Esas No
E. 2019/40
Karar No
K. 2016/9255
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Sigorta Hukuku

T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No:

T.C.

KONYA

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

3. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO :

KARAR NO:
KARAR TARİHİ:

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : KONYA .. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ: 30/05/2023
NUMARASI: Esas Karar
DAVACILAR: 1-

2.

VEKİLLERİ: Av.
DAVALILAR: 1-
VEKİLİ: Av.

2.

3.

VEKİLLERİ: Av.
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/11/2023
İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ: 15/11/2023

Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :

Davacılar vekili dava dilekçesi ile özetle; Müvekkili ..... ve diğer müvekkili .... ve ..... plakalı araç ile 23.08.2019 tarihinde saat 16:00 da..... plakalı davalı .... kullanımında olan ve diğer davalı ....a ait olan aracın asli kusurlu olarak müvekkillerine çarpması ile elim bir trafik kazası geçirdiklerini, bu kazadan sonra müvekkili ..... ve beraberinde ki yolcu .... in yaralandığını ve maddi ve manevi kayıpları söz konusu olduğunu, bu nedenlerle 23/08/2019 tarihli olan bu kazada karşı tarafların müştereken ve müteselsilen sorunulu olduğunu, %100 asli kusurlu oldukları için haklı davalarının kabulünü, tüm maddi tazminat taleplerini ve zararlarını, ıslah, faiz ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ve kaza tarihi olan 23/08/2019 dan itibaren işleyecek faizi ile beraber talep ettiklerini, faiz ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ve hesap raporları geldikten sonra ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile ve kaza tarihi olan 23/08/2019 dan itibaren işleyecek faizi ile beraber müvekkili .... için şimdilik 1000TL geçici iş göremezlik bedeli, şimdilik 1000 TL sürekli iş göremezlik bedeli, şimdilik 1000TL bakıcı gideri bedeli, şimdilik 1000 TL fatura edilemeyen tedavi gideri bedeli olmak kaydı ile şimdilik 4.000TL maddi tazminatı tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen talep ettiklerini, müvekkillerinin tüm bu manevi sorunları yok yere yaşamak zorunda kaldıkları için 23/08/2019 dan itibaren işleyecek faizi ile beraber 40.000TL manevi tazminatı müvekkili .... için ve 10.000 TL manevi tazminatı da müvekkili ..... için sigorta hariç diğer iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsili ile taraflarına ödenmesini talep ettiklerini, maddi tazminat taleplerini tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen talep ettiklerini, manevi tazminat taleplerini ise sigorta poliçesinde manevi tazminatı sigorta etmeyen .... Sigorta AŞ hariç diğer davalılardan talep ettiklerini, ayrıca davalı olan sigorta şirketini talep ettikleri maddi tazminatlar açısından sigorta poliçesinde sorumlu oldukları limit sınırı ve sigorta ettikleri çeşit kadar sorumlu tutuklarını, karşı tarafa ait olan .... plakalı araca tedbir konulmasını, yargılama masrafı harçları ve giderleri ile ücreti vekaletin davalılar üzerine yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili ıslah dilekçesi ile özetle; tüm alacak kalemlerini daha fazla olduğunu iddia ederek, tüm alacaklarını talep ederek, fazlaya ilişkin alacak ve tazminat talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla müvekkili .... için sürekli iş göremezlik zararları için taleplerini 93.695,90TL ye artırdıklarını, alacak miktarlarını toplamını 92.695,90 TL artırılarak toplam 146.695,90 TL miktara artırılarak ıslahını talep ettiklerini, toplam 146.695,90 TL nin fazlaya ilişkin talep ve dava hakları faiz ve ıslah hakları saklı kalmak kaydı ile yargılama masrafı, harçları ve giderleri ile ücreti vekaletin davalılar üzerine yüklenmesini talep etmiştir.

Davalı...ve.... vekili cevap dilekçesi ile özetle; Meydana gelen kazada müvekkillerinin kusursuz olduğunu, davacılarda meydana gelen bedensel zararların kendi kusurlarından kaynaklandığını, meydana gelen kazada idarenin kusuru olduğunu, bu nedenlerle davacı tarafların davasının ve tüm taleplerinin ayrı ayrı reddini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı taraftan tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesi ile özetle; Söz konusu davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davaya cevap verilebilmesi için H.M.K. 121 MD. gereği delillerin taraflarına tebliğinin gerektiğini, davacının başvuru şartını yerine getirmeksizin iş bu davayı ikame ettiğinden haksız davanın usulden reddinin gerektiğini, davacının talebi olan geçici iş göremezlik, geçici bakıcı ve tedavi gideri trafik poliçesi teminatı dışında olduğunu, öncelikle tarafların kusur oranlarının şüpheye mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğini, somut olayda müterafik kusuru dikkate alınarak tazminat tutarından indirim yapılması gerektiğini, bu nedenlerle Trafik Kanunu ve Trafik Sigortası Genel Şartları düzenlemelerindeki yükümlülükler yerine getirilmeden iş bu dava ikame edildiğinden,

HMK 115 maddesi gereği dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddini, dava konusu talepler ve tazminat kalemleri açık şekilde belirtilmediğinden HMK 119 gereği eksikliğin giderilmesi için ek süre verilmesini aksi durumda davanın usulden reddini, davaya cevap verilebilmesi için H.M.K. 121 md. gereği delillerin tarafımıza tebliğini, kabul görmemesi halinde maluliyet oranı hususunda anlaşmazlık olduğu dikkate alınarak öncelikle belirtilen adli tıp birimlerinden birine gönderilmesini aksi halde davanın usulden reddini, her durumda maluliyet tazminat hesabının TRH-2010 yaşam tablosu ve %1,8 teknik faiz dikkate alınarak belirlenmesini, sigortalı araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu yönündeki iddiaların kabul edilebilir olmadığını belirtir, her durumda kusur oranlarının şüpheye mahal bırakmayacak şekilde tespiti için Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi’nce yetkili trafik bilirkişisine tevdiini, ceza dosyasının akıbetinin sorulmasını, her durumda celbini, her durumda belirlenecek tazminat tutarından %20 oranında müterafik kusur indirimi ve hatır taşıması indirimi yapılmasını, her durumda poliçe teminat kapsamında yer almayan geçici bakıcı, tedavi gideri ve geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin taleplerin reddini, davacının faize ilişkin taleplerinin reddini, müvekkili şirketin yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmamasını, fazlaya dair taleplerin reddini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :

İlk derece mahkemesinin kararı ile; "...Yukarıda yapılan açıklamalar, amir kanun hükmü, bilirkişi raporları ve T.C. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 06/06/2016 Tarih ve 2016/6064 Esas-2016/9255 Karar sayılı ilamı çerçevesinde somut olayımız değerlendirildiğinde; Dosya içerisinde yer alan ve hükme esas alınan T.C. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 25/08/2022 tarihli Heyet Raporunda 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre yapılan değerlendirmede davacının sürekli maluliyetinin %7.1 oranında olduğu, söz konusu maluliyet oranının emsal Yargıtay ilamı gereğince "Ağır Bedensel Zarar Mahiyetinde Olmadığı" anlaşılmakla, manevi tazminat takdir edilmesini gerektirir ağır bedelsel zarar koşulunun somut olayımızda gerçekleşmemesi sebebiyle davacının eşinin yaralanması sebebiyle açmış olduğu manevi tazminat davasının reddine karar verilmiş ve Mahkememizce oluşan vicdani kanaatin tezahürü olarak aşağıdaki hükümler tesis edilmiştir.

1.DAVACI ....'İN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE;

a)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 73.171,89 TL sürekli iş göremezlik maddi zararının davalı .... Sigorta A.Ş.( kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 24/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) İLE davalılar...ve....'dan (kaza tarihi olan 23/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,

b)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 768,19 TL geçici iş göremezlik maddi zararının davalı .... Sigorta A.Ş.( kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 24/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) İLE davalılar...ve....'dan (kaza tarihi olan 23/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,

c)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 358,17 TL bakıcı gideri maddi zararının davalı .... Sigorta A.Ş.( kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 24/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) İLE davalılar...ve....'dan (kaza tarihi olan 23/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,

ç)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle mahrum kaldığı 600,00 TL SGK tarafından karşılanmayan, zorunlu, belgeye bağlanamayan tedavi gideri maddi zararının davalı .... Sigorta A.Ş.( kaza tarihinde geçerli poliçe teminat limitleri ile sınırlı olmak üzere temerrüt tarihi olan 24/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) İLE davalılar...ve....'dan (kaza tarihi olan 23/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,

e)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle açmış olduğu manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ İLE; 24.000,00 TL manevi tazminatın davalılar...ve....'dan kaza tarihi olan 23/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte MÜŞTEREKEN VE MÜTESELSİLEN TAHSİLİ DAVACIYA VERİLMESİNE, davacının fazlaya ilişkin talebinin REDDİNE,

2.DAVACI .....'İN MANEVİ TAZMİNAT DAVASININ REDDİNE;

a)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle kendi yaralanması dolayısıyla açmış olduğu manevi tazminat davasının REDDİNE,

b)Davacının 23/08/2019 tarihinde meydana gelen trafik kazası sebebiyle eşinin yaralanması dolayısıyla açmış olduğu manevi tazminat davasının REDDİNE" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :

Davalılar...ve.... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; meydana gelen kazada müvekkillerinin kusursuz olduğunu, davacı ..... idaresindeki aracın hız limitinin çok üzerinde bir hızla gelerek müvekkilinin kullandığı araca çarptığını, üstelik bu esnada hiçbir şekilde frene basmayan davacının, yol genişliği de buna müsaitken kurtarmak adına herhangi bir manevra da yapmadığını, ancak dosya kapsamında alınan raporda tüm bu hususlar göz ardı edilerek müvekkilinin %75 kusurlu olduğu yönünde tespit yapıldığını, söz konusu tespiti içeren raporun kabulünün mümkün olmadığını, davacılarda meydana gelen bedensel zararların kendi kusurlarından kaynaklandığını, davacı .... kazanın gerçekleştiği esnada emniyet kemeri takmadığı için iddia edilen bedensel zararların meydana geldiğini, davacının kendi kusurundan kaynaklanan bedensel zararın müvekkilince tazmininin talep edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu kapsamda dava konusu kaza değerlendirildiğinde müvekkillerinin tazminat ödemekle sorumlu tutulamayacağının açık olduğunu, davacı tarafın maddi ve manevi tazminat hesaplamasında yapılan müterafik kusur indiriminin usul ve yasaya uygun olmadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine, aksi kanaatte olunursa manevi tazminatın ve maddi tazminat miktarının indirilmesine (müterafik kusur indirimi oranının artırılarak), işbu taleplerinin kabul görmemesi halinde eksik inceleme neticesinde verilen kararın yeniden yargılama yapılması için yerel mahkemeye gönderilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin karşı taraftan tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili ....'in yolcu ve 3. şahıs olmasına rağmen haksız yere maddi ve manevi alacaklarına fazlaca ve afaki olarak %20 oranında bir kesinti ve indirim yapıldığını, ayrıca müvekkili .... için 40.000,00 TL talep ettikleri manevi tazminatın 30.000,00 TL olarak eksik verildiğini, 30.000,00 TL'nin 24.000,00 TL'ye indirildiğini, %20 indirimin ikinci defa uygulanmasının haksız olduğunu, talep ettikleri manevi tazminatın zaten çok az olduğunu, makul talep etmiş oldukları manevi tazminatların %7,2 kalıcı sakatlığı rağmen reddedildiğini, ayrıca diğer müvekkili ..... için talep ettikleri 10.000,00 TL manevi tazminatın haksız yere tümü ile reddedildiğini, davalı taraflara haksız ve fazla vekalet ücreti verildiğini, taraflarına ise eksik vekalet ücreti verildiğini, daha fazla vekalet ücreti verilmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurularının kabulü ile itiraz ettikleri noktalar açısından yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik, tedavi ve bakıcı giderlerine ilişkin maddi tazminat istemine ilişkindir. Davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davacılar vekili ile davalılar ...ile.... vekilince istinaf edilmiştir.

1.Kamu dzeni ve davacı vekilinin aktüer hesabında TRH2010 yaşam tablosunun kullanılması gerektiğine yönelik istinaf incelemesi;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.

Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.

T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).

Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.

Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.

Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir.

Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;

AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.

Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.

Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.

Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.

Somut olayda davacılar vekili aktüer hesabındaki davacının bakiye ömrünün TRH2010 yaşam tablosunda belirtilen 22/09/2045 yerine PMF yaşam tablosundaki 21.08.2038 'in esas alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara göre alınan aktüer raporunda Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının muhtemel yaşam süresinin belirlendiği ve bu raporun hükme esas alınmasında usul ve yasaya olmadığından itirazların reddi gerekmiştir.

2.Taraf vekillerinin kusur itirazının incelenmesinde:

Olaya ilişkin tutulan kaza tespit tutanağında davalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunun belirtildiği, savcılık ve ceza dosyasında ATK'dan alınan kusur raporunda davalının asli, davacının tali kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece kusur bilirkişisinden alınan kusur raporunda davalının %75, davacının %25 kusurlu olduğunun ifade edildiği, mahkemece kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için Karayolları fen heyetinden alınan raporda da davalının %75, davacının %25 kusurlu olduğunun belirtildiği ve bu raporun dosya içeriğine uygun olduğu anlaşılmakla kusura yapılan itirazın reddi gerekmiştir.

3.Davalı vekilinin davacıların bedensel zararlarının kendi kusurlarından kaynaklandığından zarardan davacıların sorumlu olduğuna yönelik istinaf incelemesi;

Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kazada davalı sürücü %75 oranında, davacı Nazmi %25 oranında kusurlu olup, davacı ....'in araçta yolcu olduğu ve kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece davacı ...'nin emniyet kemerini takmamış olması nedeniyle müterafik kusurlu olduğuna karar verilip tazminattan %20 oranında indirim yapılmış olması yerleşik Yargıtay kararlarına uygun olması nedeniyle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf taleplerinin reddi gerekir.

4.Davacı vekilinin müterafik kusur indirimine yönelik istinaf incelemesi; 6098 sayılı TBK'nın 52. Maddesine göre; Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Anılan yasal düzenlemede de belirtildiği üzere zarar görenin zararın oluşmasında ya da zararın artmasında bir ihmali varsa bu hususun tazminatın belirlenmesinde dikkate alınması gerekir. Bir başka deyişle zararın oluşumunda zarar görenin de müterafik kusurunun bulunması halinde tazminattan indirim yapılması gerekmektedir. Müterafik kusurun dikkate alınması için bu yönde yapılan bir savunmaya gerek olmayıp Mahkemece müterafik kusurun resen dikkate alınması gerekmektedir. Nitekim bu husus Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2016/3135 E 2018/11955 K sayılı ilamında da vurgulanmıştır. Ayrıca müterafik kusur indirimi nedeniyle kısmen reddedilen tutar üzerinden davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmeyeceği noktasında da duraksama bulunmamaktadır.

Somut olayda davacı ...'nin ceza dosyasında "Yunak istikametine yaklaştığımız sırada emniyet kemerini çıkarmıştım" şeklinde beyanda bulunduğu, davacı Nazmi'nin de davacı eşi ...'nin emniyet kemeri takmadığını doğruladığı, davacının başından yaralanmış olması nedeniyle de emniyet kemeri takmadığının anlaşılması karşısında davacının müterafik kusurlu olması nedeniyle tazminattan %20 indirim yapılmasında isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebinin reddi gerekir.

5.Davacı vekilinin manevi tazminata yönelik istinaf incelemesi; Olay tarihinde yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu 56. maddesinin 2. fıkrasında; “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” şeklinde düzenleme yer almaktadır.

Bu düzenlemeye göre öncelikle manevi tazminat istemek hakkı beden ve ruh tamlığı bozulmuş olan kişiye tanınmıştır. Bunun yanında bir yakınının uğradığı bedensel zarardan ruhsal yönden etkilenen kişiler de zarara uğrayandan bağımsız olarak manevi tazminat isteyebilirler. Ancak, bunun için yaralanma nedeni ile gerçekten kişisel yararların veya hakların doğrudan doğruya ağır bir biçimde zarara uğramış olması gerekir. Diğer bir anlatımla, bir kimsenin bedensel zarara uğramasından dolayı onun çok yakınlarından birisinin de aynı eylem nedeniyle hukuken korunan ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğü ağır bir şekilde zarara uğramışsa onun da manevi tazminat isteme hakkı vardır (HGK 26.04.1995 gün ve 1995/11-1995/403). Şu halde, olay tarihindeki yasal düzenleme ve Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatları dikkate alındığında mağdurun yakınları sadece ölüm ve ağır bedensel zarar halinde manevi tazminat isteminde bulunabilir.

Yine hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesin karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir.

O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)

Somut olayda davacı ...'nin kazada yaralanmadığı, eşinin yaralanmasının ise ağır bedensel zarar niteliğinde olmadığından manevi tazminat talep hakkının bulunmadığı, davacı ..... için takdir edilen manevi tazminatın da yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle % 7,1 oranında meslekten kazanma gücünü kaybettiği ve iyileşme süresinin 3 hafta olduğu gözetilip, davalının kusur durumu, davacının olayda müterafik kusurlu olması ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin bu yöndeki itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır.

6.Davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik istinaf incelemesi;

Davacılar vekili kendi lehlerine hükmedilen vekalet ücretinin az olduğunu, davalılar lehine hükmedilen vekalet ücretinin fazla olduğunu iddia etmiş ise de davacı .... lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinde, yine reddedilen maddi tazminat ile manevi tazminatlar yönünden davalılar yararına ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, takdir edilen vekalet ücretlerinin yürürlükteki AAÜT'ye uygun olduğu anlaşılmakla davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf talebi de yerinde değildir.

Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre,

HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, davacılar vekili ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacılar vekili ile davalılar...ve.... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,

2.Alınması gereken 6.755,74 TL harçtan peşin alınan 1.688,94 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.066,80 TL harç giderinin davalı ....dan tahsili ile hazineye irat kaydına,

3.Alınması gereken 6.755,74 TL harçtan peşin alınan 1.688,94 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.066,80 TL harç giderinin davalı....'dan tahsili ile hazineye irat kaydına,

4.Davacı tarafça yatırılan harç yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına,

5.İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden taraflar üzerinde bırakılmasına,

6.İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına

7.HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (238.730,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 15/11/2023

Başkan

(e-imzalıdır)

Üye

(e-imzalıdır)

Üye

(e-imzalıdır)

Katip

(e-imzalıdır)

Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.