6. Hukuk Dairesi
6. Hukuk Dairesi 2022/4159 E. , 2023/3872 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.11.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir..
Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...’in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 29.06.2016 tarihinde alt yüklenici sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin alt yüklenici olarak "boru montaj işlerini" yapmayı taahhüt ettiğini, yeri teslim alarak işi yapmaya başladığını ama davalının 01.12.2016 tarihli ihtarla sözleşmeyi fesih ettiğini, müvekkiline bildirilen feshin haksız fesih olduğunu, fesih sebebi olarak iş güvenliğinin yeteri kadar alınamaması ve kesin teminatın gösterilmemesi ileriye sürülmüşse de müvekkilinin iş güvenliği kurallarını ihlal etmediğini, davalının teminat mektubunun verilmesi yönünde bir uyarısının bulunmadığını, yeterli iş güvenliği tedbirlerinin alındığını, feshe kadar "kesin teminat" içinde hiç bir uyarı yapılmadığını, taraflar arasında bu yönden herhangi bir husumetin doğmadığını ileri sürerek, sözleşmenin haksız fesih edildiğinden bahisle uğradığı kâr kaybı yoksunluğu olarak şimdilik 10.000,00 TL tazminatın fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 19.09.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 14.047.957,00 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalı yasal süre içerisinde davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin bir bedel içermediği, o nedenle sözleşmenin teminat verilmesine ilişkin 9. maddesinin uygulanabilir nitelikte olmadığı, sözleşmenin akdinden sonra davalının TBK’nın 123. maddesine uygun olarak teminat mektubu verilmesine ve teminat mektubunun miktarına ilişkin davacıya herhangi bir ihtarda ya da talepte bulunmadığı, davacı ile ilgili iş sağlığı ve güvenliği yönünden bunları ihlal ettiğine dair bir tutanak ya da belge olmadığı, bu konuda ihtarname gönderilmediği, taraflar arasındaki sözleşmenin fesih edildiği tarih ile sözleşmenin normal olarak sona ermesi gereken tarih arasındaki dönemde davacının gerekli çabayı gösterseydi dahi tekrar bu nitelikte veya benzer nitelikte bir iş almasının sektörel yönden mümkün olmadığı, dava konusu işin yapıldığı Türkiye'de özel sektör tarafından tek seferde gerçekleştirilen en büyük yatırımlardan biri olduğu, bu nedenle hesaplanmış olan kâr mahrumiyeti zararından TBK’nın 408. madde gereğince herhangi bir indirim yapılamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf başvurusunda; iş güvenliği uzmanın olduğu heyetten rapor alınması gerektiğini, delillerinin değerlendirilmeden karar verildiğini, iş güvenliğinin ihlaline yönelik ihtarlarının dosyaya sunulduğunu, kesin teminat mektubunun sözleşmenin 9. maddesine göre verilmediğini, kâr mahrumiyeti hesabının hatalı olduğunu, hesaplama yönteminin de hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, sözleşmenin 16. maddesinde güvenlik önlemleri alınmasının davacı yüklenicinin yükümlülüğünde olduğu, sözleşmenin 9. maddesinde de davacı yüklenici tarafından kesin teminat mektuplarının verileceği düzenlenmiş ise de, bu iş ve işlemler için kesin veya muayyen bir vade belirlenmemiş olması nedeniyle davalı tarafça bu hükümlerden faydalanılarak sözleşmenin haklı nedenle feshedilebilmesi için davacı yüklenicinin bu talep kalemler yönünden ayrıca ve açıkça ve usulünce temerrüde düşürülmüş olması gerektiği, davacının buna göre temerrüde düşürüldüğünün yasal delillerle kesin olarak ispat edilemediği, davalı şirket tarafından sözleşmenin haksız yere feshedildiği, davalı tarafından sonradan sunulan belgelere, davacının muvafakati bulunmadığından bu belgelerin istinaf incelemesine konu edilmediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekilince istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ve res'en dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 408 ve 438 nci maddesi, 470 ve devamı maddeleri
3.Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 125. maddesi gereğince sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararın istenmesidir. "Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr.
H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s.
426 vd.).
Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir." (Örnek:Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.07.2006 tarihli 2006/13-499 Esas, 2006/507 Karar sayılı kararı).
Müspet zarar olan kâr kaybı, yukarıdaki hükümlerin de sonucu olarak kâr elde edememek nedeniyle malvarlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmelidir. Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK'da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi kıyasen diğer sözleşmelerde de uygulanmaktadır.
408.maddede iş sahibinin temerrüdü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir.
408.madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunulan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir. Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup öğreti ve uygulamada bu hesaplama kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK'daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen diğer sözleşmelerin haksız ve haklı nedenle feshi halinde de kıyasen uygulanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarih, 2010/14-244 esas, 2010/260 karar sayılı kararında da iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haklı feshedildiği hallerde kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunundaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.
Kesinti yöntemine göre; yüklenicinin işi tamamlayamaması nedeniyle yapmaktan kurtulduğu giderler (malzeme ve işçilik giderlerinden yaptığı tasarruf) ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar, sözleşme bedelinden düşülmek suretiyle yüklenicinin olumlu zarar kapsamındaki kâr kaybı bulunmalıdır. (Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin 11.4.2007 gün ve 4955-2372 sayılı, 9.5.2013 gün ve 7521-3029 sayılı, 27.03.2017 gün ve 2016/1750 – 1330 sayılı kararları.). 6098 sayılı TBK 408 ve 438. maddelerinde belirtilen kesinti yöntemine göre; davacı yüklenicinin işi fesih sonucu tamamlamaması sebebiyle sağladığı tasarruf (malzeme, işçilik, sigorta, vergi vs. masraflar) ile bu süre içinde başka bir iş yapıp çalışmışsa ya da başka bir iş yapmaktan kaçınmışsa kazanabileceği miktarlar belirlenerek, bulunacak bu miktarların, hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtilen ve karar altına alınan bedelden çıkartılması gerekmektedir. Her ne kadar mahkemece kesinti yöntemi dikkate alınmış ise de, bilirkişinin yanılgılı değerlendirmesine dayanılmıştır. Zira bilirkişi raporunda, dava konusu iş ölçeğinde başka bir işin piyasada bulunmadığı belirtilmiş, dava konusu işin gerçek durumu dikkate alınmamıştır. Bu durumda işveren ve yüklenici arasında bir işin tamamı değil, yüklenici ile taşeron arasındaki işin esas alınması gerekir. Bu iş esas alınırken de birebir aynı işin yapılması beklenmemelidir. kesinti yönteminde aynı mahiyetteki işin yapılması hesaplamada dikkate alınmalıdır.
Bu durumda mahkemece yapılacak iş; yukarıda anlatılanlar dikkate alınmak suretiyle, alınacak rapor ve ek raporla usulüne uygun olarak kesinti yöntemi uygulanmak suretiyle davacının müspet zarar talebinin hesaplattırılarak sonucuna göre karar vermekten ibaret olup, bu hususlar gözardı edilerek verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmadığından kararın bozulması uygun bulunmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2.Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.