Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2017/1993
Karar No
K. 2021/4631
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/1993 E.  ,  2021/4631 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2017/1993
Karar No: 2021/4631
DAVACI: …
VEKİLİ: Av. …
DAVALI: … Kurulu
VEKİLİ: Av…

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve … sayılı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararının iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Çalışmakta olduğu Yargıtay Dairesi'nin görevi gereği FETÖ/PDY ile bağlantılı hiçbir dosyada karar almadığı, karar verme konumunda da bulunmadığı, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin hukuki olmayan ve soyut düzenlemeleri uyarınca hakkında soruşturma açılmaksızın dava konusu meslekten çıkarma kararının tesis edildiği, olağanüstü hal rejimlerinin istisnai bir hukuki yönetim biçimi olduğu, sınırlarının Anayasa'da açıkça düzenlendiği, olağanüstü halin gerektirdiği konular dışında ve sonuçları olağanüstü hal süresini aşan düzenlemelerin yargısal denetime tabi olduğu, bu dönemde getirilen sınırlamaların mutlaka ölçülü olması gerektiği, meslekten çıkarma kararının etkilerinin OHAL dönemi sonrasında da devam edeceği, mezkur kararnamenin sebep unsurunun kamu yararı olmadığı, çekirdek haklar niteliğinde olan "suç ve cezaların kanuniliği", "suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesi" ilkeleri ve "masumiyet karinesi"nin ihlal edildiği, Anayasa'nın 90. maddesinin yaptığı yollama uyarınca olaylara AİHS'nin uygulanması gerektiği, ortada terör örgütünün olabilmesi için bu konuda kesinleşmiş bir Mahkeme kararının olması gerektiği, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile hukuk dünyasına giren irtibat, iltisak ve mensubiyet kavramlarının muğlak ve ölçüsüz sebeplerle idareye meslekten çıkarma kararı verme yetkisi sağladığı, bu kararı verenlerin sorumluluğunu kaldıran düzenlemeler ile sınırsız yetki kullanımının da önünün açıldığı, kararname içeriğinde geçen "olağanüstü tedbir" kavramının kendi içinde çelişkiler taşıdığı, uygulanan yaptırımın meslekten çıkarma disiplin cezasından farklı olmadığı, kararname uyarınca meslekten çıkarma yaptırımı için yeni bir sebep ihdas edilerek bu kararı verme yetkisinin HSK 2. Dairesi'nden alınarak HSK Genel Kurulu'na verildiği, bunun dışında söz konusu kararın verilme sürecine ilişkin farklı bir düzenleme öngörülmediği, bu nedenle konu hakkında 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanması gerektiği, dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, bilgi, belge ve tanık ifadelerine başvurulmaksızın ve somut bir isnatta bulunulmaksızın verilen kararın adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geldiği, HSK'nın verdiği kararın sonuçları bakımından Mahkeme olarak kabul edildiğinden, gerek kurumsal gerek üyeleri yönünden AİHS'nin 6. maddesinde adil yargılama için öngörülen ilkelere uyması gerektiği, HSK'nın bu kararların tesisinde bağımsız ve tarafsız olmadığı, HSK' nın siyasi iradenin amaçları doğrultusunda oluşturulduğu, meslekten çıkarma kararını veren üyelerin yeniden inceleme talebinin reddi aşamasında da görev almasının kabul edilemez olduğu, bu durumun yeniden inceleme talebinin etkili bir iç hukuk yolu olmadığını gösterdiği, ispat yükünün tersine çevrilerek masumiyet karinesinin görmezden gelindiği, soruşturma aşaması gerçekleştirilmeden, hakkındaki isnatları öğrenmeden meslekten çıkarıldığı, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine aykırı hareket edildiği, hakkındaki delilleri inceleyemediği, kararın gerekçesinde şahsına ilişkin bireysel gerekçeye yer verilmediği, hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın işlem tesis edildiği, yargısal faaliyete ilişkin konuların soruşturmaya konu edilemeyeceği, disiplin cezasının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olması gerektiği, meslekten çıkarılan hakim ve savcıların avukatlık yapamayacağı şeklinde düzenlemenin ölçülü olmadığı gibi çalışma hakkına da aykırılık taşıdığı, dava konusu kararların tesisi ile özel hayata ve aile yaşamına, haberleşmeye saygı haklarının ihlal edildiği, ifade özgürlüğüne aykırı davranıldığı, düşünce, din ve vicdan özgürlüğünün görmezden gelindiği, meslekten çıkarma karar içeriğinde çelişki ve tutarsızlıklar bulunduğu, yapıldığı tarihte suç olmayan eylemlerin 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olarak suç kabul edildiği, FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı ya da iltisaklı kabul edilecek kriterlerden hiçbirinin şahsında gerçekleşmediği ileri sürülmüştür. Öte yandan, dava konusu kararın dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun) 3., 4/2. ve 9.maddeleri ile 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6755 sayılı Kanun) Ek 4/8-c ve 37. maddelerinin Anayasa'nın 2., 15., 49., 70., 120., 121., 139. ve 140. maddelerine aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'İN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen … tarih ve … sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen … tarih ve … sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının ve parasal haklarının iadesi istemiyle açılmıştır. Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir. Dava dilekçesinde, anılan Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarının iptali istenilmiş ise de, dilekçenin içeriğinden istemin sadece bu kararların davacıya ilişkin kısmına yönelik olduğu anlaşıldığından, iptal isteminin bu kapsamda incelenmesi gerekli görülmüştür.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.

22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.

Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir. 667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun dava konusu kararlarıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.

Davacı tarafından, dava konusu kararların savunması alınmadan verildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararlarının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.

Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Nitekim, davacı hakkında …. Ağır Ceza Mahkemesi'nin … tarih ve E:…; K:… sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu sabit görülmekle beraber hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği de tespit edilmiştir.

Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. 07/04/2020

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 6749 sayılı Kanunun 3., 4/2. ve 9.maddeleri ile 6755 sayılı Kanunun Ek 4/8-c ve 37. maddeleri ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmediğinden işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ

1.Genel Olarak

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.

23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2.Davacıya İlişkin Süreç … tarih ve … sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle yoksun kalınan özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının ödenmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda …. Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden 12/03/2019 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT

1.Anayasa

Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.

Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."

Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”

Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”

Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2.AİHS

AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.

Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”

Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.

Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE

1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.

Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.

Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.

06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.

Bu kapsamda, 16/12/2019 tarihli ara kararımızla, davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren davalı idarenin 12/09/2018 ve 30/05/2018 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri ile 15/02/2019 tarihli ek beyan dilekçesi ve eki CD 'nin davacıya tebliğ edilmesine ve ek beyan dilekçeleri ve ekinde yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.

Yine bu kapsamda, 28/06/2021 tarihli ara kararımızla davacı hakkında ilave bilgi ve belgeler içeren davalı idarenin 24/06/2020 tarihli Danıştay Savcı Düşüncesine Beyan Dilekçesi ve eki CD 'nin davacıya tebliğ edilmesine ve mezkur dilekçeye ve eki CD'de yer alan bilgi ve belgelere ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmesine karar verilmiştir.

Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir.

Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.

Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.

AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).

Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.

Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...

Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...

HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.

Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...

Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.

Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”

Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü

AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.

Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği

Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.

Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi

Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.

Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a)Davacının Kendi Beyanı ve Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları

a)1) Davacının Kendi Beyanı Davacının Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında;

Ben 2005 yılında Yakın Doğu Üniversitesine girdim, 2010 yılı Ocak ayında mezun oldum. Ben Kıbrıs'ta 4. sınıfa geldiğimde Ankara'dan geldiğini bildiğim ismini ve kod adını bilmediğim bir kişi geldi. bu kişiyle beni o dönemde benden yine 2 üst sınıfta Hukuk Fakültesi okuyan A.Ö.isimli şahıs görüştürdü. Bu görüşmeye yapı içerisinde "KARİYER GÖRÜŞMESİ" deniliyordu, benimle birlikte görüşmeye E.D. ve A.Y. isimli şahıslarda katıldı, bu görüşme de A.Ö. isimli şahısta vardı.gelen kişi öncelikle dördümüze dini sohbet yaptı. Zaten kariyer görüşmesi adı altında yapılan görüşmeyi farklı tarihlerde yanlış hatırlamıyorsam 3-4 kez yaptık. Daha sonra görüşmelerimizde bize nereli olduğumuz, ne iş yaptığımızı, ne mesleği yapmak istediğimizi, ailemizin herhangi bir cemaate bağlı olup olmadığını sordu. En son görüşmemizde de tek tek bizleri odaya aldı. Tek Tek görüşme esnasında bana hitaben "hakimlik savcılık istediğini biliyorum, Ankara'da bizim farklı fakültelerden çalışan arkadaşlarımızın olduğu evler var, seni oraya yönlendirelim, orada daha verimli çalışacağını düşünüyorum, ayrıca sen cemaatten olan herkesle irtibatını kesmelisin, hatta mümkünse tüm arkadaşlarında irtibatını kes" dedi, ben de kabul ettim. hatta şu hususu da belirtmek istiyorum ben o dönemde baş örtüsü kullanıyordum, kariyer görüşmesi yapan kişi bana başımı açmam gerektiğini yoksa çalışma evlerine beni almayacaklarını söyledi. İlk başta ben buna karşı çıktım, daha sonra A.Ö. ile başımı açma hususunu kabul ettiğimi ilettim. Daha sonra o sene A.Ö. ile ben mezun olacağım için sadece ikimizle tek tek odada görüştü, diğer iki kişiyle görüşmedi. Hatta ben bu görüşme yapıldığı esnada nasıl irtibata geçeceğimi sorduğum da bana hitaben " senin onlara ulaşmana gerek yok, telefonun onlarda var, onlar sana ulaşacak, " şeklinde söyledi. Daha sonra biz ayrıldık. Ben mezun olduktan sonra Antalya'daki ailemin yanına gittim. Antalya'da bulunduğum esnada benim kullanmış olduğum ancak şuan numarasını hatırlamadığım hattan yine numarasını hatırlamadığım bir kişi beni aradı, zaten bunların ismini sorma gibi bir durumun olmadığı ve yapı içerisinde böyle sorular sormak yasaktı, o nedenle bu kişinin adını veya kod adını bilmiyorum. Bu şahıs bana Ankara'ya ne zaman geleceğimi sordu. Ben de birkaç gün sonraki bir tarihi verdim. Hangi saatlerde ineceğimi de söyledim. hatta şunu hatırlıyorum. Aşti'nin altında bulunan ... Kafede bulaşacağımızı söyledik, ben daha sonra Ankara'ya gittim. ... Kafede oturdum, yaklaşık yarım saat sonra kendisini ... olarak tanıtan (gerçek adı olabilir) bir kişi ... Kafede yanıma geldi. Daha sonra taksiye bindik. Daha sonra ... isimli şahıs beni Ankara Keçiören'de Fatih Sultan Mehmet Lisesinin arkasında bulunan google maps'ten tarif edebileceğimi (1. EV) düşündüğüm kahverengi beyaz olan bir eve götürdü. bu eve gittiğimde evde benimle beraber A.B., Ç.Y., S. (soy adı Ö.olabilir) ve S. isimli şahıslar vardı. Çalışma evlerinden birinden sorumlu kişiye MURAKIP, yanlış hatırlamıyorsam 3 tanesinden sorumlu kişilere de SERMURAKIP deniliyordu. Bu evin murakıbı N. kod adlı N.'dir, SERMURAKIBI ise G. kod adlı soyadını bilmediğim G. isimli şahıstı. Ben bu çalışma evinin genel özelliklerinden ve şahit olduğum şeylerden bahsetmek istiyorum.ÇALIŞMA EVLERİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ:Çalışma evlerinde çalışma evinde kalan kişiler iaşe (mutfak giderleri) masrafları dışında elektrik, su, doğalgaz ve kira bedeli gibi bedelleri ödemiyorduk. Bu giderler yapı tarafından karşılanıyordu. hatta yanlış hatırlamıyorsam her evin giderinden bir murakıp sorumluydu. Faturaları ve kira bedelini murakıplar ödüyordu. Bu çalışma evinin ve sonraki kaldığım çalışma evlerinin elektrik, su, doğalgaz aboneliklerinin kimin adına kayıtlı olduğunu ve kira kontratını kimin yaptığını bilmiyorum. bu evlerde cep telefonu kullanılması yasaktı. hatta ben cep telefonumu memlekette bıraktığımı hatırlıyorum, ancak açık olup olmadığını bilmiyorum. bu evlerde günlük ne kadar kitap okuduğumuz, ne yaptığımız, ne kadar soru çözdüğümüz şeyler çetele adı altında not aldırılıyordu. Bu çeteleler haftalık olarak Murakıp denen kişelere veriliyordu. bu evlerde içeriden dışarıya kapalı olan yada Ankara içine açık olan hatlar kullanılırdı. Hatta benim gittiğim ilk evdeki hattın Ankara'ya açık olduğunu hatırlıyorum. Bu evlerde kaldığımız dönemlerde bahse konu hattı sadece 1. dereceye yani anne baba gibi kişilere vermemiz isteniliyordu. çünkü bu evlerin bilinmemesi ve diğer kişilerin rahatsız edilmemesi gerekçe gösteriliyordu. Yine bu evlerde bulunduğumuz zamanda komşularla irtibata geçmememiz, zorunlubir şekilde muhatap olmamız halinde de akademisyen olarak tanıtmamız isteniliyordu. Bu evlerde kalanlar genelde farklı hukuk fakültesi mezunu olan kişiler oluyordu, bu evlerde kalanlar 4 lük ve 5 lik olarak nitelendiriliyordu . 4' lük olan bir kişinin 5' lik evinde , 5lik olan bir kişinin 4 lük evinde kalması yasaktı, 4lük ve 5 lik mevzusunu açıklamam gerekirse 4 lük diye tabir edilen kişiler 5 lik stattüsündeki şahıslara göre itiaatinde zayıflık görülen mesela erkek arkadaş edinmemesi şeklinde telkinde bulunulmasına rağmen erkek arkadaşı edinen veya mezuniyete katılmaması söylenmesine rağmen mezuniyete katılan ya da ibadetlerinde eksiklik görülen kişilerden oluşmakta idi. 5 lik olarak nitelendirilen kişilerde elinden geldiklerince bu kurallara uyan kişilerden oluşmakta idi. Benim kalmış olduğum ev 5 lik statüsünde ev olduğunu biliyorum, bunun haricinde Hakim Savcı çalışma evlerinde 4 lük ve 5 lik dışında başkaca bir sınıflandırma yoktu. Aslında sınıflandırma 1'den 5'e kadardır. Ancak Hakim Savcı çalışma evine 4'lük ve 5'lik kişiler alınıyordu, bunlar dışındaki 1, 2 ve 3'lük kişiler hakim savcı evine alınmıyordu. Hatta genelde 4'lükler 4'lüklerle, 5'likler 5'liklerle evlendiriliyordu, ancak bunun istisnaları mevcuttur, özel bir sebeple evlendirilmiş olabiliyorlardı. Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermememiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. tekrar alıyorlardı. Genel itibariyle çalışma evlerinin yapı şekliyle hatırladıklarım bunlardır. Aklıma gelirse eklerim.Ben bahse konu bu çalışma evinde bir buçuk ay ders çalıştıktan sonra hiçbir sıkıntı olmamasına rağmen Murakıp olan N. kod adlı N. isimli şahıs bana başka eve geçmem gerektiğini söyledi. daha sonra beni alarak ismini hatırlamadığım semtte bulunan google mapsten gösterebileceğimi düşündüğüm (2. EV) bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle beraber, H., S., ve B. isimli şahıslar vardı. Bu evde birkaç hafta kaldıktan sonra bayram tatili nedeniyle ailemin yanına gittim. Daha sonra tekrar geldiğimde evimin değiştiğini söylediler. Bu evde bu 3 kişi dışında Murakıp olan B. kod adlı bir şahısta vardı. Bu evde kısa süre kalmam nedeniyle Sermurakıp ile muhatap olmadım ve kim olduğunu da bilmiyorum. Bayramdan sonra bu eve gittiğimde A. isminde (ismini kod adını tam olarak bilmiyorum ancak evdeki kişinin birinin A. diye hitap ettiğini hatırlıyorum) biri vardı. Bu şahıs beni ikinci evden alarak Demetevlerde demetevler durağının yakınında olan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm( 3. EV) bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle birlikte, A.Ö., F.K., R. isimli şahıs (yanlış hatırlamıyorsam soy adı ALTIN) ve Z.A. isimli şahıslar vardı. Bu evin murakıbı kod adı H. olan H. isimli şahıstı. Sermurakıbı ise G. kod adlı G. isimli şahıstı. Ben bahsetmiş olduğum bu üç evde 2010 yılındaki Adli ve İdari Yargı sınavlarına girdim. iki sınavı da kazanamadım.

