14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1985
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 10.12.2019
NUMARASI: 2018/930 Esas - 2019/1216 Karar
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında ticari alım satım akdi kurulduğunu, bu kapsamda davalı tarafın müvekkilinden yurt dışında farklı şirketler tarafından üretimi yapılan ürünleri tedarik ettiğini, buna karşılık davalı tarafından icra dosyasına sunulan itiraz dilekçesinde müvekkili şirkete atfedilemeyecek biçimde kendisine tedarik edilen ürünlerin ayıplı olduğunu iddia ettiğini, ayrıca davalı tarafından müvekkili şirket tarafından tedarik edilen ürünlerin resmi sertifikayı taşımadığının iddia edildiğini, müvekkili şirketin doğrudan davalı şirketin siparişini tedarik ettiğini ve onun isteği ile hareket ettiğini, sadece tedarik ile sorumlu olan müvekkili şirketin ayrıca ürünün montajı, deneme uygulaması ve tetkiklerini yapmadığını, bu aşamada davalı şirketin ürünleri monte eden veya kullanan kişilerin ehil, eğitimli kişiler olup olmadığının bilinmediğini, bu sebeple doğrudan müvekkili şirkete atfedilebilecek bir kusurun varlığının mümkün olmadığını, müvekkili şirketin ticari alım satımdan doğan alacağını tahsil etmek üzere davalı aleyhine icra takibi başlattığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, takibin devamına ve ödeme emrinin kabulüne, müvekkilinin davalı taraftan olan alacağının takip tarihinden sonra işlemiş bulunan ticari avans faiziyle tahsiline, davalı taraf aleyhine haksız itiraz nedeni ile %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davalı tarafın bankalar nezdinde bulunan hesaplarına veya maliki bulunduğu taşınmazlardan borcu karşılar nitelikte olan bir taşınmazı hakkında mahkemece uygun görülecek teminat karşılığında ihtiyati tedbir niteliğinde ihtiyati haciz kararı verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; huzurdaki davanın tamamen kötü niyetli açıldığını, davacının müvekkili şirkete ayıplı mal satmış olmasına rağmen ayıplı ürün bedelini talep ettiğini, satılan ürünlerin yüksek sıcaklık ve basınç altında kusurlu olmaları halinde uygulandığı yerlerde bomba etkisi yapabilecek tehlikeli ürünler olduğunu, davacının ayıplı contalarının sızdırması nedeniyle contalarla kullanılan camların dahi eridiğini, sektöründe bilinirliği olan müvekkili şirketin ayıplı contalar nedeniyle itibar kaybına uğradığını, zararı en az seviyeye indirme için hatalı ürünlere müdahale edilmek durumunda kalındığını, bu amaçla müvekkili şirket çalışanlarının kaçak sızdırma yapan ürünlere müdahale edildiğini, müvekkili şirketin zararının gerçekte 03.02.2017 tarihli ... sayılı faturadaki tutardan (17.538,34 TL) çok daha büyük olduğunu, nitekim davacının müvekkili şirkete 23.08.2016 tarihinden önce sattığı ürünlerinde kullanıldıkça ayıplarının ortaya çıktığını, ayıplı çıkan her contanın müvekkili şirkete yeni masraflar yaptırdığını ve itibar kaybına sebep olduğunu, ayıplı contaları davacı şirketin müvekkiline sattığını, ayrıca ayıplı ürünlerin davacının müvekkiline gönderdiği sertifikaya uygun ürünler olmadığını, ürünlerin kusuru tespit edilir edilmez davacı şirkete bilgi verildiğini, davacının da müvekkiline cevap verdiğini, taraflar arasındaki e-mail yazışmaları ile bu hususların belli olduğunu, ticari satımlardaki gizli ayıplar bakımından TBK hükümleri uygulandığını, uyuşmazlık bakımından TBK md 231 de öngörülen zamanaşımı süresinin de dolmadığını, açıklanan nedenlerle haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dosyada mevcut tüm delillerin incelenerek değerlendirilmesinde; hükme esas alınan 06/05/2019 tarihli mali müşavir bilirkişi raporu ve 24/09/2019 tarihli Makine mühendisi bilirkişi raporu dayanak yapılarak; davacı tarafın 2017-2018 yıllarına ait ticari defterlerinin usulüne uygun tutuluğu, tarafların ticari ilişkisinin 06/04/2015 tarihinde başladığı, takip tarihi olan 