(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2008/8876 E. , 2008/10270 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Davacı tarafından, davalı aleyhine 17.09.2007 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukuna dayalı elatmanın önlenmesi ve eski hale getirme istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 11.04.2008 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı; kendisinin 78 parsel ,davalının ise 79 maliki olduğunu, davalının ... suları ve diğer akan sular için davacıya ait 78 parsele doğru açtığı kanal ile arsasına zarar verdiğini, kaldı ki bu kanalın da 78 parsel içinde kaldığını tespit ettirdiğini ve davalı evinin penceresinin kendi arsasına bakması nedeni ile çalışırken rahatsızlık duyduğunu belirterek ,davalının, taşınmazına vaki el atmasının önlenmesine ve davalının evinin penceresinin kapatılmasına karar verilmesini talep etti. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile davalının 78 parsele olan müdahalesinin menine ve davacı tarlasına açtığı arkın eski haline getirilmesine, davalı konutundaki pencerenin kapatılması isteminin reddine karar verilmiştir.
Hükmü davalı temyiz etmiştir.
1.Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre, yerel mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalının diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2.Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. HUMK.nun 388. maddesinde bir kararın kapsaması gereken hususlar belirtildikten sonra 389. madde ile de, kararda iki tarafa yükletilen görev ve verilen hakların şüphe ve tereddüdü gerektirmeyecek biçimde açık olarak yazılması öngörülmüştür. Hüküm fıkrası, kararın esası olup kanunda “hüküm” kelimesi yalnız hüküm fıkrası için kullanılmıştır. Bu nedenle mahkemece, hüküm fıkrasında mahkemenin neye karar verdiği açıkça yazılmalıdır. Hüküm fıkrası çok açık ve infazı mümkün olmalıdır.
Mahkemece HUMK 388 ve 389 maddelerine uygun hüküm kurulmamış, hüküm fıkrasında hükme esas alınan bilirkişi raporuna da atıfta bulunulmadığı gibi hükümde davalının el attığı bölümün neresi olduğu, ne miktarda yere el attığı tam olarak belirtilmemiş olması infazda tereddüt oluşturacağından bu yön bozma nedeni ise de yapılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün HUMK’nun 438/VII maddesi gereğince düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.