1.evden kimin sınava katıldığını bilmiyorum.

2.evden S. isimli şahsın İdari yargı, B. ve H. isimli şahısların Adli yargı sınavını kazandığını duydum.

3.evden kimse sınavı kazanamamıştı.

3.evde kaldığımız dönemde sınav akşamı herhangi bir murakıp yada sermurakıp olan kişiler görüşmeye gelmedi. bu evde herhangi bir soru verme veya alma olayına şahit olmadım. Ben sınavı kazanamayınca memleketime döndüm. Birkaç hafta sonra B. kod adlı şahıs beni aradı ve beni Ankara'ya çağırdı. Bende Ankara'ya gittim. B. kod adlı şahıs bana Keçiören ilçesinde buluşacağımızı söyledi ve orada buluştuk. B. kod adlı şahıs beni Keçiörende bulunan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm 4. eve geldik. bu eve geldiğimizde benimle birlikte, N.K., E.Ö., D.Ç., R.T.K. ve soy adını bilmediğim S.A. isimli şahıslar vardı. bu evde toplam 6 kişiydik. Bu evin murakıbı B.kod adlı şahıstı, Sermurakıbı ise G. kod adlı şahıstı. bu evde de 1. 2.

3.evlerde bahsettiğim kurallar geçerliydi. bu evde biz 2011 yılı Nisan ayında yapılan Adli Yargı sınavına hazırlandık. ben bu evde bulunduğum dönem içerisinde soru verilmesi olayını samimi bir şekilde anlatmak istiyorum. SORU VERİLME OLAYI:2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı ... isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salonda topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada "elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını" söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine G. kod adlı G. konuşmasının devamında " görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunu yinede bizimle paylaşmak istediğini" söylemesi üzerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60-70 civarında sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı.Bize kimin ne kadar sınavda puan alacağından bahsetti. Bana 84-85 civarında puan alacağımı söyledi. diğerlerine ne söylediğini tam olarak hatırlamıyorum. MÜLAKAT EVİ:Ben Nisan 2011 sınavından sonra 1-2 hafta memleketime kalmak için gittim. Daha sonra ... kod adlı şahıs beni arayarak Ankara'ya çağırdı. tekrardan aynı eve gittim. bu evi mülakat evi olarak kullandık. Herkes sınavı kazandığı için farklı bir eve gitmedik. bu evde fotokopilerle genel kültüre ilişkin çalışmalar yaptık. ayrıca mülakata kısa bir süre kala prova amaçlı üç kişi geldi. bu kişiler bize aynı mülakattaki gibi prova yaptılar. herkesi tek tek odaya aldılar, soru sordular. hatta beni izin almadan oturduğum için eleştirdiler, ayrıca bu evde bulunduğumuz esnada B. kod adlı Murakıp beyaz sade bir gömlek ve siyah etek ceketten oluşan bir takım almamızı, eteğin boyunun dizden 4 parmak aşağıda olmasını, topuk boyunun çok yüksek olmamasını, platform ayakkabı olmamasını, sade siyah olması gerektiğini, saçımızı düz fön şeklinde çektirmemizi söyledi, bizde dediği şartlara uygun kıyafet aldık, ayrıca yine bu dönemde referans bulmamız gerektiğini, ailelerimize referans hususunu anlatmamızı, mümkün olduğunca hükümet kanadından referans bulmamız gerektiğini söylediler. Ayrıca benim referans bulmakta zorlanacağımı B. kod adlı Murakıba söylemem üzerine B. kod adlı Murakıp bana Yargıtaya gidip yıllıklardan Aksaraylı olan hemşerilerimi bulup referans olmalarını istemem gerektiğini söylediler. Daha sonra mülakata girdim ve mülakat açıklandı, ben 13. veya 14. dönem olarak hakim savcı adaylığına başladım. Ayrıca biz mülakatı kazandıktan sonra yine 4. evimize gittik. Murakıp evlerimizin ayrılacağını ve staj evlerine geçeceğimizi ve bize ev tutmamız gerektiğini söylediler. hatta ben de ev aradım ancak bulamamam nedeniyle kiralamadım. daha sonra biz adaylığa başladık. ben Ankara stajyeri olarak başladım. STAJ DÖNEMİ: Ben staj dönemini anlatmak istiyorum, staj döneminde de bu yapının staj evleri bulunmaktadır. Ben istenildiği durumda şematik olarakta bunu çizebilirim.

14.dönemde iki tane devre sorumlusu bulunuyordu. bunlardan birincisi A.Ö., ikincisi E.Ö.'di. yanlış hatırlamıyorsam A.Ö.'ün altında 3'ten fazla staj evi vardı. E.Ö.'in altında ise kaç ev vardı bilmiyorum ancak kalanları tek tek sayabilirim. Zaten E.Ö.'in altında bulunan evlerde kimin hangi evde kaldığını kimin ev sorumlusu olduğunu net olarak bilmiyorum ancak isim isim onun altında evlerde kalanları sayabilirim. A.'nin altındaki 3 evde kalanları kesin biliyorum, 3'ten sonraki evin kaçtane olduğu tam olarak hatırlamıyorum ancak bu evde kalan şahısları isim olarak sayabilirim, sorumlularını da şuan hatırlamıyorum. A.Ö.'ün altındaki evleri de anlatmam gerekirse;

1.EV:Birinci evde ben, E.Ç., N.K., M.C. vardı. Evin sorumlusu E.Ç. idi.

2.EV:İkinci evde A.Ö...., ismini şuan hatırlamadığım 4. bir kişi vardı. bu evin sorumlusu A.Ö. idi.

3.EV:Üçüncü evde M. isimli şahıs, K.isimli şahıs, G.T. Z.A. isimli şahıslar vardı. Bu evin sorumlusu G.T.idi. Ayrıca A.Ö.'ün hatırlamadığım diğer evlerinde kalan kişiler, ....isimli şahıslardır. Bunlar dışında A.Ö.'ün sorumlu olduğu evlerde kalmış kişiler olabilir, aklıma geldikçe belirtmek istiyorum. E.Ö.'in devre sorumlusu olarak altında bulunan evlerde kimin sorumlu olduğunu, kimin hangi evde kaldığını net olarak bilmiyorum ancak E.Ö.'in devre sorumlusu olarak altında kaldığı evlerde kalan kişilerin isimlerini söylemek istiyorum. Bu evlerde 1-E.Ö., ...

15.E.P. isimli şahıslardı, ancak şuan başkası varmıydı hatırlamıyorum. Ayrıca evli olması nedeniyle staj evlerinde kalmayan ancak bizim dönemde yapıdan olduğunu bildiğim S.Y. isimli şahıs vardı, bu şahıs hakkında sadece bunları biliyorum. Biz staj evine yerleştikten sonra ilk maaşlarımızı yapıya vermemiz istendi, ben de ilk maaşımın tamamını verdim, sonrasında da diğer maaşlarımızın bekarlardan %15'i, evlilerden ise %10'u alınıyordu, yine staj döneminde devre sorumlusu olarak söylediğim A.Ö.'ün üstünde Ş. isimli şahıs (soy ismi Ş. olabilir) vardı. bu şahsın bir kod adı vardı ancak Yargıtay'da Ş.'nin gerçek adı öğrenilince kod adını çok kullanmadığımızdan şuan kod adını hatırlamıyorum, ayrıca Ş. isimli şahsın A.'nin sorumlu olduğu yukarıda 1., 2., ve 3. ev olarak belirttiğim evlerden sorumluydu. Yine staj döneminde bizim eve gelip sohbet veren 2 kişiyi hatırlıyorum. ancak bunların ne iş yaptığını bilmiyorum. meslekten olmadıklarını biliyorum.ZİMMETLEME OLAYI:Yapıda staj döneminde yapıdan birinin yapıdan olmayan biriyle ilgilenmesine Zimmetlenme deniliyordu. ilk akademi başlamadan önce kimin kime zimmetli olduğunu devre sorumluları söylemişti. Bana da yapıdan olmayan R.M. isimli şahıs zimmetlenmişti. Ben zaman zaman R. hakkında bilgi edinerek devre sorumlusu A.Ö.'e bilgi vermişliğim olmuştur, bunun dışında kimse hakkında bilgi vermedim, kimse de bana birini sormadı.SINIF TEMSİLCİSİ SEÇİMİ:Biz ilk ve ikinci akademi döneminde sınıf temsilcisi seçiminden önce istişare adı altında toplantı yapılırdı. Bu toplantılarda sınıf sınıf kime oy vereceğimiz bulunduğumuz sınıfa göre söylenirdi. Hatta bizim sınıftan seçilmesini istedikleri S.Ç.idi, bende S.Ç.'a oy verdim. Bu olaydan sonra S.Ç.'ın yapıdan birisi olduğunu tahmin ettim. ama S.Ç.'a ilişkin nedir, ne değildir, tam olarak ayrıntısını bilmem. EVLİLİKLE İLGİLİ BİLDİKLERİ: Bizim dönemde evlilikle iki kişinin ilgilendiğini biliyorum, bunlardan birincisi Şahin kod adlı M.F. , ikincisi ise Y. kod adlı A.Ö. idi. Staj aşamasında genelde herkesin evlenmesi gerektiğini söylerler ve evlendirmeye çalışılır. Yapı içerisinde bulunan kişilerden bayan ve erkek kişilerden fotoğraf istenir. ilk önce bayanın fotoğrafı erkeğe gösterilir. erkek kabul ederse erkeğin fotoğrafı bayana gösterilir. burdaki amaç bayanın reddedilmesinin önüne geçilerek rencide edilmemesidir. O dönemde bendende fotoğraf istenilmesi üzerine kendi fotoğrafımı verdim, bu fotoğrafların arkasına doğum tarihimin ve memleketimin yazıldığını hatırlıyorum, ben fotoğraf verdikten sonra devre sorumlusu A.Ö. bana bir tane adayla görüşmemi istediğini söyledi, ben de kabul ettim. ... beni bilmediğim bir eve götürdü. Bu evde beni 12. dönem Adli Yargı Hakimi olan Ş.S. ile görüştürdü. ancak ben şahsı beğenmediğim için bir daha görüşmedim. bu olaydan birkaç ay sonra yine A.Ö.tarafından bir aday olduğu söylendi. Daha sonra A.Ö ile birlikte Y. kod adlı A.Ö.'in evine gittik. burada eşim olan M.A.T. ile görüştük. birbirimizi beğendik ve sonrasında evlendik.YAPI EVLİLİĞİ YAPTIĞINI BİLDİĞİ KİŞİLER:-Yapı evliliğini yaptığını bildiğim K.Ç. vardır. Bu şahsın eşinin ismi İ.Ç.'tır. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. -Yapı evliliğini yaptığını bildiğim R. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismi T.Ç.'dir. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. -Yapı evliliğini yaptığını bildiğim G. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismi F.İ.'tır. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. -Yapı evliliğini yaptığını bildiğim E.Ç. vardır. Bu şahsın eşinin ismini hatırlamıyorum, Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını aynı evde kalmam nedeniyle E.'dan duydum. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. -Yapı evliliğini yaptığını bildiğim B.H. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismini B. diye hatırlıyorum ancak soy adını bilmiyorum. Betül'ün kızlık soy adının H.'mu başka birşey mi onu tam olarak hatırlamıyorum, Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. -Yapı evliliğini yaptığını bildiğim A.K. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismini tam olarak bilmiyorum ancak soy adının A. olduğunu hatırlıyorum. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. -Yapı evliliğini yaptığını bildiğim A.Ö. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismini N.B. olarak hatırlıyorum. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını A.'nin arkadaşım olması nedeniyle biliyorum, ben bunu A.'den duydum. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. Yapı evliliğini yaptığını bildiğim N. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismini bilmiyorum ancak görsem teşhis edebilirim.

13.dönem olduğunu biliyorum. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. Yapı evliliğini yaptığını bildiğim M.C. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin askeri hakim olduğunu hatırlıyorum ancak ismini bilmiyorum. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. Yapı evliliğini yaptığını bildiğim M. isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin askeri hakim olduğunu hatırlıyorum ancak ismini bilmiyorum. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum.Yapı evliliğini yaptığını bildiğim S.Ö.isimli şahıs vardır. Bu şahsın eşinin ismini hatırlıyorum ancak evlendiklerinde savcı stajyerliği yaptığını hatırlıyorum. Bu şahısların yapı evliliği yaptıklarını sohbet ortamında öğrendim. Bunlara kimin aracılık yaptığını bilmiyorum. Bunlar dışında hatırladıklarım şu aşamada yoktur ancak aklıma geldiğinde söylemek isterim.

14.DÖNEM VE DİĞER DÖNEMLERDEN MURAKIPLIK VE SERMURAKIPLIK YAPAN KİŞİLERDEN BİLDİKLERİ:Ben sohbet ortamlarından bizim dönemde bir alt döneme ait çalışma evlerinde Murakıplık ve Sermurakıplık yapan kişilerinden bildiklerim vardır. Bu kişiler N. kod adlı N.K. (ismi N.'da olabilir, bu şahsın sermurakıplık yaptığını hatırlıyorum), E.Ç. (bu şahsın kod adı kullanıp kullanmadığını bilmiyorum, ancak murakıplık yaptığını biliyorum), R.T.K. (sanırım sermurakıplık yapmıştı), R. isimli şahıs (bu şahıs murakıplık yapıyordu, sermurakıbı da H.A. idi, R. isimli şahıs yukarıda bahsettiğim T.Ç.'in eşi olan şahıstır), H.A. isimli (bu şahsın sermurakıplık yaptığını biliyorum) şahıslardır.Ayrıca ben kalmış olduğum çalışma evlerindeki sorumlular olan Sermurakıp ve Murakıplar dışında sohbet ortamlarında duyduğum Sermurakıplar vardır. Bu kişiler S. kod adlı Ö. yada Ö. kod adlı S. isimli şahıs vardı, onun dışında başka sermurakıp varmı bilmiyorum, ben kesinlikle murakıplık yada sermurakıplık yapmadım. Benim çalışma evleri ve staj dönemine ilişkin hatırladıklarım bunlardan ibarettir. Ben kura çektikten sonraki bildiklerimi anlatmak istiyorum. Ben 20/05/2013 tarihinde kura çekerek Adana İli Feke İlçesine atandım, ben burada iki ay kadar durdum. Eşim benden iki ay sonra kura çekti ve kurayı Ankara İdare Mahkemesine çekti. Ben de eş birleştirmesinden Ankara İli Çubuk İlçesine atandım. Ben Adana İli Feke ilçesinde bulunduğum dönemde yapıdan kimse benimle irtibata geçmedi. Ben Ankara'ya atandıktan sonra yapı tekrar eşim aracılığıyla benimle irtibata geçti. Normalde yapılanmada meslek sonrasında Adli ve İdari olarak ayrı bir yapılanma söz konusudur. Normalde benim Ankara'ya atandıktan sonra Adli Yargı ile birlikte sohbete katılmam gerekiyordu ancak o dönemde benim yaşımın genç ve kıdemimin düşük olması nedeniyle eşime tabi kıldılar. Ankara'da kıdemli Hakim Savcılar olduğundan kıdemli Hakim Savcıları görmemi istemediklerinden dolayı beni eşimin gurubuna dahil ettiler. Benim adliyecilerden duyduğum kadarıyla Adli Yargı yapılanması genelde bayan erkek karışık şekilde guruplar halindeymiş. ancak sebebini tam olarak bilmemekle birlikte ya idari yargıda yapılanma erkek bayan diye ayrılıyor yada beni bekar gurubuna verdikleri için bizim gruplara sohbetlere erkekler gelmiyordu. Eşim kendi grubuna bende kendi grubuma gidiyordum. Bu sebeple ben Yargıtay'a eşimde Danıştay'a atanana kadar sadece bayanların olduğu gruba gittim. Yargıtay ve Danıştay'a atanma olayına kadar eşimin grubuyla sohbete gitmedim. Bu nedenle eşimin grubunda kimler var bilmiyorum. Ben Çubuk'a atandıktan sonra eşimden ayrı olarak bir gruba dahil edildim. Bu sohbet grubunda; F. isimli şahıs, G. isimli şahıs ve ismini hatırlamadığım 2 şahıs ve ben vardım. Bu grubun sorumlusu G. isimli şahıstı. Aslında bu grubun tamamının isimlerini hatırlarım ancak şuan aklıma gelmedi. bu şahısları görsem teşhis edebilirim. Bu grubun başında hakim savcı olmayan, ev hanımlığı yapan sivil bir abla vardı. hatta bu sivil ablanın kocasının da eşimin grubuyla ilgilendiğini biliyorum. Bu şahıslarla en erken ayda bir kez toplanıyorduk. benim eşimle burada bahsetmeyeceğim ailevi problemlerim vardır. o dönemdede problemler devam ediyordu. Normalde sohbet gruplarında eve giren maaşın / maaşların evlilerde %10 u bekarlardan ise %15 i alınırdı, biz bu paradan muaf tutularak psikolağa gittik, bu nedenle biz yapıya para o dönemde veremedik. Ben Çubuk'ta 13-14 ay kaldım ve bu dönemde sivil imamda gittiğim grupta değişmedi. Ben daha sonra Yargıtay Tetkik Hakimliği'ne, eşimde benden bir müddet sonra Danıştay Tetkik Hakimliği'ne atandı. tayinden sonra sivil imamlar değişmedi, sivil imamlar aynı kişilerdi. Ancak benim grubum değişti. yanlış hatırlamıyorsam eşimin grubu değişmedi. Benim yeni grubumda S.K., V.K. ve ismini hatırlamadığım şahıs (Yargıtay 1. Hukuk Dairesinde Tetkik Hakimi olduğunu biliyorum) vardı yani benimle birlikte grup 4 kişiydi. Bunlarla da aynı şekilde gruplara devam ettik. Toplantılara 19/03/2015 tarihindeki çocuğumun doğumundan sonra bir daha katılmadım. Eşim de toplantılara devam ediyordu ancak içeriğini tam olarak bilmiyorum, dedi. Ben by lock vb. program kullanmadım. Eşimin by lock kullanmadığını biliyorum ancak diğer programları kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. HSYK seçimlerinden önce yapılan toplantılarda sivil imamlar benim by lock'umun olmaması nedeniyle kime oy vermem gerektiğini liste halinde not şeklinde bana verdiler, ben de o dönemde yapının adayı olduğunu bildiğim kişilere oy verdim. HSYK seçimleri döneminde o dönemde yapının adayı olduğunu bildiğim 11 adaydan kimseyle yüz yüze gelmedim, görüşmedim. Bu dönemde benim hamilelik ve doğum sürecim olduğundan ve gidip gelme olayı sekteye uğradığından bu HSYK seçimleri dönemini tam olarak bilmiyorum. Ben menfi müsbet olayını biliyorum. Menfi müsbet olayı yapı içerisinde yapıdan olmayan kişiler hakkında yapı içerisinde yer alan kişiler tarafından bilgi toplanması olayına verilen isimdir. Ben ne adaylık döneminde ne de meslek döneminde kimse hakkında bilgi vermedim, sadece bana zimmetlenen R.M. hakkında bilgi verdiğimi yukarıda belirtmiştim. Bu bilgileri devre sorumlusu toplardı ve devre sorumlusuna verilirdi. Yapı içerisinde Fetullah Gülen den çocuklara isim verildiğini duydum ancak saçma sapan isimler geldiğini görmem ve bu olayı mantıklı bulmamam nedeniyle herhangi bir isim talebimiz olmadı, zaten 1 tane çocuğum vardır, bunun adıda kayınpederimin adıdır. Ben T1, T2, T3, T4, T5 ibarelerini 15 Temmuz sonrasında basından öğrendim, benim bu konu hakkında bilgim yoktur.Sivil imamların kod adını kullanıp kullanmadığını tam olarak bilmiyorum. 1 dolar eşimde de bende de yoktu. Ben ve eşimin kod adı yoktu. Biz kod adını kullanmadık. Herhangi bir görev almadım. Ben veya eşim Bankasyayı kurtarmak için kendi adımıza veya ailelerimizin adına para yatırmadık. Ben hakim savcı çalışma evindeyken bizden Ak Partiye oy vermemiz istenirdi, ancak 17-25 Aralık olayından sonra CHP'ye oy vermemiz şeklinde telkinde bulundular ancak ne ben ne eşim oy kullanmadık. 17-25 Aralık olaylarından sonra grup sohbetlerinde zaman zaman siyaset konuşulduğuna şahit oldum. Çalışma evlerinin numaralarını sadece anneme söylemiştim. Annem dışında da kimseyle görüştüğümü hatırlamıyorum. Ben tüm bildiklerimi samimi bir şekilde anlattım ancak ben şuan yoruldum. Aklıma gelen bir husus olduğunda tekrar beyan vermek isterim." Davacı Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 13/09/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "Yukarıdaki bilgiler doğrudur ve bana aittir, ben kolluk kuvvetlerinde ve Savcılıkta ifade vermiştim, o ifadelerim doğrudur ancak bir husus yanlış yazılmış ve bir hususta yanlış anlamaya müsait yazılmış. Öncelikle ben bu hususları düzeltmek istiyorum. 12/09/2017 tarihli ifademin 7. sayfasında lüzum üzerine soruldu kısmında "Ben by lock vb. program kullanmadım, Eşimin by lock kullanmadığını biliyorum ancak diğer programları kullanıp kullanmadığını bilmiyorum" şeklindeki ibarenin "Ben by lock vb. program kullanmadım, Eşimin by lock kullandığını biliyorum ancak diğer programları kullanıp kullanmadığını bilmiyorum" şeklinde değiştirilmesi gerektiğini ifademi okuduktan sonra fark ettim. Benim eşim by lock kullanmıştır ancak beni by lock kullanmadım. Ben 7. sayfanın 3. paragrafının başından "Benim çalışma evleri ile başlayan ve tam olarak bilmiyorum, dedi" şeklindeki bölümün biraz karışık olduğunu ve anlam karışıklığına sebebiyet vereceğini düşünüyorum. Bu nedenle oraları yani meslek sonrası yapılanmayı baştan anlatmak istiyorum, şimdi anlatacaklarım daha doğrudur ve daha nettir. Bu nedenle eski ifademden ziyade bu bölümle ilgili olarak anlatacaklarıma üstünlük tanınsın. Ben 20/05/2013 tarihinde kura çekerek Adana ili Feke ilçesinde atandım, burada 2 ay kadar durdum. eşim benden 2 ay sonra kura çekti ve kurası Ankara İdare Mahkemesine çıktı. Bunun üzerine ben eş birleşmesiyle Ankara ili Çubuk ilçesine atandım. Ben Adana ili Feke ilçesinde bulunduğum dönemde yapıdan kimse benimle irtibata geçmedi. Bu nedenle Feke ilçesinde yapıyla ilgili anlatacağım herhangi bir husus söz konusu değildir. Ben Ankara'ya eş birleşmesiyle atandıktan sonra eşim ile ben ayrı ayrı gruplara dahil olduk. Ben bayanlar grubuna eşim de erkekler grubuna dahil oldu. Ben mesleğe kura çekmemden ihraç edilmeme kadar hiçbir zaman eşimle aynı gruba dahil olmadım. Bu nedenle eşimin grubundan herhangi bir kimseyi bilmiyorum. Benim duyduğum kadarıyla taşrada bulunan Hakim Savcı yapılanmasında gruplar bayan erkek karışık oluyor ancak eşimle benim grubum erkek bayan şeklinde ayrıldı. bunun ben iki sebebe bağlıyorum. birincisi Ankara yapılanmasının farklı olması ikincisi de Ankara'da kıdemli ve yaşı benden büyük olan kişilerin bulunması nedeniyle beni eşime tabi kıldılar ve idari bekar bayan grubuna dahil oldum. Benim adliyeye girmememi bu iki sebebe bağlıyorum ancak neden böyle birşey yapıldığını tam olarak bilmiyorum. Öncelikle eşimin grubunun başında büyük bir ihtimalle kod adı kullanan K. isimli bir şahıs vardı. K. isimli şahsın eşi olan ismini ve kod adını hatırlamadığım (değişik bir adı vardı, şuan aklıma halen gelmiyor) bir bayanda bizim bayan grubuyla ilgileniyordu. Bu iki şahısta sivil şahıslardı yani Hakim Savcı değillerdi. Ben Ankara Çubuk'a atanmamdan ihraç edilmeme kadarki süreçte üç farklı dönemde 3 farklı gruba dahil oldum. eşimin grubu değiştimi hep aynımı kaldı tam olarak bilmiyorum. Ancak yine Çubuk'a atanmamdan ihraç olana kadar eşimin grubuyla ve benim grupla K. kod adlı şahıs ve eşi ilgilendi. Siviller hiç değişmedi. KURA SONRASI DAHİL OLDUĞUM BİRİNCİ GRUP: Benim ilk dahil olduğum grupta ; Fatma isimli şahıs, Güneş isimli şahıs, Büşra isimli şahıs ve ismini hala hatırlamadığım bir şahıs vardı. Bu grubun grup başkanı Güneş isimli şahıstı. Bu şahısların hepsi idari hakimdi, sadece ben Adli Yargı hakimiydim. Bu gruba dahil olduktan sonra en erken ayda bir toplanıyorduk. Toplantılarda dini sohbetler yapılıyordu. ismini hatırlamadığım sivil abla elinde getirdiği dini sohbeti yapıyordu. , dini ibadetlere ilişkin aylık çetele alıyordu. Zaten hakim savcınında evinde Fetullah Gülen kitabı bulundurmak, Zaman gazetesine abone olmak kesinlikle yasaktı. bu sohbetlerde Fetullah Gülenin videosu izletilmiyordu, sadece sohbetler hazırlanıp veriliyordu. Ben bu gruptaki kişileri ve sivil ablayı görsem teşhis edebilirim. Ayrıca yapılanmada sohbet gruplarında eve giren maaşın veya maaşların evlilerden %10 bekarlardan ise %15'i alınırdı ancak benim eşimle ailevi problemlerim vardı. bu nedenle bizi %10 luk himmetten muaf tuttular ve o parayla biz psikoloğa gittik. meslek sonrası sürekli psikoloğa gittiğimiz için himmet olarak yardımda bulunmadık. KURA SONRASI DAHİL OLDUĞUM İKİNCİ GRUP:Benim ikinci dahil olduğu grupta; N.Ç.H., R.A., S.A. ve D isimli şahıs vardı. Bu grubun grup başkanı N.Ç.H. idi. sivil imam yine K. kod adlı şahsın eşiydi. ancak o dönemde hamile olması nedeniyle bu grupta bu siville çok görüşmedik. bu grupta da yine aynı birinci girupta belirttiğim hususlar geçerliydi. KURA SONRASI DAHİL OLDUĞUM ÜÇÜNÇÜ GRUP:Benim dahil olduğu üçünçü grupta; Yargıtayda tetkik hakimliği yapan S.K.,, Çubuk Asliye Ceza Hakimliği yapan V.K., Yargıtay 1. Hukuk dairesinde tetkik hakimliği yapan ismini hatırlamadığım bir şahıs vardı. Bu gruptada aynı kurallar geçerliydi. ben bu şekilde toplamda 3 grupta bulundum, toplantılarada 19/03/2015 tarihindeki çocuğumun doğmundan sonra gitmedim. ancak eşim toplantılara devam ediyordu. kiminlen nasıl gidiyordu onu tam olarak bilmiyorum. Ayrıca ben 12/09/2017 tarihli ifademin 5. sayfasında A.Ö.'ün birinci, ikinci ve üçüncü evlerin dışında kalan kişilerin bir kısmını hatırlamadığımı söylemiştim, ancak şuan A.Ö.'ün diğer evlerinde kalan 4 kişi daha aklıma geldi. bu kişiler S.T., S.A., Ö.E., N.Ç.H. dur. hatta yanlış hatırlamıyorsam N.Ç.H. evlerin birinden sorumluydu." beyanında bulunduktan sonra ifadelerinde adı geçen 80 kişi için ayrı bilgi vermiştir.

