Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2019/1663
Karar No
K. 2021/1462
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2019/1663 E.  ,  2021/1462 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2019/1663
Karar No: 2021/1462
DAVACI: …
VEKİLİ: Av. …
DAVALI: … Kurulu / …
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının Adana Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde gerçekleştirdirdiği eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:..., K:... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :

Davacı vekili tarafından; dava konusu meslekten çıkarma cezasına konu olay tarihinde müvekkilinin Adana Cumhuriyet Başsavcısı olarak görev yaptığı, hakkında yapılan soruşturma sonucunda fiili mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden dava konusu kararların tesis edildiği, soruşturma izni kararı vermekle görevli Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu ...Dairesi tarafından hakkında alınan soruşturma izni verilmesine ilişkin … tarih ve … sayılı kararının henüz gerekçeleri yazılıp ıslak imzaları tamamlanmadan Daire Başkanı tarafından imzalanan üst yazı ile karar sonucunun Teftiş Kurulu Başkanlığına bildirilerek işlem başlatılmasının usul yönünden, Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin 12/2. maddesine aykırı olduğu, soruşturma izni verilmeden önce toplanan delillere göre tedbir talep edildiği, açılan soruşturma kapsamında davacının lehine olan delillerin toplanması zorunluluğuna uyulmadığı, savunma hakkının adil yargılanma hakkına uygun kullandırılmadığı, dava konusu meslekten çıkarma kararının Anayasa'nın 159. maddesinde Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu için belirlenen misyona uygun olmadığı, soruşturma izninin aynı zamanda Kurul başkanı olan Adalet Bakanı'nın onayına sunulmasının yargı bağımsızlığı gibi evrensel normlara uygun olmadığı, yargısal faaliyete ilişkin konuların soruşturmaya ve görevden uzaklaştırma kararına dayanak yapıldığı, soruşturmaya konu tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'nın yasal görevleri kapsamında görev yaptığına dair yetkili kişi ya da kurumlarca bilgi paylaşılmadığı, belge sunulmadığı, tırlardaki malzemenin Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun ispatlanamadığı, öte yandan hakkında işlem yapılan tırların Milli İstihbarat Teşkilatı'na ait olduğunun bilindiği kabul edilse dahi Cumhuriyet Savcısının bu hususta işlem yapıp yapmayacağının değerlendirilmesi gerektiği, savcının konunun Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. madddesi kapsamında olup olmadığını araştırma yetkisinin olduğu, mezkur maddenin Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının görevleri ile ilgili iddialarda soruşturmayı Başbakan'ın iznine bağladığı, bunun dışında kalan maddi hakikati araştırma yetkisinin bir suçun işlendiğine dair basit şüpheye ulaşan Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, soruşturmaya konu olay tarihinde gerçekleştirilen işlemlerin mevzuata uygun olduğunun sonradan yapılan Kanun değişiklikleri göz önüne alındığında açık olduğu, Cumhuriyet Başsavcısının görevlerinin 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun'da ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda düzenlendiği, bu kapsamda Cumhuriyet Başsavcısının cumhuriyet savcılarını denetim yetkisinin yargısal işlem, karar ve takdir haklarının kullanımına müdahale yetkisini içerip içermediğinin açık olmadığı, bu konudaki yargısal içtihatlar değerlendirildiğinde denetim yetkisinin idari nitelikte olduğunun kabulünün gerektiği, soruşturmaya konu eylemlerden Adalet Bakanı ve Hakimler ve Savcılar (Yüksek) Kurulu Başkanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında düzenlediği 02/01/2014 tarihli "telefon görüşme tespit tutanağı" ile haklarında soruşturma başlatmasının suç olarak nitelendirilmesinin açıkça hukuka aykırı bir değerlendirme olduğu, soruşturmayı gerektiren bir suç oluşturabileceğinin değerlendirilmesi durumunda bunun hem görev hem de hak olduğu, meslekten çıkarma kararlarının AİHS'ne aykırı olduğu, demokratik toplum düzeninin gerekleri ile uyumlu olmadığı, hakkındaki meslekten çıkarma kararının gerekçesinin mevzuatın kendisine tanıdığı hak ve yetkiler ile yüklediği görevler kapsamında yaptığı iş ve işlemler olduğu, yargısal nitelikteki kararların uygulanmamasının Anayasa'nın 138., 139. ve 159. maddeleri ile AİHS'nin 6. ve 8.maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından; uyuşmazlıkta, soruşturma dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarihli ve … sayılı kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığı ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği ve eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle dava konusu meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı belirtilerek davacıya isnat edilen eylemlerin soruşturma kapsamında çeştili delillerle doğrulandığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu, davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava, Antalya Savcısı olan davacı tarafından Adana Cumhuriyet Başsavcısı olduğu döneme ilişkin eylemleri nedeniyle 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurul kararının iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın “Hakimlik ve Savcılık Teminatı" başlıklı 139. maddesinde, meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hariç, hakim ve savcıların azlolunamayacağı kurala bağlanarak, hâkimlik ve savcılık mesleğinin teminat altına alındığı, 140. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, hâkim ve savcıların atanmaları, hakları ve ödevleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ile diğer özlük işlerinin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 139. ve 140. maddeleri, hâkim ve savcıların, hangi fiilleri nedeniyle veya hangi suçlardan mahkum edildiklerinde meslekten çıkarma cezası verileceği konusunun düzenlemesini kanuna bırakmıştır.

Hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı, güvenden de kaynaklanmaktadır. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile eş orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin onur ve şerefi; hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder.

Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, kanun koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır. Kanun koyucu, Anayasa’nın verdiği bu yetkiye dayanarak, hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir suçtan mahkum olma veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilme hâllerini, 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinde düzenlemiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69. maddesinde; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.

Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." düzenlemesine yer verilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Adana Başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde meydana gelen kamuoyunda ''Mit Tır'larının Durdurulması Olayı'' olarak bilinen konuyla ilgili isnat olunan eylemlere ilişkin kendisinin de dahil olduğu kişiler hakkında yapılan soruşturma sonucunda, bütün soruşturma maddelerinin birlikte değerlendirilerek, fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü gerekçesiyle 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca, Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla, meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yapılan başvurunun ise, aynı Dairenin, … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedilerek meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine söz konusu kararın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

Olayda, soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı yetkisini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında kötüye kullandığı ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu görülmekle, davacı hakkında 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :

Dava konusu disiplin cezasına neden olan olaylar tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcısı olan davacının da aralarında bulunduğu 8 kişi hakkında kamuoyunda "MİT TIR'larının Durdurulması Olayı" olarak bilinen olay ile ilgili olarak yapılan soruşturma sonucu davacı hakkında, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Davacı tarafından yapılan meslekten çıkarma cezasının yeniden inceleme talebi başvurusu Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir. Davacının bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Bakılan dava, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin 5. (son) fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu 2. Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapmış olduğu itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:..., K:... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının hukuka aykırı olduğu iddialarıyla açılmıştır.

Diğer taraftan, davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle açılan dava Dairemizin 25/05/2021 tarihli ve E:2017/2284, K:2021/1461 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan TCK'nın 327/1 maddesi gereğince 5 yıl, "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak" suçundan TCK'nın 329/1 maddesi gereğince 7 yıl ve "Silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan TCK'nın 314/2, 3713 SY'nın 5/1 maddesi gereğince 10 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür.

İNCELEME VE GEREKÇE

İLGİLİ MEVZUAT: 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasında; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezasının verileceği hükmüne yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılan davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporunun incelenmesinden, davacı hakkında; "1) 01/01/2014 tarihinde, Hatay Kırıkhan’da MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması olayı ile ilgili olarak; Adalet Bakanı ve HSK Başkanı … ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve HSK ... Dairesi Üyesi ... tarafından, kendisinin aranarak 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesindeki özel düzenleme hatırlatıldıktan sonra “…ihbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğu, sözü edilen Yasadaki özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkındaki soruşturmanın yapılabilmesinin Başbakanın iznine tabi olduğu, bu nedenle görevli savcının bu TIR’da arama yapamayacağı, aramaya engel olunması…” şeklindeki beyanlarını müteakip, ilgililer hakkındaki şikâyetini içerir, sadece kendi isim ve imzasının bulunduğu, hukukî anlamda tutanak vasfını haiz olmayan “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlıklı 02/01/2014 tarihli yazıyı, ilgililerin meslekî sıfatları da gözetilerek Bakanlık Muhabere Bürosu aracılığı ile doğrudan görevli ve yetkili birimlere gönderilmesi yerine, yapılan görüşme içeriğinin ve iddia edilen suçlamaların terör suçu ile ilgisi olmamasına karşın, Adalet Bakanı ve Müsteşarının terör örgütü üyesi olduğu algısını yaratacak şekilde 13/01/2014 tarihli “02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan … nolu soruşturma dosyası ile ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir” şeklinde ifadeler içerir üst yazı ile birlikte meslekî müktesebatıyla da bağdaşmayacak şekilde planlanan bir organizasyonun parçası olacak şekilde TMK 10. maddesi ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’ya gereği ve ifası için yolladığı,

2.01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da, 19/01/2014 tarihinde ise Adana Ceyhan Sirkeli Otoyol Gişelerinde MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobillerin kolluk tarafından durdurulmasının hemen sonrası, araçların MİT’e ait, ilgili personelin de MİT personeli olduğu ve gerçekleştirilen faaliyetin de suç teşkil etmediğinin gerek Hatay ve Adana Valilerinin yazılı ya da telefonla, gerekse HSK Başkanı olan Adalet Bakanı ile aynı zamanda HSK 1. Dairesi Üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı tarafından telefonla aranmak suretiyle kendisine bildirilip 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun “Soruşturma İzni” başlıklı 26. madde hükmünün hatırlatılmasına, ayrıca, MİT mensuplarının görevi sırasında ya da görevinden dolayı işledikleri suçlar nedeniyle Cumhuriyet savcısının doğrudan soruşturma yapamayacağına ilişkin düzenleme getiren 3713 sayılı Yasa’nın olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10/b maddesinin açık hükmüne rağmen gözetim ve denetimi altındaki Cumhuriyet savcılarınca gerçekleştirilen kanun dışı eylem ve işlemlere karşı herhangi bir müdahalede bulunmadığı gibi, olay yeri görüntülerini içerir CD ile alınan HTS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere; Hatay Kırıkhan’da durdurulan TIR nedeniyle olay yerine giden Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile saat 20.45’te telefonla görüştüğü, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın kendisine hitaben “…burada görevliler açtıramayız gibi şeyler var, bizzat gereğini yapıyoruz Başsavcım, açacağız şimdi, tamam” şeklindeki ifadeleri kullanması hususu birlikte değerlendirildiğinde, ilgilinin, devlet sırrı niteliğinde olan TIR’lardaki malzemenin aramasını yapan ve yapmaya çalışan TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet savcılarının yasaya aykırı eylem ve işlemlerine doğrudan katılarak olayın gerçekleşmesine katkı sağladığı" iddiaları üzerine soruşturma başlatıldığı anlaşılmaktadır. Yapılan soruşturma sonucu hazırlanan raporu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi tarafından … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararında "Delillerin Tartışılması" başlıklı bölümde davacı hakkında; "(A/1) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN: Konu ile alâkalı, Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine ait … ve … (…) soruşturma sayılı dosyalar incelenmiştir. … soruşturma sayılı dosyaya ilişkin düzenlenen inceleme tutanağında belirtildiği üzere; 01/01/2014 tarihinde Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli personel tarafından tutulan ve İlçe Jandarma Komutanı K.A.’ın da imzasının bulunduğu saat 20.45’deki tutanağa göre, Antakya’da söz konusu TIR ve Linea marka aracın önce Antakya Bölge Trafik Amirliğinde görevli trafik polisi ekibi tarafından durdurulduğu, şahısların MİT mensubu olduklarını ve araçtaki malzemelerin de devlet sırrı olduğunun söylenmesi ve MİT kimliğinin ibraz edilmesi üzerine polis memurlarının oradan ayrıldıkları, ardından aracın bu kez de Kırıkhan Jandarma Karakolu Çataltepe köyü yol ayrımında durdurulduğu, olay hakkında Cumhuriyet Savcısı Y.A.’a telefonla bilgi verildiği, daha sonra arama talep yazısının yazıldığı ve imzalatmak için adı geçen Cumhuriyet savcısının yanına gidildiğinde soruşturmanın Adana Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütüldüğü ve kendisinin talimat veremeyeceğini belirtmesi üzerine Adana Cumhuriyet Başsavcılığına talebin iletildiği, aynı gün … sayılı arama kararının Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından fax yoluyla kendilerine iletildiği, bu sırada olay yerine Hatay İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K. ve bir müddet sonra da İl Jandarma Komutanlığı bomba imha ekibinin geldiği, olayla ilgili Adana Cumhuriyet Savcısının gelmesinin beklenildiği, bu esnada Hatay Valiliğinin … tarih ve … sayılı emri ile MİT’e ait olan ve ihbara istinaden alıkonulan TIR’ların 2937 sayılı Kanun’a göre özel statüde bulunduğu, bu nedenle serbest bırakılmasının istenildiği, bu emir üzerine görevli jandarma ekiplerinin olay yerinden ayrıldıkları,

Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı ...’nun tuttuğu ...tarih ve ...sayılı tutanak içeriğine göre; saat 18.30 sularında Cumhuriyet başsavcılığına Kırıkhan Jandarma Komutanlığı görevlilerince verilen bilgiler doğrultusunda Kırıkhan-Reyhanlı karayolu üzerinde seyreden bir TIR ile arkasında eskortluk eden Fiat Linea marka araçta ‘kaçak silah’ olduğu yönündeki olayın öğrenilmesi üzerine olayın nitelik itibarıyla TMK kapsamında kalması ihtimaline binaen yetkili ve görevli Adana Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile telefon görüşmesi yapıldığı, bu görüşmede araçta yapılacak aramada nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile birlikte Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısının da aramaya iştirak etmesi gerektiği yönünde alınan talimata binaen 19.00 sıralarında nöbetçi Cumhuriyet Savcısı Y.A., Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K. ve Zabıt Kâtibi S.T.’un Kırıkhan Reyhanlı yolu Karasu mevkiindeki araçların durdurulduğu yere geldikleri, araçta bulunan şahısların MİT personeli olduklarını araçtaki malzemelerin devlet sırrı niteliğinde bulunduğunu, arama yapılamayacağını belirttikleri, bu sırada Adana TMK Savcısı ...'la tekrar telefonda görüştüğü, Cumhuriyet Savcısı ...’nın en kısa sürede olay yerine intikal edeceğini ve araç etrafında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasına devam edilmesini söylediği, İl Alay Komutanının Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı Kubilay AYVAZ’ı telefonla arayarak yakalanan araçla birlikte MİT görevlilerinin serbest bırakılması talimatı verdiği, bunun üzerine Yüzbaşı K.A.’ın konunun adli nitelikte olduğu ve emir verme yetkisinin tamamen Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’da bulunduğu ve geri çekilme emrini yerine getiremeyeceğini İl Alay Komutanına bildirdiği, Ö.Ş.’ın olay yerine intikalinin beklendiği sırada Kırıkhan Kaymakamlığında görevli Yazı İşleri Müdürü ... tarafından Hatay Valiliği’nin ... tarih ve ... sayılı yazısının Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı K.A.’a tebliğ edildiği, bu yazıda MİT personelinin kimliklerinin belirlenerek serbest bırakılmalarının istenildiği, buna istinaden K.A.’ın kolluk personelini geri çekerek araç ve personelin serbest bırakılması talimatı verdiği, bunun üzerine Y.K. tarafından Adana Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. telefonla aranarak gelişmelerden bilgi verildiği, telefonda Ö.Ş.’ın kolluk görevlilerinin kesinlikle aracın bulunduğu yerden hareket ettirilmemesi ve şahısların serbest bırakılmaması talimatını verdiği, bu sırada araçların bulundukları yerden hareketle Kırıkhan istikametine doğru yol aldığı sırada ve tekrardan Reyhanlı istikametine doğru hareket ettikleri, Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın talimatı doğrultusunda aracın Kırıkhan-Reyhanlı Muratpaşa mevkiinde kolluk kuvvetlerince tekrar durdurulduğu ve güvenlik önlemlerinin alınmasından kısa bir süre sonra Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın olay yerine geldiği, bu esnada olay yerinde Kırıkhan İlçe Jandarma görevlilerinin olmadığı, sadece Hatay TEM ekiplerinin bulunduğu, Ö.Ş.’a durumun anlatılmasından sonra adli işlem yapılmasının kendisinin sorumluluğunda bulunduğunu bildirmesi ve talimatı üzerine Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığı personelinin olay yerinden ayrıldığı,