17/07/2018 tarihi itibari ile davacı tarafın davalı taraftan 12.314,69 TL alacağının bulunduğu anlaşılmıştır. Makine mühendisi bilirkişiden alınan ayıba ilişkin rapora göre davalı ...'in sipariş ettiği conta kalitesinin 70 bar çalışma basıncında 400 c çalışma sıcaklığında sürekli çalışacak conta olduğu konusunda tarafların e-posta mesajları ile mutabık oldukları, davacı ... tarafından dava konusu contalar ile ilgili davalı ... gönderilen ... tarafından hazırlanmış malzeme standart kalite belgesindeki contaların sürekli çalışma sıcaklığının 400 c nin altında olduğu ve ... kullanımı için uygun olmadığı, davalı ... yönünden contaların gizli ayıplı olduğu, telin anında bakarak veya el göz ile kontrol ederek, contaların gizli ayıplı olduğunun anlaşılmasının mümkün olmadığı, contalardaki gizli ayıbın ancak labaratuar incelemesi ile anlaşılabileceği, ... de her aldığı ürün ile ilgili labaratuar düzeni olamayacağı için TSE benzeri kurumlarda yaptırılacak test sonucunda contaların gizli ayıbının olduğunun anlaşılabileceği, contalardaki gizli ayıbın montaj yapıldıktan sonra 200 c nin üzerine kısa süreli çalışmalarda ortaya çıkmayabileceği ancak 200 c nin üzerinde uzun sürede kullanıldığı hallerde ortaya çıkabilecek türden gizli ayıp olduğu, contalardaki malzeme kalitesinden kaynaklanan gizli ayıbın giderilmesinin mümkün olmadığı, söz konusu contaların 200 C'nin altında çalışan kullanıcılar için uygun olduğu, ancak Yakacık Valf için uygun olmadığı yönündeki rapora mahkememizce de itibar edilerek davacı şirket tarafından davalı şirkete satılan ürünlerde ayıp olduğu, ayıbın ilk bakışta anlaşılabilecek açık ayıp olmadığı, ürünlerin kullanılması ile ortaya çıkabilecek gizli ayıp olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş, ticari satıma konu ürünlerde gizli ayıp olduğunun yargılama ile tespit edilebildiği, takip konusu alacağın davacı defterinde kayıtlı olduğu, satıma konu ürünlerdeki ayıpların gizli ayıp mahiyetinde olduğu bilirkişi marifeti ile tespit edilebildiği anlaşıldığından... " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava konusu ürüne ilişkin teknik değerlendirmeyi yapan bilirkişinin uzmanlık sahasının dava konusu uyuşmazlığı çözmeye elverişli olmadığını, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 11.06.2020 tarih, 2018/1565 E. ve 2020/4539 K. sayılı ilamına ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 03.06.2020 tarihli, 2019/3089 E. ve 2020/1254 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 07.07.2020 tarih, 2020/856 E. ve 2020/3941 K. sayılı ilamı ile hükme esas alınamayacak yeterlilikteki bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kararların bozulmasına karar verdiğini, bu nedenle İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.12.2019 tarih, 2018/930 E. ve 2019/1216 K. sayılı ilamının bozulması gerektiğini, Hükme esas alınan 24.09.2019 tarihli bilirkişi incelemesi, usul ve yasaya aykırı olarak davacı tarafın yokluğunda yapıldığını, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 24.12.2019 Tarih, 2019/8462 e. ve 2019/24251 K. sayılı ilamına göre;
HMK’nın 278. maddesinde belirtildiği üzere davacı tarafın katılımının da olduğu bir inceleme yapılması gerektiğini, davacı tarafından tedarik edilen ürünlerin nitelik ve özellikleri ile ilgili gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak, bilirkişinin raporunda belirtilmesi gerekli olduğunu, fakat davalı şirketin hiçbir zaman tedarikini istediği ürünlerin hangi koşullar altında çalışacak cihazlarda kullanılacağı, bu cihazların hangi prensiplere göre çalışacağı konusunda hiçbir surette bilgilendirilmediğini, taraflar arasındaki yazışmalarda ve verilen siparişlerde ise bu doğrultuda bir bildirim davalı tarafından yapılmadığını, bu durumda bilirkişi incelemesi esnasında tek taraflı sadece davalının görgüsü ve bilgisine değil, aynı zamanda davacı tarafın da konu ürünler için görgüsü ve bilgisine müracaat edilmesi gerektiği ve HMK’nın 278.maddesinin işletilmesi gerektiğinin esas olduğunu, bu koşulu gözetmeyen bilirkişi raporunun hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olduğunu, Dava konusu ürüne dair yapılan yazışmaların haricinde bir bilgi bulunmamakta iken varsayımsal olarak tarafların belli bir ürün özelliği konusunda mutabakata vardığı hata olarak kabul edildiğini, taraflar arasında sipariş edilen ürünlere ilişkin bir özellik belirlenmediğini, hükme esas alınan 24.