7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2013/12196 E. , 2014/18649 K.
"İçtihat Metni"Mahkemesi : Ankara 14. İş Mahkemesi
Tarihi : 20/12/2012
Numarası : 2011/841-2012/1780
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1.Davacı, Sağlık Bakanlığı'na bağlı İstanbul Kartal Yavuz Selim Hastanesinde ihale ile veri hazırlama ve otomasyon hizmetlerini alan B.. İnş. Gıda San ve Tic. Ltd. Şti arasında Yüksek Hakem Kurulu'nun 06/09/2010 tarihli kararı ile 01/04/2010 tarihinden geçerli 2 yıl TİS'nin karara bağlandığını, daha sonra 01/01/2011 tarihinden itibaren hizmet ihalesinin İ.. Tem. Güv. Sis. Taş ve İkram Hiz. Tur. Dış Tic. Paz. Ltd. Şti'nin aldığını ve halen üyelerin bu şirkete bağlı olarak çalıştıklarını belirterek 01/04/2010 ile dava tarihi arası sendika üyelik aidatı alacağının 2821 sayıl Sendikalar Kanunu'nun 61. maddesi gereğince en yüksek işletme kredi faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Davalı Bakanlık Hastanenin firma çalışanlarının sendikalı olup olmadı hususlarında herhangi bir resmi bilgi ve belgeye sahip olmadığını belirterek, husumet itirazında bulunmuş ve idarenin sorumlu olmadığını açıklayarak sendika aidatlarının muhatabının İ.. Şirketi olduğunu bayanla davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulü ile 109.918,03 TL'nin davalılardan Sağlık Bakanlığı açısından 11.06.2012 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmının (a) bendinde belirlenen miktar ve tarihlerden itibaren, diğer davalı şirket açısından sonuç kısmının (c) bendinde tek tek belirlenen miktar ve tarihlerden itibaren en yüksek işletme kredisi faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 61. maddesinde, “İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasının, toplu iş sözleşmesi yapılmamışsa veya sona ermişse yetki belgesi alan işçi sendikasının yazılı talebi ve aidatı kesilecek sendika üyesi işçilerin listesini vermesi üzerine, işveren sendika tüzüğü uyarınca üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu gereğince sendikaya ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödemesinden kesmeye ve kestiği aidatın nevini belirterek tutarını ilgili sendikaya vermeye ve kesinti listesini sendikaya göndermeye mecburdur. Bu aidat dışında sendikaya ödenmek üzere bir kesintinin yapılması Toplu İş Sözleşmesi ile kararlaştırılamaz.
Yukarıdaki fıkra gereğince sendika tüzüğüne uygun olarak kesilmesi istenilen aidatı kesmeyen işveren ilgili sendikaya karşı kesmediği veya kesmesine rağmen bir ay içinde ilgili kuruluşa göndermediği miktar tutarınca genel hükümlere göre sorumlu olduktan başka aidatı sendikaya verinceye kadar bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faizi ödemek zorundadır.” düzenlemesi yer almıştır. Somut olay yönünden; öncelikle davacının taleplerinden davalı idarenin sorumlu olup olmadığının ortaya konulması gereklidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. Maddesinde, “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu Toplu İş Sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.” denilmektedir.
Buna karşın aidat borcu bakımından sorumluluk ise Toplu İş Sözleşmesinin tarafı olan işverene yani alt işverene aittir, işverenin sorumluluğu sadece aidatı işçilerin ücretlerinden keserek bunun sendikaya ödenmesinden ibarettir. Asıl işverenin sorumluluğu alt işverenin işçilerine karşı kanun gereği işçilik alacakları yönünden sorumluluk olup, aidat borcu bakımından asıl işverenin sorumluluğu söz edilemez. Somut olayda davalılar arasında alt işverenlik ilişkisi bulunduğu konusunda bir uyuşmazlık olmamasına göre asıl işveren konumunda olan davalı Sağlık Bakanlığı yönünden davanın husumet yokluğu sebebi ile reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
2.Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı şirket vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
3.Davalı alt işverenin davacının tüm talep döneminden sorumlu olup olmadığı ve hakkındeki kararın infaza elverişli olup olmadığı yönünden;
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 8. maddesinde, “Toplu iş sözleşmesine taraf olan sendikanın feshi veya infisahı yahut faaliyetten menedilmiş olması veyahut yetkiyi kaybetmiş olması veya toplu iş sözleşmesinin uygulandığı işyerlerinde işverenin değişmesi toplu iş sözleşmesini sona erdirmez.” denilmektedir.
Somut olayda Toplu İş Sözleşmesi sona ermeden alt işverenler arası işyeri devri nedeniyle davalı alt işverenin aidat borcundan sorumluluğu devir tarihinden sonraki dava tarihine kadar olan aidat borçlarıdır. Aidat ücretten kesilen bir tutar olduğu dikkate alındığında devralan işveren açısından devir tarihinden önce ücret ödeme borcundan söz edilemeyeceğinden aidat kesme yükümlüğünden de bahsedilemez. Davalı şirket tüm toplu iş sözleşmesi süresince kesilmesi gereken aidattan sorumlu tutulmayacaktır.
O halde davalı alt işveren kendi dönemi itibari ile aidat alacaklarından sorumlu ise de, mahkemece hükmün kuruluş şekli infazda tereddüt oluşturacak niteliktedir. Hükümde “…diğer davalı şirket açısından sonuç kısmının (c) bendinde tek tek belirlenen miktar ve tarihlerden itibaren en yüksek işletme kredisi faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine..” denmiş ise de, hükme esas alınan ek bilirkişi raporu ( b) ve(c) bentleri arasında çelişki vardır. Diğer taraftan davacı temyiz olmamasına göre ek rapor (c) bendindeki rakamlar yönünden davalı İ....Ldt. Şirketi yönünden kazanılmış hak olduğu da gözetilerek infazda tereddüt olmayacak şekilde bozma kapsamı doğrultusunda hüküm fıkrası yeniden kurularak sonuca gidilmelidir. Yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.