Bu olaylar esnasında 02/01/2014 tarihli Adana Cumhuriyet Başsavcısı … tarafından tutulan telefon görüşme tespit tutanağı içeriğine göre Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. ve Adalet Bakanı B.B.’ın kendisini arayarak TIR’ın MİT’e ait olduğu bu nedenle de arama yapılmasından vazgeçilmesi hususunda beyanda bulunulduğunun iddia edildiği,

Söz konusu tutanak dayanak yapılmak suretiyle tutanağın tanziminden 11 gün sonra … tarih ve … yazısı ile … soruşturma sayılı dosya ile irtibatlı olduğu iddia edilerek dosyanın soruşturmasını yürüten A.T.’ya gönderildiği, bu yazı üzerine … tarih ve … sayılı HSYK Genel Sekreterliğine hitaben Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından yazılan suç ihbarında mağdurların Cumhuriyet Başsavcısı ..., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., ihbar olunanın Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. olduğu, suçun ise suç delillerini gizleme, suçluyu kayırma, görevi kötüye kullanma, gizliliğin ihlali ve tehdit olduğu, 14/01/2014 tarih, … soruşturma ve ... karar sayılı ayırma kararı ile Cumhuriyet Savcısı ... tarafından Adalet Bakanı ... hakkındaki görevi kötüye kullanma iddiasıyla ilgili evrakın ... soruşturma sırasına kaydına karar verildiği, Daha sonra ilgili evrakta 19/01/2014 tarihinde MİT’e ait TIR’ların durdurulması olayına ilişkin yapılan işlemler bulunduğu,

MİT’in 06/02/2014 tarihli yazısı ile söz konusu olaya konu kişiler ve araçların 2937 sayılı Kanun uyarınca görev ve yetkiler dâhilindeki faaliyetler kapsamında bulunduğunun bildirildiği, bu nedenle de dosya içeriğinde söz konusu iddialarla ilgili MİT görevlileri hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ... tarih ve ... soruşturma, … sayılı kararla kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve bu kararın Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na ve Başbakanlık Makamına 27/02/2014 tarihinde gönderildiği, … (…) soruşturma sayılı dosyanın yapılan incelenmesinde; ... soruşturma sayılı dosyanın inceleme tutanağında da izah edildiği üzere, 01/01/2014 günü saat 16.00 sıralarında Hatay Kırıkhan’da durdurulan MİT’e ait TIR ve ona eşlik eden otomobilin durdurulması ile ilgili olarak, olay tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcılığı görevini yürüten ...’ın Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. ve Adalet Bakanı B.B. tarafından aranarak MİT faaliyeti kapsamında görev ifa eden MİT personelinin sevk ve idaresindeki TIR ve ona eşlik eden otomobilin 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 26. maddesi kapsamında olduğu ve serbest bırakılmasının istenilmesi iddiasına ilişkin sözlerinin 02/01/2014 tarihinde Adana Cumhuriyet Başsavcısı ... tarafından “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” başlığı altında yazıya dökülerek tanziminden 11 gün sonra … tarih ve … yazısı ile “02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan … nolu soruşturma dosyası ile ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir. Tutanakta adı geçenler hakkında tutanak içeriğine göre kanuni gereğinin takdir ve ifası rica olunur.” diye belirtilerek gereği için TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Savcısı A.T.’ya TMK 10. madde kapsamında terör olayı olarak nitelendirilen soruşturma kapsamında yürüttüğü … sayılı dosyaya gönderildiği,

Adı geçen savcı tarafından Adalet Bakanı Müsteşarı K.İ. hakkında suç delillerini gizleme, suçluyu kayırma, görevi kötüye kullanma, gizliliğin ihlali ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla ... tarih ve ... sayılı HSYK Genel Sekreterliğine suç ihbarında bulunulduğu, ihbarda mağdurların Cumhuriyet Başsavcısı ..., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., ihbar olunanın ise Adalet Bakanlığı Müsteşarı K.İ. olduğu,

Dönemin Adana Cumhuriyet Başsavcısı ...’ın yukarıda sözü edilen ihbar yazısı üzerine ise Cumhuriyet Savcısı ...’nın Adalet Bakanı B.B. hakkında yürüttüğü soruşturma çerçevesinde … günü ... soruşturma, ... kararı ile ayırma kararı vererek evrakı TMK 10. madde kapsamında görerek TMK 10. madde ile görevli Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/54 soruşturma sırasına kaydettiği,

Evrakın TMK 10. madde kapsamında soruşturma defterinin 2014/54 sırasında kaydını müteakip dosyayı uhdesine alan Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. tarafından 14/01/2014 günü Adana Cumhuriyet Başsavcısı ...’ın mağdur sıfatı ile beyanının alındığı, ... söz konusu beyanında, tutanak içeriğinin doğru olduğunu ve Adalet Bakanı B.B. hakkında gereğinin yapılmasını talep ettiğini belirttiği, 15/01/2014 günü Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ahmet KARACA tarafından Adalet Bakanı ve HSYK Başkanı B.B.’ın nüfus ve sabıka kaydı alınarak dosya arasına konulduğu, aynı gün adı geçen Cumhuriyet başsavcı vekili tarafından Adalet Bakanı ve aynı zamanda … Başkanı olan B.B.’a daha fezleke sonucu belli olmadan şüpheli sıfatı verildiği, ...’a davacı-mağdur denilerek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben Adalet Bakanı B.B. hakkında TMK 10. madde soruşturma defteri üzerinden soruşturma yapılarak “Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs” suçundan fezleke tanzim edildiği ve ... soruşturma sayılı dosyadaki evrakın fotokopisi de eklenmek sureti ile ... sayılı dosya ile irtibatlandırıldığı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve ...... sayılı yazısıyla evrakın iade edildiği, Müşahede olunmuştur.

İlgili tarafından, olaydan bir gün sonra, 02/01/2014 tarihinde düzenlenmiş olan ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ başlıklı yazının aynen; ‘01/01/2014 tarihinde Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığına içerisinde ruhsatsız silah bulunduğuna dair yapılan ihbar üzerine Kırıkhan İlçesinde durdurulan ve Cumhuriyet başsavcılığımız TMK 10. madde ile görevli büroda görevli nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından talep üzerine yazılı arama kararı verilen … plaka sayılı TIR ve çekici, … plaka sayılı dorse ile … plaka sayılı Linea marka araç içerisinde arama yapılması işlemiyle ilgili olarak Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın ... ile birçok kez, Adalet Bakanımız Sayın B.B. ile bir kez olmak üzere aramızda telefon görüşmesi gerçekleşmiş olup bu görüşmelerde;

Müsteşar K.İ. Beyin ilk konuşmalarında özetle; söz konusu TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğunu, MİT Kanunu’ndaki özel düzenlemeler nedeniyle Başbakanlık izni olmadan TIR’da arama yapılamayacağını, bu nedenle yapılmak istenen aramaya katılmak üzere Kırıkhan’a giden Cumhuriyet savcısının arama yapmaktan vazgeçmesini, sadece TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğu ve görevlilerin MİT mensubu olduğunun tespiti ile yetinilerek TIR’da arama yapılmasından vazgeçilmesini, aksi halde aramayı yapacak savcı dâhil hepimizin çok üzüleceğini, yanlış bir şey yapmamamızı söylediği,

Daha sonraki görüşmelerde ise; ısrarla Savcı Ö.Ş.’ın söz konusu TIR’daki aramayı gerçekleştirmesine müdahale ederek engel olmamı, zaten Kırıkhan Cumhuriyet Savcısının görevlilerin kimliklerini tespit ettiğini ve tutanak tutup olay yerinden ayrıldığını, tutanakların Adana’ya gönderilmesinin yeterli olduğunu söylediği, Başka bir görüşmemizde de yine yukarıda belirtilenlere benzer sözlerle savcı beyin TIR’da arama yapmasına engel olmamı söyledikten sonra telefonu Adalet Bakanı Sayın B.B.’a verdiği,

Sayın Bakanımızın da özetle; ihbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğunu, MİT Kanununda özel düzenleme nedeniyle MİT görevlileri hakkında soruşturmanın Başbakanlık iznine tabi olduğunu, bu nedenle görevli savcının bu TIR’da arama yapamayacağını, yanında İçişleri Bakanı ile MİT Başkanının bulunduğunu ve kendilerinin, Adalet Bakanı ve Müsteşarına TIR’ın içinde silah bulunmadığını söylediklerini, bunların yalan söyleyip de ihbarcının mı doğru söylediğini söylediği, ayrıca ısrarla, hukuka sahip çıkmamı, yetkimi kullanarak derhal görevli savcıdan dosyayı almamı ve başka savcıya vermemi, görevli savcıyı görevden aldığıma dair yazıyı Emniyete, Jandarmaya, ilgili yerlere göndererek aramaya engel olmamı istediği, Hususları tutanağa geçirilerek tutanak tarafımdan imzalanmıştır.’ şeklinde olduğu görülmüştür.

