Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2017/7944
Karar No
K. 2021/3699
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/7944 E.  ,  2021/3699 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2017/7944
Karar No: 2021/3699
DAVACI: ...
DAVALI: … Kurulu / …
VEKİLİ: Av. …

DAVANIN KONUSU : Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu kararlar tesis edilirken, hiçbir aşamada savunmasının alınmadığı, bu sebeple savunma hakkının ihlal edildiği, suç örgütü olduğu darbe girişiminden sonra ortaya çıkan yapının suç örgütü olduğunu bilmesinin mümkün olmadığı, suç teşkil eden bir eylemininin bulunmadığı, 2016 tarihli MGK kararından önce gerçekleştirdiği eylemlerin silahlı terör örgütüne üyelik kapsamında değerlendirilemeyeceği, aksi durumun suç ve cezaların şahsiliği ve geriye yürümezliği ilkesine ve masumiyet karinesine aykırı olduğu, görevini yerine getirirken bağımsız ve tarafsız olduğu, hâkimlik teminatı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek dava konusu kararların hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI :Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33.maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'UN DÜŞÜNCESİ: Dava; davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulu'nun ... günlü, ...sayılı kararının ve bu kararın yeniden incelenmesi isteminin reddine ilişkin ... günlü, ... sayılı kararın iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin usule yönelik itirazları yerinde görülmemiştir.

Anayasanın 138. maddesinde, "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz...", 139. maddesinde, "Hakimler ve savcılar azlolunamaz... Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.", 140. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Hakim ve savcıların nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyle ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturma yapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlük işleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.", "Hakimler ve Savcılar Kurulu" başlıklı 159. maddesinin 8. fıkrasında, "Kurul, ... meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...", aynı maddenin 10. fıkrasında ise, "Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz." hükümlerine yer verilmiştir. 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hakimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" başlıklı 53. maddesinde, " Hakim ve savcıların: a) Bu Kanun hükümlerine göre meslekten çıkarılmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi, b) Haklarında soruşturma ve kovuşturma bulunması halleri hariç olmak üzere, mesleğe alınma koşullarından herhangi birini taşımadıklarının sonradan anlaşılması, c) Görevdeyken, 8 inci maddenin (a), (d) ve (g) bentlerinde yazılı niteliklerden herhangi birini kaybetmeleri, d) Meslekten çekilmeleri veya çekilmiş sayılmaları, e) İstek, yaş haddi veya malullük nedenlerinden biriyle emekliye ayrılmaları, f) Ölümleri, hallerinde görevleri sona erer." kuralı yer almıştır. 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu'nun "Kurulun görevleri" başlıklı 4. maddesinin; hakim ve savcılarla ilgili (b) fıkrasının 6. bendinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, 7. bendinde, disiplin cezası verme, 8. bendinde de, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapmak Kurulun görevleri arasında sayılmış, "Genel Kurulun Oluşumu ve Görevleri" başlıklı 7. maddesinin 2. fıkranın (ı) bendinde ise, 4. maddenin anılan bentlerindeki düzenlemelere Genel Kurulun görevleri arasında yer verilmiş, 33. maddesinde ise, Genel Kurulun veya dairelerin, meslekten çıkarma cezasına ilişkin kesinleşmiş kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulabileceği, diğer kararlarının yargı denetimi dışında olduğu, meslekten çıkarma kararlarına karşı açılan iptal davalarının ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görüleceği hükme bağlanmıştır. 15/07/2016 günü başlatılan darbe girişimi üzerine; kamu düzeni ve güvenliği açısından Anayasa’nın 120. maddesi ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde; Milli Güvenlik Kurulunun olağanüstü hâl ilan edilmesi yönündeki 20/07/2016 günlü, 498 sayılı tavsiye kararı üzerine Bakanlar Kurulunca ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş, bu karar Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanarak 21/07/2016 günlü, 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunca 22/07/2016 tarihinde çıkartılan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname 23/07/2016 günlü, 29779 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuş, anılan KHK'nın "Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında, "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun salt çoğunluğunca; Yargıtay daire başkanı ve üyeleri hakkında Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca; Danıştay daire başkanı ve üyeleri hakkında Danıştay Başkanlık Kurulunca; hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunca ve Sayıştay meslek mensupları hakkında Sayıştay Başkanının başkanlığında, başkan yardımcıları ile Sayıştay Başkanı tarafından belirlenecek bir daire başkanı ve bir üyeden oluşan komisyonca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmış ve söz konusu KHK, 29/10/2016 günlü, 29872 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmıştır. 23/01/2017 günlü, 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve daha sonra 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesiyle, 22/07/2016 günlü, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 günlü, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabileceği kurala bağlanmıştır.

Davaya konu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ...sayılı kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisindeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş olarak, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin 1. fıkrası kapsamında FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden bahisle, adı geçenlerin, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verilmiştir. 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde, yargı mensuplarının meslekten çıkarılmasının gerekçesi olarak, Anayasa'ya, kanunlara ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermekle yükümlü olan yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmeleri ile örgüt hiyerarşisi içerisinde ve ideolojik bağlılıkla hareket etmelerinin, Anayasal bir hak olan adil yargılanma hakkının önündeki en büyük engel olduğu ve nihayetinde yargıya olan güvene zarar verdiği ifade edilmiştir. 6749 sayılı Kanun ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Yargı mensupları ile bu meslekten sayılanlara ilişkin tedbirler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasında, genel olarak “terör örgütlerine” veya “Milli Güvenlik Kulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar”dan söz edilmekle birlikte, 667 sayılı KHK’nın genel gerekçesi ile madde gerekçesinde “FETÖ/PDY” örgütü, maddede sayılan “terör örgütü, yapı, oluşum veya gruplar” arasında belirtilmiş ve anılan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya mensubiyet şeklinde olması zorunlu olmayıp irtibat ya da iltisak şeklinde olması yeterli görülmüştür.

Bu irtibat ya da iltisakın tespitinde kullanılan ölçütlerin neler olduğu ayrıntısına yukarıda yer verilen dava konusu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24/08/2016 günlü, 2016/426 sayılı kararında ifade edilmiş olup, bu ölçütlerden biri de örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları Bylock iletişim sistemidir.

Nitekim, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 günlü, E: 2017/16-956, K: 2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 günlü, E: 2015/3, K: 2017/3 karar sayılı kararında, Bylock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığı ve kişinin örgütle bağlantısını gösteren delil olacağı kabul edilmiştir.

Dava dosyasının ve davalı idarece sunulan CD'lerin incelenmesinden; tanık/şüpheli ifadeleri ile davacı ile ilgili FETÖ/PDY terör örgütü üyelerinin aralarında iletişimi sağlamak amacıyla kullanılan Bylock programına ilişkin tespitler ve her ne kadar kesinleşmemiş olmakla birlikte davacı hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma suçuyla açılan kamu davasında İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 29/05/2018 günlü, E:2018/87, K:2018/95 sayılı kararla; suçu sabit görülerek 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği dikkate alındığında, FETÖ/PDY örgütü ile iltisak ve irtibatının olduğu anlaşılan davacı hakkında tesis edilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun ... günlü, ...sayılı kararının ve bu kararın yeniden incelenmesi isteminin reddine ilişkin ... günlü, ... sayılı kararın, davacıyla ilgili kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir.

Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekte olup, savunma alınmadan meslekten çıkarma işlemi adil yargılanma hakkının sağladığı usule ilişkin güvencelere aykırılık oluşturabilecek ise de, adil yargılanma hakkı yargılamanın bütünü anlamında bir incelemeyi gerekli kıldığından daha önceki bir safhada savunma alınma yoluna gidilmemesi şeklinde gerçekleşmiş bir eksikliğin yargılama süreci içinde giderilmesinin mümkün olması, diğer taraftan olağanüstü hâli gerekli kılan durum ve 667 sayılı KHK’nın amacı ile 3. ve 4. maddelerinde yargı mensupları ile kamu görevlilerine ilişkin düzenlenen tedbirlerin kapsamı ve içeriği dikkate alındığında, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın; adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran “olağanüstü tedbir” niteliği taşıması ve davaya konu kararın, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında söz konusu iddiaya itibar edilmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davanın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek işin esasına geçildi ve gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ

1.Genel Olarak

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.

