T.C.
İSTANBUL
1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte bulunan Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
İDDİA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket tarafından müvekkil şirkete karşı keşide edilen ...
31.Noterliği'nin ... tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamesinde; TPMK nezdinde ... başvuru numarasıyla davalı şirket adına tescilli olan "..." markasının, müvekkil şirket tarafından haksız ve hukuka aykırı bir şekilde kullanıldığı öne sürülerek buna son verilmesi, aksi takdirde fikri ve sınai mülkiyet haklarının ihlali nedeniyle mali, hukuki ve cezai kapsamda müvekkil şirket aleyhine yasal yollara müracaat edileceği ihtar edildiğini, davalı adına tescil edilen "..." markasının, Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 5. maddesindeki "marka tescilinde mutlak ret nedenlerini" haiz olduğunu, ....ibarelerinin her ikisi de anonim nitelikte olup, işbu iki kelimenin bir arada yazılmasının da ayırt edici bir vasıf taşımamadığını,Zira gerek ülkemizde gerekse de uluslararası boyutta yaygın bir şekilde jenerik isim olarak kullanılmakta olan ... ibaresinin, tescil edildiği anda da ayırt edici vasfı olmayan, mal ve hizmetin ortak adını, cinsini ve vasfını bildirecek şekilde ifade edilen bir tabire karşılık geldiğini, Nitekim ... tabirine, gıda sektörünün önde gelen markalarının ürünlerinde de sıklıkla rastlanıldığını, marka olma niteliğini haiz olmayan ancak tescili yapılmış olan "..." markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; “...” markasının tescilinin koruma tarihinin 18.09.2014 olup 18.09.2019 tarihi itibariyle beş yıllık zamanaşımı/hak düşürücür sürenin dolduğunu bu sebeple davanın reddinin gerektiğini, Müvekkilinin ...” markasını uzun yıllardır fiziki ve sanal her türlü mecrada marka logo dahil tüm reklam ve tanıtım materyallerinde kullanarak tescil sınıfı fark etmeksizin markaya ayırtedici fonksiyon kazandırdığını, bu markanın fast-food sektörüne müvekkili tarafından kazandırıldığını, bu anlamda markanın tanınmış ve ayırtedici marka olduğunu ve SMK 25/4 uyarınca ayırtedicilik kazanmış bir markanın hükümsüz kılınmasının mümkün olmadığını “...” markasının reklam, yatırım, iletişim, garanti, kalite ve kaynak gösterici fonksiyonlarını haiz olduğundan jenerik olduğuna dair iddianın kötü niyetli olduğunu, “...” markasının tescil sınıfında kaldığı ... ve ... Sınıfta yer alan hizmetler açısından tanımlayıcı nitelikte olmadığını, bu mal ve hizmetler için hükümsüz kılınamayacağını, Davacının “...” ve “...” markalarının yüksek tanınmışlık düzeyinden yararlanarak ciro artışı gerçekleştirmeye çalıştığını ve huzurdaki davanın hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği, Müvekkili şirketin markasını korumak için her türlü yola başvurduğunu bu sebeple markanın yaygın hale geldiği varsayımında dahi hükümsüz kılınamayacağını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava konusu uyuşmazlık; davalı adına tescilli "..." ibareli ...tescil nolu markanın hükümsüzlüğüne ilişkindir.
Davanın açılmasını müteakip davacının dava, davalının cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, duruşmada hazır olanlar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, arabuluculuk kurumundan faydalanmak istenilmediğinden tahkikat duruşmasına devam olunmuş, tarafların beyanlarında geçen deliller toplanmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmış,
HMK 184.madde kapsamında hazır olanlardan tahkikat ile ilgili beyanları sorulmuş,
HMK 186. madde kapsamında ise karar duruşmasında hazır olanlardan esas ile ilgili son diyecekleri sorulmuştur.