Burada ilgili tarafından tek başına yazılıp imzalanmış olan bu yazının, hukuken tutanak vasfında olup olmadığını açıklamak gerekmektedir. Tutanağın hukuki anlam ifade edebilmesi için en az iki resmi görevli tarafından imzalanması şarttır. İlgilinin, iddia konusu ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ başlıklı yazısı, sadece kendisi tarafından imzalanmış olması nedeniyle hukuken tutanak vasfını haiz olmayıp, ancak kendi şahsına ait suç ihbarı veya şikâyet dilekçesi mahiyetinde olabileceği değerlendirilmiştir.

Konu ile ilgili mevzuat kapsamında, öncelikle dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B. hakkında yapılacak soruşturmalarda, ‘Bakan’ sıfatını haiz olması nedeniyle izlenmesi gereken usul hükümlerinin açıklanması gerekmektedir. Anayasamız, Bakanların işledikleri iddia olunan suçlarla ilgili olarak yapılacak soruşturmalarda, görev sırasında ve görevleri dolayısıyla işledikleri suçlar ile kişisel suçlar olmak üzere ikili bir ayrım öngörmüştür. Görev sırasında ve görevleri dolayısıyla işledikleri suçlardan dolayı soruşturmaya yetkili makam, Anayasanın ‘Meclis Soruşturması’ kenar başlıklı 100. maddesinin ‘Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar...’ hükmü gereğince, doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak belirlenmiş, bu konuda Cumhuriyet başsavcılıklarına herhangi bir yetki ve görev verilmemiştir.

Kişisel suçlarına ilişkin soruşturmalarda ise aynı zamanda milletvekili olunması nedeniyle Anayasanın ‘Yasama Dokunulmazlığı’ kenar başlıklı 83. maddesinin ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar. Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır...’ hükmü doğrultusunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dokunulmazlıklarının kaldırılması şartına bağlanmıştır. Bu nedenle hakkında şikâyet ve ihbar bulunan üye hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından dokunulmazlığı kaldırılıncaya kadar herhangi bir soruşturma işlemi yapmak mümkün değildir.

Dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve aynı zamanda HSYK üyesi olan ... hakkında ise, görev suçu ve kişisel suç ayırımı sadece kovuşturmanın yapılacağı mahkemeye ilişkin olup soruşturma yapılması açısından böyle bir ayrıma gidilmemiştir. Buna göre; 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 13.01.2014 tarihinde yürürlükte olan 38. maddesi; ‘(1) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır. (2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir. (3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, üyeler arasından, gizli oyla, üç kişilik bir soruşturma kurulu seçilir. Soruşturma kuruluna, en yüksek oyu alan, oyların eşitliği hâlinde ise yaşça büyük olan başkanlık eder.

4.Soruşturma Kurulu, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur. (5) Soruşturma Kurulu, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula verir. (6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir…’ ve 39/2. maddesi ‘…2) Adalet Bakanlığı Müsteşarının, Kurul üyeliği görevi sebebiyle disiplin suçu oluşturan eylemlerine, Kurul üyeliği göreviyle ilgili suçlarına ve kişisel suçlarına ilişkin soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanır.’ şeklinde olup tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; HSYK doğal üyesi olan Adalet Bakanlığı Müsteşarı hakkında, görev veya kişisel suçlarından soruşturma yapma yetkisi Genel Kurul tarafından, ya Başkan tarafından ön inceleme yapmak üzere görevlendirilen üyenin ya da doğrudan yapacağı araştırma sonucu hazırlanan raporun oylanarak soruşturma açılmasına karar verilmesi üzerine, üyeler arasından gizli oyla yapılacak seçim sonucu oluşturulan üç kişilik soruşturma kurulu tarafından yapılır. Soruşturma kurulu dışında başka herhangi bir kişi veya makam tarafından soruşturma işlemi yapmak mümkün değildir.

Son olarak ilgisi nedeniyle, MİT mensuplarının da soruşturulması ile ilgili usulü açıklamak gerekirse, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesi ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır.’ şeklindedir. Söz konusu fıkrada, 26.04.2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Yasayla herhangi bir değişiklik yapılmamış olup MİT mensupları hakkında, görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı Başbakanlık Makamınca verilmiş bir soruşturma izni bulunmadıkça, herhangi bir soruşturma işlemi yapmak mümkün olmayacaktır.

İlgili, iddia hakkındaki yazılı savunmasında, ‘…Yargı teşkilatı üzerinde en etkin konumda bulunan ve aynı zamanda HSYK’nın da başkanı olan Adalet Bakanı ile HSYK 1. Daire üyeliği görevini de yürüten Adalet Bakanlığı Müsteşarının basına yansıdığı şekilde kabule göre bir Başsavcıya “ TIR’ların Başbakan’ın izni olmadan aranamayacağı hususundaki yasa maddesini telefonda hatırlatmasının” ve bu hatırlatmanın birden çok kez tekrarlanması dikkate alındığında, hatırlatma anlamının çok ötesinde talimat, en azından Anayasamızca yasaklanmış telkin niteliğinde olduğu aşikârdır. Kaldı ki, ne Anayasa, ne 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun, ne 5271 sayılı CMK ve ne de uluslararası mevzuat ve evrensel hukuk normları Adalet Bakanı ve Müsteşarına yürütülen adli soruşturmaya müdahale hak ve yetkisi vermiştir… Anılan olaylar ve devamında gelişen süreçte muahezeyi gerektirecek bir eylem bulunmamaktadır. Olay tarihinde yürürlükte olduğu haliyle TCK’nın 277. maddesi kapsamına girme ihtimali bulunan sözlerle ilgili Sayın Adalet Bakanı B.B. ile Sayın Müşteşar K.İ. hakkındaki düzenlediğim tutanağı ilgisi ve niteliği itibariyle “etkilenmek istenen soruşturmanın” kaydolunduğu soruşturma dosyasına göndermem, zorlama bir yorumla (adeta niyet okunarak) sayın Adalet Bakanı ve sayın Müsteşarını “terör örgütü üyesi oldukları algısını oluşturmak” olarak değerlendirilmiştir…’ şeklinde açıklamada bulunmuştur. ... ve … (…) soruşturma sayılı dosyaların inceleme tutanaklarında detaylı şekilde kaleme alındığı üzere ilgili, olaydan bir gün sonra yazdığı belgeyi, olaydan 12 gün, yazıldıktan ise 11 gün sonra, 13/01/2014 tarihli “02/01/2014 tarihli Telefon Görüşme Tespit Tutanağı, tarafınızdan yürütülmekte olan ... nolu soruşturma dosyası ilgisi nedeniyle kapalı zarf içerisinde ilişikte gönderilmiştir. Tutanakta adı geçenler hakkında tutanak içeriğine göre kanuni gereğinin takdir ve ifası rica olunur” şeklindeki üst yazıya bağlayarak, 01/01/2014 tarihinde Hatay İli Kırıkhan İlçesinde durdurulan ve kısa bir süre sonra MİT’e ait faaliyet kapsamında kullanıldığı kesin bir şekilde belirlenen TIR’da, ... soruşturma nolu dosya üzerinden arama yapılması kararı vererek soruşturma başlatan TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’ya, ... soruşturma sayılı dosya ile ilgisi nedeniyle gereğinin yapılması ricasıyla göndermiştir.

Yazının gönderildiği 13/01/2014 tarihine kadar, Hatay Valiliğinin … tarih, … sayılı ile MİT Hatay Bölge Daire Başkanı imzalı 01/01/2014 tarih, 2014/1 sayılı resmi belgelerin yanında, Devletin en üst birimleri tarafından, durdurulan TIR’ın MİT’e ait faaliyet kapsamında görevli olduğu, yazılı ve görsel basına yapılan resmi açıklamalarla da vurgulanmıştır. 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesine aykırı olarak, Başbakanlık Makamından herhangi bir izin alınmaksızın, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından başlatılan ... sayılı soruşturmada, soruşturma nedeninin 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu olarak tespit edilmesi ile de hukuken daha vahim bir duruma neden olunmuştur. Zira ilgili, söz konusu TIR’ın MİT’e ait olduğundan, MİT Kanunundaki özel düzenlemeler nedeniyle Başbakanlık izni olmadan TIR’da arama yapılamayacağı, bu nedenle yapılmak istenen aramaya katılmak üzere Kırıkhan’a giden Cumhuriyet savcısının, sadece TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğu ve görevlilerin MİT mensubu olduğunun tespiti ile yetinilerek TIR’da arama yapılmasından vazgeçmesi, yanlış bir şey yapılmaması, hukuka sahip çıkılması şeklindeki, hukuk kurallarının uygulanması talebinden ibaret ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ ile kayıt altına aldığı telefon görüşmelerine ilişkin yazıyı, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’ya göndererek,

Cumhuriyet savcısı ve başsavcısı olarak görev yaptığı sürelere göre, olması gereken mesleki müktesebatıyla da bağdaşmayacak şekilde, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B., Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve doğal olarak HSYK üyesi olan K.İ. ile MİT mensuplarının, görev ve sıfatları gereği, yukarıda açıklanan Anayasanın 83. ve 100., 6087 sayılı Yasanın 38.-39. ve 2937 sayılı Yasanın 26. maddelerine açıkça aykırı olarak başlatılmış, 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil edilmelerini sağlamış ve adı geçenleri bu terör örgütünün üyesi oldukları algısının oluşmasına sebebiyet vermiş, bu nedenle dosya kapsamı ve açıklanan mevzuata aykırı olan ‘…Bu da tutanağın “soruşturmaya değer olduğunu” hem başsavcılık makamı hem de bağımsız mahkeme tarafından uygun bulunduğunu göstermektedir. Bu husus bile başlı başına hakkımdaki soruşturma maddesini yersiz kılmaktadır…’ şeklindeki savunması ve konu ile alâkalı diğer savunmalarına itibar edilmemiştir. (A/2) SAYILI SORUŞTURMA MADDESİNE İLİŞKİN:

İlgilinin, Adana Cumhuriyet Başsavcısı olması nedeniyle gerek 01/01/2014 günü Hatay İli Kırıkhan İlçesinde, gerek 19/01/2014 günü Adana İli Ceyhan İlçesi Sirkeci Otoyol Gişelerinde, MİT’e ait TIR’ların durdurulması olayları ile ilgili savunmasında özetle, her iki olayda da, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcıları Ö.Ş. ve A.T. ile telefon görüşmesi yapmadığını, Ö.Ş.’ı bir kez aradığını ama konuşmaktan vazgeçerek telefonu kapattığını, Adana Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. ile telefon görüşmeleri yaparak olaylarla ilgili bilgi aldığını beyan etmiş olması nedeniyle, 01.01.2014 günü durdurulan TIR’da arama kararı veren TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. ve bu kararın uygulanması için arama talimatı veren ve bu amaçla olay yerine giden TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile haklarında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/30800 nolu dosyası üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarından Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklardan (… esas) Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli O.Ş., Ö.K. (… esas), Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli G.B. ile Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli ihbarcı H.A.’e ait HTS raporlarını, hakkındaki iddiaların daha iyi anlaşılması bakımından, her iki olay açısından ayrı ayrı incelemek gerekmektedir. Ayrıntıları adı geçenlere ilişkin HTS inceleme tutanaklarında açıklandığı şekilde: 01/01/2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak;

TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın; İlgili ile olay günü saat 20.45.22’de (bu görüşme 7 saniye sürmüştür.),

Bağlı olarak çalıştığı Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. ile olaydan bir gün önce, Cumhuriyet Savcısı ... ile 15.55’deki görüşmesinin ardından E.K. ile 17.33’deki görüşmesinin öncesinde saat 16.39’da, olay günü ilki saat 19.27’de olmak üzere saat 20.29, 20.41, 20.47, 20.58, 21.04, 21.21, 21.30, 21.44, 21.52, 22.07, 22.20, 22.42, 22.49, 22.52, 23.07, 23.14’de,

Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli olan ve Hatay bölgesinde meydana gelen olayda herhangi bir yetkisi bulunmayan, 15 gün önce eşinin doğum yapması nedeniyle Ankara’dan yeni dönmesine rağmen, yılbaşı tatili de olmasına karşın Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli olan G.B.’ı ziyaret bahanesiyle olay yerine giden Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli O.Ş. ile, ilki 31.12.2013 günü saat 14.39’da olmak üzere saat 18.53, 00.55, 01.19.21, 01.19.58, 01.28’de, ihbarın yapılmasından hemen önce (olay günü saat 12.32’de Cumhuriyet Savcısı A.T. ile yapılan görüşmeden sonra) saat 14.19, 14.25, 14.29’da, ihbarın yapılması sonrası henüz olayın Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden saat (Cumhuriyet Savcısı A.T. ile yaptığı saat 14.30’daki görüşmeden sonra) 16.40, 16.42 ve 16.46’da, olay esnasında ise saat 20.27, 20.28, 21.54, 22.02, 22.09, 22.25, 22.39, 23.00, 23.09, 23.30’da,

Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli G.B. (G.B.’ın, Antakya Köprübaşı Künefeciler kulübesine giderek kendi ismini T.K. olarak beyan edip, 156 Jandarma Hareket Merkezine TIR’la ilgili ihbarda bulunduğu iddiasıyla hakkında, Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarından Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklardan (… esas) Hatay İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Astsubay Çavuş olarak görevli H.A. ile MİT’e ait TIR’ın durdurulmasına ilişkin ihbarın yapıldığı 15.29.57’den yaklaşık 2 dakika önce 15.28.06’da telefon görüşmesi yaptığı tespit edilmiştir.) ile olay henüz Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden, ilki 16.53’de olmak üzere saat 17.39, 17.49, 17.50, 18.17, 18.22, 19.24, 20.20, 20.40’da,

Cumhuriyet Savcısı A.T. ile, 31.12.2013 günü saat 14.39’da O.Ş. ile yaptığı ilk görüşmeden sonra, saat 15.55’de, olay günü saat 12.32’de, bu konuşmasının ardından O.Ş. ile yaptığı 14.19, 14.25, 14.29 saatlerindeki görüşmelerinden hemen sonra ve ihbardan hemen önce saat 14.30’da, ihbarın yapılmasından sonra olay yerine hareket etmeden saat 17.53, 18.14’de, gecenin ilerleyen saatlerinde ise 22.14, 22.46 ve 23.51’de,

Hatay İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube’ye vekalet eden E.K. ile olaydan bir gün önce saat 17.33’de, olay günü ise MİT’e ait araçların durdurulmasından hemen sonra ve olay henüz Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığına intikal etmeden saat 16.45 ve 16.58’de, henüz arama kararı vermeden saat 17.36, 17.47’de, arama kararından sonra ise 19.30, 20.24, 20.33, 20.43’de, Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcısı Y.K. ile olay günü ilki saat 17.33’de olmak üzere müteaddit zamanlarda 14 kez,

TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’nın;

Olay günü TIR’ın durdurulmasından sonra, Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanlığından arama kararı talep edilmeden (Kırıkhan İlçe Jandarma Komutanı K.A.’ın beyanına göre arama kararı 18.10 civarında Adana TMK 10. madde ile görevli görevli nöbetçi Cumhuriyet Savcısından talep edilmiş) Başsavcı Vekili A.K. ile saat 16.21 ve 16.50’de, 19/01/2014 günü meydana gelen olayla ilgili olarak;

TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı ...’nın: Bağlı olarak çalıştığı Adana TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekili A.K. ile ihbarın yapılmasından hemen sonra saat 08.14’de, TIR’ların durdurulmasından hemen sonra 12.38’de ve devamında 12.54, 13.42, 13.55, 14.51, 15.21, 15.44, 15.55, 16.00, 17.24’de, Adana İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğünde Jandarma Üsteğmen olarak görevli Ö.K. ile tatil olan Pazar günü sabahın erken saatlerinde 05.57 ve 06.04’de, TIR’ların durdurulmasından hem sonra peş peşe saat 12.05, 12.18 ve 12.26 ve devamında 12.43, 13.36, 13.46, 13.57, 14.13’de, Telefon görüşmeleri yaptıkları tespit edilmiştir.