a)2.) Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B., Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "... İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ:Ben bu eve gittiğimde bu evin murakıbı H. kod adlı B., ser murakıbı ise kod adı olup olmadığını bilmediğim ancak gerçek isminin Z.M. olduğunu bildiğim şahıstı. Bu eve gittiğimde benimle birlikte bu evde soy ismini hatırlamadığım M. isimli şahıs, ..., H.k., soy ismini bilmediğim S. isimli şahıs, G.A. bulunuyordu. Bu evin hattının ve diğer faturalarının kimin üzerine olduğunu hatırlamıyorum. Bu evi kimin kiraladığını da bilmiyorum. Biz bu evde 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarına hazırlandık. Bu sınavlardan ben idari yargıyı kazanamadım ancak adli yargı sınavını kazandım. Bu evde idari yargı sınavını M. isimli şahıs ile S. isimli şahıs kazandı ve idari yargı sınavım kazanır kazanmaz evden ayrıldılar. Bu nedenle bu kişilerin adli yargı sınavına girip girmediklerini bilmiyorum. Bu evde adli yargı sınavını Havva isimli şahıs ve ben kazandık. … ve G.A. isimli şahıslar 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarının ikisini de kazanamadılar..."

Aynı tanık Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "... 32- …: Bu şahsın Antalyalı olduğunu biliyorum. Bu şahıs hakim savcı çalışma beraber kaldığım şahıstır, sonrasında hakim olduğunu biliyorum. Bu şahıs uzun boylu, iri gözlü, uzun saçlı bir şahıstı. Görsem teşhis edebilirim." beyanında bulunduktan sonra aynı tarihli Teşhis Tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.K.. Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/04/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...Şüpheliye staj yapılanması ile ilgili bildiklerini anlatıp anlatamayacağı hususu sorulduğunda; hatırladığım ve bildiğim kadarıyla anlatmak isterim, dedi. STAJ YAPILANMASI: (2011 yılının haziran ayından 2013 yılının 3 Mayısına kadar kaldığını beyan eder) DEVAMLA:...14.dönem Ankara staj yapılanmasının en üstünde benim bildiğim kadarıyla B. KOD ADLI şahıs vardı. Ayrıca M. KOD ADLI şahıstan da bahsediliyordu ancak ben bu şahsı hiç görmedim. Gerçek ismini de bilmiyorum.

B. KOD ADLI şahsın üstünde kim vardı veya biri var mıydı onu tam olarak hatırlamıyorum....A.

İSİMLİ devrecinin altındaki 14.dönem staj evlerinde bizim dönemden kaldığını bildiğim kişiler; K.Ç., Ö.E., ..., N.L., N.B....G.T. isimli şahısların olduğunu hatırlıyorum. Başkaları var mıydı tam olarak emin değilim. Ayrıca zaten staj süreci boyunca evlenme nedeniyle zaman zaman değişiklikler oldu, sayının azalması nedeniyle kapanan staj evleri olduğunu da hatırlıyorum. Hatırladıklarım bunlardır..."

Aynı tanık Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 13/04/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "... 56-…: Bu şahsın nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs staj döneminde yapının staj evlerinde kalmıştır. Adli yargı hakimi olduğunu biliyorum. Görsem teşhis ederim... " beyanında bulunduktan sonra 18/04/2018 tarihli Teşhis Tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.D., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 15/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...Bu evlerin haricinde yapıya ait öğrenci evlerinde kaldığını bildiğim ... isimli benim alt dönemim olan Kıbrıs Yakın hukuk mezunu şahısta vardır, ancak hangi evde kaldığını bilmiyorum, şahsın kalmış olduğu evde ev ablalığı yaptığını biliyorum. Yine aynı şekilde alt dönemim olan A.Y., T.B., M.D. isimli şahıslar da yapıya ait öğrenci evlerinde kalıyorlardı, ancak hangi evde kaldıklarım bilmiyordum... Benim hakim savcı çalışma evlerinin haricinde söylemek istediğim bir husus daha mevcuttur, yapının bayan hakim savcıları erkek hakim savcılarla evlendiriyorlardı, bu şekilde yapılan evliliğe yapı evliliği deniyor, bana bu şekilde bir teklifte bulunulmadı, ancakyapı evliliğini bildiğim şahıslar mevcuttur, A.Ö., F.K., ... isimli şahısların yapı tarafından evlendirildiğini biliyorum. Bunu A., F., Z. isimli şahısları aynı üniversiteden tanıdığım için A.Ö. daha sonradan yaptığım sohbet esnasında A.Ö.den öğrendim...25-...: AntalyalIdır. Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk mezunudur. Bu şahısta ev ablalığı yapmıştır. Sonradan hakim olduğunu duymuştum. Bu şahıs uzun boylu, esmer tenli, normal kilolu bir şahıstı, görsem teşhis ederim." beyanında bulunduktan sonra 18/10/2017 tarihli Teşhis Tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Aynı tanık davacının yargılandığı ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında yer alan ifadesinde; "Ben yılını tam olarak hatırlamamakla birlikte sanık ile Kıbrıs Yakın Doğu Üniveristesinde Hukuk Fakültesinde okuyorduk. Sanık benden alt dönemdeydi. Sanık cemaat evlerinde kalıyordu. Ben de cemaat evlerinde kalıyordum. Sanık ile aynı ortamda bulunmuşuzdur illa ki ben sanığın ev ablalığını yaptım. Sanık …'da ev ablalığı yaptı, sanık büyük bir abla değildi. Sanığın sohbet verdiğine hiç şahit olmadım. Sonrasında Ankara iline Hakim Savcı çalışma evlerine gitti. Ben de gitti ancak o benden önce mezun oldu gitti. Sanık sonrasında Hakim oldu evlendi sanık Antayalıydı, sanık benim sürekli görüştüğüm bir şahıs değildi. Sanığın Bylock programını kullanıp kullanmadığını bilmiyorum. Hakimlik sürecinde bu yapı ile ilişkini devam edip ettirmediğini bilmiyorum, ben zaten beyanda bulunmuştum o beyanlarım ve teşhis işlemlerim aynen geçerlidir..."

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.K., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...Benim kariyer görüşmesi yaptığım şahıs ... KOD ADLI şahıstı. Ben bu şahısla yukarıda bahsettiğim kız öğrenci yurdunda farklı tarihlerde 2 yada 3 kez görüşmek suretiyle gerçekleştirdim. Benimle birlikte bu kariyer görüşmesine geldiğini hatırladığım şahıslar ise sınıf arkadaşım olan Ş.A., Y.Ö., F.D., S.Ç. isimli şahıslarla birlikte katıldım. Bu yapmış olduğum görüşme ... kod adlı şahıs ilk olarak bize dini içerikli sohbet verdikten sonra bizlerle görüşme yaptı, benimle yapmış olduğu ilk 2 görüşmede toplantıya katılan diğer şahıslar hakkında soru sordu, bu sorular şahısların erkek arkadaşlarının olup olmadıkları, namaz kılıp kılmadıkları, en son yaptığım görüşmede ise ... kod adlı şahıs bana hitaben Ankarada hakim savcı çalışma evlerine gelmeni istiyoruz ve kalmanı istiyoruz dedi...2- KARİYER GÖRÜŞMESİ YAPTIĞIM ... KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahsın kod adı olduğunu biliyorum, kariyer görüşmesine katılan şahıslar arasında böyle bir görüşme geçtiğinden dolayı biliyorum, gerçek ismini bilmiyorum, ne iş yaptığını bilmiyorum, çünkü kendisinden ve ne iş yaptığı hakkında soru sorulmamasını istiyordu ancak şahısla ilgili hatırladığım uzun boylu, kıvırcık saçlı, orta kilolu bir şahıstı, görsem teşhis edebilirim." beyanında bulunduktan sonra 15/11/2017 tarihli Teşhis Tutanağında ifadesinde ... kod adını kullanan kişi olarak belirttiği şahsın davacı olduğunu kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan R.M., Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/11/2017 tarihli tanık ifade tutanağında; "...Tanığa Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli olarak alınan 12/08/2016 tarihli ifadesinde "Z.E. isimli Akademide sıra arkadaşı olan hakim yine evimize ziyarete gelmişti, Z.E. mutfakta otururken N.Ö.'den bahsederek onu övdü, onun dışında birkaç isim daha söylemiş olabilir ancak hatırlamıyorum, Z. seçimden sonra beni telefon ile arayarak kime oy verdiniz diye sordu, ben soruya sinirlenerek ve biz gereken kişilere oyumuzu verdik sen merak etme diyerek telefonu kapattım" beyan ettiği hususu hatırlatılarak ifadesinde belirttiği Z.E. isimli kişinin şuan kendisine fotoğrafı gösterilen Z.E. (125611) isimli kişi olup olmadığı soruldu: (tanığa dosya içerisinde ki Z.E.'a ait fotoğrafın SEGBİS ortamında net görülememe ihtimali nedeniyle talimat ekinde Gelibolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen fotoğraf örneği Gelibolu Cumhuriyet Başsavcılığı Talimat Büroda Zabıt Katibi olarak görev yapan A.G. tarafından tanık R.M.'e gösterildi. Tanık Beyanında:

Bana fotoğrafını göstermiş olduğunuz Z.E. isimli kişiyi tanımıyorum. Daha önce ifademde bizim evimize ziyarete gelip seçimlerle ilgili N.Ö.'den bahseden kişi ...'dür. Ben o anki ifademde de bu kişiyi belirtirken ... olarak belirtmiştim. Muhtemelen yanlışlıkla Z.E. olarak yazılmış. Ben o an ifademi okumadan imzalamıştım. Ayrıca Ben biraz önce yine talimatla Samsun 4.Ağır Ceza Mahkemesinde tanık olarak ifade verdim. Z.E. bu dosyada sanıktı. Ben size anlattığım hususları da orada da belirttim. Ben Z.E. isimli kişiyi hiç tanımıyorum. Daha önceki ifademe sehven bu kişinin ismi yazılmış dedi."

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan H.E.Y., Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 03/10/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağında; "BİRİNCİ ÇALIŞMA EVİ:Ben 2007 yılında Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesini kazandım, okulu bir yıl uzatarak 2012 yılında okuldan mezun oldum. Ben bildiklerimi samimi bir şekilde anlatmak istiyorum. Yapı içerisinde son sınıfa gelindiğinde kariyer görüşmesi adı altında bir görüşme yapılır, bu görüşme son sınıfta birden fazla kez genelde üç ayda bir yapılır.

4.sınıfın başlarında benimle de kariyer görüşmesi adı altında görüşmeye başlanıldı. Bu görüşme çok gizli saklı yapılırdı. Beni bu görüşmeye yanlış hatırlamıyorsam o dönemde kod adı olduğunu düşündüğüm F. isimli bir şahıs yönlendirmişti. Hatta F. isimli şahıs dışında benim kariyer görüşmesi yaptığımı bilen kod adı mı gerçek adı mı olduğunu tam olarak bilmediğim BTM'den üst bir görevde yer aldığını bildiğim E. ve D. isimli şahıslar biliyordu. Bu E. , D. ve F. isimli şahısların beni zaman zaman arabayla kariyer görüşmesine götürdüğünü hatırlıyorum. İlk başta kariyer görüşmesi denilen görüşmede son görüşmeye kadar genelde dini sohbetler yapılıyordu, meslekle ilgili herhangi bir şey konuşulmuyordu. Ancak son görüşmede tamamen meslekle ilgili durumlar konuşuldu. Benimle kariyer görüşmesi yapan kişi ilk başlarda K. kod adlı şahıstı. Ben okulu uzattıktan sonra K. kod adlı şahsın yerine ... kod adlı (kod adının ... olup olmadığından tam olarak emin değilim) şahıs geldi. Ben 4. sınıfın sonuna geldiğimde K. kod adlı şahıs benimle son bir görüşme yaptı. Bu görüşme esnasında bana hitaben; " E. sen iyi birisin, vazifede yapmışsın, şu ana kadar da seninle görüşmelerden anlamışsındır, senin için özel gidip geliyorum ve senin hakim veya savcı olmam çok arzularım, zaten bu şekilde bu yönde Ankara 'da çalışma evlerimiz var, ancak başörtüsüyle ilgili problem var, sen başörtülüsün, başını açman gerekiyor, çünkü iyi insanlar bu görevlerde olsun istiyoruz, biz iyi insanların bu yere gelmesini istiyoruz, vb” şeklinde konuşma yaptı. Ben de başımın açılacak olmasını istemeleri üzerine ağlamaya başladım ve K. isimli şahsa hitaben; " Benim babam zaten Kıbrıs’a beni başı kapalı okuyabileceğim tek üniversite olan Yakındoğu Üniversitesine sırf bu sebeple gönderdi, bu yüzden istediğiniz şeyi şu aşamada düşünmeliyim, ailemle bu hususu konuşmalıyım, memlekete giderken en azından başörtülü olarak gitsem " şeklinde söyledim, Bunun üzerine K. isimli şahıs gülümseyerek bana hitaben "zannetmiyorum ama senin için soralım " şeklinde cevap verdi. Bu görüşme sonrasında gidip gitmeyeceğim hususunda net bir şey söylemedim ancak gitmeye niyetim vardı. Bu görüşmesi sonrasında ben okulu uzattım .Ben okulu uzatınca bu görüşmeyi belli bir müddet hiç yapmadık. Zaten K. son görüşmede kendisinin görevi başkasına devredeceğini, başka birisi gelirse de ona güvenmem gerektiğini belirtmişti. K. ile bu görüşme yanlış hatırlamıyorsam 2011 yılının mayıs ayında gerçekleşmişti. Yine yanlış hatırlamıyorsam ekim-kasım ayı gibi benimle yine kariyer görüşmesi adı altında ... kod adlı kişi ile (kod adından tam olarak emin değilim) iki ya da üç kez görüştü. Bu görüşmelerde de dini sohbetler yapıldı. Daha sonra ... Kod adlı şahıs ile yaptığımız son görüşmede Ankara'da çalışma evlerinin olduğunu, beni de oraya alacaklarını, başörtüsü sorununu da halletmeye çalışacaklarını merak etmememi, ailemi ikna etmem gerektiğini söyledi. Ben bu görüşme sonrasında mezun oldum .Daha sonra deprem dolayısıyla ailecek İstanbul'a taşındık. Ben direk Kıbrıs'dan İstanbul'a gittim. Sonrasında yaklaşık 3 ay hiç arayan olmadı. Hatta ben o sırada unutulduğumu sandım, staj evraklarımı hazırladım. 2012 aralık ayının sonları gibi beni Ankara'dan aradılar. Ankara'dan beni arayan kişi yine ... kod adlı şahıstı. Bana Ankara'ya gelmemi ve Aşti'de bulunan ineceğim firmanın peronunun karşısında bulunan S harfi ile başlayan kafede beklememi söyledi. Ben 2013 yılı şubatının ilk haftası Ankara'ya gittim.19-... KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahsın kod ismi olduğunu biliyorum. Nereli olduğunu bilmiyorum. Bizlere ne iş yaptığını söylemezdi, bu şahıs hakkında başkada bir bilgiye sahip değilim, görsem teşhis edebilirim." beyanında bulunduktan sonra davacı hakkında düzenlenen 18/10/2018 tarih ve İddianame No: : … sayılı iddianamede " bunun üzerinde kendisine yaptırılan fotoğraftan teşhis tutanağında, ifadesinde bahsi geçen "... kod adlı şahıs" olarak bildiği şahsın şüphelinin olduğunu kesin ve net olarak teşhis ettiği" belirtilmiştir.

Davacı tarafından bu ifadelere karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.

Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, davacının okul yıllarından itibaren yapıyla irtibatlı olduğuna, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, sınav sonrası örgütün staj ve mülakat evlerinde kaldığına, kendisine örgüt tarafından verilen talimatları yerine getirdiğine, ev ablalığı yaptığına, kod adı kullandığına, 2011 yılı Nisan ayında yapılan hakimlik sınav sorularının kendisine örgüt tarafından sınav öncesinde verildiğine, örgütsel toplantılara süreklilik arz edecek şekilde katıldığına, eşiyle örgüt içi katalog evliliği yaptığına, 2014 HS(Y)K seçimlerinde örgütün sözde bağımsız adaylarını desteklediğine, göreve başladığı 2013 yılı sonrasında da yapıyla irtibatına devam ettiğina, örgüt içi oluşturulan gruplara dahil olduğuna, bu süreçte de örgüt toplantılarına aktif olarak katılmaya devam ettiğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen ifadelerin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

b)Hakim-Savcılık Sınavlarına Örgüte Ait Çalışma Evinde Hazırlanma

i)Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunda Genel Değerlendirme

Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma kapsamında düzenlenen … tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında "...F.G. isimli şahsın şüpheli olarak alınan savunmalarında ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesinde yapılan sorgusunda özetle '2010 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olduğunu ve Kırıkkale İlinde avukatlık stajını yapmaya başladığını, daha önce ismini zikrettiği Ş. isimli şahsın kendisine ulaştığını, kendisini hakim savcı hazırlama evlerine davet ettiğini, Ş.' nin ve ailesinin ısrarı üzerine staj süresinde Ankara Etlik' te bulunan açık adresini hatırlamadığı bir eve yerleştirildiğini, bu evde Amasya'lı, Ankara Hukuk Mezunu olan S.K. (İdari hakim, abisi de hakim), Adana'lı Ankara Hukuk Mezunu esmer, dudağının üzerinde ben bulunan C., Afyonlu H., Afyon'un bir köyünden Ankara hukuk mezunu ailesi çiftçilik yapan uzun boylu zayıf ismini A. olarak hatırladığı kişiler olduğunu, bu hazırlık evinde yaklaşık dört ay kaldıklarını, kendisi dışında hepsinin sınavı kazandıklarını ve mülakatı geçtiklerini, zaten kendisini eve davet ederken sen yazılıyı geç biz mülakatı hallederiz şeklinde söylediklerini, Hakim Savcı hazırlık evlerine haftada bir gün hakim bir bayanın geldiğini, kitap ihtiyacını karşıladığını, bu bayanın zayıf, uzun boylu, Hatay yada Mersinli isminin E. olduğunu, E. isimli şalısın [şahısın] piyasadan fotokopi şeklinde soru ve konu anlatını [anlatımı] getirdiğini, bu fotokopilerdeıı[n] girmiş olduğu sınavda çıktığını hatırladığını ancak miktarını hatırlamadığını, bu evlerde cep telefonun yasak olduğunu, bu çalışma evinde sabit bir hat olduğunu, bu hatların dışarıya aramasının kapalı olduğunu, ancak bu sabit hattın dışarıdan arandığını, bu hat sayesinde sınava çalıştıkları dönemde aileleri ile görüştüklerini' beyan etmesi üzerine FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık evi olarak kullanılan hücre evlerine yönelik Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından soruşturma başlatılmıştır. ... -Bu evlere, üniversite döneminde yapının evlerinde veya yurtlarında kalan, yapıya güvenini ispat etmiş kişiler ile KARİYER GÖRÜŞMESİ adı altında görüşme yapılarak Hakim/Savcılık mesleğini yapmak isteyenler yönlendirilmektedir. KARİYER GÖRÜŞMESİ yapıldığı esnada kariyer görüşmesi yapan kişi KOD adı kullanmaktadır ve KOD adı kullandığını görüşme yaptığı kişiler bilmektedir. -KARİYER GÖRÜŞMESİ sonucunda hakim savcı olmak isteyen kişiler genelde Ankara İlinde (...) bulunan evlere sınavdan yaklaşık üç-dört-beş ay önce çağrılmaktadır. Bu evleri bahse konu sınav döneminde Ankara Adliyesinde adli veya idari yargı hakim/savcı adayı olarak staj yapan ve yapının Ankara ilinde kiralamış olduğu adaylık (Staj evlerinde) evlerinde kalan yapı üyesi kişiler kiralamakta ve evin kira ve bazı masraflarını bu kişiler karşılamaktadır. Bu evlerin bir tanesinden sorumlu kişilere yapı içerisinde MURAKIP denilmektedir. Bu murakıp olarak adlandırılan kişilerin üstlerinde yer alan ve yapı içerisinde en az iki evden sorumlu kişilere SER MURAKKIP denilmektedir. MURAKIP ve SER MURAKIP'lık yapan kişiler gizlilik ve kendilerinin deşifre olmaması amacıyla KOD adı kullanmaktadır. KOD adı kullandıklarını evde kalan kişiler bilmektedir. Yapı içerinde MURAKIP ve SER MURAKIP olarak adlandırılan bu kişiler, bu görevi yaptıkları dönemde Ankara İlinde Hakim/Savcı adayı olarak görev yapmaktadırlar. -Bu evlerde kalan kişilere, ev sorumluları olan MURAKIP veya SER MURAKIP olarak görev yapan kişiler mümkün olduğunca dışarı çıkmamaları, bu evin varlığından kimseye bahsetmemeleri, evin bulunduğu apartmandakiler ile muhatap olmamaları, muhatap olduklarında kendilerini avukat adayı yada hukuk öğrencisi olarak tanıtmalarını istemektedir. Bu evlerde kalmaya başlayacak kişilere bu evde şahit olacağı hususlardan kimseye bahsetmemeleri konusunda abdest aldırıp Kuran'ı Kerime el basarak yemin ettirilmektedir. Bu evlerde kalmaya başlayan kişilerin bir tanesinden adına bahse konu örgüt hücre evine kullanılmak üzere dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı olan, yani tek taraflı aranmaya açık olan bir sabit hat alması istenilmektedir. Ancak son dönemde yapılan tespitlerde bazı hatların içeriden dışarıyı aramaya açık olduğu ve içeriden dışarıya nadirende olsa aramalar yapıldığı tespit edilmiştir.

Kaldı ki bazı evlerin HTS dökümlerinin incelenmesinde içeriden dışarının arandığına ilişkin tespitler yapılmıştır. Ayrıca alınan son beyanlarda hat içeriden dışarıya veya dışarı içeriye aramaya açık olsa da ilgili sorumlular içeriden dışarıyı aramayı yasaklamaktadırlar. Yine eve gelen kişilerin cep telefonları toplanmakta ve bu evde telefon kullanımı yasaklanmaktadır ancak alınan savunmaların bazılarında evde gizli bir şekilde telefon kullandıklarını, bazı savunmalarda ise hattı memlekette açık bir şekilde bıraktıklarını, o dönemde telefonların memlekette açık olduğunu beyan etmişlerdir. Yine bu evde kalan kişilere bu sabit hattı sadece çekirdek ailelerine vermeleri gerektiği, evde kalan kişilere birilerini arayacakları zaman ANKESÖRULÜ telefon kullanmaları yönünde talimat verilmektedir. Bu sayede bu evlerin deşifre olmasının önüne geçilmektedir. Hatta alınan son beyanlarda sorumlu kişilerin evde kalacak kişilere hitaben "Ankara çalışma evleri cemaatin yatak odasıdır, buradan kimseye bahsetmemek gerekir" söyledikleri tespit edilmiştir. -Bu evde kalan kişilere hakimlik savcılık sınavlarının soruların doğrudan veya deneme adı altında soru çözdürülmek suretiyle verildiğine ilişkin birden fazla itirafçı beyanı mevcuttur. Ayrıca bu hakim/savcılık sınavlarına hazırlık hücre evinde mülakat provaları yapılmaktır. Bu soru verilme ve mülakat provaları ile örgüt kendi elemanlarını Türkiye Cumhuriyetinin üç kuvvetinden biri olan yargı erkindeki hakimlik veya savcılık mesleğine yerleştirmektedir. ... -Hakim/Savcılık stajına başlayan yapı içerinde yer alan hakim/savcı adaylarından ilk maaşının tamamı ve sonraki maaşlarının da bekarlardan yüzde 15' i, evlilerden ise yüzde 10'u talep edilmektedir. Bu şekilde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık çalışma evlerinin finansmanı sağlanmaktadır. ..." şeklinde tespitlerde bulunulmuştur.

Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ve bu kişiler hakkında tanık beyanında bulunan kişilerin hakim-savcılık sınavı çalışma evlerine ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür: Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S. isimli şahsa ait Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 12/09/2017 tarihli sorgulama tutanağı: "...Yine bu evlerde şahit olduğum bir husus daha vardır. Bu husus; dıamond isimli ve bandrolsüz test kitabı vardı ve bu kitabı en az bir kez bitirmemiz söyleniyordu ayrıca bu kitabı evin dışına hatta balkona bile çıkarmamamız isteniliyordu. Sebebini sorduğumuzda ise kitapların bandrolsüz olduğu söyleniyordu. Piyasada yokmu falan diye sormuştum, bana bu kitabın piyasada olmadığını, bizlerin üst dönemlerinde olan kişilerin bütün kitaplardan derleme yaparak oluşturdukları söylenmişti. yine eve ilk geldiğimde bu evin varlığından bu evden bahsetmememiz tembihlenmişti. hatta evin sabit telefonunu irtibat numarası olarak biryere vermemiz söyleniyordu. Bu evlerde 10 saat ders çalışmak zorunluydu. Evde deneme adı altında sınav yapıyorlardı. bu denemeyi murakıplar dışarıdan getiriyorlardı. daha sonra süre tutuyordu. süresi tamamlandıktan sonra cevap anahtarını söylüyor ve netlerimizi not ediyordu. Gelen denemeler bizde bırakılmayıp tekrar toplatılıyordu. Bu denemeleri evde bırakmıyorlardı. ...SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan ... kod adlı G. isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salona topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada 'elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını' söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine ... kod adlı G. konuşmasının devamında 'görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunun yinede bizimle paylaşmak istediğini' söylemesi zerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de Kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 70 civarından sorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı." İfadesine başvurulan E.Y. isimli şahsa ait Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 26/02/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “...

1.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI AĞUSTOS-ARALIK AYLARI: ... Murakıblar hakim savcı çalışma evine daha sık gelir, sermurakıblar ise eve daha nadir gelen şahıslardı. Murakıbım olan MERVE KOD ADLI Ş. isimli şahıs yanımda getirmiş olduğum cep telefonumu eve gittikten kısa süre sonra benden aldı. ...Kira ve fatura evde kalanlar olarak ödenmiyordu. Sadece yiyecek ihtiyacı karşılanıyordu. Ben bu eve gittiğimde evde sabit hat kurulu vaziyetteydi. O yüzden sabit hattın kimin adına olduğunu bilmiyorum. Benim adıma değildir. Faturaların ve kira sözleşmesinin kimin adına olduğunu bilmiyorum. Evde bulunan sabit hat Ankara iç dış aramalara açık ancak il dışına aramalara kapalıydı. Dışardan aramalara ise açıktı. Bu sabit hat ile annemle defaten farklı zamanlarda görüştüğümü hatırlıyorum. ... Ben kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı idari ve adli yargı sınavından önce genel kültür sorularının verildiğini anlatmak istiyorum.

Ben birinci kaldığım hakim savcı çalışma evinde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI OLAN ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldi. Geldiğinde evde birlikte kaldığım Ü.D., M., Y.A., B.K. ve beni evin salonuna topladı. İlk olarak evde bulunan sabit hattın fişini çektirdi. Öncelikle salonu toplamamızı istedi. Herkes ile kendi kaldıkları odada birebir görüştü. Benimle kendi kaldığım odada SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. ile yaptığım görüşmede sen buraya hizmet hareketi için geldin. Sen bir hizmet insanısın dedi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. hepimize tek tek Kurana el basmak suretiyle sözlü olarak yemin ettirdi. ...Yeminden sonra SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirmiş olduğu fotokopi halinde A4 kağıtlarında bulunan genel kültür sorularını çıkarttı. Bu sorular 20-25 civarında beş altı sayfadan ibaretti. Cevapları yoktu, Evde kalanlar olarak Ü.D., M., Y.A., B.K. isimli şahıslarla birlikte topluca bu sorulara baktık ve defterimizden kopardığımız kağıtlara soruların cevapları birlikte çözdük. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı idari yargı sınavında bir gün öncesinden tarafımıza verilen Genel kültür sorularının birebir aynısının çıktığını gördüm. Ancak tamamı değil yarısının çıktığını hatırlıyorum... 2013 YILI ADLİ YARGI SINAVINDAN ÖNCE SINAV SORULARININ VERİLMESİ OLAYI:

Ben aynı şekilde birinci hakim savcı çalışma evinde 2013 yılında kalmaya devam ederken aralık ayında yapılan adli yargı sınavından bir gün önce evin SERMURAKIBI ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs tekrar evimize geldi. ...SERMURAKIB ... KOD ADLI M.Y. isimli şahıs yanında getirdiği leptopu açtı ve boynunda muskanın içerisine gizlenmiş flash belleği çıkardı ve leptopa taktı. Bize hitaben yarın ki gireceğimiz adli yargı sınavında çıkma ihtimali bulunan soruların olduğunu söyleyip. Bu sorulara bakmamızı istedi. Bu sorulara Ü.D., M., Y.A., B.K. ve ben hep beraber baktık. Bu sorular hatırladığım kadarıyla toplamda 25-30 sorunun olduğu genel kültür kısmındaki sorulardı. Ancak bu sınav sorularının bir kısmının cevapları işaretli, bir kısmının cevapları işaretli değildi. ...Ben ertesi gün girmiş olduğum 2013 yılı adli yargı sınavında tarafıma bir gün önce gösterilen genel kültür sorularının hatırladığım kadarıyla tamamı olmamakla birlikte tamamına yakını çıktı. Yanlış hatırlamıyorsam soruların yerleri değişikti, ancak doğru cevapları aynıydı...

2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI OCAK-2015 YILI OCAK AYI: ...Bu evde DİAMOND isimli hazırlık kitabı da vardı. Bu kitap piyasada bulunmayan evden dışarıya çıkartılması yasak olan bir kitaptı. Bu kitap yapı tarafından derlenen bir çalışma kitabıydı. Girmiş olduğum gerçek sınavlarda DİAMOND isimli kitaptan benzer soruların çıktığını hatırlıyorum. Çünkü çok fazla soru vardı..."

Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere FETÖ'ye ait hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kalan kişiler kapalı devre bir sistem içerisine alınmaktadır. Bahse konu sınava hazırlık evlerinde gizliliğin sağlanması ve deşifre olunmaması amacıyla cep telefonlarının toplanması, dışarıdan içeriyi aramaya açık, içeriden dışarıyı aramaya kapalı yani tek yönlü aramaya açık olan sabit telefon kullanılması gibi kurallar bulunmaktadır. Kişiler farklı illerden hakim-savcılık sınavını kazanabilmeleri amacıyla başta Ankara olmak üzere belli illere getirilmekte ve örgüt içinde yer alan kişilerce bu evlere yerleştirilmektedir. Sınava hazırlık evlerinde gizliliğin en üst seviyede tutulduğu, gerek doğrudan gerek deneme adı altında hakim-savcılık sınavı sorularının verildiği görülmektedir.

Sonuç olarak hakim-savcılık sınavına hazırlanma evi olarak nitelendirilen bu evlerde anılan yöntemler uygulanarak FETÖ tarafından örgüte iltisak ve irtibatı bulunan kişilerin sınava giren diğer adayların önüne geçmesinin amaçlandığı, FETÖ için yargı organlarının ve yargı erkiyle bağlantılı kurumların ele geçirilmesi bakımından hakim-savcılık mesleğine giriş sınavlarına hazırlık evlerinin özel önem arz ettiği anlaşılmaktadır. ii. Çalışma Evinde Sınava Hazırlanma Hususunun Davacı Yönünden Değerlendirilmesi

Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 24/06/2020 tarihli savcı düşüncesine cevap dilekçesinde yer alan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 11/06/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında(49 Nolu Çalışma Evi); "...7-… TOĞAY (T.C.KİMLİK NO.26225600924) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA ;…'ın, Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 09 NİSAN 2011 ADLİ YARGI sınavına katıldığı ve bu sınavının mülakatına hak kazandığı, sınava girerken 05436201786 nolu telefon hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Ankara Adliyesinde hakim olarak görevli iken ihraç olduğu, Bylock kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 49.Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen 0312 334 19 06 nolu sabit hat ile E.A.A./Y.K. (Eniştesinin kardeşi/Kardeşi, toplam 147 kayıt), Y.S.A. (Eniştesi, iki farklı telefon hattından toplam 100 kayıt), M.K. (Annesi, toplam 9 kayıt), Y.K. (Kardeşi, toplam 4 kayıt) ve R.A.A. (Eniştesinin kardeşi, toplam 2 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (09 NİSAN 2011 ADLİ YARGI sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin/evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.) görüşme kayıtları tespit edilmiştir. Kaldı ki, … Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan savunmalarında bu evin kullanıldığı dönemle ilgili;" 2010yılı Ocak ayında mezun oldum Bu şahıs beni ikinci evden alarak Demetevlerde demetevler durağının yakınında olan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm( 3. EV) bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle birlikte, A.Ö., F.K., R. isimli şahıs (yanlış hatırlamıyorsam soy adı A.) ve Z.A. i simli şahıslar vardı. Bu evin murakıbı kod adı H. olan H. isimli şahıstı. Sermurakıbı ise G. kod adlı G. isimli şahıstı. Ben bahsetmiş olduğum bu üç evde 2010 yılındaki Adli ve İdari Yargı sınavlarına girdim. iki sınavı da kazanamadım.

1.evden kimin sınava katıldığını bilmiyorum.

2.evden S. isimli şahsın İdari yargı, B. ve H. isimli şahısların Adli yargı sınavını kazandığını duydum.

3.evden kimse sınavı kazanamamıştı.

3.evde kaldığımız dönemde sınav akşamı herhangi bir murakıp yada sermurakıp olan kişiler görüşmeye gelmedi. bu evde herhangi bir soru verme veya alma olayına şahit olmadım. Ben sınavı kazanamayınca memleketime döndüm. Birkaç hafta sonra B. kod adlı şahıs beni aradı ve beni Ankara'ya çağırdı. Bende Ankara'ya gittim. B. kod adlı şahıs bana Keçiören ilçesinde buluşacağımızı söyledi ve orada buluştuk. B. kod adlı şahıs beni Keçiörende bulunan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm 4. eve geldik..." şeklinde beyanda bulunmuş ve ifadesinde kendisiyle birlikte bu evde kaldığını beyan ettiği şahısları ve ev sorumlularını fotoğraflarından kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, bu eve ilişkin dosyada yer alan …'ın ifade tutanakları ve teşhis tutanakları, HTS İnceleme Tutanağı, HTS Analiz Raporu, araştırma tutanakları, tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde …'ın, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı" tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 24/06/2020 tarihli savcı düşüncesine cevap dilekçesinde yer alan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 13/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında(84 Nolu Çalışma Evi); "...6- … (T.C.KİMLİK NO….) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; ... …'ın, Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 09 NİSAN 2011 ADLİ YARGI sınavına katıldığı ve bu sınavının mülakatına hak kazandığı, sınava girerken … nolu telefon hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Ankara Adliyesinde hakim olarak görevli iken ihraç olduğu, Bylock kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 84.Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen 0312 357 14 03 nolu sabit hat ile E.A.A. (Kız kardeşinin eşinin erkek kardeşi, toplam 184 kayıt), Y.S.A. (Kız kardeşinin eşi, iki farklı telefon hattından toplam 86 kayıt), M.K. (annesi, toplam 3 kayıt), … (Kendisi, toplam 3 kayıt), N.A. (anneannesi, toplam 2 kayıt), Y.K. (Kardeşi, toplam 2 kayıt) ve R.A.A. (Kız kardeşinin eşinin erkek kardeşi, toplam 1 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (09 Nisan 2011 ADLİ YARGI sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin/evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.) görüşme kayıtları tespit edilmiştir. Kaldı ki, … Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan savunmalarında bu evin kullanıldığı dönemle ilgili;"...2011 yılı Nisan ayında yapılan Adli Yargı Hakim -Savcı Adaylığının sınavının gecesinde eve o dönem sermurakıp olan G. kod adlı G. isimli şahıs geldi. Ben bu şahsın teşhisini de ifadem sırasında yapmıştım. Evde bulunan ve savcılık ifademde isimlerini belirtmiş olduğum altı kişiyi evin salonunda topladı. Bizlere hitaben bir konuşma yaptı. Bu konuşmada " elinde şu an yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını" söyledi. Bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek bu duruma çok rıza göstermediler. Bunun üzerine G. kod adlı G. konuşmasının devamında "görevdeki kişilerin hakkı ile göreve gelmediklerini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak göreve getirdiklerini, muhtemelen sınavı kazanacağımızı ama bunun yined de bizimle paylaşmak istediğini " söylemesi üzerine evdeki kişilerde bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. Kendisi de Kur'anı Kerimi eline aldı. Elinde bulunan metni bize verdi ve Kur'anı Kerime el bastırdı. Bu metni şu anda tam olarak hatırlamıyorum. Ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. Daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. Yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60 ile 70 civarında sorunun cevapları işaretlenmiş bir şekildevardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik. Daha sonra soruları toplayarak götürdü.Zaten kısa bir süre içerisinde bunlar oldu. Ben sabah sınava girdim ve bu sınavdan 82 veya 83puan aldım. Gösterilen sorular bu sınavda çıkmıştı. Yanılmıyorsam soruların tamamı sınavda çıkmıştı Ben bahsetmiş olduğum bu üç evde 2010 yılındaki Adli ve İdari Yargı sınavlarına girdim. iki sınavı da kazanamadım.

1.evden kimin sınava katıldığını bilmiyorum.

2.evden … isimli şahsın İdari yargı, … ve … isimli şahısların Adli yargı sınavını kazandığını duydum.

3.evden kimse sınavı kazanamamıştı.

3.evde kaldığımız dönemde sınav akşamı herhangi bir murakıp yada sermurakıp olan kişiler görüşmeye gelmedi. bu evde herhangi bir soru verme veya alma olayına şahit olmadım. Ben sınavı kazanamayınca memleketime döndüm. Birkaç hafta sonra B. kod adlı şahıs beni aradı ve beni Ankara'ya çağırdı. Bende Ankara'ya gittim. B. kod adlı şahıs bana Keçiören ilçesinde buluşacağımızı söyledi ve orada buluştuk. B. kod adlı şahıs beni Keçiörende bulunan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm 4. eve geldik. bu eve geldiğimizde benimle birlikte, N.K., E.Ö., D.Ç., R.T.K. ve soy adını bilmediğim S.A. isimli şahıslar vardı. bu evde toplam 6 kişiydik. Bu evin murakıbı B. kod adlı şahıstı, Sermurakıbı ise G. kod adlı şahıstı. bu evde de 1. 2.

3.evlerde bahsettiğim kurallar geçerliydi. bu evde biz 2011 yılı Nisan ayında yapılan Adli Yargı sınavına hazırlandık. ben bu evde bulunduğum dönem içerisinde soru verilmesi olayını samimi bir şekilde anlatmak istiyorum.SORU VERİLME OLAYI 2011 yılı Nisan ayında yapılan sınavın gecesinde eve sermurakıp olan G. kod adlı G.isimli şahıs geldi. evde bulunan 6 kişiyi salonda topladı. bizlere hitaben bir konuşma yaptı. bu konuşmada "elinde şuan yarınki sınava ilişkin soruların bulunduğunu ve yemin etmemiz karşılığında bu soruları bizimle paylaşacağını" söyledi. bunun üzerine evde bulunan kişiler hak yiyeceklerini düşünerek çok rıza göstermediler. Bunun üzerine G. adlı G. konuşmasının devamında " görevdeki kişilerin hakkıyla gelmediğini, solcuların ve diğer kişilerin kendi adamlarını kayırarak getirdiklerini, muhtemelen kazanacağımızı ama bunu yinede bizimle paylaşmak istediğini" söylemesi üzerine evdeki kişiler de bunu kabul etti. Bunun üzerine herkese abdest aldırdı. kendisi de kuranı-kerimi eline aldı. elinde bulunan metni bize verdi ve kuranı-kerime el bastırdı. bu metini kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ancak bütün değerlerimiz üzerine yeminle alakalı bir metindi. daha sonra her bir soru için ayrı ayrı küçük kağıtlar halindeki fotokopi parçalarını bizlere kısım kısım dağıttı. yanlış hatırlamıyorsam 100 sorudan 60-70 civarındasorunun cevapları işaretlenmiş şekilde vardı. Biz bunları alarak okuyup ezberledik, daha sonra soruları toplayarak götürdü. daha sonra ben sabah sınava girdim ve sınavdan 82 veya 83 puan aldım, zaten gösterdikleri sorular sınavda çıkmıştı, dedi. LÜZUM ÜZERİNE SORULDU: Bize kimin ne kadar sınavda puan alacağından bahsetti. Bana 84-85 civarında puan alacağımı söyledi. diğerlerine ne söylediğini tam olarak hatırlamıyorum, dedi. DEVAMLA; MÜLAKAT EVİ: Ben Nisan 2011 sınavından sonra 1-2 hafta memleketime kalmak için gittim. Daha sonra B. kod adlı şahıs beni arayarak Ankara'ya çağırdı. tekrardan aynı eve gittim. bu evi mülakat evi olarak kullandık. Herkes sınavı kazandığı için farklı bir eve gitmedik. bu evde fotokopilerle genel kültüre ilişkin çalışmalar yaptık. ayrıca mülakata kısa bir süre kala prova amaçlı üç kişi geldi. bu kişiler bize aynı mülakattaki gibi prova yaptılar. herkesi tek tek odaya aldılar, soru sordular, hatta beni izin almadan oturduğum için eleştirdiler, ayrıca bu evde bulunduğumuz esnada B. kod adlı Murakıp beyaz sade bir gömlek ve siyah etek ceketten oluşan bir takım almamızı, eteğin boyunun dizden 4 parmak aşağıda olmasını, topuk boyunun çok yüksek olmamasını, platform ayakkabı olmamasını, sade siyah olması gerektiğini, saçımızı düz fön şeklinde çektirmemizi söyledi, bizde dediği şartlara uygun kıyafet aldık, ayrıca yine bu dönemde referans bulmamız gerektiğini, ailelerimize referans hususunu anlatmamızı, mümkün olduğunca hükümet kanadından referans bulmamız gerektiğini söylediler. Ayrıca benim referans bulmakta zorlanacağımı B. kod adlı Murakıba söylemem üzerine ... kod adlı Murakıp bana Yargıtaya gidip yıllıklardan Aksaraylı olan hemşerilerimi bulup referans olmalarını istemem gerektiğini söylediler. Dedi.DEVAMLA; Daha sonra mülakata girdim ve mülakat açıklandı, ben 13. veya 14. dönem olarak hakim savcı adaylığına başladım. Ayrıca biz mülakatı kazandıktan sonra yine 4. evimize gittik. Murakıp evlerimizin ayrılacağını ve staj evlerine geçeceğimizi ve bize ev tutmamız gerektiğini söylediler. hatta ben de ev aradım ancak bulamamam nedeniyle kiralamadım. daha sonra biz adaylığa başladık. ben Ankara stajyeri olarak başladım... " şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında, bu eve ilişkin dosyada yer alan HTS İnceleme Tutanağı, HTS Analiz Raporu, …'ın ifade tutanakları ve teşhis tutanağı, inceleme/araştırma tutanakları, tüm dosya kapsamı ve örgüt yapılanmasıyla ilgili itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde ... TOĞAY'ın, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı ve şahsa bu dönemde adli/idari yargı sorularının verildiği" tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 24/06/2020 tarihli savcı düşüncesine cevap dilekçesinde yer alan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 01/08/2018 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında(27 Nolu Çalışma/Mülakat Evi); "...21-… (T.C.KİMLİK NO.-…) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA ; ... …'ın, Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 09 NİSAN 2011 ADLİ YARGI sınavına katıldığı ve bu sınavının mülakatına hak kazandığı, sınava girerken 0543....86 nolu telefon hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Ankara Adliyesinde hakim olarak görevli iken ihraç olduğu, Bylock kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 27. Çalışma evi olarak adlandırılan bahse konu evde kurulu bulunan ve mahrem hücre evinde örgütün haberleşmesinde kullanıldığı tespit edilen … numaralı hat ile eniştesinin kardeşi olan E.A.A. ve eniştesi Y.S.A. adına kayıtlı telefon hatlarının (toplam 36 kez) görüşmelerine rastlanılmıştır. Kaldı ki … Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan savunmalarında samimi itiraflarda bulunmuş ve evde kaldığını beyan ederek, ifadesinde geçen şahısları büyük kısmını teşhis etmiştir. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya kapsamında HTS kayıtlarındaki görüşmeler (09 Nisan 2011 ADLİ YARGI sınavına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin/evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.), …'ın samimi itirafları ile tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında ... …'ın Adli/Idari yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ /PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı" tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 24/06/2020 tarihli savcı düşüncesine cevap dilekçesinde yer alan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca … sayılı soruşturma dosyası kapsamında düzenlenen 02/12/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanağında(73 Nolu Çalışma Evi); "...20-… (T.C.KİMLİK NO….) YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME YAPILDIĞINDA; …'ın, Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi eğitim kaydı olduğu, 09 NİSAN 2011 ADLİ YARGI sınavına katıldığı ve bu sınavının mülakatına hak kazandığı, sınava girerken 05436201786 nolu telefon hattını irtibat numarası olarak verdiği, 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında Ankara Adliyesinde hakim olarak görevli iken ihraç olduğu, Bylock kaydının bulunmadığı tespit edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından tasnif kolaylığı sağlaması amacıyla 73.Çalışma evi olarak adlandırılan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kurulu … nolu sabit hat ile N.A.(Anneannesi, toplam 25 kayıt), M.K. (Annesi, toplam 10 kayıt), E.A.A.(Kardeşi R.A.'un eşinin erkek kardeşi, iki farklı telefon hattından toplam 5 kayıt) ve Y.K. (Kardeşi, toplam 3 kayıt) adına kayıtlı telefon hatlarının (09 NİSAN 2011 ADLİ YARGI sınavlarına girmesi göz önüne alındığında görüşme tarihleri ile sınavlara hazırlanma döneminin/evin hücre evi olarak kullanıldığı tarih aralığının uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.) görüşme kayıtlarına rastlanılmıştır. Bununla birlikte Cumhuriyet Başsavcılığımızda savunmaları alınan şahıslardan B.B. bu evin kullanıldığı dönemle ilgili şahıs hakkında;"...İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve gittiğimde bu evin murakıbı H. kod adlı B., ser murakıbı ise kod adı olup olmadığını bilmediğim ancak gerçek isminin Z.M. olduğunu bildiğim şahıstı. Bu eve gittiğimde benimle birlikte bu evde soy ismini hatırlamadığım M. isimli şahıs, .... H.K., soy ismini bilmediğim S. isimli şahıs, G.A. bulunuyordu. Bu evin hattının ve diğer faturalarının kimin üzerine olduğunu hatırlamıyorum. Bu evi kimin kiraladığını da bilmiyorum. Biz bu evde 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarına hazırlandık. Bu sınavlardan ben idari yargıyı kazanamadım ancak adli yargı sınavını kazandım. Bu evde idari yargı sınavını M. isimli şahıs ile S. isimli şahıs kazandı ve idari yargı sınavını kazanır kazanmaz evden ayrıldılar. Bu nedenle bu kişilerin adli yargı sınavına girip girmediklerini bilmiyorum. Bu evde adli yargı sınavını H. isimli şahıs ve ben kazandık. ... ve G.A. isimli şahıslar 2010 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarının ikisini de kazanamadılar. Bu dönemde kitap okuma kampının olup olmadığını tanı olarak hatırlamıyorum. Ben sınava girdikten sonra memlekete gittiğimi ve memlekette iken sınavın açıklandığını hatırlıyorum. Yine yanlış hatırlamıyorsam sınavı kazandıktan sonra H. kod adlı B. isimli şahıs beni aradı ve Ankara'ya çağırdı ve ben daha önce ikinci evim olarak bahsettiğim bu eve gittim. Bu ev o dönemde mülakat evi olarak kullanılmaya başlandı..." şeklinde beyanda bulunmuş ve şahsı fotoğraflarından kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Kaldı ki, … Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan savunmalarda bu evin kullanıldığı dönemle ilgili;"...Ben 2005 yılında Yakın Doğu Üniversitesine girdim, 2010 yılı Ocak ayında mezun oldum... ...Ben bahse konu bu çalışma evinde bir buçuk ay ders çalıştıktan sonra hiçbir sıkıntı olmamasına rağmen Murakıp olan N. kod adlı N.isimli şahıs bana başka eve geçmem gerektiğini söyledi. daha sonra beni alarak ismini hatırlamadığım semtte bulunan google mapsten gösterebileceğimi düşündüğüm (2. EV) bir eve götürdü. Bu eve gittiğimde benimle beraber, H., S. ve B. isimli şahıslar vardı. Bu evde birkaç hafta kaldıktan sonra bayram tatili nedeniyle ailemin yanına gittim. Daha sonra tekrar geldiğimde evimin değiştiğini söylediler. Bu evde bu 3 kişi dışında Murakıp olan B.e kod adlı bir şahısta vardı. Bu evde kısa süre kalmam nedeniyle Sermurakıp ile muhatap olmadım ve kim olduğunu da bilmiyorum. Bayramdan sonra bu eve gittiğimde A. isminde (ismini kod adını tam olarak bilmiyorum ancak evdeki kişinin birinin A. diye hitap ettiğini hatırlıyorum) biri vardı. Bu şahıs beni ikinci evden alarak Demetevlerde demetevler durağının yakınında olan google mapsten tarif edebileceğimi düşündüğüm( 3. EV) bir eve götürdü... ...14- B. isimli şahıs: Bu şahıs 2. gittiğim Hakim Savcı Çalışma evinde bulunan şahıs idi, sonrasında Hakim olduğunu duydum, bu şahsın Nevşehir li olduğunu biliyorum, Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu idi görsem teşhis ederim.

15.S.isimli şahıs: Bu şahıs 2. gittiğim Hakim Savcı Çalışma evinde bulunan şahıs idi, sonrasında İdari Hakim olduğunu duydum, bu şahsın Manisalı olduğunu hatırlıyorum, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu idi görsem teşhis ederim.

16.H. isimli şahıs: Bu şahıs 2. gittiğim Hakim Savcı Çalışma evinde bulunan şahıs idi, sonrasında Hakim olduğunu duydum, bu şahsın İstanbul u olduğunu hatırlıyorum,Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu idi görsem teşhis ederim.

17.B. Kod adlı şahıs: Bu şahıs ifademdede detaylı anlattığım üzere benim bulunduğum çalışma evlerinden ikisinde murakıp yani sorumlu olarak gördüğüm şahıstır, adını soyadını bilmiyorum, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunudur, Nereli olduğunu hatırlamıyorum, bu şahıs 2010- 2011 yılında Hakim Stajeri olarak Ankarada görev yapıyordu, sonrasında A. isimli bir Hakim ile evlendiği duydum.

18.A.isimli yada kod adlı şahıs; Bu şahsın gerçek adımı yoksa Kod adımı olduğunu bilmiyorum, Benim kalmış olduğum 2.Hakim Savcı Çalışma evinden 3. Hakim Savcı Çalışma evine götüren şahıstır, 15-20 dakika kadar bu şahsı gördüm, bu şahsın Stajer Hakim olduğunu tahmin ediyorum, başkaca bu şahıs ile alakalı detaylı bilgim yoktur, görsem belki teşhis edebilirim..." şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu haliyle bu kişi yönünden değerlendirme yapıldığında dosya kapsamında HTS Analiz Raporu, HTS İnceleme Tutanağı, B.B. (Y.) ve …'ın ifade tutanakları ve teşhis tutanakları, araştırma tutanakları ile tüm dosya kapsamı ve örgütün hücre evi yapılanmasıyla ilgili tüm itirafçı beyanları dikkate alındığında bu evin kullanıldığı dönemde Zehra (KOCAGÖL) TOGAY'ın, Adli/İdari yargı sınavlarına hazırlık döneminde FETÖ /PDY Silahlı Terör Örgütünün Hakim/Savcılık sınavlarına hazırlık MAHREM hücre evinde kaldığı" tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

Davacı tarafından hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde kaldığına yönelik tespite ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmamıştır. Netice itibarıyla, davacının örgütün yargı erkine kendisine iltisak ve irtibatlı kişileri yerleştirebilmek amacıyla oluşturduğu hakim-savcılık sınavına hazırlık evlerinde anılan sınavlara hazırlanmış olmasının FETÖ ile iltisak ve irtibatı ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6.Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.

Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).

Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.

AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.

Zira dava konusu karara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.

Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.

AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).

Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7.Sonuç olarak

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının ödenmesi isteminin de reddi gerekmektedir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve … sayılı kararı ile yine aynı Kurulun … tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesi ile parasal haklarının ödenmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

3.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

5.Posta gideri avansından varsa artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 21/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI İdare Hukuku 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunu 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanunu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin hukuki olmayan ve soyut düzenlemeleri uyarınca hakkında soruşturma açılmaksızın dava konusu meslekten çıkarma kararının tesis edildiği, olağanüstü hal rejimlerinin istisnai bir hukuki yönetim biçimi olduğu, sınırlarının Anayasa'da açıkça düzenlendiği, olağanüstü halin gerektirdiği konular dışında ve sonuçları olağanüstü hal süresini aşan düzenlemelerin yargısal denetime tabi olduğu, bu dönemde getirilen sınırlamaların mutlaka ölçülü olması gerektiği, meslekten çıkarma kararının etkilerinin OHAL dönemi sonrasında da devam edeceği, mezkur kararnamenin sebep unsurunun kamu yararı olmadığı, çekirdek haklar niteliğinde olan "suç ve cezaların kanuniliği", "suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesi" ilkeleri ve "masumiyet karinesi"nin ihlal edildiği, Anayasa'nın 90. maddesinin yaptığı yollama uyarınca olaylara AİHS'nin uygulanması gerektiği, ortada terör örgütünün olabilmesi için bu konuda kesinleşmiş bir Mahkeme kararının olması gerektiği, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile hukuk dünyasına giren irtibat, iltisak ve mensubiyet kavramlarının muğlak ve ölçüsüz sebeplerle idareye meslekten çıkarma kararı verme yetkisi sağladığı, bu kararı verenlerin sorumluluğunu kaldıran düzenlemeler ile sınırsız yetki kullanımının da önünün açıldığı, kararname içeriğinde geçen "olağanüstü tedbir" kavramının kendi içinde çelişkiler taşıdığı, uygulanan yaptırımın meslekten çıkarma disiplin cezasından farklı olmadığı, kararname uyarınca meslekten çıkarma yaptırımı için yeni bir sebep ihdas edilerek bu kararı verme yetkisinin HSK 2. Dairesi'nden alınarak HSK Genel Kurulu'na verildiği, bunun dışında söz konusu kararın verilme sürecine ilişkin farklı bir düzenleme öngörülmediği, bu nedenle konu hakkında 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu 6755 sayılı Kanun 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanunu 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 6749 sayılı Kanun K2802 md.53 K4066 md.3 K6749 md.9 K370 md.139 K685 md.11 K6755 md.37 K667 md.90 K2935 md.33 K2802 md.121 K667 md.9 K2577 md.16 K667 md.6 K5271 md.231 K668 md.37 K667 md.3/1 K667 md.3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog