8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2023/1355 E. , 2023/1675 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasındaki kadastro tespitine davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı asıl davada davacı- birleşen davada davalı Hazine vekili ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Kadastro sırasında ... köyü 102 ada 96 ve 104 parsel sayılı sırasıyla 1.464,11 m2 ve 4.111,57 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, senetsizden kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle ... oğlu ... adına tespit edilmiştir.
2.Davacı Hazine vekili, taşınmazların 1962 yılında toprak tevzi komisyonunca yapılan çalışmalarda firari ve müegayyip kişilerden kaldığı gerekçesiyle Hazine adına tapuya tescil edildiğini ve dava konusu taşınmazların Hazineye ait Aralık 1962 tarihli ve 311, 315, 317, 318 ve 321 nolu tapuların kapsamında kaldığını, ham toprak niteliğindeki zilyetlikle edinilecek yerlerden olmadığı gibi davalı gerçek kişi yararına bu koşulların oluşmadığını öne sürerek, kadastro tespitlerinin iptali ile taşınmazların Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
3.Davacı ..., hasım olarak Hazineyi gösterdiği birleşen dava dilekçesinde, 102 ada 96 parsel sayılı taşınmazın dedesinden kendisine kaldığını öne sürerek, yapılan kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın kendi adına tescilini istemiştir. II. CEVAP
1.Davalı ... mahkemede alınan beyanında, davayı kabul etmediğini, dava konusu yerlere ilişkin tapularının olduğunu açıklayarak, asıl davanın reddini savunmuştur.
2.Davalı Hazine vekili, birleşen davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.08.2009 tarihli ve 2008/122 Esas, 2009/82 Karar sayılı kararıyla; davanın reddine, dava konusu taşınmazların tespit gibi tesciline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, asıl davada davacı-birleşen davada davalı Hazine vekili temyiz talebinde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 31.10.2011 tarihli ve 2011/13915 Esas, 2011/12268 Karar sayılı kararı ile “davanın kadastro tespitine itiraz davası olup Orman İdaresinin davada taraf olmadığı, çekişmeli taşınmazların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 4 üncü maddesine göre yapılan sınırlamada orman alanı dışında bırakıldığı, taşımazların sınırında orman parseli bulunmaması nedeniyle de mahkemece orman araştırması yapılmadığı, Hazinenin ve gerçek kişinin iddiasına karşı mahkemece mahalli bilirkişi ile ziraat bilirkişi dinlenilmekle yetinildiği, iddia ve savunma doğrultusunda tarafların tanıklarının da dinlenilmediği, taşınmazların mütegayyip eşhastan olan kaçak ve yitik kişilerden Hazineye kalan yerleden olup olmadıkları hususunun dahi sorulup etraflıca araştırılmadığı, ayrıca; çekişmeli taşınmazlardan 102 ada 104 parselin sınırında 102 ada 2 numaralı mera parseli bulunmakta olup, halen kadastro mahkemesinin 2007/52 Esasında Orman İdaresinin orman savı ile açtığı davada davalı olup halen derdest olduğu, bu nedenle, çekişmeli parselin mera olup olmadığının yöntemince araştırılması gerektiği, mahkemece davacı Hazinenin dayandığı tapu kayıtlarının çekişmeli taşınmazlara uymadığı söylenmişse de, tapu kayıtları yörede 4753 sayılı Kanun'a göre 1962 yılında çalışma yapan 63 numaralı toprak tevzi komisyonunca oluşturulmuş olup, tapu kayıtlarının ilk olumundan itibaren tüm gittilerinin çıkartılmadığı, revizyonlarının sorulmadığı ve tevzi pafatasının getirtilerek usulünce zemine uygulanmadığı açıklanarak , mahkemece, yörede 4753 sayılı Kanuna göre 1962 yılında çalışma yapan 63 numaralı toprak tevzi komisyonunca oluşturulmuş Hazinenin dayanağı olan Aralık 1962 tarihli ve 311-315-317-318 ve 321 nolu tapu kayıtlarının ilk olumundan itibaren tüm gittileri ile yine davalı tarafın yazılı delil olarak dayandığı Eylül 1976 tarihli ve 1 numaralı, yine Eylül 2002 tarihli ve 17-18-19-20-21-22 ve 23 numaralı tapu kayıtları ilk oluşumundan itibaren tüm gittileri çıkartılması, revizyonlarının sorulması ve tevzi pafatasının getirtilerek dosyaya konulması, davacı ve davalı tarafın iddia ve savunmalarına ilişkin yazılı belgeleri ile varsa zilyetlik tanıklarının isim ve açık adreslerinin kendilerinden sorulması, çekişmeli 102 ada 104 parsele sınır komşusu olan 102 ada 2 numaralı mera parseline yönelik olarak Orman İdaresinin orman savı ile açtığı 2007/52 Esas sayılı dava dosyası da getirtilip dosyanın keşfe hazırlanması, çekişmeli parselin bulunduğu yere ilişkin mera tahsis kararı ile mera nitelikli vergi kaydı bulunup bulunmadığı ilgili yerlerden sorularak varsa ilgili kayıtların getirtilerek dosyaya eklenmesi, dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile tespit tutanağının düzenlendiği tarihten 15 - 20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritalarının bulunduğu yerlerden istenerek, bu belgelerin bir ziraat mühendisi, bir Harita-Kadastro (Jeodezi ve Fotogrametri) mühendisi ile bir yüksek orman mühendisinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığıyla,dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp, usulüne uygun şekilde orman, mera ve zilyetlik araştırılması yapılması, birleşen dava hakkında da olumlu olumsuz karar verilmesi” gerektiğine değinilerek, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "dava konusu 102 ada 104 parsel sayılı taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu, kamu orta malı yaylak, kışlak, mera gibi niteliğinin bulunmadığı, dere yatağında olması sebebi tarım yapmak için uygun olmadığı, 1962 tarihli toprak tevzi komisyonu tarafından hazine adına kaydedilen 579 tevzi parselinin içinde kalması sebebi ile tevzi parsel kaydının oluştuğu 1962 yılından geriye doğru 20 yıllık zilyetlikle kazanım şartlarının davalı lehine oluşmadığı, dava konusu 102 ada 96 parsel sayılı taşınmazın kaçak ve yitik kişilerden kaldığı ve hazine adına tescili gereken ancak eksik tescil edilen tapu kapsamında kaldığı iddiası ile davacı hazinenin kendi adına tapuya tescilini talep etmiş ise de; 1962 tarihli toprak tevzi komisyonu tarafından oluşturulan ve dava konusu taşınmaza denk gelen 361-577-575 nolu tevzi parsellerinin hazine adına tescil edildiği, 1962 tarihli toprak tevzi komisyon çalışması ile hazine adına tescil edilen 361-577-575 nolu tevzi parsel kayıtlarının oluştuğu tarihten geriye doğru 20 yıllık zilyetlikle kazanım süresinin ve şartlarının davalı lehine gerçekleşmediği, birleşen dosya davacısı ...' un dava konusu ... köyü 102 ada 96 parsel sayılı taşınmaza yönelik açtığı davada husumeti Hazineye yöneltmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile, asıl davanın kısmen kabul kısmen reddine, birleşen 2009/28 esas sayılı davanın reddine, 102 ada 96 parsel sayılı taşınmazın ekli fen bilirkişi raporunda A harfi ile gösterilen 729,23 m2 yüzölçümündeki bölümünün, D harfi ile gösterilen 655,99 m2 yüzölçümündeki bölümünün, E harfi ile gösterilen 36,83 m2 yüzölçümündeki bölümünün kadastro tespitinin iptali ile aynı adanın birbirini takip eden son parsel numarası verilerek davacı hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 102 ada 96 parsel sayılı taşınmazın geriye kalan ek fen bilirkişi raporunda B harfi ile gösterilen 1,26 m2 yüzölçümündeki bölümünün, C harfi ile gösterilen 40,80 m2 yüzölçümündeki bölümlerinin kadastro tespiti gibi tapuya kayıt ve tesciline, 102 ada 104 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile davacı hazine adına tapuya kayıt ve tesciline" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, asıl davada davacı- birleşen davada davalı Hazine vekili ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı- birleşen davada davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde, eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğini öne sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili, 102 ada 96 parsel sayılı taşınmaz yönünden müvekkili lehine zilyetlikle kazanma koşullarının oluştuğunu öne sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Asıl ve birleşen dava kadastro tespitine itiraz istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 Sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 713 üncü maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 14 ve 17 nci maddeleri.
3.Değerlendirme
1.Birleşen dosya davacısı ... vekilinin temyiz itirazlarının değerlendirilmesinde,;
Birleşen dosya davacısı ... adına Avukat ...'in yargılamaya vekil sıfatı ile katıldığı, mahkemece verilen kesin süre içerisinde vekaletnamesini ibraz etmediği, yargılama esnasında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 67 nci maddesi uyarınca asıl tarafından yapılan işlemlere onay verildiğinin beyan edildiği, birleşen dava yönünden verilen kararın aynı vekil tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 11.05.2022 tarihli ve 2021/8889 Esas, 2022/4390 Karar sayılı geri çevirme kararı ile vekaletname ibrazının, aksi takdirde gerekçeli kararın asıla tebliğinin istenildiği, mahkemece verilen süre içerisinde vekaletnamenin ibraz edilmediği gibi, gerekçeli kararın asıla tebliği üzerine hükmün temyiz edilmediği anlaşılmakla Avukat ... tarafından ibraz edilen temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Somut uyuşmazlık incelenmeden önce usuli müktesep hak üzerinden kısaca durulması gerekmektedir. Usuli müktesep hak, bir davada taraflar, mahkeme ve Yargıtay tarafından yapılmış ve istisnalar kapsamında olmayan bir işlemle taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan hakkı ifade eder. Mahkemenin Yargıtay’ın bozma kararını uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış bir hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli müktesep hak gerçekleşebilir. 6100 Sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla somut uyuşmazlıkta temyiz kanun yoluna dair 1086 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden söz konusu Kanun incelendiğinde usuli müktesep hakka ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı, usuli müktesap hak ilkesi, davaların uzamasını önlemek hukuki alanda istikrar sağlamak ve yargı kararlarına karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul görmüş usul hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden biri haline gelmiştir. Bu ilke, özlü bir biçimde 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Umumi Heyeti Kararı ile açıklanmış olup iş bu kararda da belirtildiği gibi, bozmaya uyulmakla bir taraf yararına usulî müktesep hak doğar. Artık bozmanın kapsamına girmeyen hususlarda yeni bir karar verilemez. Ancak usulî müktesep hak müessesesinin, özellikle kamu düzeni düşüncesi ile kabul edilmiş bazı istisnaları mevcuttur. Usul hukukunda Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş olan usuli müktesep hak ilkesine, yine Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiş istisnalar bulunduğu, bu istisnalardan birisi de maddi hata sonucu verilmiş Yargıtay kararıdır. Yargıtay İçtihadları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar; 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere Yargıtayca maddi hata sonucu verilen bir karara mahkemece uyulmasına karar verilmesi halinde dahi usuli müktesep hak oluşmaz ve Yargıtayın hatalı kararından dönmesi mümkündür.
Bundan ayrı olarak taraf sıfatı bir başka deyişle husumet ehliyeti, dava konusu hak ile kişiler arasındaki ilişkiyi ifade eder. Sıfat, bir maddi hukuk ilişkisinde tarafların o hak ile ilişkisinin olup olmadığının belirlenmesi anlamına gelir. Davacı sıfatı, dava konusu hakkın sahibini, davalı sıfatı ise dava konusu hakkın yükümlüsünü belirler. Uygulamada davacı sıfatı, aktif husumeti, davalı sıfatı ise pasif husumeti karşılayacak şekilde değerlendirilmektedir. Dava konusu şey üzerinde kim ya da kimler hak sahibi ise davayı bu kişi veya kişilerin açması ve kime karşı hukuki koruma isteniyor ise o kişi veya kişilere davanın yöneltilmesi gerekir. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir. Taraf sıfatının bu anlamda önemli özelliği ise; def'i değil itiraz niteliğinde olması nedeniyle taraflarca süreye ve davanın aşamasına bakılmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve taraflar ileri sürmemiş olsalar bile mahkemece re'sen nazara alınmasıdır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 102 ada 96 ve 104 parsel sayılı taşınmazların 2007 yılında yapılan kadastro çalışmaları esnasında ... oğlu 1954 doğumlu ... adına tespit edildiği, yargılama aşamasında adına taraf olarak gösterilen, yargılamalara iştirak edip delil ibraz eden, yine karar başlığında taraf olarak gösterilip gerekçeli kararın tebliğe çıkarıldığı ...'un ise ... oğlu 1963 doğumlu olduğu, davanın yanlış hasım aleyhine açılıp sonuçlandırıldığı, maddi hata nedeni ile taraf teşkiline ilişkin bu durumun bozma konusu yapılmadığı anlaşılmakla 102 ada 104 ve 96 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin asıl davada tespit maliki ... oğlu 1954 doğumlu Mehmet Selçuk'un yöntemince davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması, tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin tüm delillerin toplanması, bundan sonra toplanmış ve toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulması için hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
1.(V.C.3.1) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, birleşen dosya davacısı ... adına Avukat ... tarafından sunulan temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2.(V.C.3.2) no.lu bentte açıklanan sebeplerle, asıl davada davacı-birleşen davada davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Peşin harcın istek halinde temyiz eden ...'a iadesine, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,22.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.