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda, afaki olarak tarafların, “ 70 bar çalışma basıncında ve 400 ˚C derece çalışma sıcaklığında conta istediği konusunda mutabık olduğunun e-posta yazışmalarından anlaşıldığını bildirdiğini, anılan raporun 2. sayfasının ikinci bendinde ise davacı müvekkilinin başlarda gönderdiği ürünlerin doğru kalitede olduğu, tarafların memnun kaldığı, son gelen siparişlerin öncekilerden farklı olduğu iddiasının ise uyuşmazlığın kök nedenini oluşturduğunu tespit ettiğini, bu hususun taraflar arasındaki yazışmalar ve sipariş formları ile de sabit olduğunu, kaldı ki müvekkili şirketin üretici değil, tedarikçi olduğunu, bu sebeple istenilen ürünlerin hangi özelliklere sahip olması gerektiğini bilebilecek durumda da olmadığını, bu hususlarla birlikte davalı tarafa gönderilen sipariş formlarında ürün özellikleri belirtilmiş ve davalı tarafın onayını takiben teslim edildiğini, belirtilen nedenlerle, bilirkişinin iddia ettiği gibi bir mutabakat bulunmadığı, aksine doğrudan davalı şirketin onay ve oluru ile tedarikin sağlandığı konularının açık olduğunu, diğer taraftan basiretli bir tacir olarak, davalı tarafın, kendisine verilen teklif formlarında belirtilen ürünlerin, önceden özelliklerini müvekkili şirkete bildirmesi gerekli olduğunu, bu bildirim yapılmadıkça müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, pal böyle iken verilen tekliflere esas bir ürün özelliğinin bildirilmesi gerektiği, davalı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, davalı taraf bu güne kadar ayıp iddiası haricinde bir iddia da bulunmadığını, sipariş formları ve teklif metinlerinin içeriği değerlendirilmediğini, Yapılan satışlar ve iade faturası bakımından dava konusu ürünler haricinde davalı şirketin müvekkili şirkete borçlu olduğu hususu dikkate alınmadığını, kaldı ki davalı taraf incelemeye esas ticari defter ve kayıtlarını mahkemeye süresinde sunmadığını, sunmaktan da kaçındığını, mali müşavir bilirkişi tarafından yapılan inceleme ve değerlendirmede, öncelikle maddi ve manevi uğranılan zarar açıklaması ile bir fatura düzenlenmesinin ve bu tutarın karşılıklı olarak hesap alacaklarını ortadan kaldıracak veya borçlandıracak nitelikte olmasının ne kadar mutad olduğu tartışması gerektiğini, anılan fatura bu sebeple süresi içinde davalı tarafa iade edilmiş ve fatura içeriğine de itiraz edildiğini, fakat anılan fatura göstermektedir ki davalı tarafın, kendi kusurunu ortadan kaldırmak üzere mutad olmayan bir takım uygulamalar yaptığını, mahkeme ve bilirkişiler tarafından bu husus hiçbir surette dikkate alınmadığını, mali müşavir bilirkişi ise raporunda bu faturaya itiraz edildiği tespit etmiş bulunduğunu, artık bu tespite göre hem mahkeme hem de teknik bilirkişinin siparişlerin hangi koşullarda istendiği, hangi siparişlerin hatalı veya ayıplı olduğunu tespit etmesi gerektiğini, bu durumda gerekli inceleme ve değerlendirmeyi yapmayan 24.09.2019 tarihli bilirkişi raporunun hükme esas alınabilmesi mümkün olmadığını, zira sözde ayıplı ürünler 2015 yılından beri hep gönderiliyor ise 2 yıl boyunca hiç itiraza uğramadığı hususunun tespit edilmesi gerektiğini, eksik inceleme ve değerlendirmelere dayalı olarak hazırlanan 24.09.2019 tarihli bilirkişi raporuna dayanılarak verilen kararın, usul ve yasaya aykırı olup bozulması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali ve icra inkâr tazminatının tahsili taleplerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı davalıya satıp teslim ettiği ürünler nedeniyle cari hesap alacağı bulunduğunu ileri sürmüş, davalı ise davacının satıp teslim ettiği contaların ayıplı olduğunu, bu nedenle maddi ve manevi zarara uğradığını, bu kapsamda davacıya 03.02.2017 tarih ve ... y no lu ihtar ile birlikte 14.863,00 TL + KDV lik iade faturası gönderildiğini, davacının satıp teslim ettiği ürünlerin ayıplı olması nedeniyle uğradığı zararlar kapsamında borcunun bulunmadığını ileri sürmüştür.İlk derece mahkemesince davacının ibraz ettiği ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak ve makine mühendisi bilirkişiden ayıp iddiası yönünden rapor alınmış, makine mühendisi rapor içeriğine göre davacının sattığı contaların sertifika değerlerine sahip olmayıp, gizli ayıplı olduğu tespitleri ışığında davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Dosyanın incelenmesinde davalının davacıya keşide ettiği 03.02.2017 tarih ve ... y no lu ihtarname içeriğinden; davacıdan, 23.08.2016 tarihli faturada belirtilen ürün kodu 19.000.320.34 malzeme cinsi ... olan sertifikalı 60 adet conta satın alındığı, müşterilere satılan contaların sertifika değerlerini uygun olmaması nedeniyle sorun yaşandığı, bu nedenle uğranılan maddi ve manevi zarar içrekli 03.02.2017 tarih ve ... no lu 14.863,00 TL + KDV lik iade ( 23.08.2016 tarihli ... nolu davacı faturasına karşılık) faturası gönderildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince yazılı gerekçe ile satılan contaların gizli ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacının davalıya 23.08.2016 tarihli fatura içeriğinde belirtilen ... 60 adet contadan başkaca ürünler de satıp teslim ettiği 23.08.2016 tarih ... nolu fatura içeriği ile sabittir. Davalı ise yukarıda belirtildiği üzere bu fatura ile başka ürünlerle birlikte satılan ... 60 adet conta yönünden ihtarname göndererek, bu contaların sertifika evsafına uygun olmadığını ve ayıplı olduğunu belirtmiştir. İlk derce mahkemesince ticari defter incelemesi ile alınan bilirkişi raporu içeriğinden de taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2015 yılından itibaren sürdürüldüğü, devreden yıllar bakiyesi ile takip tarihinde davacının takipte istenen kadar defterlerinde alacaklı görüldüğü anlaşılmıştır. Tüm bu hususlar dikkate alındığında, davalının davacıdan 23.08.2016 tarihli fatura içeriğinde belirtilen ... 60 adet contanın ayıplı olduğu ve zarara uğradığı iddiası bulunmakla, contaların ayıplı olduğunun kabulü hâlinde dahi davalının davacıya keşide ettiği 03.02.2017 tarih ... nolu fatura içeriğinde uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zarar ve tutarı belirlenmeden ayrıca faturada manevi zarar kalemi de bulunduğundan bu konuda davalıdan izahat istenerek, fatura tutarının ne kadarının maddi, ne kadarının manevi zarara ilişkin olduğu da açıklattırılmadan ve manevi zararın koşullarının oluşup oluşmadığı da değerlendirilmeksizin sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Bir başka deyişle taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davacının cari hesap alacağı ve davalının keşide ettiği ihtarla gönderdiği 03.02.2017 tarih ... nolu iade faturası bakımından bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca gidilmesi yerinde olmayıp, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmüştür. Yukarıdaki açıklama ışığında ilk derce mahkemesince davalının iade faturası içeriğinin dayanağını kanıtlama yükümlülüğü bulunduğu da dikkate alınarak, bu yönde esasa ilişkin deliller değerlendirilmeksizin kurulan hüküm yeterli incelemeye dayanmadığından, istinafa konu kararın HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı vekilince yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı vekilince yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 07.12.2023