8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2021/11810 E. , 2022/9092 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, tapu iptali ve tescil talebi hakkında kadastro mahkemesinde verilen karar kesinleşmiş olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, müdahalenin önlenmesi istemine ilişkin davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı Hazine vekili, ... ve ... davalılardan ... vekili, davalılardan ...,..., ..., ..., ... vekili, davalılardan ..., ... vekili, davalılardan ... mirasçısı ... vekili, ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmesi üzerine, davanın değeri itibariyle duruşma isteminin reddine karar verilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı ... İdaresi, Beykoz ilçesi A......, Mahalesinde bulunan pafta 50 ada 320 parsel 21 sayılı 4.978 m² yüzölçümündeki taşınmazın orman sınırları içinde kaldığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile Hazine adına orman vasfıyla tesciline, taşınmaza davalılarca yapılan müdahalenin men'ine karar verilmesi istemiyle dava açmış; yargılama sırasında müdahil Hazine, taşınmazın tapu kaydının iptali ile orman olarak adına tescili istemiyle davaya katılmış; müdahil ..., kayıt maliklerinden ..., ... ve ...’in hisselerini gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını açıklayarak, müdahillik talebinin kabulü ile davanın reddine, müdahil ... ise, ...’dan haklarının ½ sini temlik aldığını açıklayarak, müdahillik talebinin kabulü ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, taşınmazın 31.101 m2 sinin tahdit içinde kaldığı gerekçesiyle verilen, bu kısmın tapu kaydının iptaline, taşınmazın yüzölçümünün 18.680 m2 olarak tashihine, davalıların taşınmazdan tahliyesine ilişkin hükmün, davacı ... İdaresi vekili, asli müdahil Hazine vekili ve bir kısım davalıların temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince; "asli müdahil Hazine ve davacı ... İdaresi’nin temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, davada yer verilmeyen kayıt maliki Mehmet Tuncer’e dava yöneltilerek taraf teşkilinin sağlanması, ayrıca yörede 1744 sayılı Kanuna göre işlem yapılarak taşınmazların orman dışına çıkartıldığı bildirilmiş olmakla sonucunun değerlendirilmesi" gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, taşınmazın 9.200 m2 lik kısmının 1939 yılında yapılan tahditte orman içinde kaldığı, bu bölümün 2.000 m2 sinin 1744 sayılı Kanun'la, 7.200 m2 sinin ise 3302 sayılı kanunla yapılan çalışmada orman dışına çıkarıldığı gerekçesiyle, bu kısımların tapu kaydının iptali ile Hazine adına tesciline, kalan 40.581 m2’lik kısmın ise davalılar adına tesciline karar verilmiş, hükmün davacı ... İdaresi vekili, asli müdahil Hazine ve davalılardan ......., tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince; " her ne kadar Mahkemece işin esası hakkında karar verilmiş ise de yargılama sırasında dava konusu alanda 1744 sayılı Kanun’un 2.maddesi, 6831 sayılı Kanun’un ise 2/B maddesi uygulamaları yapıldığı ve bir kısım alanların Hazine adına orman dışına çıkarıldığı, bu alanlar açısından davanın orman tahdidine itiraz davasına dönüştüğü, bu durumda orman tahdidine itiraz davası açısından kadastro mahkemesinin görevli olduğu açıklanarak, orman tahdidine itiraz davasıyla ilgili olarak görevsizlik kararı verilmesi, tapu iptali, tescil ve elatmanın önlenmesi davası açısından ise kadastro mahkemesindeki davanın neticesinin beklenilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi" gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sırasında, orman tahdidine itiraz talebi tefrik edilerek görevsizlik kararı ile kadastro mahkemesine gönderildikten sonra yargılama neticesinde, tapu iptali ve tescil yönünden Kadastro Mahkemesinin 2006/2 Esas sayılı dosyasında karar verilip kesinleştiğinden bu konuda yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına, 320 ada 21 parselin geri kalan kısmı yönünden de Mahkemesince verilen kararla kesinleşme olduğundan bu yönden de bir karar verilmesine yer olmadığına, dava konusu ....., Mahallesi 320 ada 21 parselin Kadastro Mahkemesinin 2006/2 Esas sayılı kesinleşmiş dosyasında belirtilen şekilde teknik bilirkişi Fatih Akkuş'un 30.05.2008 tarihli kroki ve raporunda B harfi ile gösterilen 2.000 m2 ile C harfleri ile gösterilen 7.200 m2'lik kısımlarına davalıların yaptığı müdahalenin önlenmesine karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine vekili, ... ve ... vekili, davalılardan ... vekili, davalılardan ..., ..., ..., ..., ... vekili, davalılardan ..., ... vekili, davalılardan ... mirasçısı ... vekili ... mirasçıları ..., ..., ..., ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece her ne kadar az yukarıda açıklandığı şekilde karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; 6100 sayılı HMK’nin 297/2. maddesinde hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Mahkemece, Kadastro Mahkemesinin 2006/2 Esas sayılı dosyasında, karar verildiği gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş ise de, Kadastro Mahkemesi’nin 2006/2 Esas sayılı dosyasında, taşınmazın 2/B sahasında kalan B harfi ile gösterilen 2.000 m2'lik ve C harfi ile gösterilen 9.000 m2’lik kısımları ile ilgili tapu kaydının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilmiş ancak, bu kararın temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20 Hukuk Dairesince; "eldeki davada tapu iptali ve tescil kararı verilemeyeceği, taşınmazın ilgili bölümlerinin orman vasfını yitirdiğinin tespiti ile yetinilmesi gerektiği belirtilerek, hükmün “....320 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ...B ile işaretli 2.000 m2 ve C ile işaretli 7.200 m2 lik bölümlerinin ....orman niteliğini yitirdiğinin tespitine” şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiş, ayrıca söz konusu ilamda tapu iptali ve tescil taleplerinin eldeki dava olan Asliye Hukuk Mahkemesinde değerlendirileceğine değinilmiştir. Bu durumda, mahkemenin gerekçesinin aksine, Kadastro Mahkemesinde tapu iptali ve tescil talebi ile ilgili verilmiş bir hüküm bulunduğundan bahsedilemez.
Ayrıca; bilindiği üzere tapulu 2/B alanlarına ilişkin olarak 6292 sayılı Kanun'un 7. maddesinin; "İlgililer tarafından idareye başvurulması ve idarece bu başvuru üzerine veya re'sen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda doğruluğu tespit edilmesi hâlinde;" şeklinde başlayan birinci fıkrasının (a) bendinde; "Tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlardan Hazine adına orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle tapu kütüklerine 2/A veya 2/B belirtmesi bulunan veya konulan taşınmazların tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki 2/A veya 2/B belirtmeleri terkin edilerek tescilleri aynen devam eder, aynı gerekçeyle bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir, açılan davalar sonucunda tapularının iptaliyle Hazine adına tesciline karar verilen, kesinleşen ve tapuda henüz infaz edilmeyen taşınmazlar hakkında da aynı şekilde işlem yapılır. Ancak, bu kararlardan infaz edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar ise, ilgilileri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde idareye başvurulması hâlinde, bedelsiz olarak önceki kayıt maliklerine veya Kanuni mirasçılarına iade edilir", aynı Kanun'un "Davalar" başlıklı 9. maddesinin ikinci fıkrasında; "Bu Kanun'a göre yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar 2/B alanları hakkında Hazine tarafından kişiler aleyhine açılması gereken davalar açılmaz, açılmış ve devam eden davalar durdurulur. Durdurulan bu davalara konu taşınmazlar hakkında hak sahipleri veya ilgilileri tarafından bu Kanun'da belirtilen süreler içinde gerekli başvuruların yapılmaması veya başvuru yapılmasına rağmen, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde mahkemelerce bu davalara devam edilerek genel hükümlere göre karar verilir" aynı maddenin üçüncü fıkrasında; "Bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere ilgilileri tarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvuruda bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle hakkında işlem yapılamayan taşınmazlara ilişkin olarak ikinci fıkra uyarınca açılmamış davalar açılır, durdurulan davalara devam edilir ve kesinleşmiş yargı kararları yerine getirilir." hükümleri yer almaktadır. 6292 sayılı Kanun'un 7/1-a maddesinde yer alan bu düzenlemenin re’sen gözetilmesi gerekmektedir. Zira, sözü edilen madde ile, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre ilgilileri adına oluşturulan ve tapuda halen kişiler adına kayıtlı olan ve 6831 sayılı Kanun'un 2/A veya 2/B madde kapsamında kalan taşınmazlar yönünden, “…bu nitelikteki taşınmazlar hakkında dava açılmaz, açılan davalardan vazgeçilir…” şeklinde âmir hüküm getirilmiştir. Yani söz konusu düzenleme ile tapuda gerçek kişiler adına kayıtlı olan taşınmazlara yönelik 2/A veya 2/B madde iddiasıyla dava açılıp açılmaması veya bu iddiayla açılmış davalardan vazgeçilip vazgeçilmeyeceği konusunda Hazineye herhangi bir takdir hakkı tanınmamış, bu tür bir davanın açılamayacağı veya açılmış ise vazgeçileceği yönünde emredici hüküm ihdas edilmiştir. 6292 sayılı Kanun'un 7/1-a maddesinde düzenlenen bu vazgeçme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 307. ve devamı maddelerinde düzenlenen; “davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi” olarak tanımlanan "davadan feragat" niteliğindeki vazgeçmeyle karıştırılmamalıdır. Burada Kanun'dan kaynaklanan ve davalının rıza ve muvafakatının da aranmadığı, kendine özgü (davanın geri alınması niteliğinde) bir vazgeçme söz konusudur. Ayrıca, 6292 sayılı Kanun hükümleri uyarınca sonuçlandırılacak davada yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılması, tarafların leh ve aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca; Mahkemece, toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde, davadaki tüm talepleri kapsayacak şekilde açık ve ayrıntılı biçimde, yargılama sırasında oluşan müktesep haklar gözetilerek ve az yukarıda açıklanan 6292 sayılı Kanun hükümleri de gözönünde bulundurulmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.