Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2016/57390
Karar No
K. 2021/2328
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2016/57390 E.  ,  2021/2328 K. "İçtihat Metni"T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2016/57390
Karar No: 2021/2328
DAVACI: …
DAVALI: … Kurulu / …
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun …tarih ve …sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun …tarih ve …sayılı kararının iptali ile bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamesi'nin 3. maddesinin Anayasa'ya açıkça aykırı olduğu, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği, hakkında herhangi bir disiplin soruşturması yaptırılmadan ve savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarılma kararı verildiği, dava konusu kararlarda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren doğrudan veya dolaylı somut herhangi bir bilgi, belge ya da bulgu ortaya konulmadığı, kişiselleştirme yapılmadığı, dava konusu kararların Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'ndaki hükümlere ve hukukun temel ilkelerine aykırı olduğu, adil yargılanma hakkının, suç ve cezaların kanuniliği, şahsiliği ve geri yürümezliği ilkelerinin, hakimlik ve savcılık teminatının, masumiyet karinesinin, isnadı öğrenme hakkının, özel ve aile hayatına saygı hakkının, din, vicdan ve düşünce hürriyetine saygı hakkının, etkili başvuru hakkının, hakların kötüye kullanılmasının yasaklanması ilkesinin, mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Öte yandan, dava konusu kararların dayanağı olan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması talep edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Yasa'nın 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen …tarih ve …sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen …tarih ve …sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Davacının Anayasa'ya aykırılık iddiası ile tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.

22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.

Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir. 667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun …tarih ve …sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır.

Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte ise de, bu eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir.

Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Nitekim, davacı hakkında …Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir.

Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun'un) 3. maddesi ile ilgili Anayasa'ya aykırılık iddiası ise ciddi görülmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ

1.Genel Olarak

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.

23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2.Davacıya İlişkin Süreç …tarih ve …sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından …tarih ve …sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı özlük haklarının iadesine, parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

Öte yandan davacının ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine …Bölge Adliye Mahkemesi …. Ceza Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla, "... sanığa isnat edilen “silahlı terör örgütü üyeliği” suçunun niteliği dikkate alındığında,

CMK'nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca hakkında müdafii görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddelerinde teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafii hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK'nın 150/3, 188/1, 197/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edildiği...." gerekçesiyle hükmün bozulmasına kesin olarak karar verildiği, bozma kararı üzerine dosyanın … Ağır Ceza Mahkemesinin E:…sayılı esasına kaydedildiği ve Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu henüz bir karar verilmediği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT

1.Anayasa

Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.

Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."

Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”

Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”

Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2.AİHS

AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.

Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”

Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.

Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE

1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.

Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.

Bu kapsamda davacının adli yardım istemi, Dairemizin 18/12/2019 tarihli kararı ile kabul edilmiştir.

Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.

06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 01/08/2019 ve 10/02/2020 tarihli ek beyan dilekçeleri ve ekleri ile davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunun 14/02/2020 tarihli üst yazısı ekinde dava dosyasına sunulan, davacı hakkında düzenlenmiş olan "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları" ile "ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporları", 28/05/2020 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve söz konusu ek beyan dilekçeleri ile eki bilgi ve belgelere, Tutanaklar ile Raporlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya on gün süre verilmiştir. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir.

Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.

Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.

AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).

Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.

Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...

Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...

HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.

Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...

Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı …kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.

Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”

Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü

AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.

Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği

Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.

Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi

Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.

Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir.

a)ByLock Delili

i)ByLock Uygulamasına İlişkin Genel Değerlendirme

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında belirtildiği üzere ByLock uygulaması, kullanılması için indirilmesi yeterli olmayan ve özel kurulum gerektiren, kullanıcıların haberleşebilmesi için her iki tarafın önceden temin ettikleri kullanıcı adlarını ve kodlarını eklemeden taraflar arasında mesajlaşmanın başlayamadığı, bu bakımından sadece oluşturulan hücre tipine uygun şekilde bir haberleşme gerçekleştirilmesine imkân veren, kriptolu anlık mesajlaşma, e-posta gönderimi, ekleme yoluyla kişi listesi oluşturma, grup içi mesajlaşma, kriptolu sesli görüşme, görüntü veya belge gönderebilme özellikleri bulunan, böylece kullanıcılarının, örgütsel mahiyetteki haberleşmelerini başka herhangi bir haberleşme aracına ihtiyaç duymadan gerçekleştirmesine olanak sağlayan bir iletişim sistemidir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında; ByLock uygulamasının 2014 yılı başlarında uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olduğu, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve bluetooth yoluyla yüklenildiği hususunun yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesaj ve e-postalardan anlaşıldığı, ByLock üzerinden yapılan iletişimin çözümlenen içeriğinin tamamına yakınının FETÖ mensuplarına ait örgütsel temasa ve faaliyetlere ilişkin olduğu; kullanıcılar tarafından buluşma adreslerinin değiştirilmesi, yapılacak operasyonların önceden bildirilmesi, örgüt mensuplarının yurt içinde saklanması için yer temini, yurt dışına kaçış için yapılan organizasyonlar, himmet toplantıları, açığa alınan veya meslekten çıkarılan örgüt mensuplarına para temini, örgüt liderinin talimat ve görüşlerinin paylaşılması, Türkiye'yi terörü destekleyen ülke gibi göstermek amacına yönelik faaliyette bulunan birtakım internet adreslerinin paylaşılması ve bu sitelerdeki anketlerin desteklenmesi, FETÖ'ye yönelik yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda şüpheli veya sanıkların hâkim ve Cumhuriyet savcılarınca serbest bırakılmasının sağlanması, örgüt mensuplarına müdafi temin edilmesi, örgüt üyelerinden kimlere operasyon yapıldığına ve kimlerin deşifre olduğuna ilişkin bilgilerin paylaşılması, operasyon yapılması ihtimali olan yerlerde bulunulmaması ve bu yerlerdeki örgüt için önemli dijital verilerin arama-tarama mesulü olarak adlandırılan kişilerce önceden temizlenmesi, kamu kurumlarında FETÖ aleyhine görüş bildiren veya yapılanmayla mücadele edenlerin fişlenmesi, sistemin deşifre olduğunun düşünülmesi halinde ByLock iletişim sisteminin kullanımına son verilerek Eagle, Dingdong ve Tango gibi alternatif programlara geçiş yapılacağının haber verilmesi, yapılanmaya mensup kişilerin savunmalarında kullanabilmeleri amacıyla hukuki metinler hazırlanması gibi örgütsel nitelikte ve amaçta mesajlar gönderildiği ifade edilmiştir.

Bylock delilinin hukuki niteliği ile ilgili olarak ise Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan kararında; Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 32. maddesi ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 4.maddesinin 1.fıkrasının (i) bendi ile 6.maddesinin 1.fıkrasının (d) ve (g) bentlerine uygun şekilde Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından elde edilen Bylock'a ilişkin dijital materyaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Ceza Muhakemesi Kanununun 134.maddesi gereğince Ankara Sulh Ceza Hakimliğince verilen ''inceleme, kopyalama ve çözümleme'' kararına istinaden bilgisayar ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı görülmüştür.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de Bylock verilerinin kanuni bir temele dayanmadan ve hukuka aykırı şekilde elde edildiğine yönelik iddialar yönünden yapılan başvuruda; 4/6/2020 tarih ve Başvuru No: 2018/15231 sayılı kararı ile Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi aynı kararında, yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkumiyete dayanak olarak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini etkisiz hale getiren keyfi bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği tespitinde de bulunmuştur. Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında, yargı mensubu olarak görev yapmakta iken haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilmiş olan bazı kişilerin ByLock uygulamasına ilişkin birtakım ifadelerde bulunduğu görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan Y.G. isimli şahıs tarafından İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine sunulmuş beyan: “Bana ByLock adlı programı indirmemi 2014 Temmuz’da …adlı kişi söyledi. Önce VPN programını daha sonra da ByLock’u kurmamı, VPN’yi açmadan ByLock’u kullanmamam gerektiğini açıkladı. Daha sonra beni kendisi ekledi ve onaylamamı söyledi. Böylece buradan daha güvenli mesajlaşabilecektik onlara göre. Çünkü 2014 HSYK seçimleri yaklaşmaktaydı ve hızlı bir haberleşme ağı lazımdı.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö. isimli şahsa ait Malatya Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 16/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “2014 HSYK seçimlerinden yaklaşık 3-4 ay önce E.E.’nin evinde toplanmıştık. ……abi denilen kişi bir programdan bahsetti. Bu program üzerinden haberleşeceğimizi söyleyerek telefonlarımızı istedi. Kendisi telefonlarımıza ByLock denilen programı söz konusu sohbet sırasında yükledi. …ByLock programını kullanan cemaatteki herkesin paylaşımlarını görmek mümkün değildi. Sadece arkadaş listesi (grup) şeklinde oluşturulan arkadaşlarla konuşabilmekte ve yazılar paylaşabilmekteydik. …HSYK seçimlerinin sonuna kadar ByLock programı üzerinden haberleşme sağlanıyordu. Cemaat mensuplarının istemleri doğrultusunda seçimlerden sonra ByLock programını sildim.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B. isimli şahsa ait Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 22/03/2017 tarihli sorgulama tutanağı: “…isimli şahıs telefonuma ByLock yüklemek istedi. Ancak akıllı telefonum olmadığı için yükleyemedi. Ben de eşimin telefonunu kendisinden habersiz aldım. Bir şeyler yaptı. Bundan sonra buradan haberleşeceğiz dedi. ……, hâkim ve savcıların kişisel bilgilerini (dünya görüşü, siyasi görüş vs.) özellikle ByLock’tan ona atmamı istiyordu. ……bana tablet almamı, başka bir akrabamın adına hat almamı söyledi. Ancak ben bunu da yapmadım. Daha sonra …, bana içinde hat olan bir tablet getirdi. Tablette ByLock programı yüklüydü. Gelen yazıları okuyordum. Ayrıca bana tablette silme programını gösterdi. Herhangi bir durumda onu kullanmamı söyledi.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö. isimli şahsa ait Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığında düzenlenen 02/03/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “2014 yılının Ağustos ayında E.Ö. çalıştığı yer olan Silivri’ye gelmemi söyledi. Silivri’ye gittikten sonra beni oradan alıp Silivri İlçesinde oturan D.S.’nin evine götürdü. Burada …kod adlı şahıs da vardı. Kendisi telefonumu istedi. Kendisi bana ByLock isimli programı yükledi. Artık buradan haberleşeceğimizi bana söyledi. Çünkü benim tek kaldığımı, bir şekilde haberleşmemiz gerektiğini söyledi. 2015’in Şubat ayına kadar bu program üzerinden haberleştik.”

Bu durumda, FETÖ tarafından gizliliği sağlamak için örgütsel haberleşme amacıyla oluşturulduğu ve münhasıran FETÖ tarafından kullanıldığı anlaşılan ByLock uygulamasının yüklendiğinin, bu ağa dâhil olunduğunun tespit edilmesi hâlinde, bu kişilerin örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut örgütle irtibatı ortaya konulmuş olabilecektir. ii. ByLock Delilinin Davacı Yönünden Değerlendirilmesi Dava dosyasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından davacı hakkında düzenlenmiş iki ayrı "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı" ile iki ayrı "Bylock CBS Sorgu Sonucu Raporu" yer almaktadır. Dava dosyasına sunulan ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporlarının incelenmesinden, davacının tespit edilen GSM aboneliğinin 545.....81, tespit edilen cihaza ait IMEI numarasının …ve tespit edilen ilk tarihin 11/08/2014 olduğunun belirtildiği görülmüştür.

Öte yandan, dava dosyasına sunulan ve davacı hakkında düzenlenen ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanakları incelendiğinde, ilk tutanakta "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ve soyadı ile birlikte ID numarasının "…", kullanıcı adının "…", şifrenin "…'' olduğu; "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Ankara İlinde hakim olarak görev yaptığı; ikinci ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağında ise, "ID'yi Kullanan Kullanıcılar" başlığı altında davacının adı ve evlenmeden önceki soyadı ile TC kimlik numarası ile birlikte ID numarasının "…", kullanıcı adının "…", "Abone Tespit Kayıtları" başlığı altında tespit edilen GSM numarasının "0545....81" olduğu; "SGK Kayıtları" başlığı altında davacının Ankara İlinde hakim olarak görev yaptığı; "ID'yi Ekleyenlerin verdikleri İsimler" başlığı altında davacıyı, Z.A. isimli kişinin ''…'' olarak kaydetmiş olduğu görülmektedir.

Ayrıca, ID numarası "…" olan "ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanağı"nın "Genel Değerlendirme" kısmında; "...…UID numaralı ByLock kullanıcısının kimlik bilgilerinin tespitine yönelik yapılan çalışmalarda, bu hesaba ait profil bilgilerinde Kullanıcı Adı: …, Şifre: …, roster bilgilerinde diğer kullanıcılar tarafından herhangi bir şekilde kullanıcı adının verilmediği görülmüştür. (…) UID numaralı ByLock kullanıcısının (…) UID li ByLock kullanıcısı ile yapmış olduğu yazışmalarda; .....; bahse konu şahsın (…) kimlik numaralı ... (...) olabileceği, Görüşme içeriğinde …UID li ByLock kullanıcısına ... şeklinde bir çok kez hitap edildiği, adı geçen …isminin ... isimli şahsın eşi A.G. olduğu, ... isimli şahsın görüşme içeriğinde belirttiği üzere 2015 yılında 26 yaşında olduğu, ...yi biri istiyor dediği ve bu (...) isimli şahsın (...) kimlik numaralı kardeşi E.Ç. olduğu, yine konuşma içeriğinde bahsettiği (...) isminin (...) kimlik numaralı kardeşi A.Ç. olduğu, ...UID li ByLock kullanıcı tarafından (Sen mükemmel bir hakimsin) şeklinde hitap etmesi üzerine (...) kimlik numarası ile yapılan sorgulama da (...) kimlik numaralı ... (...) isimli şahsın Ankara Bölge İdare, İdare ve Vergi Mahkemeleri Başkanlığında Hakim olarak çalıştığı, Bu bağlamda; ...UID li ByLock kullanıcısının ...­...kızı, Mardin­10.11.1989 Doğumlu, Malatya­Yazıhan­Sinanlı nüfusuna kayıtlı ...TC kimlik numaralı ... (Kızlık Soyadı:...) isimli şahıs olduğu değerlendirilmektedir." tespitlerine yer verildiği görülmüştür.

Davacı tarafından, ByLock kullanmadığı, ByLock uygulamasını indirmediği, delil olarak değerlendirilemeyeceği, 545....81 GSM numaralı telefon hattını kullandığı, ByLock Tespit ve Değerlendirme Tutanaklarından ID numarası "..." olan tutanağın ByLock kullanıcı hesabının iki kişi adına olduğu, diğer ismi tanımadığı beyan edilmiştir. ByLock uygulaması ile ilgili yukarıda aktarılan hususların ve davacı hakkında ayrı ayrı düzenlenmiş olan Tespit ve Değerlendirme Tutanaklarının, ByLock CBS Sorgu Sonucu Raporlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda davacının bu beyanlarına itibar edilmemiştir. Netice itibarıyla davacı hakkında düzenlenen bahse konu Tutanakların ve yapılan tespitlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda; davacının "..." ile "..." ID numaralarıyla bir kullanıcı adı ve şifre almak suretiyle bu ağa dâhil olduğu anlaşılmaktadır.

b)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan E.Ş.ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 20/04/2017 tarihli tanık ifade tutanağı; "....... (...): Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Fakülteden alt dönemimdir. Fakülte hayatı boyunca FETÖ/PDY örgütüne ait evlerde kalmıştır. Güner'in hâkim olarak atandığını duymuştum."

Stajyer Avukat (Hakim-İstifa) olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 04/12/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DÖNEMİ (2008-2012 YILLARI): .....Ben üniversite ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfta birlikte kaldığım şahısları hatırladığım kadarıyla söylemem gerekirse H.T., ..., HK.C., ... isimli şahıslardı. .....İFADEMDE GEÇEN ŞAHIS İSİMLİLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI VE NE İŞYAPTIKLARI HUSUSUNDA) AÇIKLAMAM GEREKİRSE; ....8- ... : Bu şahıs Mardinlidir. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla üniversite döneminde yapının öğrenci evinde birlikte kaldık. Sonrasında idari vargı hakimi olup ihraç olmuştur. Görsem teşhis ederim. .." Aynı şahıs, 04/12/2018 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.H.B.ye ait, Adalet müfettişlerince düzenlenen 08/02/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "....2008 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. Sınav sonuçları açıklandıktan sonra Maltepe Dershanesinden beni aradılar ve Ankara'da cemaate ait evler bulunduğunu, oralarda kalabileceğimi söylediler. Ben Kredi ve Yurtlar Kurumuna başvurduğum için cemaat evinde kalmayı düşünmediğimi söyledim; ancak yaklaşık 1900. yedek sıradan yurt çıktığı için babamın da isteğiyle güvenli olacağım düşünerek cemaat evinde kalmayı kabul ettim. Özel yurtlar için de maddi durumumuz çok yeterli değildi. Üniversiteye kayıt için Yozgat Yerköy'den ismini hatırlayamadığım bir matematik öğretmeni ile birlikte Ankara'ya geldik. Emek semtinde bulunan cemaate ait bir yurda gittik. Yurttaki bir görevliyle mülakat yaptıktan sonra beni eve yönlendirdiler. Ben de yurdun ücreti evden fazla olduğu için yurtta kalmak istemedim. Daha soma beni Cebeci semtinde bulunan bir eve yerleştirdiler. Yaklaşık 8 ay kaldığım bu evde ev ablası önceleri iki yıllık mezunu olan ...isimli bir kişiydi. ...bir ay kaldıktan sonra evden ayrıldı. Daha sonra Ankara Hukuk öğrencisi A.H.K. ve ... isimli kişiler de bu evde ev ablalığı yaptı. ...Bana sormuş olduğunuz hakimlik sınavı veya başka kurumlara ait sınav sorularının önceden elde edilerek veya çalınarak cemaat mensuplarına verildiğine ilişkin herhangi bir şeye şahit olmadım. Ancak mezun olmadan önce ... isimli ev arkadaşım bana 'sigarayı bırak, kendini topla, gel cemaat evlerinde kal, yoksa hakim-savcı olma imkanın yok' dedi. Ben de ailemle kaldığımı söyledim. O da ısrarcı oldu ve yazılı kazansan bile mülakatta seni eletiriz diyerek beni tehdit etti. ....... (8. Dönem İdari Hakim Adayı- ...): Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2011 mezunudur. Benim kaldığım cemaat evinde ev ablalığı yaptı. 4 yıl boyunca cemaat evinde kaldı. Mezun olduktan sonra da sınavlara hazırlık evinde kaldı. Cemaate gönülden bağlı biriydi. Son sene kapandı, mezun olduktan sonra tekrar açıldı. 2014 yılında hakim adayı iken otobüste karşılaştığımızda çok tedirgin oldu, çok fazla konuşmadan bir durak sonra otobüsten indi. Halen cemaat ile bağı olduğunu düşünüyorum."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 09/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....MURAKIPLIK YAPTIĞIM İKİNCİ ÇALIŞMA EVİ: Ben bu eve murakıplık yaptığım sırada bu ev kiralanmış, faturalar alınmıştı. Bu ev hazır, dayalı döşeli bir evdi. Bu evde murakıplık yapmaya başladığım dönemde ...isimli şahıs, ...isimli şahıs, ... isimli şahıs, ...isimli şahıs, ...isimli şahıs olmak üzere beş kişi kalıyorlardı. Bu şahıslar bu evde 2011 yılı sonbahar döneminde yapılan idari ve adli yargı sınavlarına hazırlandılar. Bu sınavlardan bir kısmı idari, bir kısmı adli yargıyı kazandı. Bu nedenle kalan kişiler bu evi mülakat evi olarak kullanmaya başladı. Bu evde benim olduğum zaman mülakat provası yapıldığını hatırlıyorum. ...dedi."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.B.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 11/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....83- ... İSİMLİ ŞAHIS: Bu şahsın soyadım bilmiyorum, Mardinli olduğunu hatırlıyorum. Ankara Üniversitesi hukuk mezunu olduğunu biliyorum. Adli ya da İdari hakimliği kazandığım sonrasında mülakatı geçip geçmediğini bilmiyorum. Bu şahıs benim murakıplığını yaptığım 2. Hakim savcı çalışma evinde kalan şahıstır. Bu şahıs uzun boylu, esmer , ela gözlü, normal kilolu bir şahıstı, görsem teşhis edebilirim." Aynı şahıs, 11/10/2017 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.E.ye ait, Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 11/10/2019 tarihli ifade tutanağı; "....2013 yılı sonları 2014 yılı başlarında beni kullanmış olduğum cep telefonumu ankesör/sabit hattan aradılar, Ben de Ankara iline geldim ve AŞTİ den Z.K. isimli şahsın aldığını hatırlıyorum. Taksiye bindikten sonra beni Altındağ ilçesinde Altınpark arkasındaki net adresini hatırlamadığım bir eve götürdü. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün yapılanmasında SER MURAKIP olan ...kod/ad H.A. isimli şahıs ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Yargı yapılanmasında MURAKIP olan ...kod/ad ... isimli şahıs karşıladı. Beni eve aldılar. ....Bu ev MÜLAKAAT EVİ olarak adlandırılıyordu. MÜLAKAAT EVİNDE UYGULANAN TEDBİRLER KURALLAR; Bu evde kendi telefonlarımızı kullanmamız serbestti. Günlük mutlaka Kuran-ı Kerim okuma ve Risalei okuma. Dışarı çıkrak daha rahattı, kısıtlama yoktu. Mülakat referansları için kendilerinden haber beklenmesini söylediler. Kişisel bilgilerin evde kalan şahıslarla paylaşılmama. FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Yargı yapılanmasında ....MURAKIP olan ...kod/ad ... isimli şahıslar bize mülakat esnasında nasıl davranmamız gerektiği konularında size burada eğitim vereceğiz, daha öncesinde sınav ve mülakatları kazanan ablalar tarafından eğitim verilecek dedi. Birkaç sonra bu eve ismini söylemeyen iki bayan şahıs geldi. Mülakatta bize nasıl davranmamız gerektiği konusunda anlatımlarda bulundular. Otururken kalkarken mülakat esnasında dikkat edin, otururken bacak bacak üstüne atmayın, memleketinizi sorarlar ve memleketinizle ilgili sorular sorarlar, bilmediğiniz soru olursa kibarca bilmiyorum efendim deyip konuyu kapatın şeklinde söyledikten sonra odadan hepimizi çıkardılar ve tek tek kıyafetlerimizi giydikten sonra içeri girmemizi söylediler. Tek tek içeri girdik. Ben içeri girdiğimde bana kendini tanıt dediler, babamın mesleğini sordular, yanlış hatırlamıyorsam Nevşehir ile ilgili soru sordular ve beni dışarı çıkardılar. En son kişi odadan çıktıktan sonra tekrardan hepimizi odaya aldılar ve mülakatta yaptığımız hataları tek tek söylediler. ..... kod/ad ... isimli şahıs FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Yargı yapılanmasında MURAKIP olarak görev yapıyordu. Ankara Vergi Mahkemesinde Hakimdi. Daha sonrasında ihraç edildiğini biliyorum. 170 cm boylarında, esmer, zayıf, Mardinli bir şahıstı." Aynı şahıs, 12/10/2019 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.T.ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 17/10/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; "....Ben 2008 yılında Gebze FEM Dershanesine gittim ve oradan İstanbul Hukuk Fakültesini kazandım, üniversite 2., 3. Ve 4. Sınıflarda cemaatin evlerinde kaldım. Ancak staja başladığım 2014 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Ankara'da bulunan ......H.A. ile yine o tarihte Ankara Vergi Mahkemesi hakimi olan ve yine ihraç listesinde ismini gördüğüm ...kod adlı ... isimli hakimler benim birlikte kaldığım stajyer arkadaşlar olan S.A., D.Y. ve B.T. ile kaldığımız eve yukarıda isimlerini verdiğim ve 'abla' diye hitap ettiğimiz iki hakim ziyarete gelmekteydi. .....Ben 2014 yılının Mayıs ayında staja başladığım ve maaşa geçtiğim esnada ..... ve o dönemde görevde olan ve bana ve arkadaşlarıma cemaat ablalığı yapan H.A. ile ... benden alacağım ilk maaşın tamamını istediler. Bu parayı benden cemaate yardım adı altında talep ettiler. ........Birkaç gün içerisinde Emek Mahallesi eski .... Yeni .... Cadde üzerinde bulunan ... numaralı ....ev kiraladık. .......biz yeni evi bulmadan önce Z.K.'nın beni ve diğer arkadaşlarımı tanıştırdığı Etlik'teki eve iki tane bayan hakim ayrı zaman dilimlerinde gelerek tanıştık. Bu kişilerdin birincisi ...kod ismini kullanan .....H.A. olarak öğrendiğim kişi ile yine aynı dönemde bizimle temas kuran ...kod adını kullanan ve yine sonradan hakim olması münasebetiyle ismini adliyede öğrendiğim ... evimize gelmeye başladılar. Bu iki bayan hakim dördümüzün aynı evde kaldığını kimseye söylememiz yönünde biz telkinlerde bulundular çünkü evde kalan 4 hakim stajyeri olarak herhangi bir bağımız olmadığından dolayı dikkat çekeceğini düşündüler ve bu nedenle birlikte kaldığımızı saklamamızı belirttiler. ......Bir süre sonra bize ablalık yapan ...kod adını kullanan ... bundan sonra bizimle sadece ...kod adını kullanan H.A.'nın ilgileneceğini söyledi. ..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.T.ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 07/11/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; "....Üniversite hayatınız, hakimlik staj süreniz ve mesleğe başladıktan sonraki süreçte temas kurduğunuz yahut bildiğiniz bu yapıya müzahir, iltisaklı yahut irtibatlı kişiler kimlerdir? ........3.... . (8. Dönem idari yargı) Bir dönem ablalık vazifesi ile stajımın ilk iki ayında kaldığım eve geliyordu. Kendisi evlendirme görüşmesi yaptığını anlatmıştı. Örgüt evliliği yapmıştı. Örgüt e dönmem amacıyla benimle görüşmeye çalışmıştır. Doğum günüm 1 Nisan 2015 te bana whatsaaptan mesaj atarak görüşmek istediğini söylemişti. Fakat memlekete gittiğimi söyleyip reddetmem neticesinde görüşme yapmadık. Ailesinin örgütle bağını kesmesini istediğin fakat gerekirse ailesini de sileceğini anlatmıştı. ...33. B.A. (8. Dönem) ... isimli bu yapıya müzahir kişi bana B.A. ile birlikte aynı evde kaldıklarını söylemişti. ..."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.T.ye ait, Adalet müfettişlerince düzenlenen 09/11/2016 tarihli tanık ifade tutanağı; "....Aşağıda ismini belirttiğim kişiler cemaat ile bağlantısı veya teması olan kişilerdir. A.A., Y.B.D., ... (8. Dönem idari hakim adayı): Bir dönem ablalık vazifesi ile stajımın ilk iki ayında kaldığım eve geliyordu. Kendisi evlendirme görüşmesi yaptığını anlatmıştı. Örgüt evliliği yapmıştı. Örgüte dönmem amacıyla benimle görüşmeye çalışmıştır. Doğum günüm 1 Nisan 2015 te bana whatsaaptan mesaj atarak görüşmek istediğini söylemişti. Fakat memlekete gittiğimi söyleyip reddetmem neticesinde görüşme yapmadık. Ailesinin örgütle bağım kesmesini istediğini fakat gerekirse ailesini de sileceğini anlatmıştı. ..."

Hakim adayı olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan B.L.T.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 28/09/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....MÜLAKAT DÖNEMİ: (2014 Yılı İlk Aylarından 2014 Yılı Mayıs Ayına Kadar Kaldığını Beyan Eder.) Mülakat evi sınavı kazananların bir araya getirildiği ve mülakata hazırlanılan evdi. Bu evin sorumlusu KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAMADIĞIM ... isimli şahıs idi. Bu şahıs haricinde başkaca bir sorumlu yoktu. Mülakat evinde cep telefonları kullanılıyordu. Mülakat aşamasında referans için memleketlimiz olan Yargıtay üyelerini ziyaret etmemizi ve cemaat ile bir bağlantımızın olmadığını söylemememizi istiyorlardı. KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAMADIĞIM ... mülakatta giymemiz için elbise almamızı söyledi. Elbisemizin siyah olmasını, etekli takım olmasını, etek boyunun dört parmak olmasını, hafif makyaj ve sade bir küpe takmamızı, ten rengi çorap ve hafif topuklu bir ayakkabı giymemiz gerektiğini söyledi. Bende bu şekilde alışverişimi yaptım. Mülakat evinde iken mülakat provası yapılacağı söylendi. .......STAJ DÖNEMİ: Ben stajımı Ankara İdare Mahkemesinde başlattım. Ankara da başlatma sebebim memleketim Amasya da staj imkânımın olmaması idi. Stajımı Ankara ilinde başlatmamı KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAMADIĞIM ... isimli şahıs söyledi. Ben stajımı 30 Mayıs 2014 Cuma günü başlattım. Stajımı bir an önce başlatmamızı pazartesi gününe bırakmamamız istenmişti. Ben 10. Dönem İdari Hakim Adayı idim. ....Ben staja başlamadan önce KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAMADIĞIM ... isimli şahıs staj döneminde kalmamız için ev kiralamamızı söyledi. Bende D.Y. ile birlikte Emek semtinde kendi imkânlarımız ile kiralık ev bulduk. .....İFADEMDE GEÇEN ŞAHIS İSİMLİLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI VE NE İŞYAPTIKLARI HUSUSUNDA) AÇIKLAMAM GEREKİRSE; .....36- KOD ADI KULLANDIĞINI BİLDİĞİM ANCAK HATIRLAMADIĞIM ... : Bu şahıs Mardinlidir. Hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs mülakat döneminde evimizin sorumlusuydu. İdari yargı hakimi idi. Görsem teşhis ederim. ..." Aynı şahıs, 29/09/2018 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Hakim adayı olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan K.Ş.C.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 16/02/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "....HAKİM SAVCI MüLAKAT EVİ 2014 YILI OCAK-HAZİRAN AYI: .......Beni mülakat evine götüren ... KOD ADLI şahsı mülakat evinde bulunduğum süre zarfında daha görmedim. Duyduğum kadarıyla da bu süreçte ...KOD ADLI ŞAHIS yapıyla bağını koparmıştı. Bu şahsın yerine de SERMURAKIB olarak ...KOD ADLI bir şahıs geldi. ...KOD ADLI SERMURAKIB mülakat eviyle kısa süre ilgilendi. .....42- SERMURAKIB ...KOD ADLI ŞAHIS: Bu şahsın gerçek ismini, soy ismini, nereli olduğunu ve hangi okul mezunu olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs mülakat evinde kısa süreliğine sermurakıblığımızı yapmıştır. Bu şahsın ne iş yaptığını bilmiyorum. Görsem belki teşhis ederim. ..." Aynı şahıs, 18/02/2018 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ç.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Tokat Adliyesinde S.Ç.nin müdafii Av. C.S. huzurunda düzenlenen 24/10/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı tutanağı; "....ÜÇÜNCÜ ÇALIŞMA EVİ: Bu ev çalışma evlerinde arkadaşları ile problem yaşayanları topladıkları bir evdi. Bu eve gittiğimde kimse yoktu aynı gün içerisinde ev arkadaşlarım geldi, bu evde benimle birlikte L.Z.S., ...isimli şahıs, ...isimli şahıs, ...isimli şahıs olmak üzere toplan 5 kişi kaldık. M.K. isimli şahıs beni bıraktıktan sonra bu eve bir daha gelmedi, bu evin sorumlusu benim birinci ve ikinci eviminin sorumlusu olan ...kod adlı şahıs idi. Yine bu eve ara ara ...kod adlı şahıs gelerek sohbet ederdi, bu sohbetlerde ne kadar ders çalıştık vs. şeklindi olurdu. Bu evin Murakıbı ...kod adlı şahıs, Sermurakıbı ise kod adını hatırlamadığım (...olabilir) bir şahıs idi. Bu şahsın o dönemde Hakim ya da Savcı olduğunu biliyorum. ... MÜLAKAT EVİ ÖZELLİKLERİ:

Bu evin sorumlusu kod adını hatırlamadığım bir şahıstı. Eve geldikten sonra bize hitaben eteğiniz diz altı olsun, üzerinize tam olarak otursun, beyaz gömlek giyin, saçlarınız düz ve fönlü olsun hafif makyaj yapın küçük bir küpe takın, ayakkabınız çok topuklu olmasın şeklinde söyledi. Bu evde mülakat provası yapıldı. Prova yapılmadan önce biz kıyafetlerimizi almıştık daha sonra prova için ismini ve kod adını hatırlamadığım (...Olabilir) şahıs ile yine ismini ve kod adını bilmediğim iki şahıs geldi ve mülakat ortamı oluşturarak bana iki hukuk ve bir genel kültür sorusu sordular, ben sordukları sorulara cevap veremediğim için bana kendini toparla sorduğumuz sorulara cevap veremedin çalış şeklinde söylediler. ....Ben ifademde belirtmiş olduğum şahıslar ile alakalı teşhis aşamasında etkili olacağından beyan etmiş olduğum şahısları detaylı olarak anlatmam gerekirse; .......50- Kod Adını Hatırlamadığım Şahıs; Bu şahsın Kod adı ...olabilir ancak gerçek adını soyadını bilmiyorum, nereli olduğunu ve Üniversite bilgisini bilmiyorum, bu şahıs Hakim ya da Savcı olarak Ankara da görev yapıyordu, bu şahıs ...kod adlı şahsın üstü ve 3. Çalışma evinin Sermurakıp idi, uzunboylu, Esmer tenli, normal kilolu bir şahıs idi, görsem teşhis ederim. ..." Aynı şahıs, 25/10/2017 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 17/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....MÜLAKAT EVİ 2014 YILI OCAK AYI:......Ben mülakat evinden ayrıldıktan sonra beni İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İDARİ HAKİM ADAYI olan bir şahıs aradı ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Bende bu şahısla Kızılay'da buluştum. Benim artık hakim savcı çalışma evlerinde ve mülakat evlerinde kalmama ailemin izin vermediğini söyledim. Seninle irtibatımızı koparmayalım her hafta sonu aynı saatte burada buluşalım dedi. Ancak ben bu görüşmeden sonra aileminde izin vermediği için bu şahısla bir daha görüşmedim. ....İFADEM ESNASINDA GEÇEN ŞAHIS İSİMLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, NE İŞ YAPTIKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI VE YAPIDAKİ POZİSYONLARI) HAKKINDA AÇIKLAMAM GEREKİRSE; ...55- İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM İDARİ HAKİM ADAYI OLAN ŞAHIS: Bu şahsın ismini, soy ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs ben mülakat evinden ayrıldıktan sonra benimle yapı adına görüşen tek şahıstır. Ben bu şahsı bir kez gördüm. Görsem teşhis ederim. ..." Aynı şahıs, 17/05/2018 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Ö.Y.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 18/10/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....ANKARA ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DÖNEMİ 2009-2013 YILLARI: Ben üniversiteyi kazandıktan sonra KYK başvurusunda bulundum. Bana yurt çıktı. Ancak o dönemde dershanedeki rehber öğretmenim olan ...isimli şahsın yönlendirmesiyle öğrenci evinde kalmaya başladım. .....Bu evin ev ablası K.Ü. isimli şahıstı. K.Ü. bu evde bir müddet kaldıktan sonra yapının yurduna geçti. Onun verine ... isimli şahıs geldi. .....İFADEMDE GEÇEN ŞAHIS İSİMLİLERİNİ AYRINTILI (NERELİ OLDUKLARI, HANGİ OKUL MEZUNU OLDUKLARI VE NE İŞYAPTIKLARI HUSUSUNDA) AÇIKLAMAM GEREKİRSE; .....7- ... : Bu şahıs Mardinlidir. Ankara hukuk mezunudur. Bu şahısla üniversite birinci sınıfta birlikte kaldım. Bu şahıs o dönemde ev ablasıydı. Sonrasında hakim olduğunu duydum. Görsem teşhis ederim...." Aynı şahıs, 18/10/2018 tarihli tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.Y.ye ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca düzenlenen 06/03/2017 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; "..2. Sınıfın sonunda ev ablasına ihtiyaçları olduğunu söylediler bana teklifte bulundular. Ben kabul etmedim. Çok ısrar ettiler bunun üzerine evden ayrıldım. Geçici bir süre özel bir yurtta kaldım. Arkadaşlarım beni bırakmadılar, ısrar ettiler, bunun üzerine yeniden Işık evlerine gidip gelmeye başladım.

3.Sınıfın ikinci döneminde yeniden Işık evlerine geri döndüm. Yeni bir eve geçtim. Burada tanıdığım kişiler, E.Ö., ....K.D.A., ....... , kendisi Mardinlidir. Hukuk Fakültesi öğrencisiydi. 4 yıl boyunca Işık evlerinde kaldığını daha sonra sınava girerek İdari Hâkim olduğunu biliyorum. Hakkında soruşturma olup olmadığını bilmiyorum ancak 4 yıl boyunca kendisi ışık evlerinde kaldı bu yapının içerisindeydi. ...."

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.S.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07/03/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....1. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI EKİM AYI : ......Bu evin SERMURAKIBI olan ...KOD ADLI şahıs nadiren eve geldiği zamanlarda bizlere bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorar, geldiği zamanlarda bazen dini sohbet yapardı. Sonrasında birebir görüşürdü. Daha sonrasında bu evden ayrılmama yakın zamanlarda SERMURAKIB ...KOD isimli O şahıs yerine İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS geldi. İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS ben evden ayrılmadan kısa süreliğine bizim SERMURAKIPLIĞIMIZI yaptı. ...

2.HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2014 YILI ŞUBAT- ARALIK AYI: Ben memleketimdeyken sınav sonuçları açıklandı. Her iki sınavdan başarısız olmuştum. Bunun üzerine beni İSMİNİ VE KOD İSMİNİ HATIRLAMADIĞIM 1. EVİN DEĞİŞEN SERMURAKIBI aradı ve Ankara ya gelmemi söyledi. Bende bu görüşmeden bir hafta sonra hazırlığımı yapıp Ankara AŞTİ otogarına gittim. Beni otogardan İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS SERMURAKIB karşıladı ve birlikte 2. Kalacağım yine Keçiören semti İncirli Mahallesinde bulunan hakim savcı çalışma evine götürdü ve bıraktı. .....Ben yukarıdaki ifademde belirtmiş olduğum şahıs isimlerini ayrıntılı olarak açıklamam gerekirse;.........33- İSMİNİ VE KOD ADINI HATIRLAMADIĞIM ŞAHIS: Bu şahsın ismini soy ismini ve nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs kalmış olduğum birinci hakim savcı çalışma evimin değişen Sermurakıbıdır. Bu şahıs beni 2. Hakim savcı çalışma evime götüren şahıstır. Bu şahıs o dönemde hakim savcı stajeri olabilir. Görsem teşhis ederim. ...." Aynı şahıs, 08/03/2018 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Ş.A.ya ait, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Erzurum İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 10/11/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....2013 yılının Ramazan ayına girdik, bizim evimizi değiştirdiler ve başka bir eve gittim, herkesi farklı bir eve dağıtmışlardı, beni de farklı bir eve verdiler, bu evde yine ifademin başında BTM olarak bilettiğim ...kod isimli bayan vardı, yine ...(nereli olduğunu bilmiyorum), yine Ankara ilinden olan bir bayan ve Gaziantep ilinden olan bir birkaç ay kalmıştık, Ostim semtindeydi, bu evden ...isimli bayan sorumluydu, daha sonra bu evden birkaç ay kaldıktan sonra ben ve benimle birlikte oda arkadaşım olan Ankaralı arkadaşımı başka bir eve taşıdılar, ........yine bu evde bizimle ...(uzun boylu, esmer) isimli bir bayanda ilgileniyordu,..."

Aynı şahıs, 16/11/2017 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında; "14 -Bana resmini göstermiş olduğunuz şahsı '...' olarak tanımaktayım. Güneydoğulu olduğunu biliyorum. Bu şahıs hakim veya stajer hakimdi. 2013 yılında İdari ve Adli Yargı Sınavlarından önce örgüte ait evlerde bizimle ilgilenen sermuragıb'tı. 2013 yılında gerçekleşen İdari ve Adli Yargı Sınavlarından sonra bir daha görmedim. Nerede görev yaptığım bilmiyorum." şeklinde beyanda bulunarak, davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan T.Ö.ye ait, Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında Soruşturma Bürosunca düzenlenen 04/08/2016 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; "....Ankara 3. Vergi mahkemesi üyesi olan ... hakkında .... cemaat üyesi olduğu düşüncesindeyim. Gezdiği arkadaşlar ve diğer arkadaşlarımın konuşmalarından bu kanaate ulaştım. .."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 12/09/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağı; "....14. DÖNEM VE DİĞER DÖNEMLERDEN MURAKIPLIK VE SERMURAKIPLIK YAPAN KİŞİLERDEN BİLDİKLERİ: ....Bu sohbet grubunda; ...isimli şahıs, ... isimli şahıs ve ismini hatırlamadığım 2 şahıs ve ben vardım. Bu grubun sorumlusu ... isimli şahıstı. .."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.T.S.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 13/09/2017 tarihli şüpheli ek sorgulama tutanağı; "....KURA SONRASI DAHİL OLDUĞUM BİRİNCİ GRUP: Benim ilk dahil olduğum grupta; ...isimli şahıs, ... isimli şahıs, Büşra isimli şahıs ve ismini hala hatırlamadığım bir şahıs vardı. Bu grubun grup başkanı ... isimli şahıstı. Bu şahısların hepsi idari hakimdi, sadece ben Adli Yargı hakimiydim. Bu gruba dahil olduktan sonra en erken ayda bir toplanıyorduk. Toplantılarda dini sohbetler yapılıyordu. İsmini hatırlamadığım sivil abla elinde getirdiği dini sohbeti yapıyordu, dini ibadetlere ilişkin aylık çetele alıyordu. Zaten hakim savcınında evinde Fetullah Gülen kitabı bulundurmak, Zaman gazetesine abone olmak kesinlikle yasaktı. bu sohbetlerde Fetullah Gülenin videosu izletilmiyordu, sadece sohbetler hazırlanıp veriliyordu. ...Ayrıca yapılanmada sohbet gruplarında eve giren maaşın veya maaşların evlilerden %10 bekarlardan ise %15'i alınırdı... DEVAMLA; ....72- ... isimli şahıs: Çubuk'ta hakim olduğum zamanlarda yapılan toplantılardan tanırım. Mardinli olabilir, emin değilim. Ankara idare mahkemesinde İdari Hakimdi, orta boylu esmer ve zayıf birisiydi. ..." Aynı şahıs, 14/09/2017 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.K.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ...numaralı soruşturma kapsamında düzenlenen 05/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "....Ben yukarıda belirtmiş olduğum Ayvalı'da bulunan ev dışında ben bir eve daha murakıplık yaptım. Bu ev Cevizlidere Dikmen civarında bir evdi. Bu görevi bana kod adını hatırlamadığım ser murakıp ... (soy isminden tam olarak emin değilim) isimli şahıs verdi. Bu şahıs bu görevi vermek için bulunduğum staj evine geldi. Bana hitaben "5'lik gruptan olan kişilerin Cevizlidere'de bir evde kaldığını, bu evin murakıplığını yapar mısın" dedi, ben de kabul ettim, sonrasında birlikte o eve gittik, evdekilerle tanıştık, evdekiler Adli veya İdari yargı sınavlarının en az birini kazanmış, mülakata girmiş ve sonuçlarını bekliyorlardı. Bu ev mülakat evi olduğu için telefon kullanmak serbestti. Bu evin faturalarının kimin adına kayıtlı olduğunu, kira sözleşmesini kimin yaptığını hatırlamıyorum. Ben bu evde kalan kişilere kira parası vermedim. Bu evde tam emin olmamakla birlikte sabit hat olmadığını hatırlıyorum. Ben bu eve murakıplık yapmaya 2014 yılının Şubat-Mart aylarında başladım. Yaklaşık bir buçuk ay bunlarla ilgilendim. Tahminim Nisan-Mayıs ayı gibi de bu görevi bıraktım. Bu görevi yaptığım dönemde ben kod adını hatırlamadığım SERMURAKIPLIK YAPAN ... dışında ne murakıp ne de ser murakıp hatırlıyorum. .."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Z.K.ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07/12/2017 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "....24- Ser murakıplık yaptığını bildiğim ... isimli bayan; Orta boylu, zayıf, esmer, siyah saçlı bir bayandı. .." Aynı şahıs, 07/12/2017 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir.

Avukat olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan Y.Ö.ye ait, Konya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen ... numaralı soruşturma kapsamında Konya İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 15/11/2019 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "....27- ... Öğrenim gördüğüm dönemlerde benden üst sınıfta Hukuk öğrencisi olan, cemaate ait başka evlerde kaldığını bildiğim, ancak cemaat ya da cemaat evleri içerisinde herhangi bir görev üstlenip üstlenmediği hakkında bilgi sahibi olmadığım, ....şahıs vardır. ....Kendisinin fotoğrafı gösterilirse tanıyabilirim. .." Aynı şahıs, 15/11/2019 tarihli fotoğraf teşhis tutanağında davacıyı kesin ve net olarak teşhis etmiştir. Davacının UYAP sistemi üzerinde yer alan aile nüfus kayıt örneği incelendiğinde; davacının evlenmeden önceki soyadının "…", evlendikten sonra " ... " soyadını aldığı, yukarıda yer verilen tanık beyanları ile davacıya ilişkin bilgilerin uyumlu olduğu görülmüştür.

Davacı tarafından, soyut nitelikte ve kanaate dayalı olan, tahliye olmak veya mesleğe dönebilmek amacıyla verilen tanık ifadelerinin hükme esas alınmasına imkan bulunmadığı, tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığı, T.Ö. isimli tanığın beyanının kesinlik içermediği, B.T., K.Ş.C. ve Z.K. isimli tanıkları Ankara 2. Vergi Mahkemesinde hakim olarak, Ankara 6. Vergi Mahkemesinde nöbetçi hakim olarak görev yapmakta iken stajyer olarak tanıdığı, hakimlik mesleğinden ihraç edildikleri, Z.T. isimli tanığı tanımadığı, A.H.B. isimli tanığı üniversite döneminden tanıdığı, üniversite sonrası sadece bir kere karşılaştıkları, aleyhine beyan verilmesini anlamadığı, S.Y. isimli tanığı üniversite döneminden sadece ismen tanıdığı; Ş.A., B.B., S.S., S.Ç., S.K. isimli tanıkları tanımadığı, somut bilgi ve kesinlik içermeyen, yer ve zaman belirtilmeyen beyanlarda bulunulduğu ileri sürülmüştür.

Diğer yandan, davacının, hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/04/2019 tarihli sorgulama tutanağında; "...Lisede okuduğum dönemde dershaneye giden arkadaşlarım deneme sınavlarına giriyorlardı, bende lise son sınıftayken o deneme sınavlarına girdim. Deneme sınavlarına girdiğim sınavlarda sınav bittikten sonra sohbetler yapılıyordu, Fettullah GÜLEN cemaatinin dershanelerinin odalarında sohbetler gerçekleşiyordu. Bu sohbetlerde KURAN ile ilgili sohbetlerde bulunuluyordu. Kimse bizi yönlendirmeye çalışmıyordu. ." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.

Bununla birlikte, dava dosyasına sunulan ve Tokat Cumhuriyet Başsavcılığının ... sayılı soruşturması kapsamında düzenlenen 11/06/2019, 08/07/2019, 11/07/2019 ve 13/07/2019 tarihli dosya inceleme ve değerlendirme tutanaklarında; davacının, 64, 120, 123 ve 141 numaralı hakim-savcılık sınavına çalışma evlerine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında evle ilgisi bulunan ve şüpheli oldukları değerlendirilen şahıslar arasında yer aldığı belirtilmiştir.

Bu durumda, davacının örgüt mensubu olduğuna, üniversite döneminde ve staj döneminde örgüt evlerinde kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgüt içerisinde aktif konumda bulunduğuna, ablalık ve sermurakıplık yaptığına, birden fazla kod isim (...ve ...) kullandığına, örgüt tarafından düzenlenen sohbet adı verilen toplantılara katıldığına, örgüt adına talimatlar verdiğine, örgütün yönlendirmesiyle katalog evlilik yaptığına, örgüt adına himmet istediğine ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile üniversiteye hazırlık sürecinde örgüte müzahir dershaneye gittiğine ve sohbetlere katıldığına yönelik kendi beyanının değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6.Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.

Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).

Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.

AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.

Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.

Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.

AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).

Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7.Sonuç olarak

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi isteminin de reddi gerekmektedir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ...tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ...tarih ve ...sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi ve özlük haklarının iadesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

3.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...TL yargılama giderinden (dava açılırken davacı tarafından ödenen ve dava dosyasında kullanılan ...TL posta gideri avansı ile yine davacı tarafından ödenen toplam ...TL harcın toplamından oluşan) ... TL'nin mahsubu sonrasında kalan ve davacının adli yardım isteminin kabul edilmesi nedeniyle tahsil edilemeyen ...TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,

4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 28/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI İdare Hukuku 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanunu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamesi'nin 3. maddesinin Anayasa'ya açıkça aykırı olduğu, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin olağanüstü halin gereklerini aşar nitelikte olduğu, süre yönünden herhangi bir belirleme içermediği, etkileri olağanüstü hal sona erdikten sonra da devam edecek şekilde geçici olmayan tasarruflar içerdiği, hakkında herhangi bir disiplin soruşturması yaptırılmadan ve savunma hakkı tanınmadan meslekten çıkarılma kararı verildiği, dava konusu kararlarda FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat veya iltisakını gösteren doğrudan veya dolaylı somut herhangi bir bilgi, belge ya da bulgu ortaya konulmadığı, kişiselleştirme yapılmadığı, dava konusu kararların Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanunu 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanunu 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanunu 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu K2802 md.53 K4066 md.3 K2937 md.4 K370 md.139 CMK md.150 CMK md.150/3 K685 md.11 K15231 md.36 K2935 md.33 K2802 md.121 K2577 md.16 K667 md.3/1 K667 md.3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.