23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2.Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın iptali talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

Öte yandan davacının, ceza yargılaması sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin 5. fıkrası uyarınca davacı hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu davacı hakkında verilmiş olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının itiraz edilmeden 06/06/2018 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT

1.Anayasa

Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.

Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."

Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”

Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”

Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2.AİHS

AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.

Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”

Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.

Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE

1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.

Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.

Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.

06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır.

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 07/09/2018 tarihli ek beyan dilekçesi ve ekleri, 30/07/2019 tarihli ara kararımızla davacıya tebliğ edilmiş ve bunlara ilişkin beyanlarını sunabilmesi için davacıya otuz gün süre verilmiştir. Yine bu kapsamda, 18/06/2020 tarihli ara kararımızla, davalı idare tarafından dava dosyasına sunulmuş olan ve davacı hakkında yeni bilgi ve belgeleri içeren 20/01/2020 tarihli Danıştay Savcısı Düşüncesine cevap dilekçesi ve eki CD'nin davacıya tebliğine karar verilmiş ve bunlara karşı cevap hakkını kullanabilmesi ve beyanlarını dosyaya sunabilmesi için ara kararının tebliğinden itibaren davacıya on gün süre verilmiştir. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir.

Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.

Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı’’ başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.

AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).

Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.

Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...

Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...

HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.

Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...

Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı ... kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.

Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”

Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü

AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.

Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği

Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.

Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi

Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.

Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemlerin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemlerin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.Ç.'ye ait, Aydın KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 24/04/2018 tarihli şüpheli ek ifade tutanağı; "2007 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk fakültesini kazandım. Kayıt işlemi için Konya iline babam ile birlikte gittik. Yurtları gezdik ancak günün şartlarında çok pahalı idi ve bütçemizi aşıyordu. Bu sırada Yesevi Lisesinde Türkçe öğretmenim olan İ.B. beni telefon ile arayarak kayıt durumumu sordu. Bende yurtların pahalılığım söyledim. Beni cemaate ait eve yönlendirdi. Bu evlerin maddi açıdan rahat olduğunu ve kalmamı istedi ancak ben bu teklifini kabul etmedim. Bunun üzerine okulun hemen karşısında bulunan Mehmet ali ŞENGÜL isimli erkek öğrenci Yurduna, okul önündeki stand görevlilerinin dağıttığı broşür sayesinde gittik. Yurda gittiğimizde cemaate ait olduğunu öğrendik ve koşullarının da maddi açıdan çok uygun olması sebebiyle özellikle babamın da isteğiyle bu yurda kayıt olmak zorunda kaldım. Maddi sorunlarımız sebebiyle ilk yıl aidatlarımızı ödeyemediğimiz için babamı icraya verdiler. Yaklaşık bir yıl sonra öğrenci arkadaşlarımın tavsiyesi ile ismini Güven olarak hatırladığım sadece Hukukçuların kaldığı Yurda geçiş yaptım ve orada da bir buçuk yıl kadar kaldım. Yurttaki çeşitli baskı ve sorunlar sonrasında hatırladığım kadarıyla üçüncü sınıfta Köy Hizmetleri Vakfına ait erkek öğrenci yurduna geçtim ve bir yıl kadar bu yurtta kaldım. Yine yurdun taksidini ödeyemediğim için buradan da ayrılmak zorunda kaldım ve benim yurttan ayrıldığımı duyan eski yurt görevlilerinden birisi beni aradı ve yurt parasını çok cüzi miktar yatır ve kal dediler. Bunun üzerine eski yurduma döndüm ve yarım dönem kadar kaldım ve okulumu bitirdim ve üniversiteden mezun oldum. ... SORULDU: M:A. (FOTOĞRAF-2) ve ... (FOTOĞRAF-3) kimdir? Bu isimler sizin, için ne ifade ediyor? Daha önceden bu isimleri tanıyormuşunuz? Tanıyor iseniz nerede ve ne zaman tanıştınız? Aranızda nasıl bir bağlantı ya da ilişki vardır? Açıklayınız.

CEVAP

Evet dorudur. M.A. 2. Numaralı fotoğraftaki kişi, ...’da 3. Numaralı fotoğraftaki kişidir. Fotoğraflardan belirttiğim üzere her ikisi de benim üniversite ve yurt arkadaşlarımdır."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.A.'ya ait, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16/01/2017 tarihli sorgulama tutanağı; "Hukuk fakültesinden şu an avukat olan soy ismini hatırlamadığım sınıf arkadaşım Y.; İstanbul’da avukatlık yapan M.F.K.; 2015 yılında hakim olan soy ismini hatırlamadığım sınıf arkadaşım ...; sınıf arkadaşım olan şu an Aydın'da avukatlık yapan M.A.Ç.: yine sınıf arkadaşım olan ve şu an Eskişehir Üniversitesinde Asistan olan S.Ç.; alt dönemlerimizden şu an Ordu İdare Mahkemesi üyesi olan M.B.; M.’nin sınıf arkadaşı olan şu an Batman veya Bingöl’de hakimlik yapan soy ismini hatırlamadığım B. (Sanırım soy ismi Ö.) isimli şahıslar 4 yıl boyunca yurtta kaldılar ve sık sık evlere gelip sohbete katıldılar.",

Aynı şahsa ait Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 20/01/2017 tarihli fotoğraflı teşhis tutanağı; "Şüpheli M.A. resimde bulunan şahsın ifadesinde belirttiği ... isimli şahıs olduğunu şahsın hakim olduğunu, 2007-2011 yılları arasında cemaat yurdunda kaldığına bilgini, 4 yıl boyunca cemaatin proğramlarına yemeklerine geldiğini belirterek şahsı kesin ve net olarak teşhis etmiştir."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.M.'ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "Bu üç evden birincisinin sorumlusu bendim. Benim sorumlu olduğum evde M.A., M.S. ve Ş.Ç. kalıyordu. Bir süre aynı grup içerisinde olduğumuz K.T.T. benim sorumlu olduğum evde kaldı. Daha sonra aynı devrecinin altında farklı bir grupçunun sorumluluğu altındaki bir eve geçti. Hatta staj döneminde yapı içerisindeki staj yapılanmasında kalanlar arasında bir halı saha maçı yapılmıştı, bu halı saha maçı sonrasında üniversiteden arkadaşım olan ve yapının staj evlerinde kaldığını bildiğim ...'nın kalmış olduğu staj evine gittim. ...'nın kalmış olduğu bu evin devrecisi Ş.Ç.'idi. Grupçusunun kim olduğundan tam olarak emin değilim. Ayrıca ...'nın kalmış olduğu bu evde K.T.T., M.K., O.Ö.'de kalıyordu. Bu eve halı saha maçı sonrası gittiğim için Tokat İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polislerle Ankara'ya gittiğimde bu evi gösteremedim. Bu halı saha maçı sonrasında ...'nın evine gittiğimde benim sorumlu olduğum evde bir dönem kalan K.T.T.'nin kaldığını öğrendim."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan G.D.'ye ait, Muğla Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/12/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "Telefon ile aradığım şahsın yönlendirmesiyle Ankara Balgat'ta bulunan eve gittim. Evde benim gibi hakimlik savcılık sınavına hazırlanan kişiler vardı. Evde kalıp sınava hazırlandığım 6 aylık süre boyunca evde aynı kişiler bulunmaktaydı. Evde bulunan şahıslar ... isimli şahıs (soyismi ... olabilir), M.Ş., E.S., A.B., K. (soyismini kesinlikle hatırlayamıyorum) isimli şahıslardı. Biz 6 ay boyunca evde 6 kişi kaldık. Evden sorumlu bir "cemaat abisi" bulunmaktaydı ancak o evde kalanlardan biri değildi. Ara sıra eve gelip gidiyordu. Bu kişi o dönemde stajyer hakimdi, isminin E. olduğunu biliyorum ancak sanıyorum ki bu kod adı yada takma ismiydi. Benim yada evde kalan diğer şahısların kullandıkları herhangi bir kod adı yada takma ismi bulunmamaktaydı. Ben E. olarak bildiğim şahsın daha sonra nereye atandığını bilemiyorum dedi."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.B.'ye ait, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 02/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "Bu şahısla Demet metrosunda buluştuk taksi ile dikmende bir eve(çalışma evi) gittik. Bu evde E.S. ile ben bir odada, K. isminde bir abi tek bir odada, G.D. ile ... isimli soy İsmini hatırlamadığım kişi bir odada, M.Ş. tek bir odada kalırdı. Bu eve M.E.K isimli idari yargı hakimi ve E. isminde birileri haftada veya 2 haftada bir gelir evin programım takip ederdi (ders çalışmaya teşvik çetele takibi-gibi). Bu isimlerin kod adı olup olmadığını bilmiyorum ama görsem tanırım. Bu evin kurallarına uyuluyordu elbette ama benim gördüğüm burda kalanların her gün 7-8 saat ders çalışmaya odaklanmış hayatlarım kurtarmanın derdinde olan insanlar oldukları, cemaat örgüt gibi bir dertlerinin olmadığıdır. Burda kalan hiç kimsenin ağzından cemaat örgüt-gülen sevici bir söz duyduğumu hatırlamıyorum. Bu kişiler araştırıldığında; hakimlik savcılık sınavlarına daha önce gimıiş ancak kazanamamış (M.Ş.) benimle aynı tarihte 2012 yılında bu sınavlara girip kazanamayan G.D. mülakatı birini kazanamadı, sınavı kazandığı halde mülakatı geçemeyen (K.), mülakatı geçenlerden bazılarının halen görevde olduğu (G. - ...) kendim dahil bazılarının 648 kişilik son listede oldukları(M - E.) açıklanan ilk listede bu isimlerden hiç kimsenin olmadığı görülecektir. Bu eve sonradan sınavlardan sonra olabilir M.A. ve F.T. geldi bunları çok tanıma imkanım olmadı. Yine abi olarak ara ara bu eve gelen esmer kısa boylu birini de hatırlıyorum. adli yargıdan diye tahmin ediyorum (görsem tanırım). Yine bu eve geldiğimiz ilk günlerde uzun boylu Karadeniz şivesiyle konuşan bir abi de ziyarete gelirdi -Rizeli olabilir- bu şahısla Danıştay koridorlarında ve mescidinde birkaç kez karşılaştım -selam vermezdi- nerede görev yaptığını bilmiyorum. Görsem tanırım. Bu eve gelen abi dediğimiz kişiler adli idari hakim adayı veya meslektendi."