HMK 266. Madde kapsamında bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bilirkişiler ..., ... ve ...'in 10/04/2022 tarihli bilirkişi raporlarında; Davalı adına tescilli “...” markasının ayırt edici nitelikte olduğu ve mal veya hizmetin cins, çeşit veya vasfını münhasıran veya esas unsur olarak içermediği, Davalı adına tescilli “...” markasının tescilli olduğu sınıflarda yaygın ad haline gelmediği ,Davacı tarafın ileri sürdüğü markanın tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad jenerik hâline gelmesi halinin kanunda iptal sebebi olarak sayıldığını, davacı tarafça markanın iptali davası açılmadığını talebin markanın hükümsüzlüğüne yönelik olduğunu ancak somut olayda SMK 5. Madde kapsamında hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığını bildirmişlerdir. Bilirkişiler ..., ... ve ...'nin 20/01/2023 tarihli bilirkişi raporlarında; “...” markasının tescilli olduğu hizmet sınıfları bakımından somut ayırt ediciliğe haiz olduğunu, 6769 sayılı SMK m.5/1-b ve SMK m.5/1-c bağlamında tanımlayıcı nitelikte olmadığı sonuç ve kanaatine ulaşmışlardır. Bilirkişiler ..., ..., ... 'nın 10/05/2023 tarihli ek bilirkişi raporlarında; Kök rapordaki görüşlerini muhafaza ettiklerini bildirmişlerdir. Türk Patent ve Marka kurumundan celp edilen tescil belgesi kapsamına göre; Hükümsüzlüğü istenen ... ibareli markanın ... no ile ... ve .... Sınıf için 18.9.2014 tarihinde davalı adına tescil edildiği anlaşılmıştır.
Toplanan deliller, taraf iddia ve savunmaları, marka tescil belgesi,
HMK 266 madde kapsamında dosyada sunulu deliller ile uyumlu, denetim ve hüküm kurmaya elverişli 1 ve 2. Heyet raporları ve 2. Heyetin ek raporları incelendiğinde; 6769 S.M.K.(Sınai Mülkiyet Kanunu) Md.5/c “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç,değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıranveya esas unsur olarak içeren markalar” tescil edilemez” şeklindedir.
Bunun yanında tanımlayıcı işaretler, tescili talep edilen mal ya da hizmetleri doğrudan tanımlayan, malya da hizmetin cins, çeşit, vasıf gibi özelliklerine ya da kalitesine doğrudan atıfta bulunan işaretlerdir.Bir işaretin tanımlayıcı nitelikte kabul edilebilmesi için işaretin mal ya da hizmetin mutlaka çok vazgeçilmez önemde bir özelliğini belirtiyor olmasına gerek yoktur.Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı işaretlerin tek kişinin tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektir. Yani, mal ve hizmetlerin karakteristik özelliklerini belirten işaretlerin ilgili herkes tarafından serbestçe kullanımını temin etmektir. Böylece tanımlayıcı bir işaretin tek bir kişinin tekeline verilmek suretiyle diğer işletmelere ve rakiplerine karsı haksız bir avantaj sağlamasını engellemektir.6769 sayılı SMK'da düzenlenmiş olan mutlak red nedenleri ışığında değerlendirme yaparken, markanın tescil edildiği ülkenin değerleri ve ortalama seviyedeki tüketicinin markaya yükleyeceği anlamın esas alınması gerekir.
Somut olayda; tescilli olan ... markası düz yazı siyah beyaz olarak oluşturulmuştur. “...” ve “...” kelimelerinin birleşmesi neticesinde tek kelime olarak “...” şeklinde marka başvurusu yapılmıştır. Türk Patent ve Marka kurumundan celp edilen tescil belgesi kapsamına göre; Hükümsüzlüğü istenen ... ibareli markanın ... no ile .. ve ... Sınıf için 18.9.2014 tarihinde davalı adına tescil edildiği anlaşılmıştır. .. ve ... Sınıf yönünden inceleme yapıldığında; Markanın tescil edildiği hizmetlere bakıldığında bir cins isim olarak düşünülebilecek “...”ibaresi ile hiçbir ilgisi olmadığı, tescil edilen hizmetlerin adını, niteliğini, karaketeristik özelliklerini içermediği, cins, çeşit, kalite, miktar, vasıf, coğrafi kaynak, hizmetlerin üretildikleri zaman, değer gibi unsurlardan oluşmadığı; Söz konusu emtiaların alıcısı olan ve orta düzeydeki tüketiciler açısından düşünüldüğünde markanın ilgili sınıfta bir tescil engeli taşımadığı anlaşılmıştır.
Öte yandan 6769 sayılı SMK'nın 4. maddesinde marka olarak tescil edilebilecek işaretler sayılmış ve maddede marka olabilecek işaretleri sınırlı saymadan vazgeçilerek Kanunda "her tür işaret” ibaresi getirilmiş ve çizimle görüntülenebilme şartı kaldırılmıştır. Kanun'un 5/1-b bendinde de “sicilde gösterilebilmesine rağmen ilgili mal veya hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan işaretlerin” marka olarak tescil edilemeyeceği düzenlenmiştir. Öğretide ayırt edici niteliğin tanımı; bir işaretin uzun zamandan beri kullanılması yoluyla tüketicinin belleğinde yer etmesidir. Markasal kullanımın belirli bir ticaret veya hizmet ile ilişkilendirilmesi, en azından belirli bir bölge ve ilgili çevrede ayırt edicilik sağlanması yeterli görülmektedir.
Bir işaretin ayırt edici nitelik kazanmasında en önemli etken, işaretin bir şekilde tüketicinin zihninde kalıcı bir yer edinmiş olmasıdır. Bu etkenler arasında işaretin mala veya hizmete ilişkin kavram adına yakın olmaması, kavramı akla getiren kelime ya da kelimelerden oluşması, ürünün öne çıkan özelliklerinin çağrıştırılması, üründe kullanılan işaretin anlamsız olması veya kullanılan yabancı kelimenin ayırt edici gücünün bulunması sayılabilir.
Dolayısıyla ayırt edicilik tescili talep edilen işaretin tescil ile koruma talep edilen mal veya hizmetleri diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi ifade etmektedir. Dava konusu marka olan “...” ifadesi ... ve ... kelimeleri birleştirilerek oluşturulmuş, kendine özgü, davalının satışını yaptığı ürünlerden birine verdiği isim olan ve davalı tarafından oluşturulmuş bir ifade olmakla ve her iki bilirkişi heyetince sektörel olarak yapılan incelemeler kapsamında da ayırt ediciliğe haiz olarak değerlendirildiğinden davacı yanca ileri sürülen hükümsüzlük isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Huzurdaki dava 19.2.2021 tarihinde açılmış olup, yani 5 yıllık süre geçmiştir. 5 yıllık süreden sonra açılacak hükümsüzlük davaları ancak kötüniyetli tescile dayalı olarak açılabilmektedir. Öte yandan Davacı tarafın ileri sürdüğü markanın tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad haline gelmesi hali kanunda iptal sebebi olarak sayılmış olup davacı tarafça markanın iptali davası açılmadığı, talebin markanın hükümsüzlüğüne yönelik olduğu anlaşılmıştır.
HMK 266 madde kapsamında alınan ve hükme dayanak yapılan her iki bilirkişi heyet raporları sunulu deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; Davalı adına tescilli “...” markasının ayırt edici nitelikte olduğu ve mal veya hizmetin cins, çeşit veya vasfını münhasıran veya esas unsur olarak içermediği, SMK 5/1-b ve c fıkralarına dayalı hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, “...” markasının tescilli olduğu sınıflarda yaygın ad haline gelmediği bu yönde de açılmış bir dava bulunmadığı gibi davacı yanca yaygın /jenerik bir ad haline geldiği yönünde delil de sunulmadığı hususu gözetilerek sübut bulmayan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM
1.Davanın REDDİNE,
2.269,85 TL ilam harcının 59,30 peşin harçtan mahsubu ile eksik kalan 210,55 TL harcın davalıdan tahsiline,
3.Avukatlık ücret tarifesi uyarınca 25.500 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
4.Davacının yapmış olduğu harç ve yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
5.Davalı tarafından yatırılan tebligat ve müzekkere masrafı olan 200 TL'nin davacıdan tahsiline,
6.Taraflarca fazla yatırılan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde iadesine, Dair karar taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde İSTİNAF YASA YOLU AÇIK olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 12/12/2023
Katip
¸
Hakim
¸