Bu telefon görüşmeleri ve her iki olay birlikte değerlendirildiğinde, olay günü ve öncesinde, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcıları Ö.Ş., A.T. ve Başsavcı Vekili A.K. ile Jandarma İstihbarat görevlileri G.B., O.Ş., Ö.K. ve ihbarı yapan H.A. arasında çok sayıda telefon görüşmesi yapıldığı, bu görüşmelerin O.Ş., Ö.K. ve G.B. merkezinde gerçekleştirildiği, olaya ilişkin bilgilerin bu şahıslar tarafından sürekli bir şekilde TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcıları Ö.Ş. ve A.T.’ya aktarıldığı, her iki savcının da bu bilgileri Başsavcı Vekili A.K.’ya ilettikleri, bu şekilde ilgilinin, savunmasında da kabul ettiği gibi Başsavcı Vekili A.K. ile yaptığı telefon görüşmeleri ile her iki olayda da gerek ihbarlardan önce gerek ihbarlardan sonra henüz TIR’lar durdurulmadan, TIR’ların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli olduğunu kesin olarak öğrendiği anlaşılmıştır. Yine ilgilinin, TIR’lar durdurulduktan sonra ise, olay yeri görüntülerini içerir CD ve açıklanan HTS raporları ile birlikte, 01.01.2014 tarihinde durdurulan TIR nedeniyle olay yerine giden Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş. ile saat 20.45’te yaptığı telefon görüşmesinde Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’ın kendisine hitaben “…burada görevliler açtıramayız gibi şeyler var, bizzat gereğini yapıyoruz Başsavcım, açacağız şimdi, tamam” şeklinde kullandığı ifadeleri, dönemin Hatay Valisi M. C.L. ile yapılan telefon görüşmelerinde aktarılan bilgiler, MİT Kanunu’ndaki özel düzenlemeler nedeniyle Başbakanlık izni olmadan TIR’da arama yapılamayacağı, bu nedenle yapılmak istenen aramaya katılmak üzere Kırıkhan’a giden Cumhuriyet savcısının, sadece TIR’ın MİT’in kontrolünde olduğu ve görevlilerin MİT mensubu olduğunun tespiti ile yetinilerek TIR’da arama yapılmasından vazgeçmesi, yanlış bir şey yapılmaması, hukuka sahip çıkılması şeklindeki, hukuk kurallarının uygulanması talebinden ibaret, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B., Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve doğal olarak HSYK üyesi olan K.İ. ile yapılan ‘Telefon Görüşme Tespit Tutanağı’ ile kayıt altına aldığı telefon görüşmeleri ve 19.01.2014 tarihine ilişkin olay da ise dönemin Adana Valisi H. A.C. ile yaptığı telefon konuşması ile de TIR’ların MİT’e ait, şahısların da MİT personeli olduğu bilgisine resmi yollardan vâkıf olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ilgilinin ‘…İhbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğu hususu arama öncesinde tarafımca bilinmediği gibi hiçbir kişi ya da makam tarafından TIR’ların sevkiyatının MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğuna dair bilgilendirme ya da belgelendirme yapılmamıştır…’ şeklindeki savunmasına itibar edilmemiştir. 3713 sayılı TMK’nın olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10. maddesi ile Kanun kapsamındaki suçların soruşturulması ve kovuşturulması için yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde ağır ceza mahkemeleri ve Cumhuriyet savcıları görevlendirilmiştir. Kanunun 4. maddesinde aynen ‘Aşağıdaki suçlar 1’inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:

a)Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319’uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.

b)10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.

c)31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110’uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

ç)10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

d)Anayasanın 120’nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.

e)21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.’ şeklindeki düzenleme ile Cumhuriyet savcıları ile mahkemelerin yetki ve görevlerindeki suçlar tahdidi olarak sayılmış, ayrıca mülga 10/b fıkrasının aynen ‘…b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır…’ şeklindeki birinci cümlesi ile de 4. maddede sayılmayan 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılması görev alanlarına dâhil edilmiştir. Kanunun mülga 10/b maddesinin ikinci cümlesinde ise aynen ‘…1.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır…’ denilerek, 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile ilgili, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş suçlarla ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, herhangi bir kişi veya kurumdan izin alınmaksızın doğrudan yapabilecek soruşturmalara istisna getirilerek, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26/1. maddesindeki ‘MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250’nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır…’ şeklindeki düzenleme ile uyum sağlanmıştır.

Buna göre, MİT mensupları veya Başbakan tarafından belirli bir görevi ifa etmek üzere görevlendirilen kamu görevlileri ile ilgili olarak, 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddelerinin ihlaline ilişkin ihbar veya şikâyetlerin Cumhuriyet savcılıklarına ulaşması halinde,

Cumhuriyet savcısınca doğrudan soruşturma yapılamayacak olup soruşturma şartı olarak Başbakandan izin alınması gerekecektir. Bu duruma ilişkin mevzuatımız mutlak olup, herhangi bir istisnai hüküm de içermemektedir. Açıklanan madde metninde, 26/04/2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Kanunla herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla bu husus, madde metninin 1. fıkra hariç yeniden düzenlendiği 6532 sayılı Kanunun yürürlük tarihinden önce de aynen geçerlidir. Cumhuriyet Başsavcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili ve Cumhuriyet savcılarının, mevzuat kapsamında yetki ve görevlerini ayrı başlık altında incelemek, konunun önemine binaen zaruridir. Şöyle ki; 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanun’un Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri başlıklı 18. maddesinde: ‘1. Cumhuriyet başsavcılığını temsil etmek,

2.Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak,

3.Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,

4.Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır. Asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.’, Cumhuriyet Başsavcı vekilinin Görevleri başlıklı 19. maddesinde; ‘1. Cumhuriyet başsavcısının verdiği görevleri yerine getirmek,

2.Cumhuriyet savcılarının adli ve idari görevlerine ilişkin işlemlerini inceleyip Cumhuriyet başsavcısına bilgi vermek,

3.Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,

4.Cumhuriyet başsavcısının yokluğunda ona vekâlet etmek.’, Cumhuriyet Savcısının Görevleri başlıklı 20. maddesinde; ‘1. Adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,

2.Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adli ve idari görevleri yerine getirmek,

3.Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek,

4.Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak. Aynı yerde görev yapan Cumhuriyet Başsavcı vekili bulunmadığında, Cumhuriyet başsavcısına vekâlet edecek olanı Cumhuriyet başsavcısı belirler.’ Hükümleri düzenlenirken, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunun ‘gözetim ve denetim hakkı’ kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında; “Ağır ceza Cumhuriyet başsavcıları, merkezdeki Cumhuriyet başsavcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet başsavcıları ve Cumhuriyet savcıları üzerinde gözetim ve denetim hakkına sahip olduğu” vurgulanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03/03/2009 tarih, 2009/3-21 Esas ve 2009/46 Karar sayılı ilamında; ‘Yasal düzenlemelere göre ağır ceza Cumhuriyet başsavcısı soruşturma aşamasında diğer Cumhuriyet savcıları arasında işbölümü yaparak kimin hangi soruşturmayı yürüteceğini belirleme, soruşturma sonucunda iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlara "görüldü" yapmak suretiyle bu belgelerdeki görüşü benimseme, gerektiğinde bunlarda değişiklik yapılmasını isteme, kendiliğinden düzeltme yapma, kovuşturma aşamasında ise duruşmada yer alacak Cumhuriyet savcısını belirleme, gerektiğinde duruşmada Cumhuriyet savcısı olarak iddia makamında bizzat yer alma hak ve yetkisine sahip olduğu’ belirtilmiştir.

Öte yandan Anayasanın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01/10/1982 gün ve 8692/79-56 sayılı Piersack/Belçika Kararında özetle; “Yargıçlardan birisinin, daha önce tahkikatı yürüten savcılık biriminin başı olarak görev yaptığı, bu dosyayla ilgilenen görevlilerin hiyerarşik üstü olarak mahkemeye sunulacak yazılı mütalaaları gözden geçirip düzeltme, olayda benimsenecek yaklaşımı tartışma ve hukuki noktalardan kendilerine tavsiyede bulunma hakkına sahip olduğu,” yönünde karar vermiştir.

