11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2021/4007 E. , 2022/7977 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 30.10.2018 tarih ve 2016/949 E. - 2018/993 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.03.2021 tarih ve 2019/702 E. - 2021/337 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında “Alım Satıma Aracılık Hizmetleri Sözleşmesi” imzalandığını, aracı kurum olan davalının sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi nedeniyle müvekkilinin zarara girmesine yol açtığını, davalının müvekkilinin verdiği alım satım emirlerine uymadığını veya geç işlem yaptığını belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000.- TL istemiyle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, oluşan zararın ihtarname tebliğ tarihi itibariyle ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının davalı kurumun 24/07/2012 tarihinden itibaren müşterisi olduğunu, bu ilişki neticesinde davacıya verilen aracılık hizmeti ile davacının yurt içi ve yurt dışı piyasalarda işlem gerçekleştirdiğini, davacının bu alım satımlarda meydana gelebilecek riskleri çok iyi bildiğini, müvekkili şirketin davacının belirttiği zararların oluşumunda bir kusurunun bulunmadığını, davacının yapılan işlemlere itiraz etmediğini, işlemler yapmaya devam ettiğini, sonradan dava açtığını, açılan davanın da belirsiz alacak davası olarak açıldığını, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığını savunarak, davanın usulden ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki aracılık sözleşmesi kapsamında, davacının pay senetleri alım satımı yaptığı, davalının işlem kapama ve açma uyarılarında standartlı davranmadığı ancak davacının da davalının 05.06.2015 tarihli uyarısı ile satış için kısıtlı da olsa bir süre tanınmasına rağmen cok az zararla elden çıkarabileceği paylarını, kriz ortamı olduğunu dikkate almayıp fiyat limitli emirler vermesi nedeniyle satamamış olması ve sonraki günler alışlara devam ederek riskini artırmaya devam ettiği, davacının 22.06.2015 tarihli hisse satışı için ilettiği ihtar içerikli e-mailinin bir satış emri olmadığı ve gün sonu kapanış fiyatı itibariyle zarar oluşmadığı, 03.11.2015 tarihli hisse satış için davacının maildeki talep ve itirazının davalı tarafından sisteme 12 dakika geç girilmesi sebebiyle zararının oluştuğu iddiasının ise emir zamanında sisteme girilebilseydi de istenen fiyattan satışın gerçekleşmesinin mümkün olmadığı ve bu emir nedeniyle de zarar oluşmamış olduğu gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili istinaf etmiştir. İstinaf mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.