5. Ceza Dairesi
5. Ceza Dairesi 2021/2927 E. , 2023/11580 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesince temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrasınca temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereğince temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Kırıkhan Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.01.2016 tarihli ve 2016/55 Esas, 2016/132 Soruşturma, 2016/14 numaralı İddianamesiyle; sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 252 nci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları, zincirleme tehdit suçundan, 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ve 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılması ile 53 üncü maddesi gereğince hak yoksunlukları uygulanması talebiyle kamu davası açılmıştır.
Kırıkhan Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2016 tarihli ve 2016/24 Esas, 2016/180 sayılı Kararı ile sanık hakkında rüşvet vermeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 252 nci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları ile 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, zincirleme tehdit suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 6 ay 7 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 51 inci maddesinin birinci fıkrası gereği hapis cezalarının ayrı ayrı ertelenmesine ayrıca aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; müvekkili hakkında verilen mahkumiyet kararlarının, hukuka aykırı elde edilmiş delillerle usul ve yasaya aykırı olarak verilmiş olduğuna ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR
Tüm dosya kapsamından; sanığın, 18.12.2015 tarihinde hudut bölgesinde görev yapan askerlerin yanına gelerek sınırdan akrabalarını geçirmesine izin verilmesi karşılığında onlara para vermeyi teklif ettiği, bu teklifin ardından 24.12.2015 tarihinde nöbet tutan askerlerin yanına tekrar gelerek bir adet telefon bıraktığı ve bu telefon üzerinden haberleşileceğini söyleyerek oradan ayrıldığı, nöbet tutan askerler tarafından durumun komutanlarına bildirilmesi üzerine sanıkla aynı gün akşam saatlerinde iletişime geçildiği ve sanığın akrabalarının sınırdan geçirilmesi karşılığında 600 TL ödeyeceğini söylediği ve bu paranın 200 TL'sini ön ödeme olarak telefonu bıraktığı yere getirmek için tekrar hudut bölgesine gelmesi üzerine askerler tarafından yakalandığı, ifade işlemleri için karakola götürülüp burada beklediği sırada görevli askerler ... ve ...'a hitaben "Beni yaktınız biz de sizi yakacağız" diyerek tehdit ettiği iddia edilen somut olayda; sanık hakkında üzerine atılı suçlardan kamu davası açıldığı ve cezalandırılması yoluna gidildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Sanığın hudut bölgesinde görev yapan askerlere sınırdan akrabalarını geçirmesine müsaade etmeleri karşılığında menfaat temin etmeyi teklif ettiği ancak Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 04.05.1987 tarihli ve 1987/600 Esas, 1987/245 sayılı Kararında vurgulandığı gibi rüşvet suçunun konusu, işin yapılması veya yapılmaması olduğundan, şarta bağlı rüşvet sözleşmesinin yapılamayacağı, zira şart gerçekleşmediğinde rüşvet sözleşmesinin gereğinin yerine getirilemeyeceği, başka bir anlatımla anlaşma konusunun ortadan kalkacağı, somut olayda sanığın sınırdan akrabalarını geçirdiğine veya geçireceğine ilişkin delil de elde edilemediğinin anlaşılması karşısında; şarta bağlı olan teklifin rüşvet suçunu oluşturmayacağı, dosya kapsamına ve beyanlara nazaran sanığın sübut bulan kamu görevlisinin şeref ve saygınlığına saldırı niteliğindeki eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yetersiz gerekçe ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde rüşvet vermeye teşebbüs suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
Hakkında mahkumiyet hükmü kurulan sanığın yargılama konusu eyleminin mahkemenin kabulüne göre 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında yer alan ve soruşturma veya kovuşturma yapılması izne bağlı olmayan tehdit suçuna ilişkin olduğu, 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesiyle yeniden düzenlenen 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası ile basit yargılama usulünün getirildiği ancak Anayasa Mahkemesinin 16.03.2021 tarihli ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.01.2021 tarih, 2020/81 Esas ve 2021/4 sayılı Kararı ile yargılama aşamasında olup henüz “kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış” dosyalar açısından Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddenin (d) bendinde yer alan "...hükme bağlanmış..." ibaresinin "basit yargılama usulü" bakımından iptal edildiği ve bu kararın sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu anlaşılmakla, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesi gereğince "basit yargılama usulü" yönünden yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,
Kabule göre de; 5237 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca kısa süreli hapis cezasının, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre adli para cezasına ya da maddede yazılı seçenek tedbirlere çevrilebileceği ve sanığın lehe hükümlerin uygulanması yönündeki talebinin 5237 sayılı Kanun'un 50 nci maddesini de kapsadığı gözetilmeden, tehdit suçuna yönelik olarak bu hususta değerlendirme yapılmaması, Rüşvet teklifine konu paranın, suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaat niteliğinde olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrası yerine 54 üncü maddesine göre müsadere kararı verilmesi,
02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 253 üncü maddesi ile uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamına alındığı anlaşılmış olmakla, aynı Kanun’un 7 nci maddesinin ikinci fıkrası da gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması, Sanığa yüklenen ve sübutu kabul edilen tehdit eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında aynı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca hüküm kurulması, 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, tehdit suçundan dolayı hükmolunan kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında aynı Kanun ve maddenin birinci fıkrasının uygulanamayacağının nazara alınmaması, Hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kırıkhan Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.06.2016 tarihli ve 2016/24 Esas, 2016/180 sayılı Kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi ve 326 ncı maddesinin son fıkrası gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, tehdit suçu yönünden oy birliğiyle, rüşvet vermeye teşebbüs suçu açısından ise oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
28.11.2023 tarihinde karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ 5237 sayılı Yasa'ya göre rüşvet suçu; bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için bir kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıyla oluşur. Taraflar arasında serbest irade ile yapılan anlaşmanın vuku bulduğu anda rüşvet suçu meydana gelir. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından; anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir. Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı karşılıklı olarak ileri sürülen söz ve davranışlardan da anlaşılabilir. Rüşvet alma veya verme niyetinde olmayan kişi ve kamu görevlisinin, suç delillerini ortaya çıkarmak ve diğer faili yakalamak amacıyla rüşvet anlaşmasını kabul etmiş gibi davranması halinde, gerçek bir anlaşma olmadığından rüşvete teşebbüs suçu oluşacaktır.
Bu bağlamda sanığın; 18.12.2015 tarihinde hudut bölgesinde görev yapan askerlerin yanına gelerek sınırdan akrabalarını geçirmelerine izin verilmesi karşılığında para vermeyi teklif etmesi, ardından 24.12.2015 tarihinde nöbet tutan askerlerin yanına tekrar gelerek bir adet telefon bırakması ve bu telefon üzerinden haberleşileceğini söyleyerek oradan ayrılması, durumun askerler tarafından komutanlarına bildirilmesi üzerine sanıkla aynı gün akşam saatlerinde iletişime geçilerek sanığın akrabalarının sınırdan geçirilmesi karşılığında ödeyeceği 600 TL'nin 200 TL'sini ön ödeme olarak telefonu bıraktığı yere getirmek için tekrar hudut bölgesine gelmesi üzerine askerler tarafından yakalanması şeklinde gerçekleşen somut olayda, sanığın üzerine atılı rüşvet vermeye teşebbüs suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu ve mahkemece bu yönde yapılan kabulde de bir isabetsizlik bulunmadığından kararın bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.