Görüldüğü üzere, ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi bulunmaktadır. Başsavcı, başsavcılık makamını temsil eder ve diğer savcılar arası koordinasyonu sağlar. Cumhuriyet başsavcısı, bu yetkisini savcılığı yönetmek, denetlemek, yetkisini kullanıp bir davayı bir Cumhuriyet savcısından alıp diğer bir Cumhuriyet savcısına vermek veyahut da davaya kendisi devam etmek suretiyle kullanabilir. Cumhuriyet başsavcılarına Kanunla verilen görev ve yetkiler karşısında, Cumhuriyet başsavcılarının Cumhuriyet başsavcı vekillerine işbölümü kapsamında soruşturma dosyası vermelerinin mümkün olduğu ve Cumhuriyet Başsavcı vekillerinin de, Cumhuriyet başsavcılarının verdiği adli ve idari görevleri yerine getirmek yükümlülüklerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Davacı, konuya ilişkin savunmasının alâkalı kısımlarında aynen ‘…Olay tarihinde yürürlükte bulunan 2937 sayılı MİT Kanununun 26. maddesi yapılan ihbar üzerine arama tedbirinin uygulanmasına engel değildir. Nitekim bu nedenle yukarda da belirtildiği şekilde MİT Kanunu’nun 26. maddesinde yapılan değişiklikle, “başkaca bir işlem yapılamaz” denmek suretiyle kaybolması muhtemel delillerin toplanması da engellenmiştir. Sonraki değişiklik ile getirilen bu yasak önceki düzenlemede mevcut değildir. Bu değişiklik dahi tek başına yapılan işlemlerin olay tarihi itibari ile MİT kanununa aykırı olmadığını göstermektedir. Bu itibarla aleyhimdeki iddia dayanaktan yoksundur…Prof. Dr. ...’in “Adalet.org” isimli internet sitesinde yayınlanan “MİT’e Ait TIR ve Savcının Yetkisi” başlıklı makalesi ile Doç. Dr. Kasım Karagöz’ün (http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1808.htm) Türk Hukuk Sitesi isimli internet sitesinde yayınlanan “2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri Ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda 2014 yılında yapılan değişikliklerin Anayasal açıdan irdelenmesi” konulu makalesinde de aynı görüşe yer verilmektedir. İhbara konu TIR’ın MİT’e ait olduğu hususu arama öncesinde tarafımca bilinmediği gibi hiçbir kişi ya da makam tarafından TIR’ların sevkiyatının MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğuna dair bilgilendirme ya da belgelendirme yapılmamıştır. Yine 19/01/2014 tarihinde Adana, Ceyhan’da TIR’ların durdurulması ve delil toplanmaya çalışılması aşamasında bu TIR’ların MİT’e ait olduğu ve görevleri kapsamında sevk edildiklerine dair yazılı belge ibrazı üzerine,

Cumhuriyet savcısı tarafından arama işlemine derhal son verilerek TIR’ların yola devamına izin verilmiştir. Dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığımız birbirinin benzeri her iki olayda kendisine sunulan delillere göre hareket etmiş ve gereğine tevessül ederek yasal çerçevede görevini ifa etmiştir…’ şeklinde yazılı beyanda bulunmuştur. İlgili yasal hükümler, tanık beyanları ve HTS kayıtlarının birlikte değerlendirilmesi sonucu ilgilinin; 01/01/2014 tarihli olaya ilişkin olarak, ihbarın yapılmasından önce ilgili Cumhuriyet savcıları ile jandarma görevlilerinin olağan olmayan şekildeki irtibatları sonucu bilinen ve kendisine de Başsavcı Vekili A.K. tarafından aktarılan bilgilerle, TIR’ın durdurulmasından çok önce ihbarın ne şekilde ve kim tarafından yapıldığı ile ihbarın yapılmasından ve TIR’ın durdurulmasından sonra, TIR’ın MİT’e ait, personelin MİT personeli ve faaliyetin de devlet sırrı niteliği kapsamında olduğunu bildiği, mesleki müktesebatı gereği, ‘silah kaçakçılığı’ iddiasından ibaret arama talep yazısına konu olayın, 3713 sayılı Yasa’nın 4. ve mülga 10/b maddesinin birinci cümlesi ile görev alanı belirlenen, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinin görevli olmadığını bilebilecek durumda olması nedeniyle, TMK 10. madde ile görevli nöbetçi Cumhuriyet Savcısı A.T.’nın yasaya aykırı olarak başlattığı ... sayılı soruşturma kapsamında arama kararı vermesine, nöbetçi olmamasına rağmen, kendisi tarafından yapılmış olan iş bölümü ve çalışma esaslarına aykırı olarak TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş.’nın arama kararı doğrultusunda arama yapılmak için yerel Cumhuriyet Başsavcısına sözlü talimat vermesine ve bizzat arama yapmak için olay yerine gitmesine, 19/01/2014 tarihli olaya ilişkin olarak, ihbarın yapılmasından önce ilgili Cumhuriyet savcısı ile jandarma görevlilerinin olağan olmayan şekildeki irtibatları sonucu bilinen ve kendisine de Başsavcı Vekili A.K. Tarafından aktarılan bilgilerle, TIR’ların durdurulmasından çok önce ihbarın ne şekilde ve kim tarafından yapıldığı ile ihbarın yapılmasından ve TIR’ın durdurulmasından sonra, TIR’ların MİT’e ait, personelin MİT personeli ve faaliyetin de devlet sırrı niteliği kapsamında olduğunu bildiği, mesleki müktesebatı gereği, ihbar ses kaydı dökümünde ‘patlayıcı madde’ denilip herhangi bir terör örgütünden de bahsedilmediği halde, sonradan ‘El kaide terör örgütü’ ve ‘silah ve mühimmat’ ibareleri ilave edilen arama kararı talep yazısına konu olayı, nöbetçi olmamasına rağmen, kendisi tarafından yapılmış olan iş bölümü ve çalışma esaslarına aykırı olarak TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T. tarafından, 01/01/2014 tarihinde Hatay Kırıkhan’da durdurulan TIR’ın MİT’e ait olduğu ve terör örgütü ile ilgili olmadığı bilinmesine karşın, ‘... sayılı soruşturma dosyası ile ilgisi olabilir’ ibaresini ekleyerek arama kararı vermesine, 3713 sayılı Yasa’nın 4. ve mülga 10/b maddesinin birinci cümlesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun ‘Soruşturma İzni’ başlıklı 26. maddesinin hükümleri gereği, devlet sırrı niteliğindeki faaliyetin herhangi bir suç veya suç unsuru oluşturmadığının da açıkça anlaşılmasına rağmen verilen usulsüz arama kararının işlemsiz olarak geri alınması yerine, MİT’e ait faaliyet ile ilgili yasaya aykırı olarak vermiş olduğu arama ve el koyma kararının icrasını sağlayarak TIR’lar içerisindeki malzemelerinin tespitinin yaptırılmasına, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 20. maddesi kapsamında belirlenen görevlerine aykırı davranan adı geçen Cumhuriyet savcılarına, aynı Yasanın 18. maddesi gereği denetim ve gözetim yetkisi kapsamındaki yetkilerini kullanarak müdahale etme yerine eylemsiz kalarak, TIR’larda usul ve yasaya aykırı olarak arama yapılmasına, yaptırılmasına, yapılmasına teşebbüs edilmesine, görüntü ve numune aldırılmak suretiyle bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına sebep olmuş, yukarıda devlet sırrı kavramı üzerine yapılan açıklamalara atfen, 4982 sayılı Yasanın 16. ve 18. maddelerine göre Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından yasal olarak gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyeti, ifşa etme kastı ile hareket eden planlı ve organize yapının parçası olmak suretiyle, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güvenin giderilmesine neden olduğu tespit olunmuş, bu nedenle dosya kapsamı ile doğrulanmayan ve açıklanan mevzuat hükümlerine aykırı olan savunmasına itibar edilmemiştir. (A/1) ve (A/2) SAYILI SORUŞTURMA MADDE VE BENTLERİNİN BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİNDE:

