14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1808
KARAR NO: 2023/1845
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/03/2020
NUMARASI: 2017/596 E. - 2020/307 K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen 0.04.2005, 13.11.2009 ve 10.12.2012 tarihli acentelik sözleşmeleri ile müvekkilinin davalı şirketin Mersin ve çevresi acenteliğini üstlendiğini ve işlemlerin yıllarca sorunsuz şekilde yürütüldüğünü, davacının 2015 yılına ait acente hedefleri tablosunda 2014 yılının miktarların da belirtildiğini, belirtilen bu miktarlara rağmen keşide edilen Beykoz ... Noterliğinin ... yevmiye nolu ihtarı ile sözleşmenin 27.maddesindeki "Taraflardan her biri 3 ay evvel Noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü bir mektup ile feshi ihbar etmek kaydıyla sözleşmeye her zaman feshedebilir.." hüküm doğrultusunda 05.08.2016 tarihi itibariyle sözleşmenin feshedildiğini, ancak bu hükmün geçersiz olduğunu, müvekkilinin TTK'nın 122. ve Sigortacılık Kanunun 23/23/16. maddesi gereğince denkleştirme alacağı bulunduğunu, bu hükümlere göre geçersiz olan sözleşmenin 27. maddesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin 2009 yılından bu yana yapmış olduğu faaliyetlerle davalının müşteri çevresinin genişlemesi nedeniyle denkleştirme tazminatı alacağının bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000.00 TL denkleştirme tazminatının ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında 20.04.2005 tarihinde akdedilen Acentelik Sözleşmesinin 13.11.2009 tarihinde yenilendiğini, belirsiz süreli sözleşmenin TTK'nın 121. maddesi gereğince 3 ay önceden ihbarda bulunulmak şartıyla hiçbir gerekçe gösterilmeksizin feshedilebileceğini, sözleşme'nin 27. maddesinde de sözleşmenin süresiz olarak yapıldı ve taraflarından her birinin 3 ay evvel noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü bir mektup ile feshi ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi her zaman feshedebileceğinin düzenlendiğini, acentelik sözleşmesinin kanundan doğan sözleşmesel hak kapsamında 3 aylık ihbar mehiline uyularak Beykoz ...Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarıyla 3 aylık süre verilerek bu sürenin bitmesinden sonra 05.08.2016 tarihi itibariyle feshedildiğini, müvekkilinin olağan fesih hakkını kullanmadığı ve sözleşmenin ihbar süresine uyulmadan feshedildiğinin kabul edilmesi halinde de sözleşmenin davalı şirketçe haklı sebepte feshedilmesi nedeniyle denkleştirme tazminatı alacağının bulunmadığını, sözleşmenin 11. maddesi gereğince davacı acentenin portföyü geliştirme borcunun bulunduğunu, acente üretiminin benzer durumdaki acentelerin normal üretimlerinin altına düşmesi ve davalı şirketçe yapılan ihtara rağmen acentenin üretimini makul bir süre içerisinde tekrar beklenen/taahhüt edilen düzeye çıkarmamasının fesih için haklı bir sebep oluşturduğunu, müvekkilince gönderilen fesih ihtarnamesinde, 2014 yılı prim üretiminin 307.270-TL, 2015 yılı 10 aylık prim üretiminin 154.809 TL olarak gerçekleştiği ve prim üretiminin düşük olduğu bildirilerek, üretimin yeterli düzeyde gerçekleştirilmemesi sebebiyle acentelik sözleşmesi fesih edildiğinin bildirildiğini, fesih haklı olsun ya da olmasın denkleştirme tazminatı talep edilebilmesi için davacı acentenin yeni müşteriler bulduğunu ve bu müşteriler sayesinde acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra da davalının önemli menfaatler elde ettiğinin ispatlaması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davacı ile davalı arasında imzalanan ve yenilenen acente sözleşmesi dosyası celp edilmiş, incelenmiştir. Davalı ... şirketinin acentelik sözleşmesini haklı nedenle feshedip etmediği hususunda tarafların iddia ve savunmaları tek tek değerlendirilmiş, denetime elverişli bir bilirkişi rapor alınmıştır.. Bilirkişi SMMM ... 13/03/2019 havale tarihli raporu ve 29/07/2019 havale tarihli ek raporu incelenmiştir. Davalı tarafından incelemeye sunulan 2011- 2012- 2013- 2014- 2015- 2016 yılı ticari defterlerinin 6102 sayılı TTK ilgili hükümleri yönünden usulüne uygun tutulmuş olduğu, eğer fesih haksız kabul edilecekse; fesih tarihinden sonra 88 adet poliçenin yenilemesinin yapıldığı, yenilenen poliçelerin brüt prim tutarının 46.902,10 TL olduğu, sözleşmenin devam ediyor olması halinde davacı şirkete bu poliçeler için 6.637,08 TL tutarında komisyon tahakkuk edeceği, Mahkememiz tarafından davacı yanın portföy (denkleştirme) tazminatı talep edebileceği kanaatine varılır ise; talep edilebilecek portföy (denkleştirme) tazminatının üst sınırının 72.438,40 TL olduğu, davacının şimdilik kaydıyla 10.000,00 TL belirsiz alacak davası ikame ettiği yönünde teknik kök ve ek bilirkişi rapor sonucu değerlendirmesi bulunduğu görülmüştür. Teknik rapor hukuken ele alınmış ve hukuki yorum ve taktir kapsamında taraflar arasındaki sözleşme hükümleri ile mer'i mevzuat değerlendirilerek; sözleşmenin davalı tarafından haklı fesih kapsamında sona erdirildiği, bu nedenle davacının denkleştirme tazminatına hak kazanmadığına kanaat getirilerek aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde; acentenin sözleşme alanının Mersin olduğu (m.2), acentenin performansının artmaması veya davalı tarafından belirlenen hedefe ulaşmaması halinde davalının ihtarı sonucunda halen makul düzeye performans artmaz ise davalının haklı fesih ile sözleşmeye son vereceği (m.11), sözleşmenin süresiz olduğu ve fesih süre, şekli ve nedenleri (m. 27), portföy ve komisyon hakları (m.
33.açısından tarafların mutabık olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda davacının davalının belirlediği prim üretim hedeflerine ulaşamadığı, genellikle kaza branşında üretimin olduğu, bu nedenlerle makul olarak sözleşme gereği davalının davacıya iyileştirme açısından 3 aylık süre verdiği, bu durumun tarafların ikrarında olduğu anlaşılmıştır. Sözleşmenin; m. 27'ye göre davacıya davalı tarafından verilen 3 aylık makul sürede, davacı tarafından m. 11'e uygun olarak 2014- 2015 poliçe üretim hedeflerine ulaşmaması nedeni ile haklı olarak feshedildiği anlaşılmaktadır. Sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde taraflarca imzalanan ve yenilenen sözleşme uyarınca tarafların sözleşme hükümleri ile bağlı olacağı nispilik ilkesinin geçerli olduğu ve haklı fesih koşulların oluştuğuna kanaat getirilmiştir. Davalı ile dava dışı acenteler arasında yapılan sözleşmeler ve hükümleri iş bu dava konusu olmamakla kıyas yapılması mümkün bulunmayıp dava dışı acenteler ile davalı arasındaki anlaşmalardan da iş bu dava tarafları kendileri lehine veya aleyhine hak ve borç çıkaramaz; lakin dürüstlük ilkesi bunu gerektirir. Davalı tarafından acentelik sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğine kanaat getirilmekle TTK m. 122/ 3 ve Sigortacılık Kanunu m. 23/16. gereğince şartları oluşmamakla davacı lehine portföy tazminatına hükmolunmamıştır. Davalı, sigorta şirketinin acentelik sözleşmesini feshetmekte kötü niyetli bir tutum içinde bulunmamış yasal prosedür ile sözleşmeye riayet ederek iyileştirme için makul süre vermiştir. Davalı ... şirketinin acentelik sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmesinin haklı nedene dayandığı, hakkaniyet gereği de denkleştirme (portföy tazminatı) taktir edilmesi imkanı bulunmadığından..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Taraflar arasında 2005 yılından beri süregelen ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda 24.05.2005, 13.11.2009 ve 10.12.2012 tarihli acentelik sözleşmeleri düzenlendiğini, acentelik ilişkisinin belirsiz süreli olduğunu,
TTK'nın 121. maddesine göre belirsiz süreli sözleşmelerin 3 ay önceden ihtar edilmesi şartı ile her zaman ve haklı sebebin varlığı halinde 3 ayı beklemeden feshedilebileceğini, sözleşmenin 27. maddesinde de benzer düzenleme bulunduğunu, davalının keşide ettiği ... Beykoz Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtar ile 3 ay önceden bildirerek 05.08.2016 tarihinde sözleşmenin feshedileceğinin ihtar edildiğini, ihtar ve fesih bildiriminin bu hükme dayandırıldığını, davalının haklı sebebin varlığı halindeki olağanüstü fesih yoluna değil sebep göstermeksizin olağan fesih yoluna başvurduğunu,
TTK'nın 122. maddesine göre müvekkilinin denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğunu, davalı şirketin olağan sebeple fesih yolunu kullandığının ilgili kuruma yazılan yazıdan da anlaşılacağını, mahkemece sözleşmenin feshinin haklı sebebe dayandığı, davalı şirketinin haklı neden şartlarını sağlayacak biçimde ihtarda bulunduğu, fesih ihtarının 16.11.2015 tarihli bildirime dayandığının kabul edilerek hatalı karar verildiğini;Sözleşmenin 11. maddesinde üretimin benzer acentaların üretimin altına düşmesi ve ihtara rağmen beklenen/taahhüt edilen üretimin miktarına ulaşılmadığı halde haklı sebebin oluşacağının düzenlendiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/5683 E. , 2015/12737 K. sayılı kararında “üretim ortalaması belirlenirken davacı acenteye benzer hangi acentelerin baz alındığı” belirtilmesi gerektiğinin kararlaştırıldığını, davalının 16.11.2015 tarihli bildirimde ya da 05.08.2016 tarihli feshe dair ihtarda ne üretim ortalamasından ne de baz alınacak acentalardan bahsedilmediğini, bilirkişi raporlarında davacının çevre acentaların üretiminin altına düşmediğinin ve haklı sebebin oluşmadığının belirlendiğini, mahkemece hatalı şekilde Yargıtay içtihadına uygun bir ihtar varmış gibi karar verildiğini, 05.08.2016 tarihli 3 ay sonra sözleşmenin feshedileceğini bildiren ihtarın, 16.11.2015 tarihli bildirme dayanmayıp sözleşmenin olağan fesih yolu ile feshini düzenleyen 27. maddesine dayandırıldığını, mahkemece 05.08.2016 tarihli fesih ihtarının 16.11.2015 tarihli bildirime dayandığını ve bu sebeple haklı nedene dayanılarak sözleşmenin feshedildiği yönünde hatalı değerlendirme yapıldığını, bu fesihte de haklı nedenle sözleşmenin feshedildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığını, feshin üç aylık süreye dayanılarak yapıldığını, sözleşmenin olağan fesih yolu ile feshedilmesi nedeniyle müvekkilinin tazminata hak kazandığını, bilirkişi raporlarına göre müvekkilinin bölge ortalamasının altına düşmediğini, üretim dalgalanmasının, ulusal ve uluslararası ekonomi sebeplere dayalı doğal bir dalgalanma olduğunu, üretim miktarındaki yıllara göre değişimde acentenin kusurunun bulunmadığını, mahkemenin fesih türü hususunda hatalı nitelendirmede bulunarak denkleştirme tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan denkleştirme tazminatının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 2005 yılından itibaren süren acentelik sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ve bu ilişki kapsamında düzenlenen sözleşmelerin dosyada bulunduğu anlaşılmıştır. 26.04.2015 tarihli sözleşmeden sonra taraflarca 13.11.2009 tarihli acentelik sözleşmesi düzenlenmiştir. Bu sözleşmenin incelenmesinde, davalı şirketin Mersin bölgesinde poliçe düzenleme yetkisinin davacıya verildiği, davacı acentenin başka yerlerde de sigorta teminatı verebileceğinin kabul edildiği görülmüştür. Acentenin yükümlülükleri sözleşmenin 8 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, buna göre acentenin, mevzuata uygun olmak koşulu ile üretimi artırmak ve şirketin vereceği satış hedeflerini gerçekleştirmek zorunda olacağı belirtilmiştir. Sözleşmenin 11/2.maddesinde ise, acentenin üretimini benzer durumdaki acentelerinin normal üretiminin altına düşmesi ve şirketçe yapılan ihtara rağmen, acentenin üretimini makul bir süre içinde tekrar beklenen düzeye çıkarmamasının sözleşmenin feshi bakımından haklı neden oluşturacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 27. maddesinde süre belirlenmiş olup, bu sözleşmenin 13.11.2019 tarihinden itibaren süresiz yapıldığı kabul edilmiştir. Sözleşmenin 27/2. Maddesinde ise taraflardan her birinin üç ay önce noter aracılığıyla iadeli taahhütlü bir mektup ile feshi ihbar etmek kaydı ile sözleşmeyi her zaman feshedebileceği düzenlenmiştir. Sözleşmenin 27/3. maddesinde, acentenin yasal düzenlemelere bu sözleşmenin hükümlerine ve şirketçe verilecek emir ve talimata uymaması veya diğer herhangi haklı sebep bulunması halinde şirketin üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi derhal feshedebileceği düzenlenmiştir. Maddenin son fıkrasında ise acentenin mevzuata, mevzuatta emredici şekilde düzenlenen haklar ve sözleşmenin 33. maddesindeki haklar saklı kalmak kaydıyla, hiçbir hak talep edemeyeceği talep edilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi devam ederken davalı tarafından gönderilen 16.11.2015 tarihli bildirim ile yapılan performans değerlendirmesi kapsamında, acentenin son iki yıllık performans verilerinin gözden geçirildiği, 2014 yılı prim üretiminin 307.270 TL, 2015 yılı 10 aylık prim üretiminin 154.830 TL olduğu ve üretimin ağırlıklı olarak kaza branşı poliçelerinden oluştuğu ve üretim hedeflerinden uzak seyrettiği bildirilerek, acentenin risk seçimine dikkat etmesi ve portföyün çeşitlendirilmesi sureti ile üretim hedefine ulaşması gerektiği bildirilmiştir. Davalı tarafından düzenlenen ve üç ay öncesinden gönderildiği ihtilafsız olan Beykoz ....Noterliğinin ... yevmiye numaralı ihtarı ile sözleşmenin 13/2.maddesi gereğince son iki yıllık verilere göre üretim hedeflerine ulaşılmaması nedeniyle, sözleşmenin 3 ay öncesinden ihbar edilerek 05.08.2016 tarihinde fesih edildiği bildirilmiştir. Dosya kapsamındaki belgelerden, davalı yanca fesihten önce davalının prim üretim hedeflerinin yetersiz kaldığının ve üretilen primlerini genellikle kaza branşına ilişkin olması nedeniyle primin çeşitlendirilerek prim üretiminin artırılması hususunda davacının uyarıldığı anlaşılmıştır. Belirtilen üretim hedefinin yakalanmaması üzerine aslında süre verilmeksizin sözleşmenin haklı nedenle 27/3.maddeye göre fesih imkanı varken haklı neden gösterilerek sözleşmenin 27/2. maddesine göre üç aylık süre verilerek sözleşmenin fesih edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece mali müşavir bilirkişilerden alınan raporlarda; davacının prim üretim performansı Mersin ilindeki diğer acentelerle karşılaştırılmış olup, 2014, 2015, 2013 yılı primlerini diğer iki acenteden daha düşük olduğu anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki sözleşmede açıkça, portföyün tamamen kaza sigortasından yapılmış olmasının ya da riskin dağıtılmamasının sözleşmenin 11. maddesine göre haklı nedenle fesih sonucunu doğuracağı belirtilmemiştir. Bu nedenle mahkemece davalının feshinin haklı olup olmadığı benzer nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.11.2015 tarih ve 2015/5683-12732 E. K.sayılı kararı ile 2021/5374 Esas, 2022/7179 Karar sayılı kararına göre değerlendirilmelidir. Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri değerlendirilmeden soyut olarak feshin haklı olduğunun kabulü yerinde değildir. Bu nedenle fesih olgusunun belirtilen şekilde değerlendirilerek feshin haklı olup olmadığı belirlenmelidir. Mahkemece feshin haklı nedene dayanmadığının kabulü halinde ise bu kez denkleştirme tazminatının hesaplanması için alınan bilirkişi raporunun hüküm için yeterli olmadığı anlaşıldığından buna ilişkin işlemlerin yapılması gerekir. Bilirkişi raporunda, denkleştirme tazminatı alacağı fesih sonrası yenilenen 88 adet poliçe esas alarak belirlemiştir. Oysa denkleştirme alacağının üst sınırını oluşturan bu rakamın davacının talep edebileceği tazminat olarak kabul edilmesi hatalıdır. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge AYAN, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan KAYA, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd).Bu açıklamaya göre, mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin (olayımızda davacının) kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır.Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir.Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece yenilenen poliçe sayısına göre talep edilebilecek bir tazminat olduğu belirtilmiş ve sonuca gidilmiştir. Bu durumda ilk derece mahkemesinin denkleştirme alacağına ilişkin yaptığı inceleme hüküm vermeye elverişli değildir.Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesince davanın çözümünde etkili olacak önemli deliller toplanmadan, fesih konusunda taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin ihtarlarla birlikte değerlendirilmeden ve denkleştirme tazminatı hebasının yasada belirlenen şekilde yapılmadığı anlaşıldığından, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılarak, davanın yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6.maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı vekili tarafından yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince yatıranlara iadesine,4-Davacı tarafından yatırılan teminatın yatıran tarafa iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.16.11.2023