Aramaya Dön

kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi

Esas No
E. 2021/375
Karar No
K. 2023/1072
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2021/375
KARAR NO: 2023/1072
DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 25/06/2020
KARAR TARİHİ: 29/11/2023
KARAR YAZIM TARİHİ: 26/12/2023

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

TALEP

Davacı vekili dava dilekçesi ile davalının müvekkili şirkete, .... kapı yaptığını ve yapılan kapıların ayıplı ve kalitesiz olması nedeniyle, kapıların davalıya iadesinin yapıldığını, ancak bu zamana kadar, müvekkili şirketin çekleri olan, 31.05.2020 tarih 7.500 TL ve ..... Bankası Kırklareli Keşideli, Seri No: .... ve Yine 31.06.2020 tarih 7.500 TL .... Bankası ..... Keşideli Seri No: ..... iki adet çekin müvekkili şirkete iade edilmediğini, müvekkili şirketin Covid-19 vürüsü nedeniyle, ticari itibarı bozulmaması için, 31.05.2020 tarihli 7.500 TL ve ..... Bankası .... Keşideli, Seri No: ... çeki ödediğini, bu nedenle, davalının elinde bulunan çeklerin tahsil edilmemesi için 31.06.2020 tarih 7.500 TL ..... Bankası .... Keşideli Seri No: .... çekin acilen tahsil edilmemesi için ihtiyati tedbir konulmasına, yargılama sonucunda çekin iptaline karar verilmesini, ödenilen 31.05.2020 tarih 7.500 TL ve .... Bankası ..... Keşideli, Seri No: ..... nolu çekin bedelinin müvekkiline yasal faiziyle birlikte iadesini, yapılan yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi ile müvekkilinin yaptığı kapıların ayıplı olmadığını, ve sözleşmeye uygun olarak yapıldığını, davacı şirket tacir olduğundan kabul anlamına gelmemek üzere kapıların ayıplı olması söz konusu olsa bile davacı şirketin süresinde ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğinden basiretli bir tacir gibi davranmadığını, böylece malı satın aldığı şekli ile kabul etmiş olduğunu, davacı şirketin ihtiyati tedbir talebinde bulunmasının usul ve yasaya aykırı olduğundan davanın reddi ile ihtiyati tedbir talebi için gerekli olan koşullarının oluşmaması nedeniyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLER VE GEREKÇE: Taraflara usulüne uygun tebligat yapılmıştır.

Mahkememizden verilen 18/11/2020 tarih ve .... Esas .... sayılı kararı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, ... Hukuk Dairesi'nin 17/03/2021 tarih ve ..... Esas .... Karar sayılı ilamıyla "Somut olayda, davacı tarafça, iş bedeli olarak verilen ve ödenen çek için istirdat, henüz ödenmeyen çek için ise menfi tespit talebine ilişkin sebepsiz zenginleşmeye dayalı açılan davada davacı tarafça dava tarihinden sonra 30/10/2020 tarihinde arabulucuya başvurulduğu ve 06/11/2020 tarihinde arabuluculuk tutanağının düzenlendiği gerekçesiyle mahkemece davanın arabulucuğa başvurulmasına ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmiş ise de; davalının gerçek kişi olduğu, mahkemece davalının tacir olup olmadığının araştırılmadığı ve dosyada davalının tacir olduğuna ilişkin belgeler bulunmadığından, öncelikle bu hususun araştırılarak davalının tacir olup olmadığının belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin, istinaf talebinin usul yönünden kabulü ile, usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a-6. bendi gereğince kaldırılarak Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile kaldırılmasına karar verilerek iş bu esas numarasını almıştır. İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği, Yenibosna Vergi Dairesi Müdürlüğü, Avcılar Sosyal Güvenlik Merkezi, Beylikdüzü İlçe Nüfus Müdürlüğü, Beylikdüzü İlçe Nüfus Müdürlüğü, .... bank, .... Bankası müzekkere cevapları dosyamız arasına alınmıştır.

Dosyada mevcut 22/09/2022 tarihli Bilirkişi .... tarafından sunulan raporda inceleme konusu belgelerdeki imzalar ile ....... ’nın karşılaştırma belgelerindeki imzaları arasında grafolojik ve grafometrik tanı unsurları açısından saptanan yüksek derecedeki uyumsuzluk ve benzemezlikler nedeni ile 10.02.2020 tarihli, 15.000 TL bedelli Tahsilat Makbuzu ve .... sıra nolu Sevk İrsaliyesi karbon nüshaslarındaki imzaların, karşılaştırma belgelerindeki imzalarına kıyasla, .... ’nın eli ürünü olmadığının tespit edildiği anlaşılmıştır. Davacının davası, menfi tespit iken yargılama sırasında İİK 72/6 uyarınca istirdat davasına dönüşmüştür.

Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.

Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).

Somut olaya uygulanması gereken 602 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 645. maddesinde kıymetli evrak “Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez.” şeklinde tanımlanmıştır. Kıymetli evrak olmasının yanında kambiyo senedi olan çek; Kanun’da öngörülen sıkı şekil şartlarına bağlı olarak düzenlenen, para borçlarını ödeme amacına özgülenmiş, yazılı ve soyut bir havaledir.

Çek kanunen emre yazılıdır (nama veya hamiline de yazılabilir). Çek açıkça emre kaydını içermese bile ciro ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla devredilir. Çek düzenleyen muhataba belirli bir bedeli lehtara ödeme, lehtara da tahsil yetkisi veren bir kambiyo senedidir. Çek bir ödeme aracıdır. Ancak poliçe ve bonodaki gibi kredi işlevine haiz değildir. Çek bir ödeme aracı olduğundan çekte vade olmaz, ibraz süreleri kanunda olabildiğince kısa tutulmuştur. Çek muhatap bankaca görüldüğünde ödenir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, Ankara 2018, s. 309 vd.).

Ticarî hayatta yaygın olarak ileri tarihli çek düzenlenerek çekin kredi veya teminat aracı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bu kullanım şeklinin dahi çekin ödeme aracı olma özelliğini ortadan kaldıramayacağı unutulmamalıdır. Çek muhatap banka tarafından görüldüğünde meşru hamil olan kişiye nakden ödenir. Çekin muhatap bankaya ibrazı, çekin, ödenmesi için bankaya, dolayısıyla bankanın incelemesine sunulması, zilyetliğin geçici olarak bankaya bırakılmasıdır (Poroy/ Tekinalp, 379, 381).

Her senedin düzenlenmesinin altında yatan bir neden/ilişki vardır. İlletten mücerret olan kambiyo senetleri “ifa amacıyla” ya da “ifa yerine” düzenlenebilir. İfa amacıyla düzenlendiğinde, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece asıl borç ilişkisi ortadan kalkmaz. Kambiyo senedinin bu iki nedenden hangisi için düzenlendiğinin açıkça belirtilmediği durumlarda, kambiyo senedinin ifa amacıyla düzenlendiği kabul edilir. Bir başka anlatımla, kambiyo senedinin mevcut asıl borç ilişkisinden doğan alacağın ifasını teminen, bu alacağın ifasının gerçekleştirilmesi uğruna düzenlenmesi esastır (Bozer, Ali/Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2018, s.68).

Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur.

Borçlu, kambiyo senedi nedeniyle alacaklıya karşı, genel olarak, ya kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ya da temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunabilir. Başka bir deyişle borçlunun kambiyo senedi borcundan dolayı sorumlu olmaması, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan doğan nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, temel borç ilişkisine yönelik nedenlere de dayanabilir. Bununla birlikte borçlunun takas def’îni kullanması hâlinde ise, ne temel borç ilişkisine, ne de kambiyo senedi borcuna dayanılmakta, borçlu, kambiyo senedinden doğan borcu ile hamildeki alacağını takas etmektedir.

Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır.

Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmî ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebine konu oluşturur.

Borçlunun, temel borç ilişkisinden dolayı herhangi bir nedenle sorumlu tutulamayacağını ileri sürerek açtığı menfi tespit davası, öğreti ve uygulamada bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Bedelsizlik ise, bir kambiyo senedinin ihdasına neden olan temel alacağın herhangi bir nedenle mevcut olmamasıdır (İnan, Nurkut: Türk Hukukunda Hatır Senetleri ve Özellikle Hatır Bonoları, Ankara, 1969, s.16). Başka bir deyişle bir kambiyo taahhüdünün temel alacağı geçersizse ya da sona ermişse, o kambiyo taahhüdü bedelsiz demektir. Bu anlamda senedin bedelsiz sayılmasında esas alınan husus, temel borç ilişkisinin kendisi değil, bu temel borç ilişkisinden doğan temel alacaktır. Bu itibarla bedelsizliğe dayalı menfi tespit davası ile maddi hukuk bakımından borcun mevcut olup olmadığının tespiti amaçlanmakta; borçlu olmadığını iddia eden borçluya, genel hükümlere göre bu durumu tespit imkânı verilmektedir.

Bedelsizlik iddiası,6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.687 maddesi anlamında bir kişisel def’îdir. Bedelsizlik bir kişisel def’î olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Ancak borçlu, hamilin senedi bilerek kendi zararına devraldığını kanıtlamak şartıyla hamile karşı da bedelsizlik def’îni ileri sürebilir.

Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedi düzenlenmesine neden olan hukukî ilişkinin, karşılıklı borç yükleyen sözleşme olması ve bu sözleşmeden doğan borcun ifası için kambiyo senedinin düzenlenmesi hâli ise sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, temel borç ilişkisindeki para borcunun (kambiyo senedindeki temel alacağın) karşılığı olan edimin ifa edilmemesi hâlinde kambiyo senedinin bedelsizliğinden bahsedebilmek için, borçlunun TBK m. 125'deki seçimlik haklardan borcun ifa edilmemesi sebebi ile olumlu zararının tazminini veya sözleşmeden dönerek olumsuz zararının tazminini talep yolunu seçmesi gerekir. Zira seçimlik haklardan ilki olan borcun ifası ve gecikme tazminatının talep edilmesi durumunda, sözleşmenin ifasını talep eden taraf kendi borcunu ifa ile yükümlü olduğundan, senet henüz bedelsiz kalmayacaktır. Borçlunun zaten var olan borcun ifası ile gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçmesi ile alacaklı (kambiyo senedi borçlusu) ifayı talep etmek hakkını kaybederken, borçlu da asli edim yükümlülüğünü yerine getirme borcundan kurtulur. İşte bu noktada senedin bedelsizliği bu hâllerde gündeme gelecektir.

Dosya tüm deliller ile birlikte değerlendirildiğinde; Kural olarak kambiyo senetleri, kayıtsız şartsız soyut borç ikrarını içeren senetlerdir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu ispat etmekle yükümlüdür. Bu bakımdan kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan menfi tespit ve istirdat davasında ispat külfeti davacı borçluya düşer.

HMK'nın 200. Maddesine göre senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında bulunan davacının borçlu olmadığını aynı kuvvette delil ile ispat etmesi gerekir. Somut olaya gelicek olursak davacı davalıdan çelik kapı aldığını yapılan kapıların ayıplı ve kalitesiz olduğundan bahisle iade ettiğini bu nedenle ödenen çek bedellerinin iadesini talep etmiştir. Davalı ise kapıların iade edilmediğini, ayıplı da olmadığını, ayıp ihbarında bulunulmadığını iddia etmektedir. Yukarıda bahsedilen açıklamalar ile tarafların dava ve cevap dilekçeleri değerlendirildiğinde davacı davasını ispatla yükümlüdür. Davacı dava dilekçesi ile kapıların kendilerine teslim edildiğini açıkça ikrar etmiş kalitesiz olduğundan bahisle iade ettiğini beyan etmesine rağmen yargılama sırasında 06.10.2021 tarihli dilekçesinde kapıların takılmadan teslim alınmadan gönderildiğini iddia etmiş, her ne kadar bu kapsamda davalı tarafından sevk irsaliyesi sunulmuş ve davacının talebi ile irsaliyedeki imzası olan ..... dinlenmiş ve imza incelemesi yoluna gidilmiş ise de yukarıda bahsedilen kambiyo senetlerinin bedelsizliği iddiası bakımından ispat yükü davalı üzerinde olmadığından davacı üzerinde olduğundan bu delillere mahkememizce değer verilmemiştir. Şöyle ki, öncelikle her ne kadar davalı vekili ek rapor alınmasını talep etmiş ise de sunulan evrakın asıl olmadığı karbon olduğu, karbon nüshada imza incelemesi yapılamayacağı, yapılsa dahi incelemenin dorğu sonuç vermeyeceği Yargıtay kararlarında tespit edilen bir husustur. Davacı dava dilekçesinde kapıların geldiğini ayıplı olduğu nedeni ile iade ettiğini beyan etmiştir. Davalının sunduğu karbon sevk irsaliyesi bakımından ise Vergi Usul Kanunu'nun ilgili tebliğine göre sevk irsaliyesinin aslının davacı alıcıda olması gerektiği, irsaliye aslını mahkemeye sunulmamıştır. Davalının sunduğu sevk irsaliye (karbon) de ismi bulunan tanık beyanında da kapıların takıldığını ve kendisinin görüntülü arandığını beyan etmiştir.

Bu kapsamda her iki tarafta tacirdir, ürün teslim ve iadesinin yazılı belge ile ispat edilmesi gerekmektedir. Bu durumda ispat yükü malın teslim edildiğine dair davalı üzerinde değil kendi iş yerine getirilip takılan ve ayıplı olduğundan iade ettiğini iddia eden davacı üzerindedir. Ancak kambiyo senedinin bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan iş bu menfi tespit- istirdat davasında ispat külfeti davacı üzerindeyken HMK'nın 200. Maddesine göre senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında bulunan davacının borçlu olmadığını aynı kuvvette delil ile ispat edemediği, dava dilekçesinde ve talep açıklama dilekçesinde de açıkça yemin deliline dayanmadığı anlaşılmakla ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

AÇILAN DAVANIN REDDİNE,

1.Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan 269,85 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 256,17 TL harçtan mahsubu ile bakiye 13,68 TL harcın davacıdan tahsil edilerek hazineye irat kaydına,

2.Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

3.Davalının kendisini bir vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre hesap edilen 15.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

4.Kullanılmayan gider avansının HMK 333. maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.HMK'nın uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK 394/5 ve 341/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 29/11/2023 Katip ....¸ Hakim ... ¸ "iş Bu Evrak 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanununun 5. Madde Uyarınca Güvenli Elektronik İmza İle İmzalanmış Olup, 22. Madde Uyarınca Da Islak İmza İle İmzalanmayacaktır."

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.