2. Hukuk Dairesi
2. Hukuk Dairesi 2014/4786 E. , 2014/15407 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Karşıyaka 3. Aile Mahkemesi
TARİHİ :30.12.2013
NUMARASI :Esas no:2013/181 Karar no:2013/955
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı (koca) tarafından; kusur belirlemesi, velayet, çocukla kişisel ilişkinin süresi, iştirak nafakası, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1.Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, görgüye dayalı olmayan ve davacı (kadın)'dan duyulan olayların aktarımından ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma nedeni yapılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.
2.Temyiz sebeplerine hasren yapılan incelemeye gelince; a-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle "boşanma davasının feri niteliğinde olan ve bu nedenle harca tabi olmayan manevi tazminatın (TMK md. 174/2) reddi nedeniyle ve harcı yatırılmayan, davacı tarafça takipsiz bırakıldığı için hüküm kurulmayan 1100 TL'lik eşya katılım alacağı sebebiyle davalı lehine vekalet ücreti takdir edilmemesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı (koca)'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Velayet hakkı anneye verilen müşterek çocuk 11.01.2011 doğumlu Erol ile davalı baba arasında kurulan kişisel ilişki aynı şehirde yaşamaları durumunda yatılı olacak şekilde düzenlenmediği, ayrı şehirde yaşamaları durumunda ise yılda yalnızca bir kez 30 gün süre ile baba ve çocuğun bir arada olacak şekilde düzenleme yapılması karşısında gerek babalık duygularının tatmini, gerekse çocuğun babaya olan güven ve sevginin kazanılması için yetersiz olmuştur. Öte yandan günümüzdeki ulaşım imkanları gözönüne alındığında ayrı şehir veya aynı şehirde oturmalarına göre kişisel ilişki düzenlemesine de ihtiyaç bulunmamaktadır. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilmiş şekliyle onanmasına karar vermek gerekmiştir (HUMK md. 438/7) .