Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2017/5235
Karar No
K. 2021/344
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Vergi Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/5235 E.  ,  2021/344 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2017/5235
Karar No: 2021/344
DAVACI: …
VEKİLİ: Av. …
DAVALI: … Kurulu / …
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile irtibat ve iltisakının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI:

Davacı tarafından dava konusu meslekten çıkarma kararının dayanağını oluşturan 667 sayılı KHK'nın usulüne uygun yasalaşmadığı, Anayasa'nın 15. maddesinde düzenlenen nitelikleri taşımadığı, bu nedenlerle Anayasa'ya aykırı olduğu, hakkında usulüne uygun soruşturma açılmadığı ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığından tesis edilen kararların bu açıdan da hukukun genel ilkelerine, Anayasa'ya aykırı olduğu, herhangi bir soruşturma açılmaksızın, iddia edilen isnatlarla ilgili deliller ortaya konulmaksızın tüm maddi imkanlarının elinden alınmasının, mallarına haciz/tedbir konulmasının, gelecekte de avukatlık hizmeti gibi kamu hizmetlerinden kısıtlanmış olmasının ölçülülük ilkesine, adil yargılanma hakkına ve masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği, dava konusu meslekten çıkarma kararında sadece adının geçtiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ya da irtibatının nasıl ve ne şekilde sabit görüldüğünün irdelenmediği, somut delillere dayanılmadığı, listede bulunan hakim ve savcılar açısından durumlarının ayrı ayrı kişiselleştirilmediği, hukuk dışı tespitler kriter alınarak karar verildiği, bu yönüyle Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin ve Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu'nun 9. maddesi gereğince meslekten çıkarma kararı verme yetkisinin HSK'nın 2. Dairesi'ne ait olduğu, HSK Genel Kurulu tarafından verilen dava konusu kararların yetki gaspı niteliğinde olduğu, dava konusu kararlar tesis edilirken savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, hakkında mahkumiyet kararı olmaksızın HSK Genel Kurulunca meslekten çıkarma kararı verilmesinin davalı idarenin kendisini Mahkeme yerine koyması anlamına geldiği, idari bir kurul olan davalı idarenin bu kararlar ile adil yargılanma hakkını ve suçluluğu Mahkeme ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı ilkelerini ihlal ettiği, OHAL KHK'ları ile temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasının AİHS'nin 17. ve 18. maddelerine aykırılık teşkil ettiği, hakkında verilen tutuklama kararında davalı idarenin meslekten çıkarma kararına, meslekten çıkarma kararında da tutuklamaya ilişkin Ceza Mahkemesi kararına atıf yapıldığı ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesinin 1. fıkrasının Anayasa'nın 2., 9.,11., 15., 38. ve 118. maddelerine aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'ÜN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacı tarafından, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatları olduğu saptanan hakim ve savcıların, meslekte kalmasının uygun olmadığından bahisle meslekten çıkarılmalarına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı kurulun ... tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve yoksun kaldığı parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılmıştır.

T. C. Anayasasının 138.

maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.";

139.maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır."; "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında idari karar alma, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar.;

10.fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümleri yer almıştır. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 53. maddesinde, "Hakim ve savcıların: a)-Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b)- Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, hallerinde görevleri sona erer." hükmü getirilmiştir. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun 4. maddesinin (b) fıkrasının 6. bendinde; "meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar vermek" Kurulun görevleri arasında sayılmış; "Yeniden inceleme, itiraz ve yargı yolu" başlıklı 33. maddesinde ise, “(1) Genel Kurulun ilk defa aldığı kararlara karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kuruldan yeniden inceleme talebinde bulunabilir; yeniden inceleme talebi üzerine verilen kararlar kesindir. (2) Dairelerin kararlarına karşı, Başkan veya ilgililer, tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, kararı veren daireden yeniden inceleme talebinde bulunabilir. (3) Dairelerin yeniden inceleme talebi üzerine verdiği kararlara karşı, Başkan veya ilgililer tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde, Genel Kurula itiraz edebilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. (4) Disipline ilişkin kararlara karşı şikâyetçilerin de yeniden inceleme ve itiraz hakları vardır. (5) Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabilir; diğer kararları yargı denetimi dışındadır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davaları ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülür. Bu davalar, acele işlerden sayılır.” hükmü yer almıştır.

Diğer taraftan; 15.7.2016 günü yapılan darbe teşebbüsü üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK'nın "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve bu KHK, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile yasalaşmış, bunu takiben 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren ve 7075 sayılı Kanun ile yasalaşan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında KHK'nın 11. maddesinin 2. fıkrası ile "meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir." hükmü getirilmiştir.

HSK Genel Kurulunun bahse konu ... tarih ve ... sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında HSYK'ya intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, HSYK'nın FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin, meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir.

Öte yandan; olağanüstü hal tedbirleri kapsamında yürürlüğe konulan 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı KHK'nın “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasına göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için sözkonusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması da yeterli görülmüştür. Nitekim; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu, gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir. Yukarıda yer verilen HSK Genel Kurul kararı ile meslekten çıkarılan davacının, yeniden inceleme istemi de dava konusu Karar ile reddedilmiştir.

Yargıç ve savcıların kararlarının normatif kurallara ve hukuka uygun olması, gerekçelerinin hukuk alemini tatmin etmesi kuşkusuz çok önemlidir. Ancak bir o kadar önemli husus da bir bütün olarak yargı camiasının özellikle de yargı mensuplarının kamuoyunda bıraktıkları intibadır. Toplumda adalete güven ve inancın artmasında meslek mensuplarının isabetli kararlarının yanında vakur ve tarafsız duruşlarının katkısı yadsınamaz bir realitedir.

Yürürlükteki hükümler uyarınca; Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının, bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri, örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmeleri açık bir suç olduğu gibi, bu kapsamdaki yargı mensuplarının yargılayacağı kişiler açısından da adil yargılanma hakkının ihlaline yol açılacağı ve bunun da nihayetinde yargıya olan güvene zarar vereceği tartışmasız olup; hakim ve savcılar hakkında işlem tesis etme yetkisine sahip olan HSK'ca gerekli önlemlerin alınmasının gerekeceği de kuşkusuzdur.

Diğer taraftan, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle açılan kamu davasında Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… veK. … sayılı dosyasında silahlı terör örgütünün üyesi olduğu sübuta erdiğinden, 13 yıl, 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

Dosyanın incelendiği tarihteki mevcut belge ve bilgiler ile tanık/şüpheli ifadeleri ve davacıya ilişkin tespitler ve FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında kullandığı bylock programına ilişkin tespitler ve aldığı mahkumiyet kararı birlikte değerlendirildiğinde,davacının FETÖ/PDY örgütü ile bağlantısının HSYK üyesi seçilmesinden önceye dayandığı sohbet toplantılarına katılarak örğüt talimatlarını ilettiği ve bu talimatlar doğrultusunda hareket ettiği anlaşıldığından, üstün bir kamu gücü niteliğindeki HSYK üyeliği görevinide bulunan ve daha sonra yargı yetkisini kullanan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına meslekten çıkarılmasına ilişkin dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davanın; HSK Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı kurulun ... tarih ve ... sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali isteminin ve yoksun kalınan özlük ve parasal haklarının iadesi ve tazmini isteminin Reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 18/02/2021 tarihinde, davacı … ve vekili Av. … ile davalı idare vekili Av. …'nın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ

1.Genel Olarak

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.

23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2.Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 13 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT

1.Anayasa

Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.

Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."

Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”

Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”

Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2.AİHS

AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.

Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”

Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.

Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE

1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.

Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.

Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.

Bu kapsamda, Dairemizin 02/02/2021 tarihli ara kararıyla davacının 18/02/2021 tarihinde yapılan duruşmaya SEGBİS vasıtasıyla katılmasına izin verilmiş, davacının Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kayıtlarına 10/02/2021 tarihinde giren dilekçesi ile duruşmaya bizzat katılımını talep etmesi üzerine de duruşmaya bizzat katılımı sağlanmıştır.

06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.

Bu kapsamda, 10/09/2019 tarihinde davacıya tebliğ edilmiş olan davalı idarenin 21/08/2019 tarihli savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelerin davacıya tebliği üzerine davacı tarafından, 23/09/2018 tarihli dilekçe ile savunma dilekçesinin ekinde tebliğ edilen CD'nin çizilmiş/kırılmış olduğu belirtilerek söz konusu CD'nin yeniden gönderilmesinin talep edilmiştir. Bunun üzerine, 02/10/2019 tarihli ara kararımızla, dava dosyasında mevcut bulunan davalı idarenin savunma dilekçe eki CD'nin çoğaltılarak bir örneğinin davacıya gönderilmesine ve cevap hakkını kullanabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmesine karar verilmiş ve söz konusu ara kararımız gereği savunma dilekçe eki CD 12/11/2019 tarihinde davacıya tebliğ edilmiştir.

Yine bu kapsamda, 10/12/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idarenin 13/12/2019 tarihli ikinci savunmasında davacının cevap vermesini gerektiren hususlar bulunduğu bildirilerek, 20/03/2020 tarihinde tebliğ edilen ikinci savunma dilekçesi ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir.

Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.

Bununla birlikte, AİHS’in ‘’Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.

AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).

Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.

Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...

Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...

HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.

Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...

Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.

Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”

Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü

AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.

Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği

Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.

Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi

Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.

Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a)ByLock Delili

i)ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun, yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı belirtilmiştir.

ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, deşifre olduğu düşünüldüğünde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verileceği, Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel niteliği olan mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.

Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur. Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da … adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. … … abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “... isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. …..., hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. …... bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra ..., bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada ... kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”

Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir. ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi

Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" yer almaktadır. Anılan tutanağın "Abone Tespit Kayıtları" başlığı altında tespit edilen GSM numarasının "...", "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ve TC kimlik numarası ile birlikte ID numarasının "...", kullanıcı adının "...", şifrenin "..." olduğu; "ID'yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler" başlığı altında İ.A. isimli kişinin davacıyı "..." olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.

Öte yandan davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; "...Sanığın, FETÖ/PDY terör örgütünün üyeleri tarafından kullanılan haberleşme programı ByLock’u kullandığı, 129.862 satırlık ByLock abone listesindeki 117291. satırında kaydının bulunduğu, tespit edilen GSM aboneliğinin …, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının ... ve tespit edilen ilk tarihin 13.08.2014 olduğu, ... ID numaralı hesabın sanığa ait olduğunun tespit edildiği, ... ID numaralı ByLock kullanıcısının profil bilgilerinde kullanıcı adının "...", şifrenin "...", son online tarihinin 15.12.2014 olduğu ve bu hesap üzerinden giriş sağladığı, bu haliyle sanık tarafından ByLock kullanıldığının sübuta erdiği, bağlantının HTS ve CGNAT verileri uyumlu olduğu birlikte değerlendirilerek sanık aleyhine delil teşkil ettiği, -örgüt yapısının anlatıldığı bölümde açıklandığı üzere- örgütün gizlilik tedbirine uyarak örgüt içi haberleştiği, Dosya içerisinde bulunan hakkında soruşturma/kovuşturma bulunan ByLock kullanıcısı ve dava dışı başka sanıkların görüşme içeriklerinde de örgüt faaliyetleri çerçevesinde sanığın bu grup içerisinde hareket ettiği anlaşılmaktadır." tespitlerine yer verilmiştir.

Davacı tarafından bu delile karşı kullanmış olduğu telefonda Bylock olduğu hususunun ilk Emniyet Müdürlüğü raporunda yer aldığı, ancak şahsının yargılandığı Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılan ara kararları üzerine, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve MİT tarafından verilen 5 ayrı cevabi yazıda Bylock havuzunda şahsı ile bir bilgi bulunmadığının ceza dava dosyasına sunulduğu beyanında bulunulmuştur. . ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit Tutanağı"nın birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanına itibar edilmemiştir. Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nın incelenmesinden; davacının ... ID numarasıyla ve bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

b)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında;"...SORULDU: 2010 yılı anayasa değişikliğinden sonra HSYK adayları nasıl belirlendi, YARSAV ile herhangi bir görüşme yapıldı mı, bu süreçte Fethullah Gülen Cemaati mensubu olan adaylar kimlerdi, nasıl belirlendi ?...İdari yargının taşra ve Danıştay listesini önüme aldım ve kimler aday olabilir diye hem aday olarak gösterilebilecek arkadaşları hem de kimlerin aday olması gerektiği konusunda fikrine başvurabileceğim arkadaşları gözden geçirdim...Cemaatin ön plana çıkardığı adaylardan ise A.B.'nun üzerinde bir yoğunlaşma vardı. Bu kişinin hem kendi çevresinde hem de Danıştay’daki sosyal demokrat çevre arasında sevildiği ve oy alabileeeği söyleniyordu. Ankara'dan H.K.'u düşününce biz onların Ankara'daki adaylarına olmaz dedik. Onlarda E.T. ile aynı gerekçeyle devre dışı kaldılar. O sırada İstanbul'dan İ.H. yanıma uğramıştı. Onunla da bir durum değerlendirmesi yaptık. İstanbul'un en kalabalık mahkeme olduğunu, mutlaka İstanbul'dan da bir aday gösterilmesi gerektiğini söylüyordu. Bu yapıya mensup arkadaşların İdari Yargı'dan en az iki aday için ısrar ettiğini söyleyince İ. o zaman İstanbul'dan ...'ı aday gösterelim dedi. Bu arkadaş hem bu cemaat mensubudur diye biliyorum dedi. Hem de bizlerle de yakındır, başka çevrelerle de görüşür, çok katı bir arkadaş değildir, dedi. Bunun üzerine görüştüğümüz G.T.T., M.B., M.K., Ç.Ş., D.M.C. gibi kişilere sizden İstanbul'dan ...'ı göstereceğiz dedim. Önce kabul etmediler, itiraz ettiler, nesi var bu arkadaşın sizden değil mi dedim. Onlar da aynı İ.H. gibi söylediler, biraz dışarıya açık dediler. Ben bunun üzerine daha da ısrarcı oldum ve başka kontenjan yok, İstanbul'dan mutlaka bir aday göstereceğiz, o da ... olacak dedim. Bu şekilde İdari Yargı’nın adayları belirlenmiş oldu...Sonuç olarak, listeler hazırlandıktan sonra adaylığı kabul edilenlerden; İdari Yargıda A.B., ... bakanlıktaki cemaat mensubu arkadaşların önerisi üzerine cemaat kontenjanından listeye girmiş oldu...SORULDU: 2010 yılında oluşan HSYK'nın ilk seçmiş olduğu Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminde Fethullah Gülen Cemaati mensuplarının nasıl bir etkisi olmuştur, isimlerin belirlenmesi ne şekilde gerçekleşmiştir, kimler tarafından bu isimler iletilmiş ve sonuç olarak isimler konusunda nasıl kararlar alınmıştır, anlatınız?...Yargıtay ve Danıştay'da yeni daireler kurulup, Yargıtay'da 160, Danıştay'da 50 civarında yeni üye seçilmesi gündeme gelince, sanıyorum Genel Sekreter ... beni arayarak seçimlerle ilgili bir ön görüşme yapmak istediklerini ve akşama kendi evine yemekli olarak beklediğini söyledi. Sebebini bilmiyorum ama ben o akşam biraz geç gittim. Arkadaşlar yemeklerini yemişlerdi ve bir yansıtma cihazıyla duvara yansıttıkları isimleri değerlendiriyorlardı. Hatırladığım kadarıyla evde HSYK'daki cemaatçi arkadaşlar, ..., ..., zaten Genel Sekreter ...'nın evindeydik, Genel Sekreter Yardımcıları ... ve ... vardı. Sanıyorum Yargıtay tetkik hakimlerini bitirmek üzereydiler, ben tek başıma yemeğimi yedim, yanlarına geçtim. Yargıtay'da ki hakimler bitince ... üyelik için düşündüğümüz arkadaşlara geçelim mi dedi. ... Bey önce itiraz etti, ancak daha sonra herhalde kimleri öne süreceklerini öğrenmek istediğinden geçelim ama her hangi bir sayı vs. konuşmayalım dedi. Bunun üzerine daha önceden hazırlamış oldukları anlaşılan listeyi yansıtmaya başladılar. ... Bey notlar aldı. Adli Yargıda ki hazırladıkları liste bitince kaç oldu falan diye konuşuldu. ... Bey listesini bir saydı ve dedi ki bu gösterdiğiniz isimlerin içinden, benim olabileceğini düşündüğüm 80 kişi var, bunları da daha sonra birlikte değerlendiririz dedi. Bunun üzerine arkadaşlar bayağı rahatsız oldular. Arada bazı konuşmalar gidip gelmeler oldu. Meğer onların niyeti çok daha farklıymış. En az 140 kişi olmalı diye hoca efendilerinden talimat almışlar ve biz de heralde bir kaçını eleriz diye 150-160 kişilik liste hazırlamışlar. Bu tablo üzerine sanıyorum ... Bey bunları sonra görüşürüz dedi. Bunun üzerine ben idari yargıya da çalıştınız mı dedim. Evet dediler. Bir gösterin bakalım kimler var dedim. Önce 32000 ve 33000 sicillilerden başladılar. Ben idari yargıda sıkıntı çıkacağını düşünmüyordum, çünkü 32000 ve 33000 sicilli çok fazla arkadaşları yoktu. O yüzden idari yargıda kolay uzlaşırız diye düşünüyordum fakat 32000 ve 33000 sicilliler bitince birden 37000 sicilli arkadaşlara geçtiler. Ben aniden bir dakika dedim, 37000'liler nereden çıktı, sunumu yapan arkadaşlar A.B. ve ...'a döndüler, A. Bey ve ... Beyler mutlaka 37000 sicillilerinde olması gerektiğini söylüyorlar gibi bir laf ettiler. Bunun üzerine A.B. söze girdi, İdari yargıdan cemaati tenisilen seçilen iki arkadaşın da 37000 sicilli olduğunu, kendilerine destek veren 37000 sicilli arkadaşların büyük bir beklenti içinde olduklarını, bu seçimde mutlaka 37000 sicilli arkadaşların da seçilmesini istediklerini söylediler. Hatta A.B. sözlerinin arasında 37000 sicilli arkadaşlar HSYK üyesi oluyor da, neden Danıştay üyesi olamıyor dedi...Dedim ki öncelikle 37000 sicilliler açısından bu çok erken olur. İkincisi 32000-33000 sicilli arkadaşlar arasında (gelirken idari yargının listesini getirmiştim) çok rahatlıkla seçebileceğimiz ehliyet ve liyakat sahibi yeterince arkadaş vardı. Bu arkadaşlardan bahsettim. Bu arkadaşları nasıl atlayacaksınız dedim. Benim bildiğim kadarıyla bu arkadaşların bir sıkıntısı yok. Onlar seçilmeyip 37000 sicillilere geçince bu arkadaşlara ne diyeceğiz dedim. Bu arkadaşların motivasyonu kırılmaz mı, adalet ve hakkaniyet duygusu zedelenmez mi, yeni HSYK’ya duyulan güven daha ilk baştan sarsılmaz mı dedim. Üçüncü olarak eğer 37000 sicillileri seçersek, İdari yargı teşkilatının motivasyonunu da bozarız, insanların çalışma şevkini olumsuz yönde etkileriz dedim. Çok makul ve haklı şeyler söylediğimi ve bu arkadaşların geri adım atacaklarını düşünüyordum ama A. ve ... Beylerin yüzünde söylediklerimin hiç bir etkisini göremedim ve benim sözlerim bitince bu sefer söze ... girdi. Daha önce A.B.'nun söylediği şeyleri kendi cümleleriyle tekrarladı. Baktım bu arkadaşlar çok ısrarcılar, aklıma başka bir şey geldi. Dedim ki bu hususu biz idari yargıdan olan arkadaşlar ve genel sekreterlikte ki arkadaşlarla ayrıca bir daha tartışalım dedim. Hatta sırf bu konuyu tartışmak üzere, 37000 sicilliler olmalı mı olmamalı mı konusunu tartışmak üzere yarın sabah bir araya gelelim dedim.Ertesi gün hafta sonuydu sanıyorum ve bu görüşmeye bu yapıdan olmakla birlikte farklı bir duruşları olduğunu düşündüğüm 32000-33000 sicilli arkadaşlardan Ankara Bölge İdare Mahkemesinde görev yapan V.B. ve İ.A.U.’yı da çağırın dedim. İ.A.U. ve V.B. bu yapı mensubu olmakla birlikte Ankara Bölge İdare Mahkemesinde hem mesleki yeterlilikleri ve gayretleriyle hem de bu yapı mensubu olmayan arkadaşlarla olan ilişkilerinde makul, mantıklı ve ölçülü arkadaşlardı. Ben onların da desteğiyle bu çılgın arkadaşları ikna edebileceğimizi düşündüm. Çağırdığım arkadaşlar bunlardan olmasına rağmen A. ve ... önce itiraz ettiler, ben de dedim ki siz benim söylediklerimi ya dinlemediniz ya da teşkilatta ortaya çıkartacağı sıkıntıları kavramakta zorlanıyorsunuz, yarın durumu tartışalım, eğer İ.A.U. ile V.B. size hak verirlerse konuyu tekrar görüşürüz dedim. Bunun üzerine A.H., İ. Bey ve M.K. da devreye girdi. Tamam yarın konuyu aranızda bir görüşün, sonra yine değerlendiririz dediler. Nerede buluşalım falan dedik. ...ın evi de Çukurambar'daydı, herkes için orta mesafedeydi. Ona bakınca ... yarın kahvaltıya bize gelin dedi. Ben ertesi sabah belirlediğimiz saatte ...'ün evine gittim. Evde hiç kimse yoktu. Dedim her halde ilk ben geldim. ..., abi hayır hiç kimse gelmeyecek dedi. Arkadaş daha bu akşam sözleşmedik mi dedim. Akşamdan bu yana ne oldu? Dedi ki arkadaşlarla aramızda görüştük ( o görüştük dedi de ben bir yerlere sorduklarını düşünüyorum) bu konu tartışma dışı, eğer 37000 sicilliler olmayacaksa biz bu işte yokuz dedi. Ben hayretle kendisine baktım, ne demek yokuz arkadaş dedim, biz bu yola beraber çıkmadık mı? Bir konuda makul, mantıklı gerekçeler ileri sürülüyorsa o konuda bir birimize hak vermeyecek miyiz? Makul bir noktada buluşamayacak mıyız? Ağabey konu beni aşıyor arkadaşlar gelmeyecekler dedi. Bu şekilde oradan ayrılmak zorunda kaldım...SORULDU: Genel Sekreter M.K.'nın evine gittiğinizde kimler vardı ? Benim hatırladığım kadarıyla HSYK üyeleri; T.G., A.B., B.Ç., N.Ö., H.S., A.H., Ö.K., ..., A.K. ve İ.O. vardı..."

Aynı tanığın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/06/2017 tarihli şüpheli ek ifadesinde; "...SORULDU: 7 Şubat 2012 tarihinde MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması ile birlikte Fethullah Gülen Cemaati mensuplarıyla mücadeleye başladığınızı bugüne kadarki ifadelerinizde beyan ettiniz. Bu beyanlarınıza rağmen gerek tanık olarak vermiş olduğunuz ifadenizde Fethullah Gülen Cemaati mensubu olduğunu bildiğinizi belirtmiş olduğunuz, gerekse de ülke çapında yürütülen soruşturmalar sonucunda 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından gerçekleştirildiği anlaşılan darbe teşebbüsü üzerine haklarında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olmak suçundan soruşturma başlatılan; İ.Ş., H.O.K., M.K.Ö., O.A. ve R.S.’nun 19.10.2012; S.M., A.A., İ.İ. ve M.K.'nın 16.12.2013 tarihlerinde Yargıtay Üyeliğine; H.K.nın 16.12.2013 tarihinde Danıştay Üyeliğine, Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSYK 1.Daire Üyesi olarak görev yaptığınız dönemlerde seçilmelerini, mücadele etmeyle nasıl bağdaştırıyorsunuz, bu kişilerin Yargıtay ve Danıştay Üyeliklerine atanmaları teklifi kimden geldi, bu teklife itiraz ettiniz mi? CEVABEN:Daha önceki beyanlarımda Fethullah Gülen Cemaati ile yapmış olduğum mücadeleyi ayrıntılı olarak anlattım. 2010 yılı HSYK seçiminden sonra seçime birlikte girdiğimiz cemaat mensuplarının seçimi kendi menfaatleri doğrultusunda yaptıklarını, birlikte belirlediğimiz adayların aldıkları oylar ve en çok kendi adaylarını seçtirmek için çalışma yapmış olduklarının ortaya çıkmasından anladık. Bu andan sonra kurulda cemaat mensubu olduğunu söyleyebileceğim ve bu mensubiyet duygusuyla birlikte hareket ettiğini bildiğim kişiler; T.G., A.B., B.Ç., N.Ö., H.S., ..., A.K., Ö.K. ve A.H. olmak üzere 9 kişi olarak ortaya çıktılar. Karşılarında ise yüksek yargı olarak Yargıtay ve Danıştay'dan gelen 5 üye hariç; ben, İ.O., İ.A., R.A., A.G., A.A., müsteşar A.K. ile A.K. 'dan sonra H.K. ve sayın bakan olmak üzere 8 kişi olarak bizler vardık. Yüksek yargıdan gelen üyeleri saymamın sebebi, o tarihlerde kendileri ile iş birliği imkânlarının henüz bulunamamış olmasıdır. Bu tercih de benim tercihim değildi...SORULDU: 17 Aralık 2013 tarihinden 1 gün önce 16 Aralık 2013 tarihinde yapılan genel kurul ile yukarıdaki soruya konu kişiler Yargıtay üyesi seçilmişlerdir. Bu tarih nasıl belirlendi, 17 Aralık sürecinden 1 gün öncesine denk gelmesi tesadüf müdür, genel kurul tarihinin daha önceden belirlenip belirlenmediğini biliyor muydunuz ? CEVABEN : Normal şartlar altında seçimlerin yapılacağı genel kurul tarihi 10 veya 15 gün önce belirlenir, üyelere seçilme yeterliliği olan kişilerin sicil dosyaları incelemeleri amacıyla dağıtılır, daha sonra gün gelince seçim yapılır, kanaatime göre 16 Aralık 2013 'de yapılan seçim de bu şekilde seçim günü 10-15 gün önce belirlenmiş olmalıdır. Bu hususta net bir bilgim yoktur. Genel kurul tarihinin ne zaman belirlendiğini bilmiyorum. Söylediklerim normal şartlar için geçeriidir. Ancak o günkü konjonktürü şuanda düşündüğümde yüksek yargı üyesi seçilebilmek için 20 yıl görev şartı getirilmesine ilişkin yasa değişikliği yapılmıştı, bu yasa değişikliğine ilişkin ilke kararlan 18 Eylül 2013 tarihli genel kurulda belirlenmişti, bu genel kurulda alınan kararlara N.Ö., H.S., Ö.K., B.Ç., A.K., ..., T.G. ve A.B.'dan oluşan cemaat mensubu üyeler muhalif kalmışlardı, HSYK Genel Sekreterliğinin yapısının değiştirilmesine ilişkin, Yargıtay ve Danıştay'ın işleyişi, kapasitesinin güçlendirilmesi, Adalet Akademisinin yapısının değiştirilmesine ilişkin kanun tasarıları hazırlanmıştı. Bütün bu faaliyetler cemaatin yargıdaki etkinliğini azaltmaya yönelikti. Bu çalışmalarda cemaat mensubu üyelerin de bilgisi vardı. Özellikle 20 yıl şartının yasalaşması nedeniyle yüksek yargıya en az 3-4 yıl üye seçilemeyeceklerini bildiklerinden, 16 Aralık'ta seçim yapıldıktan sonra 17 Aralık'ta önceden planladıkları bu operasyonu yapmış olabilirler. Çünkü 17 Aralık'tan sonra hükümetle birlikte çalışma imkânının kalmayacağını bilebilecek durumdaydılar..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.O., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/12/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...SORULDU : Sizin de içinde bulunduğunuz liste nasıl belirlendi? Fetullah Gülen cemaat mensuplarını ne kadar sayı verildi? Netice itibariyle Fetullah Gülen cemaat mensubu olan adayların ismi ne idi?...İdari Yargıda ise Fetullah Gülen cemaat mensubu olarak A.B. ismi ön plana çıktı. Konya'dan İstanbul'a giden ...'ın ismi gündeme gelince bu kişi için Fetullah Gülen cemaat mensubu diye şaibe çıkınca bu konuyu araştırdık, hatta bu konuyu İ.H. isimli hakime sorduk, birlikte çalıştığını bildiğimiz İ.H. Fetullah Gülen cemaati mensubu olmadığını söyledi. İstanbul'da muhafazakar kesimin bir araya geldiği İSFAD grubuna soruldu. Onlar da uygun aday olduğunu ve kendileri ile birlikte yemek yediklerini belirtmeleri üzerine ...'ı da listeye aldık. B.E. ve H.K.'un ismi listeye yazıldı. Milliyetçi kesimden de İ.T.'u önerdim. Ancak A.K. bey boşver milliyetçilerden kimsenin şefaatine ihtiyacımız yok dedi. Ancak ben bu kesimin de listede yer almasını ısrarla istiyordum. A.K. bey ile restleşme aşamasına geldik...SORULDU : B.E. beyanında ...’ın isminin belirlenmesi esnasında Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu bildiklerini, hatta Fetullah Gülen cemaati mensupları olan G.T..T., M.B., M.K., Ç.Ş., D.M.C.'e sizden ...'ı aday göstereceğini söylediğini, önce kabul etmediklerini, hatta kendilerinin bu arkadaş sizden değil mi diye sorduğunu, onların da İ.H.gibi cevap verdiklerini, biraz dışarıya açık dediğini, bu şekilde ...'ın isminin belirlendiğini ifade ettiği görülmektedir. İdari Yargı adayları arasında A.B.u ile birlikte ...'ın da Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğu başlangıçta bilinmektedir. İdari Yargıda iki adayın bu cemaate verilmesinin sebebi nedir? CEVABEN : Ben ...'ı tanımıyordum. Bu kişinin Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu bilmiyordum. Ancak Fetullah Gülen cemaat mensuplarının ...'ın ismine başlangıçta karşı çıktığını duymuştum...SORULDU: Bu sonuç karşısında Fetullah Gülen cemaati mensubu olmadığını veya o tarihte bilmediğinizi belirttiğiniz HSYK’ya seçilen üyelerin Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu anlamadınız mı? CEVABEN : Ekim 2010 tarihinde HSYK seçimleri yapıldıktan sonra Yargıtay ve Danıştay'da boş olan üyelerin seçimi Kasım 2010 tarihinde gündeme geldi. Aralık sonunda seçimi yapalım dedik, bu seçim çalışmaları sırasında seçilen H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.B., ...'ın Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını anladım. Çünkü birlikte hareket etmeye başladılar. Cumhurbaşkanımız tarafından seçilen B.Ç.’nin de Fetullah Gülen cemaati mensubu olduğunu anladım. Bu da diğer Fetullah Gülen cemaati mensupları ile birlikte hareket etmeye başladı. B.E.'i bakanlıktan beri tanırım, bakanlık dönemimde de Fetullah Gülen cemaati ile ilgisini sürdürdüğü gibi, Hakyol grubu ile de ilgisini sürdürdü. Her iki grupla da yakın görüştüğünü biliyorum. Ben cemaat kültürü olarak hatta özellikle Fetullah Gülen cemaat mensubu olan bir kişinin cemaatten gelen istekleri kayıtsız olarak yerine getirmesini anlarım. Bu kişinin bu durumdan cemaatçi olduğunu değerlendiririm. Bu kişiler kendi iradesini kullanamaz. Fetullah Gülen cemaati mensubu olan H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., A.B.. ... ve B.Ç.'nin kendi iradeleri ile değil Fetullah Gülen cemaat kültürü ile cemaatten gelen istekler, talimatlar doğrultusunda hareket ettiklerini biliyorum...SORULDU : 2010 yılında oluşan yeni HSYK yapısında dairelerinde görev yapacak üye ve başkanların belirlenmesi nasıl oldu? Fetullah Gülen cemaat mensuplarının talepleri nasıl oldu? Bu talepleri kime ilettiler? CEVABEN : Yeni HSYK yapısında üç daire oluşmuştu. Ben, B.E., A.H., A.K. ve Bakan S.E. bey ile toplantılar yaptık. Toplantılar sonucu kanunda belirtilen hususlar da nazara alınarak başkanlar konusunda 1. Dairede ben, 2. Dairede B.E., 3. Dairede ise A.H.'nin başkan olması ön plana çıktı. Bu isteği bakan ve müsteşar bey dile getirmişti. Basında üçümüzün başkan olacağı gündeme gelince B.E. bey başkan olmak istemedi. Kendi yerine seçimle gelen tek kadın üye N.Ö.'in başkan olmasının daha uygun olduğunu söyledi. Üyelerin hangisinin hangi dairede görev yapması hususunda Fetullah Gülen cemaat temsilcisi olan üyeler H.S., N.Ö., T.G., A.K., Ö.K., B.Ç., A.B., ve ... ile de tek tek görüşüldüğü gibi, toplu olarak da görüşmeler yapıldı. Diğer üyeler ile de görüşmeler yapıldı. Ben ve B.E. dağıtım konusunda Fetullah Gülen cemaat mensuplarının dağıtımında dengeli olunmasını, bu kişilerin güçlü hale gelmemesi için hareket tarzı belirlemiştik...SORULDU : 2010 yılında oluşan yeni HSYK’nın ilk seçtiği Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminde Fetullah Gülen cemaat mensuplarının etkisi, seçim sırasında cemaat mensuplarının talimatları, istekleri kimler tarafından iletilmiştir? Kimler seçilmiştir? Bu hususları anlatır mısınız? CEVABEN : HSYK'nın yeni oluşumunda Aralık 2010 tarihinde boş olan Yargıtay üyelerinin seçimi gündeme gelmişti. Ancak Müsteşar A.K. bey bekleyin kanun çalışması var, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin sayısı arttırılacak, buna göre bütün üyeleri birlikte seçeriz dedi. A.H. bey genel kurul toplantısında A.K. bey'in söylediklerini iletti ve çalışma yapmalarını, istedikleri isimleri toplamalarını istedi. Bu şekilde kanun çıkmadan önce çalışmalara başlandı. Talebin kimden geldiğini hatırlamamakla birlikte bir akşam M.K. bey bizi evine çağırdı. Genel Sekreter M.K.'nın evine B.E., A.H. ile birlikte gittik. Biz bu eve yemekten sonra Yargıtay üyelerinin seçimi ile ilgili ön çalışma yapmak amacıyla gittiğimizi biliyordum. Eve gittiğimizde evde T.G., A.B., ..., H.S., N.Ö., B.Ç., A.K.....N.D.'nin de olduğunu gördüm. Bizim dışımızda Yargıtay'dan arkadaşların gelmesi beni hoşnut etmedi. Bu hususu dile getirdiğimde arkadaşlar Yargıtay'ı en iyi bu arkadaşlar biliyor, bu nedenle Yargıtay'dan seçeceklerimiz için bilgi vermeleri amacıyla çağırdıklarını dile getirdiler. Yemekten sonra eve projektör kurulduğunu gördüm. M.K.Kaya bana arkadaşlar 350-400 isim belirlemişler dedi. Ben bu isimleri kurul üyelerinin belirlediği isimler olarak zannetmiştim. Ama ilerleyen aşamada Fetullah Gülen cemaat mensuplarının çıkardığı isimler olduğunu anladım. Ben konuşmalar sırasında M.A.'ın başını çektiği Yargıtay üyelerinin Yargıtay'da meydana getirdiği yapıyı kırmak için bir seçim yapılacağını, bu seçim nedeni ile seçilecek arkadaşların birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten konuşmalar yapan bu arkadaşlar mümkünse seçilecek 160 kişinin belirledikleri kişiler arasından seçilmesini söylediler. Ancak ben kendilerine bunun mümkün olmadığını, diğer kurul üyeleri ile birlikte bakan ve müsteşar bey ile kendimizin de talepleri olacağını belirttik. Hatta burda belirlenencek isimleri saymayalım, bu nedenle sayı pazarlığı yapmayalım dedim. CEVABEN : M.K.'nın evinde bulunan HSYK üyeleri T.G., A.B., ..., H.S., N.Ö.,, B.Ç., A.K., Ö.K.'nun Fetullah Gülen cemaat mensubu olduklarını belirtmiştim. Yargıtay'dan gelen savcı A.B. ile hakimler Ö.A. ve N.D.'nin o günkü sunum ve tavırlarından Fetullah Gülen cemaat mensupları olduklarını anlamıştım...CEVABEN : M.K.'nın evinde Danıştay'a seçilecek kişilerin ismi gündeme gelmedi, ancak Fetullah Gülen cemaat mensupları 37 ve 38 bin sicillilerin de seçilmesini istemeleri üzerine, bu husus tartışma konusu yapıldı. Ben ve B.E. 37 ve 38 bin sicillilerin çok kıdemsiz olduğunu belirterek istemiyorduk. Ancak onlar kendi cemaat mensuplarının daha çok 37 ve 38 bin sicilliler arasında olması nedeni ile bu sicildeki kişilerden Danıştay'a üye seçilmesini istiyorlardı. Bu tartışma uzayınca İdari Yargıcı olan B.E. ile A.B. ve ...'a bu hususu kendi aranızda konuşun, çözüme kavuşturun dedik ve tartışmayı sonlandırdık...SORULDU: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olduktan sonra Fetullah Gülen cemaat mensuplarının cemaat kültürü içerisinde yaptıkları toplantı ve sohbetlere kimlerle gittiniz? Bu sohbetleri kimler organize etti?...CEVABEN : Bu toplantılara H.S., N.Ö., T.G., A.K.. Ö.K.. A.B., ......SORULDU :Sizin HSYK üyesi olduğunuz dönemde özellikle İstanbul’da görev yapan özel yetkili mahkemelerde görevli hakim ve savcılar hakkında 3. Dairenin izinler vermediği, bu suretle bu kişiler hakkında soruşturmaların yapılmadığı bilinmektedir. Bunun sebebi nedir? Bu şekilde davranılmasmı kim ve kimler istemiştir? CEVABEN : Kurul yeni oluşunca ceza işlerinden ve kurula yeni yapılan özellikle ergenekon ismi ile bilinen soruşturma ve dava ile ilgili yapılan şikayetleri 3. Daire bir karar ile reddetti. İstanbul bölgesinin sorumlusu Yargıtay üyesi A.K.'ti. A.K. kendisine bağlı tetkik hakimleri ile bu dosyayı inceler, sunumunu kendi dairesine tetkik hakimi ile birlikte yaptığını biliyorum. O dönem şikayetler yargı yetkisinin kullanılması dile getirilerek reddediliyordu. A.K.'de bir çok kararda yargı yetkisi kullanıldığı belirtilerek dairedeki diğer arkadaşlarına uyuyordu. Bu dairede Fetullah Gülen cemaat mensubu olarak bilinen ..., A.K.,Ö.K. vardı...Avukat S.Ö.'ün ergenekon davasındaki görev yapan savcı ve mahkeme heyeti hakkındaki şikayeti ile ilgili 18/09/2013 tarihinde yapılan genel kurulda A.K., N.H., Z.K., U.Y., Z.Ö., A.A., B.E., H.K., R.A. ve ben soruşturma izninin verilmesi yönünde oy kullandık. Ancak 12 sayısını bulamayınca soruşturma izni verilmedi. 10 kişi soruşturma izninin verilmemesi yönünde oy kullanmıştı. Burada A.H.'nin de Fetullah Gülen cemaat mensupları ile birlikte hareket ederek oy kullandığı görülmektedir. Bakan bey, yasa gereği disiplin soruşturmalarına katılamadığı için biz 12 sayısını bulamıyorduk...Ancak Fetullah Gülen cemaat mensupları olarak belirttiğim A.H., N.Ö., H.S., Ö.K., A.K., B.Ç., ..., T.G., A.B., ve Fetullah Gülen cemaat mensubu olmadığını belirttiğim A.A. ile A.G.'in oyları sonucu soruşturma açılamamıştır...SORULDU : 17-25 Aralık soruşturmalarındaki hukuksuzlukların tarafınızca da tespit edildiğini belirtiyorsunuz. Bunun ardından sorumlular hakkında ne tür tedbirler alındı? Soruşturma ve benzeri işlemler yapıldı mı? CEVABEN : Yukarıda izah ettiğim şekilde sürecin devamında Ocak ayında da MİT tırları ile ilgili gelişmeler yaşanmıştı ve konu devletin tepesinde de artık gündem işgal ediyordu. 7 Ocak 2014 tarihinde 1. Daire olarak toplandık. Z.Ö.'ün Bakırköy Adliyesine yetkili olarak gönderilmesini oy çokluğu ile karar verdik...A.H. ve Ö.K. HSYK'da görev yapan genel sekreterlik ve teftiş kurulunda görev yapan Fetullah Gülen cemaati ile ilgili olan, bu cemaat içerisinde bulunan hakimlerin gönderilmesi ile ilgili genel kurul çalışmaları sırasında Fetullah Gülen cemaat mensupları ile birlikte hareket ederek genel kurula gelmeyip, genel kurulun yapılmasını engellediklerini de belirtmek isterim. N.Ö., H.S., A.K., T.G., A.B., ... ve B.Ç. dışındaki üyeler ile birlikte hareket etmeye başladık...Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğu belirlenen genel sekreter, genel sekreter yardımcıları, tetkik hakimleri, teftiş kurulu başkan yardımcıları ve teftiş kurulu müfettişlerinin gönderilmesine karar verildi. Hatta isim bazında çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalardan sonra Müsteşar K.İ., yüksek yargıdan gelen kurul üyeleri U.Y., A.K. ve diğer kurul üyesi A.G. Bakan B.B.'ın yanına gittiler. Yapmış olduğumuz çalışmaları ve kararları iletmişler. Bu halde kanuna gerek kalmadan tasfiye işlemlerinin yapılabileceğini belirtmişler. Bakan bey de olumlu bakınca, daha önce konuştuğumuz hususu görüşmek üzere genel kurulu topladık. Bakan bey dahil olmak üzere genel kurul salonuna geldiğimizde Fetullah Gülen cemaat mensupları olan N.Ö., H.S., A.K., T.G., A.B., ... ve B.Ç. ile birlikte daha önce belirttiğimiz çalışmaya katılan A.H. ve Ö.K.'nun toplantıya gelmediğini, bu suretle genel kurulun yapılmasını engellediklerini gördüm..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.Ş., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10/01/2017 tarihli tanık ifade tutanağında;"...Ben Samsun'da staj yaparken evlendikten hemen sonra; o dönem Samsun'da adli yargı hakim adayı olan ve bu yapıya mensup A.B. yanıma gelerek beni sohbete davet etti. Ben o dönem bir kaç kez Samsun'da bu yapının sohbetlerine katıldım. Aynı yıl Eylül ayında ise Ankara'da Eğitim Merkezinde ve Danıştay'da staj yapacağım için Eylül ayında Ankara iline taşındım. Ben Ankara'da iken benimle bu yapı adına temas kuran ilk isim H.G. idi. Haşiıu beni sohbete davet etti. Bu sohbetler mutat olarak staj dönemi bitinceye kadar sürdü. Bu sohbetlere ve genel toplantılara katılan idari yargı kökenli stajyerlerin sayısı 40 civarındaydı. Ayrıca o dönem; bu yapıya mensup olup da adli yargı hakim adayı olan tanıdıklarımız da vardı. Bu isimler arasında; C.C., Y.S., A.K., İ.B., A.Ç., H.G.B., ..., A.B., S.K., İ.Ç., N.T., ...Yukarıda ismini saydığım bu şahıslar bu yapıyla ilişkili bu yapıya müzahir ve bu yapıya iltisaklı şahıslardır..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan C.U., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...Şüpheliye 2010 HSYK seçimlerinde cemaatin tavrının nasıl olduğu hangi adaylara ne şekilde oy verilmesi yönünde talimat iletildiği soruldu, O dönem bakanlık ile cemaat birlikte hareket ediyordu ve yargı politikasını belirleyen üç isim vardı, İ.O., B.E. ve A.H.. Liste belirlendiğinde cemaatin adayı olarak bizim bildiğimiz A.B., ... ve B.E. dışında diğer muhafazakar H.K. ile ülkücü kanattan İ.T. görünüyordu, son iki ismin yedek kalması düşünüldüğünden ve cemaatin üst yönetimi cemaat mensubu hakim savcı sayısını net olarak bildiğinden her yerde belirli sayıda cemaat mensubunun sadece ilk üç isme oy vermesi yönünde talimat verdi, seçimler sonucunda da H.K. ve İ.T. yedek kaldılar..."

Aynı tanığın davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan ifadesinde; " 2010 yılı HSYK seçimleri öncesinde Bakanlık listesi olarak belirlenen isimler arasında yapının adaylarının sanık ..., A.B. ve B.E. olduğunun yapı mensupları tarafından bilindiğini, yapı tarafından yapılacak seçim sonucunda diğer isimlerin yedek kalmasının istenilmesi sebebiyle yapı mensubu hâkim ve savcı sayısını net olarak bilen yapının üst yönetimi tarafından belirli sayıda yapı mensubuna sadece yapının adaylarına oy verilmesi talimatının verildiğini, bu şekilde sanığın HSYK asıl üyesi olarak seçilmesinin sağlandığını, sanığı 2010-2014 tarihlerinde HSYK üyesi olarak görev yapması sebebiyle de tanıdığını, örgüt tarafından yargı yapılanması mensubu olan hâkim ve savcıların çocuklarının cemaat olarak bilinen yapıya ait okullara ve eğitim kurumlarına gönderilmemesi nedeniyle çocukların manevi yönden gelişimlerini sağlamak amacıyla örgüt içerisinde eğitim birimi oluşturulduğunu, kendisinin de E. Abi denen sivil şahıs tarafından bazı hâkim ve savcı çocuklarıyla ilgilenmesi için eğitim birimi içerisinde görev verildiğini, ilgilendiği çocuklardan birisinin o tarihlerde hatırlayabildiği kadarıyla sanık ...'ın ortaokul çağında bulunan çocuğu olduğunu, bu amaçla da sanığın ikâmet ettiği Çukurambar Mahallesinde bulunan evini birkaç kez E. Abi diye bilinen sivil şahıs aracılığıyla ziyaret ettiğini.." beyan ettiği görülmüştür.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.B., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 22/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında;"...SORULDU: Bir yargı mensubu olarak hakim olmayan ve herhangi bir işte çalışmadığını belirttiğiniz İ.E. ve Ö.F. gibi şahıslara bağlı olmak ve bu kişilerin talimatlarını yerine getirmek nasıl bir duygudur, bunu neye bağlıyorsunuz?...CEVABEN: Ben abilerimin söylemesi üzerine bizim hizmet hareketine yakın olduğuna inandığımız kişileri asile getirmek için bu şekilde davrandık. Bizden olmadığına inandığımız H.K. ile İ.T.'un yedek kalmasını sağladık. S.R. bu şekilde bize söyleyince ben ve diğer arkadaşlarım A.B., B.E. ve ...'ın hizmet hareketine bağlı olduğunu anladık..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08/12/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağında; "...SORULDU: 1- 2010 yılı HSYK seçim sürecinde FETÖ/PDY örgütünün rolü nedir? Seçim sürecinde koordinasyonu nasıl sağladınız? Aday olma sürecinde kimlerin ne şekilde aday olması sağlandı? 2010 yılı HSYK seçimlerinde bu yapı bakanlıkla ortak liste hazırladı, ancak şunu söylemeliyim ki, o dönemde bakanlık bu yapıyı bilmiyordu. Seçim sürecinde tam olarak nerelerde yapıldığım bilmemekle birlikte; bu yapı kendisine müzahir hakimlerle toplantılar yaptı ve bu toplantılar sonucunda H.K. ve İ.T.'un liste dışı bırakılması sağlandı. Ben bu seçimlerde İ.T. arkadaşım olduğu için bir oyumu İ.T.'a verdim. Diğer oylarımı A.B. ile B.E.'e verdim.İdari yargıda bu yapının adayları; Danıştay'da görev yapması ve bu yapının önde gelen/aktif elemanlarından birisi olması sebebiyle A.B., taşradan oy potansiyeli yüksek olan ve bu yapının aktif elamanlarından birisi olan ... ve o dönem bu yapının içerisinde olan B.E.; o dönem personel genel müdürü olması ve teşkilatta oy potansiyeli yüksek olması ve yapı içinde etkin olması sebebiyle seçildi. O dönem ben ... ile karşılaştım. ... bana hitaben; "seçildiğimizde yukarıdan gelen talimatlara uyacağız, o yönde oy kullanıp karar vereceğiz" dedi. Ben "yukarıdan" ifadesinin bu yapının üst kurulu olduğunu tahmin ediyorum.

2.Danıştay üyeliği seçim süreciniz nasıl gerçekleşti? Üye seçiminiz için bu örgütün lideri Fetullah Gülen'den icazet alındı mı? Fetullah Gülen ile doğrudan yahut dolaylı olarak görüşmeniz oldu mu? 2010 HSYK seçimlerinden sonra Danıştay'a seçilen 54 kişilik grubun tamamının Pensilvanya'dan icazet alınarak seçildiğini biliyorum. Ancak benim üyelik seçimimde Gülen'den icazet alınmadığını düşünüyorum. Ben Danıştay Birinci Daire Kıdemli Tetkik Hakimi olarak çalışırken aynı dairede görev yapan H.O. bana hitaben aday listesinde olduğumu ve Danıştay Üyesi olarak seçilebileceğimi söyledi. B.E., A.B. ve ...'ın desteklemesiyle üye seçildim...... ve A.B. 2010 HSYK seçimlerinde aday olduklarında ... ile konuştuğumda kendilerinin seçilmesi durumunda üstlerinden gelen talimatlara göre hareket edeceklerini oy ve kararlarım o şekilde kullanacaklarını bizzat belirtmiştir..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.H., Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/08/2016 tarihli ifade tutanağında; "...Ben 1994 yılında Hakimlik stajına başladım. Önceki kurul üyesi ... benim hem stajdan tanıdığım hem de yakinen görüştüğüm kişidir. Kurul üyesi olduğu dönemde ... ve A.B. ile HSYK sekreteri M.B., İstanbul'a geldiklerinde bana da uğrarlardı. Ben kendilerine niçin geldiniz diye sorduğumda "gençlerle görüştük" diye söylemlerde bulundular. O dönemde anladığım özellikle Bölge İdare Mahkemesindeki genç Hakim ve Savcılarla görüştükleridir. Mesela biz biraraya geldiğimiz vakit görüştüğü gençlerden hatırladığım A.O.A.dır. Benim anladığım bu üç isim İstanbul'a geldiklerinde görüştükleri isimler ile yetki ve kararname işlerini görüşürlerdi. 2014 yılı HSYK seçimlerinde A.B. ve ... kendileri hususunda çalışmam konusunda bana telkinlerde bulundular ancak ben çalışmadım. ...'m arkadaşı olmam nedeniyle Yargıda Birlik Platformundaki arkadaşlarda bana şüphe ile bakıyordu. Bu nedenle ne cemaat adına ne de Yargıda Birlik Platformundaki üyeler adına hiçbir çalışma yapmadım..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan İ.C., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...SORU: Kararname çalışmaları sırasında kararname taslağını cemaat mensubu kurul üyesi, tetkik hakimi yahut kurul dışında görevli hakim savcı veya sivil kişilere sızdırdınız mı ? Böyle bir şey yapmış iseniz ne şekilde yaptınız? CEVABEN: Ben asla kararname taslağını hiç kimseye sızdırmadım. Bunun dışında kararname içerisinde hiç bir şekilde kötü niyetli bir işlem ya da değişiklik yapma imkanım olmasına rağmen yapmadım. Ayrıca şunu da belirteyim ki ben HSYK üyelerinden cemaat mensubu olarak bilinen hiç kimseyle hiç bir zaman ve hiç bir yerde görüşmüş değilim. R.İ.B. ile görüşmelerimizde kendisinin cemaat mensubu olduğunu söylediği HSYK üyeleri A.B., T.G., N.Ö., A.H., ...'dır..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.K.Ö., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...SORULDU: ... ile bu dönemde 14 defa görüşme yaptığınız tespit edilmiştir. Bu şahıs kimdir? CEVABEN; Kendisi 2010 yılında HSYK üyeliği yapmıştır. Cemaat mensubu olduğunu biliyorum..."

İfadesine başvurulan M.Ö.K.,Espiye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17/08/2016 tarihli tanık ifade tutanağında;"..... Espiye ilçesi Adabük Mahallesinde bulunan FETÖ/PDY terör örgütüne ait olan Yıldırım Bayezıd Erkek Öğrenci Yurdu vardır...Yurtta T.E. önderliğinde iki farklı toplantı yapılırdı. Bunlardan birisi gizli toplantıydı...Diğer toplantı ise sohbet olarak adlandırılırdı. Bu sohbet toplantıları geniş kapsamlı olur, yurdun çatı katının bir ah katında geniş salonda yapılırdı. Bu toplantılarda zaman zaman maklube dedikleri yemek ikram edilir, çaylar içilirdi ve bu şekilde sohbet yaparlardı. Bu toplantıya yurt müdürü M.D. veya T.E. arayarak davet yapardı. Yemeli içnıeli bu sohbet toplantıları her hafta Perşembe günü akşam yapılırdı. Bu toplantıya yine T.E. başkanlık ederdi. Sohbet toplantılarına gelenleri T. karşılardı. Bu toplantılara yukarıda savdığım abiler toplantısında yer alan şahıslar mutlaka katılırdı...O dönemde HSK üyesi olan ... bir kez yurda geldi, yurtta müdürler T.E., S.G. Ve M.D. İle oturup çay içti, sonra yurttan ayrıldı. Yine ...'ın kardeşi olan öğretmen N.Y. Da ara ara bu toplantılara katılırdı..."

Kaymakam olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan O.B., Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 28/09/2016 tarihli tanık ifade tutanağında;"...O tarihlerde HSYK üyesi olan ... Espiye'li olması nedeniyle yukarıda isimlerini belirttiğim paralel yapıya mensup Hakim ve Savcılar ile arası iyiydi. Sık sık ilçeye geldiğinde bu Hakim ve Savcılar ile görüşüyordu. Araları samimiydi, ancak ne görüştüklerini bilemiyorum. Ancak yardımcı olduğunu gözlemliyordum.17-25 Aralık darbe girişimden önce Akparti Espiye Belediye Başkanı olan E.K. hakkında bildiğim kadarıyla irtikap, rüşvet, zimmet iddialarıyla soruşturmaya başlanıldı. Bu darbe girişiminden hemen önce E.K. E.B.'ın yapmış olduğu soruşturma kapsamında D.T. tarafından tutuklandı. Daha sonra E.K.'nin kardeşi olan M.K. kardeşini kurtarmak amacıyla HSYK üyesi ...'la bir kaç görüşme yaptı. Bu görüşmelerin hem Ankara'da hem de telefonla yaptığını biliyorum. Hatta M.K. Ankara'ya gittiğinde ... kendisini Giresun'da birilerine yönlendirdiğini, bu kişilerin de kendisinden 2 milyon Türk Lirası istediklerini, ancak kendisinin bu parayı ediğini bana anlattı. Tutuklandıktan yanlış hatırlamıyorsam 5-6 ay sonra E.K. tahliye oldu..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.K., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 24/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "...SORULDU: 2010 HSYK seçimlerinden sonra Yargıtay ve Danıştay’a üye seçimi ile ilgili süreci bize anlatırmısınız? CEVABEN: 2010 HSYK seçimlerinden sonra Yargıtay ve Danıştay'a yeni üyelerin seçilmesi gündeme geldi. Bu toplantıların ilkini M.K.'nın evinde yaptık. Bu eve ben H.S.r'in arabasıyla gittiğimi hatırlıyorum. Bu toplantıda kurul üyeleri olan İ.O., A.H., T.G., N.Ö., H.S., A.K., A.B., ..., B.E., ve B.Ç. vardı. Bu üyeler dışında M.B., E.D., A.T., M.Ö., A.B., N.D., ile bir iki hakim, savcıda vardı. Kurul üyesi olmayan kişilerin gelmesi toplantıda bir rahatsızlık yarattı. Ancak bu kişilerin Yargıtay'ı iyi tanımalarından dolayı çağırıldıkları söylendi...SORULDU: Söz konusu toplantıya Fetullah Gülen cemaati mensubu olmadığı anlaşılan İ.A., İ.G., R.A....'nun çağrılmadığı anlaşılmaktadır. Bu toplantının Fetullah Gülen cemaati mensubu olan kurul üyeleri ile Fetullah Gülen cemaat mensubu olan hakim ve savcıların bir araya geldikleri ve cemaat mensubu olan üyelerinin belirlenmesi toplantısı olduğu görülmektedir. Bu konuda ne diyorsunuz?...CEVABEN: Yargıtay üyelerinin belirlenmesi amacıyla B.Ç.'nin evinde de bir araya geldik. Bu evdeki toplantıya İ.O., T.G., N.Ö., A.H., H.S., A.K., A.B., ..., B.Ç., B.E. ve ben kurul üyesi olarak katıldım...CEVABEN: Bu toplantılardan sonra hakim evinde İ.O., T.G., N.Ö., A.H., H.S., A.K., A.B., ..., B.Ç., B.E., İ.A...ve ben hakim evinde bir araya geldik. Bu toplantı sayısı üç olduğunu hatırlıyorum. Bu toplantılarda İ.A., A.G., A.A., R.A. Yargıtay'da olmasını istedikleri isimleri veriyorlardı. Verdikleri isimlerin çoğunluğunun Fetullah Gülen cemaat mensuplarının kendi mensuplan olarak belirlediği isimler arasında da olduğu görülmekte idi. Bu toplantıya sadece kurul üyeleri katılmıştır...Danıştay'a seçilecek isimlerde burada konuşuldu. Ancak bu isimlerinde B.E., A.B., ... ve İ.O.'un kendi arasında yaptıkları toplantılarda belirlendiği ve bu isimlerin bu toplantıda neticelendirildiğini biliyorum...Seçilecek Danıştay üyelerininde B.E., A.B., ..., A.H. ve İ.O.'un önceden belirlediğini yüksek yargı dışındaki tüm üyeler bilmekte idi...SORULDU: Fetullah Gülen cemaat mensuplarının yapmış olduğu sohbet olarak nitelendirdikleri düzenli sohbetlere HSYK üyesi olduktan sonra sîzinde katıldığınız bilinmektedir. Bu toplantıları ve içeriklerini bize anlatırmısmız? CEVABEN: Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçiminden sonra Fetullah Gülen cemaat mensubu olarak bildiğim ... bizi cemaat dayanışması ve arkadaşlık ilişkilerimizin gelişmesi amacıyla biraraya topluyordu. Bu toplantıları M.B. organize ediyordu. Dönüşümlü olarak kendi evlerimizde toplanıyorduk. Bu toplantılara A.H., İ.O., T.G.,N.Ö., H.S., A.K., A.B., ..., B.Ç., B.E., M.B., ... Bu sohbet toplantılarında dini içerikli konuşmalar yapıldığı gibi Fetullah Gülen'e ait olduğunu anladığım bazı yazılarda nazara alınıp sohbet konusu yapılıyordu. Bu sohbetlerde Fetullah Gülen'e ait konuşmaların yer aldığı cd'ler izlenmemiştir. O dönem sosyal konuşmalarda sohbetlerin konusu oluyordu. Ben bu birlikteliğin ve bir araya getirilmenin Fetullah Gülen cemaat mensuplarının bizi markaja alması ve cemaat dayanışmasının gerçekleştirme amacı içinde olduğunu biliyordum. Belirttiğim isimler dışında sohbetlere Fetullah Gülen cemaati içinde etkin yerde olduklarını öğrendiğim kişilerde gelmekte idi. N.D.'nin ...'ın evinde yapılan sohbet toplantısına katıldığını biliyorum. Bu kişi gelmeden önce ..., M.B. bana N.D.'nin cemaat içinde önemli bir yeri ve etkisi olduğunu söylemişlerdi. Bu kişinin katıldığı sohbette normal gündem konuşuldu. Ben bu kişinin cemaat içinde etkili olduğunu duyunca kendisine cemaatin yargı içerisinde fazla miktarda yapılanma içerisine girdiğini, bu durumun diğer hakim ve savcılar arasında hoş karşılanmadığını, bu şekilde hareket edilmesinin nedeninin ne olduğunu sordum. Ancak N.D. bana ... iktidara gelse idi başka partilerden kişilere bakanlık verimliydi diye anlamsız bir cevap verdi. Ben bu kişinin konuşmalarından o kadara dirayetli olmadığı halde neden Fetullah Gülen cemaati içerisinde etkin konuma getirildiğini düşünmeye başladım. Kendisine de söylediğim ile verdiği cevabın alakasız olduğunu, yargının parti olmadığını belirterek eleştiri getirdim. Bu konuşmam üzerine ortam gerildi...HSYK üyesi olarak Ankara'ya geldikten sonra 2011 yılı başında yapılan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçimi, diğer zamanında yapılan Yargıtay ve Danıştay üye seçiminlerinde A.T., M.Ö.,...M.K. gibi Fetullah Gülen cemaati mensuplarının yargı içerisinde cemaatin etkin insanlar olduğu gördüm, anladım. Bu cemaatin yapılanmasında bu kişilerin etkin olduğunu gördüm. Özellikle Yargıtay ve Danıştay üye seçimlerinde bu kişilerin istekleri, talepleri ve isim belirlemedeki rolleri nedeniyle ön plana çıktıklarını gördüm. Bu kişiler o dönemde Yargıtay üyesi olmadıkları halde kurul üyeleriyle konuşmaları, hangi kişilerin yüksek yargıya seçilmesi gerektiği konusunda isim belirlemeleri ve Fetullah Gülen cemaati kontenjanından seçilecek kişilerin sayısını belirleme konusunda etkinliklerini de bizzat gördüm. Bu kişilerin İ.Ş. ile bağlantılı olduklarını da duyuyordum. Hatta hal ve hareketlerinden bu kişilerin konuşmaları, isteklerinin İ.Ş.'in de haberi olduğunu anlıyabiliyor ve hissebiliyordum. Fetullah Gülen cemaat mensubunun kurul içerisinde temsilcileri olduğunu bildiğim T.G., N.Ö., H.S.,A.K., A.B., ..., B.Ç. cemaatin görünen yüzleriydi. Bu kişiler ön planda olduğu için düzenlemelerin ve yapılanmaların belirttiğim İ.Ş., A.T., M.Ö., M.B., A.B., H.Y., M.K. tarafından yapıldığı görülmektedir. Bu izlenimi aldım...SORULDU: Görev yaptığınız dönem içerisinde Fetullah Gülen cemaat mensuplarının olduğu açıkça bilinen ve yargının içerisinde cemaatin amaçlarını gerçekleştirmek için faaliyetlerde bulunduğu bilinen yargı mensupları hakkında soruşturma izni verilmemesi yönünde karar verirken, cemaat mensubu olmayan yargı mensupları hakkında derhal soruşturma izinleri verildiği görülmektedir. Sizin de bu yönde bir hareket tarzını belirlediğiniz bilinmektedir. Bu hareket tarzınız konusunda Fetullah Gülen cemaatinden veya başka bir yerden talimat, telkin geldi mi? Gelmiş ise kim tarafından nasıl iletildi?...CEVABEN: İ.F. ile İ.Ç. hakkındaki şikayetler 2014 yaz aylarında yapılan şikayetler olduğunu zannediyorum. Bu oturumda olup olmadığımı da hatırlayamadım. Ancak 17-25 Aralık 2013 olaylarından sonra başta Z.Ö. olmak üzere 17-25 Aralık olaylarıyla ilgili olarak benimde lehe kullandığım oylar sonucu bu kişiler hakkında soruşturma izni verilmiştir. Soruşturma izni vermeyen diğer üyeler ise Fetullah Gülen cemaati mensubu olarak bilinen B.Ç., A.K., ve ...'dır. Ben burada Fetullah Gülen cemaatine karşı koyarak diğer cemaat mensupların aksine soruşturma izni verilmesini sağladım. Ben cemaat mensubu olsaydım, Fetullah Gülen cemaat mensubu olarak bilenen B.Ç., A.K., ve ... ile birlikte hareket ederdim. MİT tırları hakkında yapılan soruşturmalarda da Fetullah Gülen cemaat mensupları olan B.Ç., A.K., ve ... ile birlikte oy kullanmadım. Bu yargı mensuplannm soruşturması yönünde oy kullandım. Kararda 4/3 şeklinde çıktı. Ben aleyhe oy vermiş olsaydım, 4/3 şeklinde red biçiminde karar çıkacak ve Fetullah Gülen cemaat mensubu olduğu anlaşılan yargı mensupları hakkında soruşturma izni verilmemiş olacaktı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı özel yetkili savcıların başka isimler altında usulsüz dinlemelerinde de Fetullah Gülen cemaati mensubu olan üyeleri aksine soruşturma iznin yapılması yönünde oy kullanırdım.17-25 Aralık 2013 tarihinden sonra hakkında soruşturma yapılan Z.Ö.'ün Cumhurbaşkanına hakareti ile ilgili olarak da cemaat mensubu olan B.Ç., A.K. ve ...'ın aksine soruşturma izni verilmesi yönünde oy kullandım. Hatta bu karar basında Ö.K.'nun oyu sonucu Z.Ö. hakkında soruşturma başlandı şeklinde yer almıştır...SORULDU : N.D. ve İ.Ş. bu sohbet toplantılarında hukuki tavsiyeler ve talimatlar veriyormuydu? Somut olarak görülen soruşturmalar veya atamalar ile ilgili tavsiyeler ve talimatlarda bulunuyormuydu? Gelmedikleri zaman bu tavsiye ve talimatları kimin aracılığı ile gönderiyorlardı?CEVABEN: N.D.'yi ...'ın evinde bir kez görmüştüm. Bu hususta daha önce ayrıntılı anlattım. Orada da anlattığım gibi N.D.'nin cemaat içerisinde etkisini duyunca kendisine eleştiri getirdim. O da bana ilgisiz bir cevap verdi. Bu sohbet esnasında bu kişinin boş bir insan olduğu kanaati bende oluşmuştu...Ben M.B. veya başka bir Fetullah Gülen cemaat mensubu istedi diye 3. Daire oylamalarında herhangi bir karara oy vermedim. Kendi kanaatim ne ise onun yönünde oy kullandım.

3.Dairede A.K., ... ve B.Ç. Fetullah Gülen cemaat mensupları olan kişilerdi. Bu kişilerin Fetullah Gülen cemaatinin aldığı karar doğrultusunda oylar kullandığını anlayabiliyordum.Hatta bazı karar oylamaları sonrası A.K. verdiği oy nedeniyle hayıflanıyor ve keşke böyle bir karar vermeseydim diyordu..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ö.Ç., HSK Müfettişlerince düzenlenen 14/03/2018 tarihli tanık ifade tutağında; "...2014 HSYK seçimlerinden önce özellikle FETÖ/PDY terör örgütü destekli sözde bağımsız adaylardan A.B.,A.B., M.Ş. Ve S.K.,ile A.B.'na eşlik eden eski HSYK üyesi ... ve FETÖ/PDY terör örgütü tarafmdan talimatla İstanbul'a seçimler için gönderildikleri açık olan ihraç edilen eski Danıştay üyesi H.Y. ile eski Ankara Bölge İdare Mahkemesi üyesi A.Ç.'ın A.Ç.'i odasıda ziyaret etmeleri (normalde en azından H.Y. Ve A.Ç.'ın A.Ç.'i tanımaları ihtimal dahilinde değildir.) ve bu ziyaretlerin uzun sürmesi yanında A.Ç.'in özellikle yukarıda isimleri belirtilen hakimleri yoğun bir ilgiyle 7.Vergi Mahkemesinin koridora açılan kapıya kadar uğurlaması ve aralarında ki konuşmalardan sözde bağımsız adaylarla çok samimi olduklarına şahit oldum..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö., Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...HSYK seçimlerinden önce E.Ö. beni telefonla arayarak Silivri ilçesine gelmemi söyledi ve ben yine Silivri ilçesine 2014 yılının Ağustos yada Eylül ayında gittim. E.Ö.'in aracıyla ... kod isimli şahsın İstanbul avrupa yakasındaki evine gittik. Burada gittiğimde ... kod isimli şahıs haricinde eski HSYK üyesi ..., HSYK eski genel sekreter yardımcısı E.D. vardı ve ayrıca Keşan savcısı C.B. ve tanımadığım başkaca şahıslar da vardı. Her ikisi de bizler YBP'nin kazanması durumunda bu yapıya mensup hakim savcıların ihraç olacaklarını, tutuklanacaklarını söyleyerek bizi adeta tehdit ettiler. Aynca E.D. ...'ı göstererek bu abilerin ayakları öpülesi abiler olduğunu, ne istediysek hepsini yaptıklarını söyledi.." Aynı tanık 12/03/2016 tarihli fotoğraftan teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan V.B., Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 15/11/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında; "... 6- 2010 yılı HSYK seçim süreci ile alakalı bildiklerinizi anlatınız. Bu süreçte idari yargı bakanlık listesi olarak bilinen listede H.K., B.E., A.B ve ... vardı. Normal şartlarda H. beyin ilk üçte yer alması gerekiyordu ancak bu yapı organize bir hareketle kendisine uzak gördüğü H.K. ve İ.T.'u asıl üye olarak seçtirmedi. Bu yapının seçimi şöyle organize ettiğim düşünüyorum: Ankara ve İstanbul dışarısındaki illerde kendilerine sadık gördüğü kişilere listede bulunan isimlerden H.K.'un ve İ.T.’un ismini çizmelerini ve yerlerine kazanma şansı hiç olmayan adayların isimlerini yazmalarını istemişler. Ben bunu seçim sonuçlarını görünce anladım. Sonradan bu yapıya müzahir Danıştay üyesi arkadaşlarıma neden böyle yaptıklarım sorduğumda bana " kimse kimseye oy vermek mecburiyetinde değil " dediler. Ben bu şekilde 2010 HSYK seçimlerinde bu örgütün nasıl planlı ve organize hareket ettiğini gördüm. Ben kimden duyduğumu tam olarak hatırlayamamakla birlikte bu tertibin aynısının 2010 HSYK seçimlerinin adli yargı ayağında yapıldığını da öğrendim..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.E., Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06/09/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında;"...2010 yılı HSYK seçimlerinde özellikle ... bey 5 isim üzerinde çok durdu ve bu isimlere oy vermemiz yönünde telkinde bulundu. B.Ö. isimli idari yargı hakimi de Y.Y. ile aynı dönem Van Askeri Mahkemesine gelmişti. Biz hep birlikte oy kullandık. Y. beyin verdiği beş isim A.B., ..., B.E.'e asil olarak, H.K. ve İ.T.'a ise yedek olarak oy vermemizi telkin etti. Ben ve B. bey bu telkin üzerine bu şekilde oy kullandık..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.Ç., İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/06/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında;"..."2010YILI HSYK SEÇİMLERİ 2010 yılı HSYK seçimleri öncesinde ben Van ilinde görev yapmaktaydım. Bizim sohbet gruplarımızda bahsedilmemişti ancak sonradan öğrendiğim kadarıyla cemaatin kendi içerisinde bir anket yaparak seçime sadece kendi mensuplarının mı aday olarak girmesi yoksa karma bir liste mi oluşturulması şeklinde bir anket çalışması yapıldığını öğrendim. O dönem idare yargıdan aday olan kişilerden A.B., B.E. ve ...’ın cemaat üyesi oldukları söylenerek bize bu kişiler bizim abilerimizdir. Şeklinde açık açık bize söyleniyordu. Yine idare yargıdan aday olan H.K.'un muhafazakar kanadı temsil ettiği İ.T.'un ülkücü kanattan aday olduğu söylenmişti. Benim katıldığım toplantılarda bize beş kişilik idari yargı listesi olan bakanlık listesi olarak bilinen listeye blok oy vermemiz istenilmişti. Ancak daha sonradan öğrendiğim kadarıyla başka yerlerde sadece cemaatin kendi adayları olan A.B., B.E. ve ...’a oy verilmesi diğerlerine oy verilmemesi, bağımsız olan adaylara oy verilmesi yönünde talimatı verildiğini öğrendim. Nitekim seçim sonucunda da cemaatin kendi üyesi olarak seçime soktuğu üç aday seçilirken H.K. ve İ.T. yedek aday olarak seçildi. Hatırladığım kadarıyla 2010 yılı seçimlerinde yoğun bir kampanya süreci yapılmadı, bunu da kazanacaklarına emin olduklarını düşündüklerinden dolayı yaptıklarım tahmin ediyorum...... ile İstanbul idare mahkemesinde bir dönem birlikte çalıştık. Kendisi ile aynı sohbet grubunda bulunmadık ancak birlikte çalıştığımız için onunda cemaat içerisinde bulunduğunu biliyordum. 2005 yılında ...'ın tayini çıkınca İstanbul Vergi Mahkemesine H.H. atandı kendisi ile cemaatsel bir paylaşımımız olmadı cemaat içerisinde aynı ortamda bulunmadık ancak yanlış hatırlamıyorsam ... yada başka bir kişinin anlattığı kadarıyla H.H. ... bey'i cemaate kazandırmış sonra H. bey’in cemaat ile arası bozulunca bu sefer'de ... Bey'in H.B.'i cemaate yeniden kazandırdığını duymuştum... "

Davacı tarafından bu tanık ifadeleri ile ilgili olarak, savcılık sorgusu sırasında ifade ve beyanlarına başvurulan, tamamı etkin pişmanlıktan yararlanan veya tutuklu kişilerin Mahkeme aşamasında savcılık ifadelerinden farklı yönde beyanlarda bulundukları, yukarıda ifadelerine yer verilen kişilerden bazılarının ifadelerinin alınmasına şahsının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:… sayılı dosyasında gerek dahi görülmediği beyanında bulunulmuştur.

Bu durumda, davacının örgüt hiyerarşisi içerisinde üst yönetim kadrosu içerisinde yer aldığına, örgüt içerisinde aktif görevler üstlendiğine, FETÖ/PDY örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde yargının üst yönetim kadrosunun yer aldığı sohbetlere ve toplantılara katıldığına, 2010 HSK üyeliğine örgüt kontenjanında seçildiğine, bu görevi sırasında örgüt üyeleri ile birlikte, örgüt mensubiyeti duygusuyla hareket ettiğine, 2011 yılında örgüt ağırlıklı olarak oluşan HSYK tarafından seçilen Yargıtay ve Danıştay üyelerini belirleyen ekibin içerisinde yer aldığına, 2014 yılı HSK seçim sürecinde örgütün sözde bağımsız adayları için çalıştığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

c)FETÖ'nün Finans Kaynağı Asya Katılım Bankası

İ. Asya Katılım Bankası Hakkında Genel Değerlendirme

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının FETÖ'ye ilişkin 6 Haziran 2016 tarih ve 2014/37666 soruşturma sayılı iddianemesinin (Ankara Çatı İddianamesi) Mali Yapılanma Bölümünde ifade edildiği üzere; FETÖ, örgütlenmesine eğitim sektörü ile başlamış, okullar ve yurtlar ile teşkilatlanmış, okulların sevk ve idaresi için kitap satış büroları, okullara yönelik kıyafet mağazaları, kargo şirketleri kurmuştur. Hangi alanda alıma ihtiyaç duyulmuşsa o alanda faaliyet gösteren şirketler kurularak örgüt, kurumsal ve ticari yapılanmasını genişletmiştir. Örgüt, mensuplarının eğitim, tekstil, basın, taşımacılık, gıda, sağlık, ticaret gibi sektörlerdeki şirketlerini finanse etmek için ise Asya Katılım Bankası'nı kurmuştur.

Asya Katılım Bankası A.Ş. (Banka) 24/10/1996 tarihinde faaliyetine başlamış ve 20/12/2005 tarihinde "Asya Finans Kurumu Anonim Şirketi" olan şirket unvanı "Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi" olarak değiştirilmiştir. FETÖ’nün mali yapılanmasına ilişkin olarak açılmış soruşturmalarda, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketi’nin Türkiye'de finans sektöründe Fetullahçı Terör Örgütünün sermaye şirketlerini desteklemek üzere kurulan banka olduğu, fiili olarak bankanın sahibi ve yöneticisinin Fetullah Gülen olduğu bir çok defa belirtilmiştir.

Bu kapsamda, Ankara Çatı İddianamesinde "Asya Katılım Bankası'nın Fetullah Gülen ve Örgütünün bir kuruluşu olduğu, başka hiçbir bankanın kuruluşunda yer alıp görüntü vermeyen Fetullah Gülen’in ilk kuruluşta mutlu bir eda ile tebrikleri kabul edip gelenleri ağırladığı, banka ile ilgisini hiç kesmediği, kâğıt üstünde başkaları pay sahibi olsa bile fiili olarak bankanın sahibi ve yöneticisinin Fetullah Gülen olduğu, onun tayin ettiği kişilerin bankayı yönettiği, örgütün finans merkezi olan Asya Katılım Bankasının örgüte ait diğer şirket ve holdingler ile organik ilişkisi bulunduğu, Kaynak Holding ve bünyesindeki şirketlerin banka ile ortaklık ilişkisi bulunduğu, TUSKON içerisinde yer alan şirketlerin banka ile finans ilişkisini aşan faaliyetleri olduğu, Asya Katılım Bankası'nın FETÖ’nün bir finans kuruluşu olduğunun ispatı gerektirmeyen kesin bir bilgi olduğunun açıkça anlaşıldığı" ifade edilmiştir.

FETÖ/PDY'nin 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Girişimi ile Bu Terör Örgütünün Faaliyetlerinin Tüm Yönleriyle Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun 2017/Mayıs tarihli raporunda; "15/01/2014 tarihinde ulusal medyada, 14/01/2014 tarihinde video paylaşım sitesi olan …’da yayımlanan ve Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen 25/12/2013 tarihli bir telefon konuşmasında; mezkur şahısla konuşan kişinin bankanın likidite durumuna ilişkin olarak bilgi verdiği ve FETÖ içerisindeki kişiler ile bu kişilerin çevrelerinin bankaya yönlendirilmesi noktasında mezkur şahıstan onay talep ettiği ve mezkur şahsın da bu talebe onay verdiği, ayrıca banka tarafından bazı basın ve yayın organlarında yayınlanan haberlerin tekzip edilmesi amacıyla Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan özel durum açıklamalarında bu haber ve paylaşımlar için bir açıklama yapılmadığının anlaşıldığı, Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen bu konuşmanın içeriği ile Banka’dan mevduat çıkışının yoğun bir şekilde yaşandığı Aralık 2013 – Haziran 2014 arasındaki döneme ilişkin yapılan incelemeler neticesinde olağan bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak şekilde Banka’ya mevduat yönlendirilmesi yapıldığı" tespitlerine yer verilmiştir.

Nitekim, banka çalışanı R.Ü.'nün … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının gerekçesinde yer verilen ifadesinde, "örgüt tarafından düzenlenen ve banka çalışanlarının katıldığı haftalık sohbet toplantılarına 17/25 aralık sonrasında da düzenli olarak katıldığını, 2014 yılı Ocak ayının ilk Cuma günü Şehzade Mehmet Kolejinde yapılan sohbet toplantısına da katıldığını, bu toplantıda örgütün il imamının: ''"Pensilvanyadan haber geldiğini, Bank Asyanın gülen cemaatinin önemli bir kalesi olduğunu, bu kalenin kaybedilmemesi gerektiğini, hatta Uhud savaşını örnek göstererek buradaki okçular tepesinin önemi ile aynı önemde olduğunu, bankanın TMSF'ye devrinin önlenmesi"'' gerektiği yönünde konuşma yaptığını" beyan ettiği görülmüştür. Tanık beyanından da anlaşılacağı üzere örgüt liderinin talimatının hiyerarşik yapılanma içerisinde en alt tabanda yer alan örgüt mensuplarına kadar iletildiği anlaşılmıştır.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 28/08/2014 tarihli raporunda yer alan tespitlere istinaden anılan banka hakkında 29/08/2014 tarihinde kısıtlayıcı önlemler alınmasına karar vermiştir. Buna karşın, ilgili banka tarafından gerekli tedbirlerin alınmadığı ve eksikliklerinin giderilmediği gerekçesiyle BDDK'nın 03/02/2015 tarihli kararıyla, Banka yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) kısmen devredilmiştir. Banka nezdinde BDDK denetim elemanları tarafından yapılan denetimler neticesinde düzenlenen 28/05/2015 tarihli Mali Durum Tespit Raporunda belirtilen hususlar göz önüne alınarak BDDK tarafından 29/05/2015 tarihinde Bankanın yönetim ve denetim yetkisi tamamen TMSF'ye devredilmiştir. TMSF tarafından Bankanın %51'ine tekabül eden hisselerinin satışa sunulmasına karar verilmiş, 15/07/2016 tarihinde yapılan ihale neticesinde teklif gelmemesi nedeniyle TMSF'nin 18/07/2016 tarihli kararı ile hisselerin satış ihalesi sürecinin kapatılmasına ve bankacılık faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasına karar verilmiştir.

Yapılandırma çalışmaları sonuçsuz kalan Bankanın 22/07/2016 tarihinde BDDK tarafından faaliyet izni kaldırılmıştır. 16/11/2017 tarihinde ise anılan bankanın iflasına karar verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/12/2018 tarih ve E:2018/16-419, K:2018/661 sayılı kararında; ''FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle ilgili olarak yürütülen soruşturmalar kapsamında, örgüt lideri Fetullah Gülen'in talimatı ile para toplama ve mali kaynak oluşturma amacı ile yasal görünüm altında kurulan Bank Asya'nın örgütün finans kaynaklarından biri olduğu, 2013 yılı Aralık ayı sonrasında mali olarak zor duruma düşen bu bankanın parasal kaynak yönünden iyi durumda olduğunu göstermek, bankacılık sektöründeki faaliyetlerinin ve böylelikle örgüte para aktarımının devamlılığını sağlamak amacıyla, bizzat örgüt liderinin bankaya para yatırılmasına yönelik 25/12/2013 tarihli çağrısı doğrultusunda, bu çağrıya uyan kişilerce özellikle 2014 yılının başından itibaren gerek bir kısım mal varlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kâr amacı gözetilmeksizin örgüt yararına para yatırılması, katılım hesapları açılması, döviz ve altın alım satımı gibi işlemler yapıldığı tespit edilmiştir.

Yargıtay 16.Ceza Dairesinin istikrarlı uygulamalarında da bu yöndeki işlemlerin, örgüt liderinin emri doğrultusunda gerçekleştirilen ve örgütsel amaca hizmet eden davranışlardan olduğu kabul edilmektedir.'' şeklinde tespitlerde bulunulduğu görülmüştür.

Nitekim, Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 20/12/2017 tarihli ve E:2017/1862, K:2017/5796 sayılı kararı ile örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiilinin terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirildiği, ayrıca anılan bankaya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi de, örgütün mali kaynağını oluşturan ve bu yolla gelir elde ettiği anlaşılan Bankaya, örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırmanın somut olayın koşullarına göre silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (AYM, Metin Evecen, B. No: 2017/744, 04/04/2018, § 59).

Bank Asya ile ilgili yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden, Bankanın TMSF'ye devredildiği 29/05/2015 tarihine kadar, örgüt liderinin emri doğrultusunda mali olarak zor duruma düşen Bankanın parasal yönden iyi durumda olduğunu göstermek amacıyla örgüt mensuplarınca, gerek bir kısım malvarlıkları elden çıkarılarak, gerekse başka finans kuruluşlarından kredi çekilerek tasarruf ve kar amacı gözetilmeksizin, kendileri, eşleri, reşit olmayan çocukları ve bazen de anne-babaları adına para yatırıldığı, katılım hesapları açıldığı, döviz ve altın alım-satımı gibi işlemler yapıldığı anlaşılmıştır. İi. Asya Katılım Bankası Hesabının Davacı Yönünden Değerlendirilmesi

Davacının yargılandığı Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; " M.B(... ID) ile (... ID) kullanıcısı Yargıtay eski Üyesi A.A arasında geçen 17.12.2015 tarihli ByLock görüşmesine göre; ... Abinin eşi adına olan hesap ise en kısa sürede çekilmeli... Bununla ilgili şu denebilir: Bankada eş ve çocuklar adına olan hesaplar kapatılıyor. Sizin de eş ve çocuklar adına hesap var mı? Varsa çekilmesi gerekir diye ... 17.12.2015 05:50, a06 yazd?: …Bu abimiz, geçen seneki kampanya sırasında, Asya için …den kredi çekerek Asya'ya doğrudan kendi adına yatırmış. Gerçi şimdi artık hesaptan parayı çekmiş ve kredi borcunu da kapatmış, ama Asya'daki hesabın hala durduğunu söyledi. En kısa zamanda kapanmasını söyledim. Ayrıca, eşinin yeğeni adına da aynı dönemde hesap açtırdırdıklarını, bir de yeğen adına telefon aldıklarını ve telefonla Asya'ya talimatları yeğeniymiş gibi kendisinin verdiğini belirtti. Bu hesapta da bir arkadaşın 5.000 TL kadar, bir başkasının da 1.000 TL karar verdiği emanet varmış. Ben kanaatimce ihtiyaten bu hesabın da kapatılmasının ve paraların da abilere iadesinin isabetli olacağını, abilerin isterlerse yine paralarını başka kanaldan destek için verebileceklerini; ama yine de yazıp soracağımı söyledim. Ne dersiniz? Arkadaş bir başka ilginç şey söyledi: Benim üst komşum olan Beşiktaşlının da (sizin, benim evde gördüğünüz) aynı kampanya döneminde evini sattığını, parasını da eşi adına Asya'ya yatırdığını söyledi. Fakat bu bilinmediğinden, mahrem olduğundan "söylesem doğru olur mu, kızar mı" gibi tereddüt yaşadı. Yani üst komşuma söylesek bu abiden çıktığı da anlaşılacak. Anlaşılan geçen sene kampanya döneminin telaşlı havasında komşum böyle bir şey yapmış. Hesap halen eşi adına duruyor mu, ne kadar para var, vs hususları bilmiyorum. Usulünce sormak nasıl olur, kapattırmak gerekir mi, bilmiyorum. Beşiktaşlılara komşu Abiye tablet ve sanal uygulamalar hakkında bir arkadaşın tez elden, rahat ve geniş bir zamanda uygulamalı anlatması lazım. Ben ... Beye mi yazayım, yoksa Aycı yı mı yönlendirelim.” şeklindeki mesajdan örgüt mensuplarının eş ve çocukları adına hesaplar açtırdıklarının anlaşıldığı,

MASAK 27.11.2018 tarihli Mali Analiz Raporuna göre, SGK kayıtlarından sanığın eşinin 2005-2007 yılları arasında çalıştığı, bu tarihten sonra herhangi bir çalışma kaydının bulunmadığı, buna rağmen Bank Asyadaki hesabının, Haziran 2015 tarihi itibariyle 96.189 TL olduğu, böylece örgütün talimatlarına uygun olarak yakınları aracılığıyla Bank Asya'ya para yatırdığı ve mali destek sağladığı anlaşılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir.

Kararımızın "Asya Katılım Bankası Hakkında Genel Değerlendirme" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, Yargıtay tarafından örgüt liderinin talimatı doğrultusunda Bank Asya'ya para yatırma fiili, terör örgütünün amacına hizmet eden yardım suçu kapsamında değerlendirilmiş, ayrıca anılan bankaya eş adına para yatırılmasının da aynı kapsamda olduğu karara bağlanmıştır.

Bu durumda, aile birliği içinde davacının eşi adına açılmış olan hesapta FETÖ lideri tarafından talimatın verildiği 25/12/2013 tarihinden sonra toplamda 96.189,00 TL para bulundurulması hususunun davacının bilgisi dışında olduğunu kabul etmek hayatın olağan akışına aykırı olacağı gibi, mali açıdan geleceği belirsiz ve risk altında olan bir bankada para bulundurulmasının tasarruf ya da kâr saikiyle izahınında mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır. Netice itibarıyla, örgütün amacına hizmet eden bir finans kuruluşu olan Bankanın mali durumuna destek olmak amacıyla örgüt liderinin talimatı sonrasında davacının eşine ait hesabında para bulundurulmasının davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

c)Diğer Hususlar

c)1) Ünvanlı Görev Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.

Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcılar adaylık dahil tüm süreçlerde üst görevlere getirilmek için emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmeye çalışılmış, örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde de örgüt mensupları üst görevlere getirilmişlerdir. Davalı idare tarafından dosyaya sunulan davacıya ait hizmet belgesinin incelenmesinden, davacının 17/10/2010 tarihinde HSK üyesi seçildiği, yargıda FETÖ/PDY terör örgütünün etkisinin kırılmasından sonra ise 05/11/2014 tarihinde Ankara Vergi Mahkemesi üyesi olarak atamasının yapıldığı görülmüştür. Netice itibarıyla davacının FETÖ/PDY terör örgütünün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde HSK üyesi olarak görev yapmasının yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6.Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.

Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).

Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.

AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.

Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.

Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.

AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).

Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7.Sonuç olarak

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

3.Aşağıda dökümü yapılan …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4.Dairemiz Başkanlığının 30/12/2020 tarihli para isteme yazısı gereğinin davacı tarafından yerine getirilmemesinden kaynaklı posta gideri yetersizliği nedeniyle resmi olarak yapılan yargılama giderinin dosyada bulunan …- TL gider avansından mahsup edilmesinden sonra kalan …-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,

5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 19/02/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI Vergi Hukuku 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanunu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanunu 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 667 sayılı KHK'nın usulüne uygun yasalaşmadığı, Anayasa'nın 15. maddesinde düzenlenen nitelikleri taşımadığı, bu nedenlerle Anayasa'ya aykırı olduğu, hakkında usulüne uygun soruşturma açılmadığı ve kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığından tesis edilen kararların bu açıdan da hukukun genel ilkelerine, Anayasa'ya aykırı olduğu, herhangi bir soruşturma açılmaksızın, iddia edilen isnatlarla ilgili deliller ortaya konulmaksızın tüm maddi imkanlarının elinden alınmasının, mallarına haciz/tedbir konulmasının, gelecekte de avukatlık hizmeti gibi kamu hizmetlerinden kısıtlanmış olmasının ölçülülük ilkesine, adil yargılanma hakkına ve masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği, dava konusu meslekten çıkarma kararında sadece adının geçtiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ya da irtibatının nasıl ve ne şekilde sabit görüldüğünün irdelenmediği, somut delillere dayanılmadığı, listede bulunan hakim ve savcılar açısından durumlarının ayrı ayrı kişiselleştirilmediği, hukuk dışı tespitler kriter alınarak karar verildiği, bu yönüyle Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesinin ve Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu K2802 md.53 K4066 md.3 K667 md.15 K2937 md.4 K15231 md.36 K6749 md.3 K2935 md.33 K2802 md.121 K6087 md.4 K2577 md.16 K2935 md.3 K6087 md.9 K6749 md.11 K667 md.3/1 K667 md.3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.