14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda dosya incelendi. D A V A /
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 14.08.2006 tarihinde başlayan ve 06.03.2013 tarihinde müvekkilinin haklı feshiyle sona eren "belirli süreli tek satıcılık sözleşmesi" söz konusu olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkiline ödenmesi gereken hizmet faturaları alt yönetim tarafından ödenmediğinden müvekkilinin o dönem için ciddi mağduriyeti söz konusu olduğunu, davalı şirket müvekkilinin feshe dair ihtarını 08.02.2013 tarihinde tebellüğ ettiğini, 14.03.2013 tarihinde gönderdiği cevabi ihtarnamesi ile sözleşmenin fesih beyanının tebellüğ edildiğini, sözleşmenin sonlandığı bildirildiğini, buna karşılık diğer talep ve iddialarının kabul edilmeyeceği dile getirildiğini, müvekkilinin hizmet bedeli faturalarının karşılığı davalı şirketçe ödenmediğinden taraflarınca alacağın dava yoluyla tahsilini sağlamak maksadı ile .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 15.03.2013 tarihinde ... Esas numarası altında görülmüş bulunan dava ikame edildiğini, yargılama sonucunda, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. ...
K. Sayılı kararı ile 2.798.945,57TL'lik alacak talebin kabulüne karar verildiğini, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.
Hukuk Dairesi .... Sayılı kararla istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiğini ve kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi .... Sayılı kararıyla hükmün onanmasına 16.01.2020 tarihinde karar verdiğini, Yargıtayın onama kararının taraf vekillerine 24.06.2020 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu, süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından hükmün 09.07.2020 tarihinde kesinleştiğini, 02.01.2021 tarihli kesinleşme şerhi ile tasdik olunduğunu, müvekkilinin mahkeme ilamıyla varlığı kesin olarak tespit edilmiş bulunan 2.798.945,57 TL alacağının zamanında ödenmediğini, davalı şirket tarafından alacak uzun süre sürüncemede bırakılıp müvekkilinin zararına sebep olunduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile HMK m.107 uyarınca müvekkilinin uğradığı 10.000,00 Türk Lirası munzam zararın dava tarihinden itibaren 3095 s.
K. Md. 2/2 kapsamında en yüksek avans faiziyle, aksi kanaatte yasal faiziyle davalıdan alınmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
S A V U N M A /
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı taraf ile Müvekkili Şirket arasında imzalanan Dağıtım Sözleşmesi neticesinde taraflar arasında ticari ilişki kurulduğunu, işbu sözleşme davacı tarafından süresinden önce feshedildiğini, feshin akabinde davacı yan, Müvekkili Şirketten birtakım taleplerde bulunmuşsa da bu talepler sözleşmenin davacı yan tarafından haklı neden olmaksızın feshedilmesi nedeniyle Müvekkili Şirket tarafından kabul edilmediğini, işbu husus yargılamaya konu olduğunu ve .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyası ile görüldüğünü, neticeten; ... Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından, davacıya 2.798.945,57 TL ödenmesine dair karar verilen karar Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin ... sayılı kararı ile 16.01.2020 tarihinde onandığını, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. ...
K. Sayılı kararının kesinleşmesini takiben davacı tarafından 21.01.2020 tarihinde ilamlı icra takibi başlatıldığını, toplam 5.416.193,54 TL alacak talep edildiğini, müvekkili Şirket tarafından 21.01.2020 tarihinde dosya hesabı olan 5.769.801,96 TL ödeme yapıldığını, akabinde 22.01.2020 tarihinde .... İcra Dairesi tarafından Müvekkil Şirket’e muhtıra gönderildiğini ve 246.436,81 TL harcın borçlu tarafından yatırılması gerektiği bildirildiğini, muhtırayı tebliğ alan Müvekkili Şirket 23.01.2020 tarihinde eksik harca dair ödemeyi de yaptığını, dolayısıyla huzurdaki davaya konu ödemeler, kesinleşmiş yargı kararını takiben Müvekkili Şirket tarafından tam ve eksiksiz olarak ödendiğini, dosyanın kapandığını, müvekkili Şirket ve davacı yan arasında 10.09.2006 tarihli ve akabinde 11.01.2012 tarihli Dağıtım Sözleşmesi akdedildiğini, işbu Sözleşme 06.03.2013 tarihinde davacı tarafından feshedildiğini, davacının ileri sürmüş olduğu tüm talepleri zamanaşımına uğradığını, munzam zarar tazmini koşullarının oluşmadığını, borçlu temerrütü olmaksızın munzam zarar tazmin talebinde bulunulamayacağını, davacı tarafından uğradığı iddia olunan zararın ispatlanamamış olduğunu, yüksek enflasyon iddiasının tek başına mınzam zararı ispatlamayacağını savunarak haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın öncelikle zamanaşımı itirazları doğrultusunda usulden reddine, haksız ve hukuka aykırı Davacı taleplerinin, davanın tümden reddine, davacı aleyhine vekâlet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
G E R E K Ç E / Dava, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen Aşkın (munzam) zararın tahsili istemine ilişkindir. Taraf delilleri toplanmış, .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının uyap kayıtları, icra dosyası kayıtları, ticaret sicil kayıtları celp edilmiştir.
Dava konusu olayın incelenmesinde; Davacı şirket ile davalı şirket arasında 14.08.2006 tarihinde başlayan ve 06.03.2013 tarihinde davacı şirketin feshiyle sona eren "belirli süreli tek satıcılık sözleşmesi" söz konusu olduğu, davalı şirket tarafından davacı şirketin hizmet bedeli faturalarının karşılığı ödenmediğinden bahisle, davacı şirket tarafından alacağın dava yoluyla tahsilini sağlamak maksadı ile .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 15.03.2013 tarihinde ... Esas numarası altında görülmüş bulunan dava ikame edildiği, yargılama sonucunda, .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... E. ...
K. Sayılı kararı ile davanın kısmen kabulü ile 2.798.945,57 TL'nin 11.03.2013 temerrüt tarihinden itibaren değişen oranlı avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine , fazla talebin reddine karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi .... Sayılı kararla istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği ve kararın temyiz edilmesi üzerine de Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.01.2020 tarih .... Sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verildiği, süresi içinde karar düzeltme talebinde bulunulmadığından hükmün 09.07.2020 tarihinde kesinleştiği, kararın kesinleşmesi sonrası alacağın icra kanalıyla tahsil edildiği anlaşılmıştır.
Davacı tarafça, davacı tarafça alacağın geç tahsil edilmiş olması ve yukarıda açıklanan mahkeme kararı ile hükmedilen faizi aşan zararın ortaya çıkmış olduğundan bahisle munzam zarar talebinde bulunulmuştur.
Davalı tarafça, alacağın zamanaşımına uğradığı, munzam zarar tazmini koşullarının oluşmadığı ileri sürülerek davanın usulden ve esastan reddi talep edilmiştir.
Davalı tarafça, zamanaşımı def'inde bulunulmuş ise de, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. Maddesinde ayrık özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği, munzam zarar talebinin aynı yasanın 146. Maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, dava konusu alacağın yargılama konusu olması, yargılama konusu olduğu .... ATM'nin ... esas ... karar sayılı dosyasının kesinleşme tarihi ve iş bu eldeki dava tarihi dikkate alındığında TBK'nın 146 maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından, davalının zamanaşımı def'inin reddine karar verilmiştir.
Dava şartlarının tam olduğu, incelenecek başkaca bir ilk itiraz ve süreler yönünden bir itiraz olmadığından davanın esasına geçilmiştir. Munzam (aşkın) zarar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır. Yasa bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır. Ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde, munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır. Kısacası, munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1996 gün ve ...sayılı kararında da değinildiği üzere; bu konuda kanıtlanması gereken, belli paranın gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Doğaldır ki bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan olası (muhtemel) kar ya da varsayılan (farzedilen) gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Hal böyle olunca davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği açıktır.
Munzam zararın tazmini için alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak inanılır, kesin ve net bir biçimde kanıtlamak zorundadır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. davacının enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olguları değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğünü kanıtlaması gerekir. Aksi halde soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik gelişmeler TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez (Yargıtay18. Hukuk Dairesi'nin 14.12.2015 Tarih, 2015/... E.-...
K. Sayılı kararı).
Bunun gibi, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan sadece ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu TBK' nin 122. maddesindeki munzam zararın kanıtı olarak göstermesi ve ekonomik gelişmelerin getirdiği olumsuzluğun gerçek zarar olarak kabulü mümkün değildir. Zira, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon (ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar) oranında bir zarara uğradığının varsayılması, 3095 sayılı Kanunla belirlenen faiz oranlarını mahkeme kararıyla enflasyon oranına çıkaracak niteliktedir. Bu ise mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/...-... Esas 2012/... Karar sayılı ilamı; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/11-... Esas 2007/... Karar sayılı ilamı).
Bu halde TBK'nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan-munzam zararın, ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri vb. gibi) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerekir. Davacı ileri sürdüğü munzam zararını somut olgularla kanıtlamadıkça zarar miktarının saptanması gerçekçi olmayıp varsayımsal kalacaktır. Tüm bu açıklamalar ışığında, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre yapılan değerlendirmede;
Mahkememizce görülüp karara bağlanan davanın, Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne dayanılarak açılan alacağın geç tahsil edilmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmadığı iddia edilen ... (munzam) zararın tahsili istemine ilişkin olduğu, bu bağlamda, dava konusu somut olaya ilişkin olarak, taraflarca sunulan deliller ile başka yerden getirtilmesi gereken tüm delillerin toplandığı, gelen yazı cevaplarının dosyamız içerisine katıldığı, tarafların aktif ve pasif dava ehliyetlerinin denetlenip uyuşmazlık konularının re'sen belirlendiği, bu haliyle yapılan değerlendirmede de, davacı yanca her ne kadar munzam (aşkın) zarar iddiasına dayanarak dava açılmış ise de; munzam zararın, borçlu temerrüte düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve ortaya çıkan durum arasındaki fark olduğu, diğer bir anlatımla, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı bir zarar şeklinde tanımlandığı, faizi aşan zararın ödenebilmesi için uğranılan zararın varlığı ile miktarının kanıtlanması gerektiği, bu zarar kanıtlandığı taktirde borçlu, ancak kendisinin geç ödemeden dolayı hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmesi halinde bu zararın ödenmesi yükümlülüğünden kurtulabileceği, bu konuda kanıtlanması gereken hususun, muayyen paranın gününde ödenmemesinden doğan zarar olduğu, diğer bir deyimle alacaklı davacının, fiilen uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumunda olduğu, ayrıca doğaldır ki bu zararın, paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan "muhtemel kâr" ya da "farz edilen gelir" olmadığı, bu zararın, davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan, somut olgular nedeniyle uğramış olduğu fiili zarar olduğu, hal böyle olunca da, iddia olunan zararı doğuran somut vakıanın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği, salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzlukların munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemeyeceği, davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerektiği, ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarının belirlenebileceği (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 2007/11-... esas 2007/... karar ve Yargıtay 11. H.D. 16/03/2023 Tarih ve 2021/... Esas-2023/... Karar, Yargıtay 17. H.D.'nin 18/03/2013 tarih ve 2012/... Esas-2013/... Karar sayılı ilamları), ayrıca bu noktada, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, yasa hükmü ile (3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun) geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların,
TBK'nun 122. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak belirtilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemeyeceği, uğranılan zararın yasa hükmü ile belirlenen zarardan fazla olduğu iddia edilerek TBK'nun 122. maddesine dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık yasa koyucunun zararın oranını belirlemek için kullandığı, dikkate aldığı, değerlendirdiği ölçülere ve bunların "maruf ve meşruh" oldukları olgusuna değil, davaya özgü, somut vakıalara dayanılması gerektiği, bunların da, elverişli ve geçerli delillerle kanıtlanması gerektiği, davacının alacağına kavuşması için yasal yollara başvurması, dava açması nasıl anayasal bir hak ise, davalının savunma hakkının da anayasal bir hak olduğu, davacının alacağının tahsili için alacak davası açtığı, mahkemece yargılama yapılarak karar verildiği, kararın kanun yolu incelemelerinden geçerek kesinleştiği, kesinleşen ilam neticesinde ilama konu alacağın ödetilmesi yönteminin yasada düzenlenmiş ve yaptırımlarının da yine yasada öngörülmüş olduğu, davacının munzam zararının ve davalının kötü niyetli olarak ödemeyi geciktirdiğinin de kanıtlanamadığı anlaşılmakla ve değerlendirilmekle, davacı tarafın davasını ispatlayamadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmış, bu kapsamda davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M / Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1.Davacı tarafça açılan davanın REDDİNE,
2.Alınması gereken 269,85 TL harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA,
3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
4.Davalı tarafından masraf yapılmadığından bu hususta hüküm kurulmasına YER OLMADIĞINA,
5.Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihi AAÜT gereğince belirlenen 10.000,00-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
6.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.120,00-TL arabuluculuk giderinin, davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,
7.Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından sarfedilmeyen kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE,
8.Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 67/1. maddesi gereğince taraflardan birinin talebi üzerine kararın tebliğe ÇIKARTILMASINA,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere her hangi bir Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 19/12/2023 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır