(Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2009/6971 E. , 2009/8542 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R-
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirket nezdinde ZMMS poliçesi bulunan davalı aracının sigortalı sürücünün 238 promil alkollü olarak kullanılması esnasında 3.kişi aracına çarparak hasarladığını, 3.688.49.-YTL hasar bedelinin 3.kişiye ödendiğini, davalı aleyhine Antalya 7.İcra Müdürlüğü'nün 2008/23988 sayılı dosyasında işlemiş faizle birlikte toplam 3.826.81.-YTL'nin tahsili için icra takibi yapıldığını, davalının itirazı ile takibin durduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile takibin devamına ve inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, kusur oranını kabul etmediğini, 3.kişi aracının kavşağa çok yakın yere hatalı park edildiğini, zarar gören 3.kişinin kaza nedeniyle uğradığı zarardan dolayı müvekkilini ibra ettiğini, bu nedenle davacı şirketin müvekkilinden hasar bedelini talep edemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalının Antalya 7.İcra Müdürlüğü'nün 2008/23988 sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına ve asıl alacak miktarı üzerinden davalının %40 oranında inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Dava, trafik sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nun 48.maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir.
Karayolları Trafik Yönetmeliğinin "uyuşturucu ve keyif verici maddeler ile içkilerin etkisinde araç sürme yasağı" başlıklı 97.maddesinde alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra konu ile ilgili olan "b-z" bendinde "alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı karar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tesbit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır.
Ayrıca ZMMS Genel Şartlarının B.4.d maddesinde; tazminatı gerektiren olay işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin veya motorlu aracın hatır için karşılıksız olarak kendilerine verilen kişilerin uyuşturucu veya keyif verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeniyle aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa sigortacının sigorta ettirene rücu hakkı olduğu açıklanmıştır.
Bununla birlikte ZMMS Genel Şartlarının B.4.d maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48.maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında; alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2.fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak taşıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 97.maddesinde yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı geti- rilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir.
O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281.maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurların da olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda oluşan hasar poliçe teminatı dışında kalacağından davanın kabulüne, aksi halinde reddine karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir.
Somut olayda, davalı sürücünün olaydaki kusur oranı ve 3.kişi aracında meydana gelen zarar yönünden uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, olayın münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelip gelmediği yönünden nöroloji uzmanı bilirkişinin görüşü alınmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında olup olmadığı üzerinde durularak içinde nörolog doktorunda bulunduğu uzman bilirkişi kurulundan rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru değil, bozma sebebidir.
2.Davacı ... 27.6.2008 tarihinde dava dışı 3.kişi zararını ödediğine dair ibraname sunmuş, davalı vekili de, müvekkilinin zarar gören 3.kişi zararını maddi, manevi ve değer kaybına ilişkin tüm zararının karşılandığını belirterek, 1.6.2008 tarihli ibranameyi delil olarak bildirmiştir.
İbra ve ödeme hususu borcu söndüren işlemlerden olup hüküm kesinleşinceye kadar her zaman dikkate alınmalıdır. Bu nedenle mahkemece davalı vekilince ibraz edilen ibraname yönünden inceleme ve değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken bu hususta değerlendirme yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
3.Kabule göre de, alacak miktarı (likit) belirli olmayıp, hükmedilecek tazminat miktarının tesbiti yargılamayı gerektirdiğinden davalı lehine icra inkar tazminatına hükmolunması da isabetli değildir.