(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/740 E. , 2008/7156 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 24.05.2001 gününde verilen dilekçeler ile tapu iptali ve mera olarak sınırlandırma istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 05.04.2007 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 27.05.2008 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı Hazine vekili Av. ... ile karşı taraftan davalı ... vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: _K A R A R_ Dava ve birleştirilen davalar tapu iptali ve tescil istemiyle açılmıştır. Davalı ... taşınmazların imar planı kapsamı içerisinde kaldığını, mera vasfını kaybettiğini, yapılan işlemlerde yasaya aykırılık bulunmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesindeki koşullar davalı yararına gerçekleştiğinden söz edilerek dava reddedilmiştir. Hükmü, davacı Hazine temyiz etmiştir.
Dosyada yer alan bilgi ve belgelerden 14.06.1963 tarihinde yapılan tapulama işleminde 249 Hektar 8750 m2 yüzölçümündeki 1271 parsel sayılı taşınmazın mera vasfıyla tespit edildiği, itiraz üzerine tapulama komisyonunca 30.000 m2 kısmının Manisa Vilayeti Tüzel Kişiliği adına, kalan 219 Hektar 8750 m2 kısmının mera niteliği ile davalı ... adına tescil edildiği, davalı ... Meclisinin 14.12.1989 tarihli kararıyla 2981 sayılı yasa uygulamasına tabi tutularak imar planları içine alındığı ve ıslah imar uygulaması yapıldığı, 06.06.1991 tarihinde 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uygulaması sonucu dava konusu taşınmazların arsa vasfıyla davalı ... adına özel amaçlarda kullanılmak üzere tescil edildiği, bundan sonra da taşınmazların bulunduğu yerde, 22.08.1994, 12.05.1995 ve 23.10.2000 tarihlerinde ilave imar planları yapıldığı anlaşılmaktadır.
Görülüyor ki; dava konusu taşınmazların başlangıçta davalı ... adına tescilinin nedeni ve dayanağı, kısaca «İmar Affı Kanunu» olarak bilinen İmar ve Gecekondu Mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun 1. maddesinin değiştirilmesi hakkındaki 2981 sayılı kanundur.
Gerçekten de, 2981 sayılı yasanın «Tapu Verme» başlıklı 10. maddesinin (b) ve (c) bendinin 4. fıkrası hükümlerine göre yasanın öngördüğü koşulların varlığı halinde bu gibi yerlerin Belediye ve Özel İdareler adına tescili olanaklıdır. Ancak; Belediye adına tescil 2981 sayılı yasanın 10. maddesinin öngördüğü şartlar aranmaksızın yapılmışsa, eksik ve yetersiz işlemler sonucu yapılan bu tescil «Yolsuz Tescil» niteliğinde olacağından, Hazine her zaman bu iddia ile dava açabilir. Kısaca ifade etmek gerekirse, dava konusu parsellerin 2981 sayılı Yasa uyarınca parselasyona tabi tutularak tapuya bağlanması ancak dava konusu taşınmazlar üzerinde İmar Mevzuatına aykırı olarak meydana getirilmiş, yoğun yapılaşmanın varlığına bağlıdır. Ne var ki, başlangıçtaki tescil işlemi yolsuz tescil olsa da 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi hükmü bu tür tescil işlemlerinin davalı ... adına devam etmesi olanağı sağladığından, artık burada 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi şartları üzerinde durulması gerekir. 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesine göre işlem yapabilmek için; a- Mera, 4342 sayılı kanunun geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 03.05.2005 tarihi itibariyle Belediye ve mücavir alan sınırları içersinde bulunmalıdır. Zira bu tarih itibariyle köy sınırları içersinde bulunan veya bu tarihten sonra Belediye ve mücavir alan sınırları içersine alınan meralarda bu madde hükümlerinin uygulanma olanağı yoktur. b- Mera, 01.01.2003 tarihinden önce kesinleşmiş imar planı içersinde kalmalıdır. Bu tarihten sonra imar planı içersine alınan veya imar planı bulunmayan yerlerdeki meralarda bu madde hükmü uygulanmaz. Yasa hükmünde geçen «İmar Planından» maksat ise, her türlü ölçekteki plan yani ..., uygulama veya mevzi imar planıdır. c- Meranın, yerleşim yeri olarak işgal edilmesi, yani bu şekilde kullanılması, yerleşim ve işgal durumunun da 01.01.2003 tarihinden önce var olması gerekir. Bu tarihten sonra işgal edilerek yerleşim yeri olarak kullanılan meralarda bu madde hükmü uygulanamaz. d- Diğer bir koşul da; meranın, mera niteliği ile kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunmamasıdır.
Yukarıda belirtilen şartların varlığı duraksamasız saptanmadan Belediye ve diğer kamu ve kuruluşları adına tescil edilmiş meraların mülkiyeti bu kurum ve kuruluşlara bırakılamaz. Bu gibi yerler yasa uyarınca Hazine adına tescili gereken yerler olacağından, mahkemece 4342 sayılı Mera Kanununun geçici 3. maddesi koşullarının varlığı veya yokluğu üzerinde yeterince durulmalıdır.
Bu durumda mahkemece yerinde şehir plancısı, ziraatçı bilirkişi ve harita mühendisi bulundurmak koşuluyla yeniden keşif yapılmalı, daha önce davalı ... Meclisinin 14.12.1989 tarihli kararıyla yapılan ıslah-imar haritaları, 06.06.1991 tarihinde yapıldığı anlaşılan 3194 sayılı kanunun 18. maddesi uygulama haritası, 22.08.1994, 12.05.1995 ve 23.10.2000 tarihli ilave imar plan haritaları davalı belediyeden sağlanmalı ve bu haritalar kapsamına göre mera olan taşınmazların 01.01.2003 tarihinden önce yerleşim yeri olarak işgal edilen yerlerden olup olmadığı resmi deliller toplanarak ve bu tarihlere yakın tarihlerde çekilen ... fotoğraflarından da yararlanarak saptanmalı, öte yandan, meranın artık mera olarak kullanılmasının teknik açıdan mümkün bulunup bulunmadığı parsel bazında değil, imar planları bazında ziraatçı bilirkişiye incelettirilmeli, HUMK.nun 366. maddesi hükmünce keşfi izlemeye olanak sağlayacak ve bilirkişi raporlarını denetlemeye yardımcı olacak sayıda fotoğraf çektirilerek dosyaya konulmalı, böylelikle ortaya çıkacak sonuca uygun bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece tüm bu yönler bir yana bırakılarak yetersiz araştırma ve incelemeyle istem yazılı olduğu şekilde hükme bağlandığından, karar bozulmalıdır.