8. Hukuk Dairesi
8. Hukuk Dairesi 2014/4009 E. , 2014/22508 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 21/05/2013
NUMARASI : 2007/578-2013/307
Davacı-karşı davalı M.. R.. ile dahili davalılar-karşı davacılar Hazine, Kayyım İstanbul Defterdarlığı, V.. Ö.. ve ihbar olunan Vakıflar Genel Müdürlüğü aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 21.05.2013 gün ve 578/307 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R
Davacı M.. R.. vekili 1946'dan beri davacının eklemeli zilyetliği altında bulunan dükkan vasfındaki . ada . parselin tapu da M.., K.. ve A.. K.. adına kayıtlı olup, M.. ve K..a'nın kim olduğunun bilinmediğini A..K..'ın ise 1963 yılında öldüğünü ve TMK'nun 713/2 maddesindeki ölüm ve malikin kim olduğu bilinmeyen sebebinin davacı lehine gerçekleştiğini açıklayarak taşınmazın tapu kaydının iptaliyle müvekkili adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı Hazine vekili ve kayyım olarak atanan İstanbul Defterdarı vekili koşulları bulunmadığından davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Dahili davalı-karşı davacı A..K.. mirasçıları vekili, koşulları bulunmadığından asıl davanın reddine karar verilmesini savunmuş ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000 TL ecrimisil bedelinin davacı- karşı davalı M.. R..'den tahsiline ve taşınmazın tapusunun iptaliyle dahili davalı-karşı davacı Artin mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, taşınmazın kayıt maliklerinin kim olduğu bilindiği ve taşınmaz icareli vakıf malı olduğundan asıl dava ile hukuki yarar yokluğundan A.. K.. mirasçılarının tescil isteğinin reddine ve karşı davadaki ecrimisil isteğinin kısmen kabulü ile 9.055,64 TL ecrimisil bedelinin davacı- karşı davalı M.. R..'den tahsiline karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece, asıl davanın reddine ve karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Şöyle ki, dava konusu taşınmaz 31.08.1933 tarihli kadastro beyannamesine göre 1940 yılında A.. K.., M.. ve K.. adına tapuya tescil edilmiştir. 4721 sayılı TMK'nun 713/2. maddesinde; “Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.” Yine 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 15/2.maddesinde; “Taşınmaz mal tapuda kayıtlı olsun veya olmasın, onun ayrılması mümkün bir kısmının veya belirli bir payının, bu Kanunda zilyet lehine kabul edilen sebeplerle iktisabı caizdir.” denilmektedir. Somut olayda, davacının dayandığı malikin tapu kütüğünden anlaşılamaması hali; kütükteki bilgi ve belgelerden malikin kim olduğunun çıkarılamaması, genel olarak gerekli dikkati gösteren herkesin malikin kim olduğunu anlayamayacağı hallerde ve malik sütununun boş bırakılması, malik adının müphem ve yetersiz gösterilmiş olması veya tapu kaydının nam-ı mevhum adına (mevcut olmayan bir şahıs) tescil edilmiş olması gibi durumlarda malikin kim olduğunun anlaşılamadığı kabul edilir. Kadastro beyannamesindeki açıklamalar ve dayanak kayıtlara göre kayıt malikinin tapu kütüğünden anlaşılamadığı ileri sürülemeyeceğinden davacı vekilinin malikin kim olduğu bilinmeyen hukuki sebebine yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi doğrudur.
Ancak davacı, aynı zamanda ölüm nedenine de dayanmıştır. TMK'nun 713/2 maddesindeki ölüm nedeni Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih, 2009/58 Esas, 2011/52 sayılı Kararının 27.03.2011 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan ilamı ile iptal edilmişse de, Dairenin sapma göstermeyen uygulamalarında, Anayasa Mahkemesi'nce yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.02.2011 tarihine kadar hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu kabul edilmektedir.
Kural olarak, tapu iptali ve tescil davalarında, dava, kayıt malikine, kayıt maliki ölüyse mirasçılarına yöneltilerek açılır. TMK’nun 713/2. fıkrası gereğince, açılan davalarda Hazine, TMK'nun 501. maddesi uyarınca son mirasçı sıfatıyla hasım gösterilmektedir. TMK’nun 713/2. maddesinde belirtilen hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalarda, bu tür davaların niteliği ve özelliği gereği husumetin yargılama sırasında tamamlanması mümkündür. Kayıt maliklerinden Artin Körpeyan mirasçıları tespit edilerek davada taraf olmaları sağlanmış ise de, Marina ve Katerina mirasçıları belirlenip davada taraf sıfatıyla yer almamıştır.
Bilindiği üzere, bir davanın görülebilmesi için öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması gereklidir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesiyle mümkün olur. HUMK'nun 73. maddesinde; “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde Hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez,” denilmektedir. Madde metninde açıkça görüldüğü üzere taraflar, yöntemine uygun bir biçimde davet edilmedikçe Mahkemece karar verilemez. Aynı durum Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 27. maddesinde de; “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler” amir hükmüne yer verilmiştir.
Söz konusu maddede yer alan “hukuki dinlenilme hakkı" tabiriyle 73. maddesindeki durum ifade edilmiştir.
Bu hak, Anayasa'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Bu hak iddia ve savunma hakkı olarak bilinse de iddia ve savunma hakkından daha geniş ve daha üst bir kavram olarak nitelendirilmektedir.
Öyleyse Mahkemece yapılacak iş; kayıt malikleri Marina ve Katerina'nin varsa mirasçılarının kesin bir biçimde saptanabilmesi bakımından; anılan kayıt maliklerinin hasımlı olarak alınmış veraset belgelerinin alınıp dosyaya konulması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması; mirasçılık belgesine göre belirlenecek yöntem ile taraf teşkili sağlanarak davanın yürütülmesi, mirasçısı yoksa TMK'nun 501. maddesi gereğince son mirasçının Hazine olduğu gözetilerek davaya devam edilmesidir.
Öte yandan tapu kaydında taşınmazın Sultan Beyazıt Vakfından icareli olduğu şerhi bulunmaktadır. Davaya dahil edilen Vakıflar Genel Müdürlüğü vekili, taşınmazın vakıf malı olduğunu, zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını ileri sürdüğüne göre, vakfa ait vakfiye, buna ilişkin kayıt ve belgelerin Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden istenmesi, taşınmazın vakıf malı olduğunun anlaşılma durumunda, vakıflar konusunda uzman (akademisyen) bilirkişi ya da bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, vakfın türünün belirlenmesi, bundan sonra kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla edinilmesinin mümkün olup olmadığının araştırılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
Kabule göre de, dava konusu taşınmaza kayyım olarak atanan İstanbul Defterdarı tarafından açılan davada, Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 31.03.2009 tarih, 2008/30 Esas, 2009/96 Karar sayısı ile 10.620 TL ecrimisil bedelinin davalı M.. R..'den tahsiline karar verildiği ve hükmün Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği dikkate alınmadan ve davacı- karşı davalı tarafından bu tarihten sonra kesinleşen mahkeme kararı gereğince İstanbul Defterdarlığı'na ecrimisil ödenip ödenmediği ve böylece mükerrer ödeme bulunup bulunmadığı araştırılmadan ecrimisil bedeline hükmedilmesi de doğru değildir.
Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenle yerindedir. Kabulüyle hükmün, 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, HUMK'nun 388/4., HMK'nun m.297/ç) ve 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunabileceğine, 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacı-karşı davalı Melahat'e iadesine, 18.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.