İlgilinin, kararın ilgili kısmında devlet sırrı kavramı üzerine yapılan açıklamalara atfen, 5271 sayılı CMK’nın 47 ve 125., 4982 sayılı Yasa’nın 16. ve 18. maddelerine göre Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından yasal olarak gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevi dışında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/19640, 30800 ve 78106 soruşturma sırasına kayden yürütülen soruşturmalar neticesinde, haklarında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarını işledikleri iddiasıyla Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklar ile birlikte, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak ve örgütlü bir şekilde, yapılan ihbarlar öncesinde baştan beri bildiği halde, bu faaliyetlere özgülenmiş TIR’larda, usul ve yasaya aykırı olarak arama yapılmasına, yaptırılmasına, yapılmasına teşebbüs edilmesine, görüntü ve numune aldırılmak suretiyle bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına, MİT mensuplarının gözaltına alınması ve cep telefonlarına el konulmasına, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 20. maddesi kapsamında belirlenen görevlerine aykırı davranan adı geçen Cumhuriyet savcılarına, aynı Yasanın 18. maddesi gereği denetim ve gözetim yetkisi kapsamındaki yetkilerini kullanarak müdahale etmek yerine eylemsiz kaldığı,

Hukuk kurallarının uygulanması talebinden ibaret “Telefon Görüşme Tespit Tutanağı” ile kayıt altına aldığı telefon görüşmelerine ilişkin yazıyı, TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı A.T.’ya göndererek,

Cumhuriyet savcısı ve başsavcısı olarak görev yaptığı sürelere göre, olması gereken mesleki müktesebatıyla da bağdaşmayacak şekilde, dönemin Adalet Bakanı ve aynı zamanda HSYK Başkanı olan B.B., Adalet Bakanlığı Müsteşarı ve doğal olarak HSYK üyesi olan K.İ. ile MİT mensuplarının, görev ve sıfatları gereği, yukarıda açıklanan Anayasanın 83 ve 100, 6087 sayılı Yasa’nın 38, 39 ve 2937 sayılı Yasa’nın 26. maddelerine açıkça aykırı olarak başlatılmış, 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu kapsamındaki bir soruşturmaya dâhil edilmelerini sağladığı ve adı geçenleri bu terör örgütünün üyesi oldukları algısının oluşmasına sebebiyet vermek suretiyle, devletin gizli sırlarını ifşa etme kastı ile hareket ederek mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni giderecek nitelikte eylemlerde bulunduğu tespit olunmuş,

Bu nedenle dosya kapsamı ile doğrulanmayan ve açıklanan mevzuat hükümlerine aykırı olan savunmasına itibar edilmemiş, bilirkişi ve HTS raporu alınması, tanık dinlenilmesi gibi soruşturmayı uzatmaya matuf taleplerinin, elde edilen deliller zımnında varılan sonucu değiştirmeyeceği düşünüldüğünden yerinde olmadığı kanaatine varılmıştır." tespitlerine yer verildikten sonra, "2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasında "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezası verilir." hükmüne yer verildiği, ilgililer Cumhuriyet Savcısı ..., Cumhuriyet Savcısı A.K., Cumhuriyet Savcısı A.T., Cumhuriyet Savcısı Ö.Ş., Cumhuriyet Savcısı Y.K.’nun yargı etik kurallarına uygun düşmeyen davranışları ile adalete olan güveni sarstıkları, hukuk zemininde kalmayan eylemleri ile adalet ülküsü dışında hareket ettikleri, adalet duygusu gözetmeden, başka amaçlar güderek yürüttükleri soruşturmalar ve aldıkları kararlar ile, yargısal yetkilerini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmak amacıyla kullandıkları, bu durumun, toplumsal barış, huzur ve güveni olumsuz etkilediği, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, adı geçenlerin söz konusu eylem ve davranışlarının mesleğin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu, yine Avrupa Hâkimleri Danışma Konseyi, Avrupa Yargıçlar Birliği Hâkimler Şartı, Avrupa Yargı Kurulları Ağı (AYKA)'nın raporunda nitelenen açığa alma ve görevden alınmayı gerektirir özellikleri taşıdığı takdir ve tayin edilmiştir." gerekçelerine istinaden davacıya isnad edilen fiiller suç teşkil etmese ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğünden 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69'uncu maddesinin son fıkrası gereğince meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Dava dosyasının ve soruşturma raporu ile eklerinin incelenmesinden; Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek, Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak ve silahlı terör örgütü üyeliği suçundan dolayı hakkında mahkumiyet kararı verilen davacının, mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte eylemlerde bulunduğu anlaşıldığından, dava konusu kararlarda hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... tarih ve E:..., K:... sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

4.Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/05/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI İdare Hukuku 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddelerinin ihlaline ilişkin ihbar veya şikâyetlerin Cumhuriyet savcılıklarına ulaşması halinde, Cumhuriyet savcısınca doğrudan soruşturma yapılamayacak olup soruşturma şartı olarak Başbakandan izin alınması gerekecektir. Bu duruma ilişkin mevzuatımız mutlak olup, herhangi bir istisnai hüküm de içermemektedir. Açıklanan madde metninde, 26/04/2014 yürürlük tarihli 6532 sayılı Kanunla herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Dolayısıyla bu husus, madde metninin 1. fıkra hariç yeniden düzenlendiği 6532 sayılı Kanunu 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri Ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 2802 sayılı Kanun 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ve Bölge Adliyelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkındaki Kanunu 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesi kapsamında terör örgütüne silah sağlama suçu olarak tespit edilmesi ile de hukuken daha vahim bir duruma neden olunmuştur. Zira ilgili, söz konusu TIR’ın MİT’e ait olduğundan, MİT Kanunu 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile ilgili soruşturma ve kovuşturma yapılması görev alanlarına dâhil edilmiştir. Kanunu 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunu 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 3713 sayılı TMK’nın olay tarihinde yürürlükte olan mülga 10. maddesi ile Kanun kapsamındaki suçların soruşturulması ve kovuşturulması için yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde ağır ceza mahkemeleri ve Cumhuriyet savcıları görevlendirilmiştir. Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 3713 sayılı Yasa’nın 4. ve mülga 10/b maddesinin birinci cümlesi ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu 5271 sayılı Kanun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 2937 sayılı MİT Kanunu 5271 sayılı CMK’nın 47 ve 125., 4982 sayılı Yasa’nın 16. ve 18. maddelerine göre Devletin güvenliği veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgiler olan ve 2937 sayılı Yasa kapsamında MİT tarafından yasal olarak gerçekleştirilen, özünde devlet sırrı niteliğinde olan faaliyeti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmak, El Kaide vb. terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukukî ve cezaî sorumluluk altına sokmaya yönelik, bilerek ve isteyerek, görevi dışında, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/19640, 30800 ve 78106 soruşturma sırasına kayden yürütülen soruşturmalar neticesinde, haklarında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme, Devletin Güvenliğine İlişkin Gizli Kalması Gereken Bilgileri Casusluk Maksadıyla Açıklama suçlarını işledikleri iddiasıyla Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılan sanıklar ile birlikte, planlı ve sistematik bir şekilde yürütülen bir organizasyonun parçası olarak ve örgütlü bir şekilde, yapılan ihbarlar öncesinde baştan beri bildiği halde, bu faaliyetlere özgülenmiş TIR’larda, usul ve yasaya aykırı olarak arama yapılmasına, yaptırılmasına, yapılmasına teşebbüs edilmesine, görüntü ve numune aldırılmak suretiyle bu görüntü ve bilgilerin basın yayın organlarında yer almasına, MİT mensuplarının gözaltına alınması ve cep telefonlarına el konulmasına, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunu 6831 sayılı Orman Kanunu 5237 sayılı TCK’nın 302, 309, 311, 312, 313, 314 ve 315. maddeleri ile ilgili, görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş suçlarla ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, herhangi bir kişi veya kurumdan izin alınmaksızın doğrudan yapabilecek soruşturmalara istisna getirilerek, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu TCK md.327/1 TCK md.277 TCK md.314/2 K5235 md.277 TCK md.329/1 K5235 md.20 K6087 md.26 K5237 md.315 K2937 md.20 TCK md.315 K2802 md.69 K2802 md.5 K4982 md.18 CMK md.47 K5271 md.18 K2937 md.26/1 TCK md.302 K5235 md.159 K2863 md.4 K6087 md.38 K2937 md.315 K5235 md.18 K2937 md.26 K3713 md.26 K3713 md.10
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog