Aramaya Dön

(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi

Esas No
E. 2008/7856
Karar No
K. 2008/9940
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi         2008/7856 E.  ,  2008/9940 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalılar avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere ... kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalılar vekili avukat ... ve vekili avukat ... ile davacı ... ve vekili avukat ...'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 550 YTl. duruşma avukatlık parasının davalılardan alınarak davacıya ödenmesine, aşağıda dökümü yazılan 72.900,00 YTL’ kalan harcın temyiz edenden alınmasına, 15.7.2008 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Davacı, kardeşi ... ... ... ve onun çocukları ile 1999 tarihinden beri çeşitli davalarda karşı karşıya kaldığını, hak sahipleri ve alacaklılar tarafından hakkında açılan tapu iptali-tescil tazminat taleplerini sonuçsuz bırakmak, malvarlığını teminat altına almak için maliki olduğu dava konusu ... Çiftliği, 15 pafta 3367 parseldeki 640/3220 payını 20.10.2002 tarihinde müştereken ve musaviyen akrabaları olan davalılara iade edilmek kaydıyla muvazaalı olarak 78.000,00 YTL. satış bedeli göstererek aslında bedel almadan tapuda devir ve temlik ettiğini, davaların bitip kesinleşmesine rağmen davalıların şimdi taşınmazı geri vermekten kaçındığını, hileye maruz kaldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak 78.000.00 YTl. satış bedelinin faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, satışın gerçek olduğunu, bedel ödenerek satın alındığını, dava açmak için bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, " taraf muvazaası" ve " bedelsizlik" nedenlerine dayalı davada işlemin aksinin tanıkla ispatının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, olayda ileri sürülen vakıalar hile niteliğinde kabul edilerek, davacının malvarlığı haklarını korumak amacıyla ve taşınmazın iade edileceği kanısı ile tapunun davalılara muvazaalı satışa (inanç sözleşmesi) dayalı olarak devredildiği, satış bedelinin ödendiğinin de, kanıtlanamadığı gerekçeleriyle davanın kabulüne, taşınmazın dava tarihindeki değeri 1.800.000.00 YTL.nın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Burada öncelikle muvazaa ve hile kavramlarının açıklanmasında yarar vardır. Muvazaa; kısaca, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla ve fakat gerçek iradelerine uymayan aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmeyen bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları şeklinde tanımlanabilir. Hile ise; genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya ve özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanabilir. Hatada yanılma, hile de yanıltma söz konusudur. BK. Madde 28/1 de açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatması ile sözleşme yapmaya yöneltilmiş se hata esaslı olmasa bile, aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılmaz. Değinilen koşulların varlığı halinde, aldatılan taraf hukuki ilişkinin geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılmasını ve verdikleri şeyleri geri isteyebilir. Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya bakıldığında; davacının dava dilekçesi ve yargılama aşamalarında verdiği dilekçelerde, üçüncü kişilerle mevcut ve halen devam eden davalar nedeniyle taşınmazlarının elinden çıkma tehlikesi karşısında 3367 parseldeki çekişme konusu payını muvazaalı biçimde tapu idaresinde satış göstermek suretiyle ancak aslında bedelsiz olarak davalılara temlik ettiğini, davalardan kurtulduktan sonra ise davalıların iadeye yanaşmadığını ileri sürerek satış bedeli isteğinde bulunmuştur. Davacı dava dilekçesinde kendisinin kandırıldığını söylemiş ve hileden de söz etmiş ise de ilgili Tapu Sicil Müdürlüğünden getirilen kayda göre, dava konusu payın davalılara kat’ı satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır. İade edileceğine inanarak tapuda akit yapılması halinde hile değil itimadi muamele söz konusu olup bu durumda davacı satışın iadei ferağda bulunulmak kaydıyla yapıldığı yolundaki iddiasını ancak yazılı delille ispat edebilir. (M.K. Madde 6) Bunu ispat için tanık dinlenemez. Bu noktada, olayları ortaya koymak taraflara, olaya uygulanacak kanun hükmünü bulmak, diğer bir anlatımla olayların hukuki sebebini tayin etmek, kanunları kendiliğinden (resen) uygulamakla görevli olan hakime aittir. HUMK: madde 76) İddianın ileri sürülüş biçimi ve içeriği itibariyle yanlar arasındaki hukuksal ilişkinin inanç ilişkisinden kaynaklandığı ve taraf muvazaasına ilişkin olduğu açıktır. Bilindiği ve 5.2.1947 gün 20/6 sayılı Yargıtay inaçları Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, değinilen türdeki bir dava, ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Oysa yapılan işlemi, hükümden düşürecek güçte bir muvazaa belgesine dayanılmış değildir. Davacının davasını nitelendirme biçimine, toplanan delillere, tüm dosya kapsamına göre, olayda hata ve hileden söz etmek olanaksızdır. Davacı taşınmazı hangi nedenle temlik ettiğini bilmekte olup, tamamen iradi bir işlemle temlikin yapıldığı açıktır. Hiç kimse, yaptığı hileli davranışın sonucundan faydalanamaz. Faydalanmak istemesi afaki iyi niyet kurallarına aykırıdır. (Mk. M.2) Bu durumda davada davalıların karşı çıkmasına karşın tanık dinlenmesi ve dinlenilen tanık sözlerine itibar edilerek kabul kararı verilmesi isabetsizdir. 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı İçtihadi Birleştirme kararı uyarınca iddia yazılı belge ile kanıtlanamadığına göre, davacının ayın isteme hakkının bulunmadığı bir yerde, taşınmazın bedelinin de istenemeyeceği tartışmasızdır. Ne var ki, dava dilekçesinde (… her türlü deliler) denildiğine göre yemin deliline de dayanıldığı gözönünde tutularak davacıya davalılara yemin teklif etme hakkı olduğunun hatırlatılarak, teklif ettiği takdirde yeminin davalılar tarafından yöntemine uygun biçimde yerine getirilmesinin sağlanması, ondan sonra varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinden, sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyorum.

Karar Etiketleri
KABULÜNE YARGITAYKARARI HUKUK Gayrimenkul Hukuku
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog