(Kapatılan) 14. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2006/10848 E. , 2006/10659 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 22.01.2001 gününde verilen dilekçe ile satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, 14.02.2001 gününde verilen karşı dava dilekçesi ile satış vaadi sözleşmesinin iptali istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne, karşı davanın reddine dair verilen 21.06.2005 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi karşı davacı Rabia, Bedriye ve ... kara vekilleri tarafından istenilmekle, tayin olunan 13.06.2006 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı-davacılar Bedriye Demir ved. vekili Av. ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Eksiklik nedeniyle dosya mahalline iade edilip eksiklik ikmal edildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Davacı, davalı dedesi ... Kara’ya ait 24 adet parseldeki hissesini noterde 29.8.2000 tarihinde düzenlenen satış vaadi sözleşmesi ile satın aldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.
Davalı ... Kara ise ; karşı davasında eşinin ölümünden sonra yeniden evlenerek ikinci eşi ile birlikte yaşamaya başladığını ancak, davacının baskı ve tehditleri nedeniyle ikinci eşinin evden uzaklaştırıldığını , yalnız kalması nedeniyle davacının evine götürüldüğünü, satış vaadi sözleşmesinin davacının kendisini ölümle tehdit etmesi ve dövmesi nedeniyle ağır baskı altında düzenlendiğini ileri sürerek, satış vaadi sözleşmesinin iptalini istemiştir. Yargılamalar sırasında karşı davacı öldüğünden mirasçıları davaya devam etmişlerdir. Mahkemece, davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiş; hükmü, karşı davacılar vekili temyiz etmiştir. Karşı davacı ikrah hukuksal nedenine dayanarak satış vaadi sözleşmesinin iptalini istemiştir. Taraflar arasındaki davanın halli için bu öncelikle bu hususun irdelenmesi gerekir.
İkrah ( korkutma ) kişinin irade serbestisini ihlal suretiyle onu gerçek isteğine uymayan bir beyanda bulunmak zorunluluğunda bulunan , hukukun caiz görmediği davranışlardır.İkrah maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Bir kimseye o akdi yapmasını temin için maddi tazyik yapılmışsa maddi ikrah, korku yaratarak ona istenilen işlemi yaptırmayı amaçlayan tehdide de manevi ikrah denilir.
Her iki ikrah türünde de ikrahın ciddi olması, ikrahın ağır bir tehlike teşkil etmesi, tehdidin yaratacağı tehlikenin derhal gerçekleşecek nitelikte olması, tehdidin bizzat akdin tarafına veya yakınlarına yapılması ve yapılan tehdidin haksız ve hukuka aykırı olması , tehdidin şahsa , namusa, cana, mala veya hürriyete yönelmiş olması ve nihayet tehdit ile yapılan işlem arasında illiyet bağı bulunması koşulu aranır. İkrah H.U.M.K.nun 293. maddesi uyarınca tanık dahil her türlü delil ile kanıtlanabilir.
Somut olayda; satış vaadi borçlusu ... Kara 1337 doğumlu olup satış vaadinin düzenlendiği tarihte 79 yaşındadır , hayatının son yıllarında bütün taşınmazlarını elden çıkarmasını gerektirecek haklı bir neden bulunmadığı gibi tehdit altında olmayan bir kişinin bütün taşınmazlarını torunu olan davacıya satması düşünülemez. Karşı davacı tanıkları, davacı ...’in babası ... ile birlikte dedesi ... Kara’ ya satış vaadi sözleşmesinin düzenlenmesi için baskı yaptıkları , tehdit ve hakaret ettiklerini ve dövmek suretiyle notere götürülerek satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiğini söylemişlerdir. Davacı tanıkları Kemal Kara, Mustafa Üstünel’ de bu hususu doğrulayarak ... Kara’nın dövülmek ve tehdit edilmek suretiyle notere götürüldüğünü bildirmişlerdir.
Tüm dosya kapsamıve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde satış vaadi sözleşmesinin tehdit ve maddi tazyik sonuçu düzenlendiği ve az yukarıda açıklanan ikrah hukuki nedeninin somut olayda gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Bu nedenle, davanın reddine karşı davanın kabulüne karar vermek gerekirken her hangi bir yasal gerekçe de yazılmadan aksi yönde karar verilmesi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.
Kabule göre de; 303 , 228, 229, 230, 225, 315 parsel sayılı taşınmazlarda ... Kara’nın payının bulunmadığı, 296, 294, 293,292, 291,290, 248 davalı olduğu, 288 parsel sayılı taşınmazın ise mera olarak sınırlandırıldığı halde bu parseller yönünden de istemin hüküm altına alınarak davacı ... adına tesciline karar verilmesi doğru görülmemiştir.