(Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/12822
- Karar No
- 2011/11307
- Karar Tarihi
- 28.11.2011
- Dava Türü
- Hukuk
- Hukuk Alanı
- Sigorta Hukuku
- Karar Sonucu
- BOZULMASINA
(Kapatılan)21. Hukuk Dairesi 2011/12822 E. , 2011/11307 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 16.04.1982 olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. K A R A R Dava sigortalılık başlangıcının 16.04.1982 tarihi olarak tespiti istemine ilişkindir.
Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir.Aynı zamanda o kimsenin Yasa'nın belirlediği biçimde (506 sayılı Yasa'nın 2. maddesi ve 5510 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi) eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön 506 sayılı Yasa'nın 6. maddesi ile 5510 sayılı Yasa'nın 7/a maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1999/21-549-555, 2005/21-437-448 ve 2007/21-306-320 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
Dosya içeriğinden, davacının Saraçoğlu Muzaffer Turistik Tesisleri adına tescilli iş yerinde 16.04.1982 tarihinde işe girdiğini gösterir giriş bildirgesinin usulüne uygun olarak Kurum'a intikal ettirildiği, giriş bildirgesinin verildiği iş yerinden davacının çalışmasının Kuruma bildirilmediğ anlaşılmaktadır.
Bu tür davalar yalnızca bir günlük çalışmanın tespitinden ibaret olarak görülmemeli, bir günlük çalışmanın kabulü ile saptanacak sigortalılık başlangıcının sigortalıya sağlayacağı sigortalılık süresi ile birlikte kazandıracağı haklar dikkate alınmalı ve giriş bildirgesi ile birlikte eylemli çalışmanın bulunup bulunmadığı özellikle belirlenmeli, buna göre dönem bordrosunda yer alan ve davacının talep ettiği tarihte çalışması mevcut tanıklar ile gerektiğinde komşu işyerleri çalışanları olduğu kayıtlarla ya da emniyet yolu ile yaptırılacak araştırma ile belirlenen kimselerin beyanlarına başvurulmalı, sonucuna göre karar verilmelidir. Somut olayda; iş yerinden Kuruma verilen dönem bordroları getirtilmeden, giriş bildirgesinin verildiği tarihte davacı ile birlikte çalışması bulunan bordro tanığı ya da komşu iş yeri tanığı dinlenmeden sonuca gidildiği görülmüştür.
Yapılacak iş; davacının çalışması ile igili işe giriş bildirgesinin verildiği iş yerinden bildirge tarihine ait dönem bordrolarını Kurumdan istemek, bordroların verilmediğinin ya da bordro tanığı bulunmadığının anlaşılması halinde Belediyeden ve Vergi Dairesinden bu iş yerlerinin kayıtlarını getirip komşu ve yakınlıklarını tespit etmek, sonrasında bu işyerlerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının kayıtları ...’dan getirtilerek çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak, çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra davacının 18 yaşını doldurduğu tarih de göz önüne alınarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Kabule göre de;Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Kanunun 60/G maddesi gereğince, “18 yaşından önce malulük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanlarının sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak bu tarihten önceki süreler için ödenen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarına hesabına dahil edilir.”
Somut olayda, davacının16.04.1982 tarihinde henüz 17 yaşında olduğu görülmekle, 506 sayılı Kanun’nun 60/G maddesine göre 16.04.1982 tarihli çalışmanın sigortalılık başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.Bu çalışması ancak prim ödeme gün sayısı hesabında dikkate alınabileceğinden hüküm kabul şekli ile de doğru değildir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.