması, hizmete gerek ekipmanların ve cihazların temini ve kullanacakları odaların teşrifi ile cihazların bakım işleri davalı şirketçe yüklenmiştir. Sözü edilen işler, teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektirdiği gibi, bu unsurları taşımasa bile yukarıda belirtilen düzenleme uyarınca alt işverene verilmesi mümkün hale gelmiştir. Buna göre asıl işveren-alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulduğu kabul edilmelidir. Söz konusu ilişkinin muvazaaya dayandığı da kanıtlanmış olmadığına göre davacının başlangıçtan itibaren davalı ... Bakanlığının işçisi kabul edilmesi mümkün değildir. Daha önce benzer nitelikli dosyalarda asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayandığının kabul edilmesi, kanunun getirdiği bu düzenleme karşısında emsal olarak kabul edilemez. Bu nedenle, iş sözleşmesinin geçerli neden gösterilmeden feshedildiği anlaşılan davacının alt işveren olan davalı şirkete ait işyerine iadesine, iş güvencesi tazminatı ile dört aylık ücret ve diğer haklardan ise davalıların birlikte sorumluluğuna karar verilmelidir. Belirtilen nedenlerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ. Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İşverence yapılan feshin geçersizliğine ve davacının davalı Güçlü Medikal Ltd. Şti.'ne ait işyerindeki işine iadesine,
3.Davacının kanuni sürede işe başvurmasına rağmen, işverenin süresi içinde işe başlatmaması halinde davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen ödenmesi gereken tazminat miktarının fesih nedeni ve kıdemi dikkate alınarak dört aylık ücreti olarak belirlenmesine,
4.Davacının işe iade için işverene süresi içinde başvurması halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar doğmuş bulunan en çok dört aylık ücret ve diğer haklarının davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin belirlenmesine, davacının işe başlatılması halinde varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatının bu alacaktan mahsubuna,
5.Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
6.Davacı vekille temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte olan tarifeye göre 1.200,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine,
7.Davacı tarafından yapılan 52,65 TL yargılama giderinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, davalının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, kesin olarak 15.11.2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında da ... ile diğer davalı şirket aralarında alt üst işverenlik illişkisi bulunmadığının kabul edildiği, dolayısıyla davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun anlaşılmasına göre mahkeme kararının onanması gerekir görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamıyorum.15.11.2012