Hukuk Genel Kurulu
Hukuk Genel Kurulu 2012/1096 E. , 2013/382 K.MUNZAM SÜRE
SİGORTA ŞİRKETİNİN RÜCU DAVASI
SÜRÜCÜNÜN ANİ ÖLÜMÜ
ARAÇ İŞLETENİN RÜCU DAVASINDA SORUMLULUĞU
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 104
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 176
HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 437
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (2918) Madde 85
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU (2918) Madde 86
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 103
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 104
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, sağlık sigorta poliçesine dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece; aracın sevki sırasında sürücünün aniden ölümünün mücbir sebep olmadığı, bu nedenle davacının sağlık sigortalısı Sibel’in yaralanması nedeniyle oluşan tedavi giderlerinden davalı araç işleteninin sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nda uyuşmazlığın esasının görüşülmesinden önce; yerel mahkeme direnme kararının davalı vekiline 09.08.2012 günü tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesinin (8) günlük sürenin dolduğu 17.08.2012 Cuma günü mesai bitimine kadar verilmediği dosya kapsamı ile sabit olup, bu halde; 1086 sayılı HUMK’nın 176/10.maddesi uyarınca Sulh Mahkemelerindeki davaların adli tatilde de görüleceğinin belirtilmesine rağmen somut olaydaki tebliğ tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK’nın 103.maddesinde Sulh Mahkemelerindeki davaların adli tatilde görülecek davalar arasında sayılmamış olması nedeniyle davalının temyiz dilekçesinin süresinde kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı hususu ön sorun olarak ele alınıp tartışılmıştır.
Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3.maddesinin (1).fıkra hükmü; “Bölge Adliye Mahkemeleri'nin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2'nci Maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” şeklindedir. 1086 Sayılı HUMK’nın 437.maddesinin yeniden düzenlenmesi (5236 sayılı kanunun 16.md.) önceki hali; “Sulh mahkemesi kararlarına karşı temyiz süresi sekiz gündür. Bu süre ilamın usulen taraflardan herbirine tebliği ile işlemeye başlar….” şeklindedir.
Görüldüğü üzere, eldeki dosyada kararı veren Sulh Hukuk Mahkemesi, somut olayda kararın tebliğ tarihi itibariyle (8) günlük temyiz süresine tabidir. Bu hususun ortaya konmasından sonra önsorunun çözümü için tespiti gereken husus, bu sürenin son gününün adli tatil süresi içinde dolması halinde temyiz süresinin hangi tarihte sona ereceğinin belirlenmesi konusudur.
Tebliğ tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş bulunan ve adli tatilin sürelere etkisini düzenleyen 6100 sayılı HMK’nın 104.maddesi; “Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır” hükmünü içermektedir.
Somut olayda da; davalı vekiline tebligat Ağustos ayında (adli tatil içinde) yapılmış olduğundan temyiz süresi adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılacaktır, zira; 1086 sayılı HUMK’nın 176.maddesinin 10.fıkrası uyarınca Sulh Mahkemelerindeki davaların adli tatilde de görüleceğinin belirtilmesi nedeniyle önceki yasa döneminde adli tatil içerisinde dolan temyiz süreleri artık yeni yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı HMK’nın 103.maddesinde sulh mahkemelerindeki davaların adli tatilde görülecek davalar arasında sayılmamış olması nedeniyle aynı yasanın 104.maddesi uyarınca adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzayacağından davalı vekilinin temyiz dilekçesinin süresinde olduğu oyçokluğu ile kabul edilerek uyuşmazlığın esasının görüşülmesine geçilmiştir.
Bozma ve direnme kararının nitelikleri itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; karayolunda seyir halindeki araç sürücünün ani ölümünün KTK’nun 86.maddesi anlamında “mücbir sebep” olarak kabulünün mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre, aracın kaza yapması neticesinde davacı sigorta şirketinin sigortalısı yolcu için yapmak zorunda kaldığı tedavi giderlerinden davalı işletenin sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)’nun 85.maddesinde işletenin hukuki sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre; bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur. İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.
İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması hallerini düzenleyen aynı Kanunun 86.maddesinin birinci fıkrası; “İşleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın bir mücbir sebepten veya zarar görenin veya bir üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur” hükmünü içermektedir. Bu aşamada, yasa metninde geçen “mücbir sebep” kavramı üzerinde durulmadır:
Öğretide mücbir sebep; araç işleteninin işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış kuralının mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde ihlaline yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Mücbir sebep olarak kabul edilen olayın mutlaka işletenin işletmesi (aracı) dışında oluşan bir olay olması gerekir. Mücbir sebep sayılan olayın, araç dışında bir olay olması özelliğine “mücbir sebebin hariciliği” unsuru denilmekte olup, aracın direksiyonunun kopması, fren patlaması, sürücünün bayılması, uyuması gibi olaylar mücbir sebep değildir. (Tekinay/Akman/ Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku, 4.Bası, s.539). Sürücünün ani ölümü, kendini kaybetmesi, uyuklaması gibi olaylar da aracın işletilmesine yabancı olan olaylardan değildir (Haluk Tandoğan, Kusura Dayanmayan Sözleşme Dışı Sorumluluk Hukuku, 1981, s.247; Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, a.g.e., s.540 ) Bu itibarla, araç sürücüsünün seyir halinde iken ölümü sonrası meydana gelen trafik kazası nedeniyle oluşan zararlardan işleten sorumlu olup, kazanın mücbir sebepten kaynaklandığı savunmasında bulunamayacaktır. Bu durumda, davacı sigorta şirketinin trafik kazasında yaralanan sigortalısı için sağlık sigorta poliçesi kapsamında ödemek zorunda kaldığı tedavi giderlerini tazmin etmesi için işletene rücu etme hakkı bulunduğundan, benzer gerekçe içeren direnme kararı usul ve yasaya uygundur. Ne var ki, bozma nedenine göre tazminat miktarına ilişkin temyiz itirazları Özel Daire’ce incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan davalının işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 11.Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK'un 440/III-2.maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.03.2013 gününde oyçokluğu ile karar verildi.