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan N.T.'ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/05/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "ÜNİVERSİTE SONRASI HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİNE YÖNLENDİRME SÜRECİ 2013 YILI: Ben üniversiteden mezun olduktan sonra memleketimdeyken kendisini telefonda ... ya da ... olarak tanıtan bir şahıs aradı. Aradığında bana dershaneden hocalarının selamıyla seni arıyorum. Seninle Ankara da bir görüşelim dedi. Bende bu görüşmede hocaların selamıyla aradığını söyleyince bir sakınca görmediğim için kabul ettim. Bende daha sonra Ankara ya giderek Kızılayda bir kafede ... ya da ... isimli şahıs ile görüştüm. Ancak bu görüşmeyi kiminle yaptığımı üzerinden zaman geçtiği için net olarak hatırlamıyorum. Görüşmemizde bana Ankara da hakim savcılık sınavlarına hazırlanmak için uygun ders çalışacağınız ev olduğunu söyledi. Eğer istersen sende bu evde kalarak hakim savcılık sınavlarına hazırlanabilirsin dedi. Bende o sırada Ankara akrabamızın evi tadilatta olduğu için ve düzenli ders çalışma ortamımın olamayacağını düşünerek bu teklifini kabul ettim. Bana hakim savcı çalışma evini anlatırken herhangi bir kuralının olduğunu söylemedi. İfade esnasında avukatım huzurunda tarafıma sorulan mezuniyet görüşmesi adı altında herhangi bir toplantı olmadı, benim hakim savcı çalışma evine davet şekli yukarıda anlattığım şekilde olmuştur. ... ya da ... kod yada gerçek isimli şahısla birlikte yaptığımız ilk ve tek bu görüşmeden hemen sonrasında bana hakim savcı çalışma evini tanıtma maksatlı açık adresini hatırlamadığım Keçiören ilçesi Etlik semtinde bir eve gittik. Bu eve ben ilk gittiğimde yanımda uzun süreli kalmak için eşyalarım olmadığı için evin ortamı benim hakim savcı sınavlarına hazırlanabilmem için uygun olduğunu gördükten sonra ... ya da ... kod yada gerçek isimli şahsa Etimesgut semtinde bulunan eşyalarımı alıp hakim savcı çalışma evinde kalacağımı söyledikten sonra kendi imkanlarımla gidip eşyalarımı aldım ve bahsetmiş olduğum hakim savcı çalışma evine adresini bildiğim için kendi imkanlarımla bu eve geri döndüm. HAKİM SAVCI ÇALIŞMA EVİ 2013 YILI EYLÜL-ARALIK AYI: Ben kalmış olduğum bu hakim savcı çalışma evine yerleştikten sonra hakim savcı çalışma evinin sorumlularına ifadem esnasında tarafıma sorulan murakıb ve sermurakıb tabirlerini denildiğini hatırlamıyorum. Benim kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusuna abi olarak hitap ediyorduk. Bu hakim savcı çalışma evinin ilk sorumlusu H. kod ya da gerçek isimli şahıstı. Bu şahsın bir üst sorumlusu da ... kod yada gerçek isimli şahıs idi. H. kod yada gerçek isimli şahıs eve haftada bir gelir. ... kod yada gerçek isimli şahıs daha nadiren iki üç haftada bir gelirdi. Bu eve ilk gittiğimde hatırladığım kadarıyla ... kod yada gerçek isimli şahıs bana bu evde görüp duyacaklarını kimseye bahsetmemem hususunda Kuran'a el basmak suretiyle yemin ettirdi. Bu yemin metninin içeriğini ise net olarak şuan hatırlamıyorum. Bu hakim savcı çalışma evinde benim haricimde birlikte kaldığım S.K., Ö.K., O. ve B. isimli şahıslar vardı. Bu şahısları ben daha önceden tanımıyorum. İlk defa bu evde gördüm. O. ve B. isimli şahıslar birlikte kaldığımız bir ay süre sonrasında bu hakim savcı çalışma evinden ayrılarak memleketlerine gitmek istediklerini söylediler. O.N ve B. isimli şahıslar evden ayrılmak istedikleri için evin bir üst sorumlusu olan ... kod yada gerçek isimli şahıs ve ... kod yada gerçek isimli şahıs kalmış olduğumuz hakim savcı çalışma evine geldiler. ... kod yada gerçek isimli şahıs O. ve B. isimli şahsa hitaben evden ayrılacaklarını söyledikleri için yazılı sınavı kazansanız dahi mülakat aşamasında eleneceklerini söyleyerek kendilerini bir nevi tehdit etmişti. Bu şahıslar buna rağmen evden ayrıldılar. Bu şahısların yerine O.K. isimli gelerek dahil oldu. Bu saatten sonra dört kişi olarak kalmaya devam ettik. ... kod yada gerçek isimli şahıs bana bu yemini ettirdikten sonra hakim savcı çalışma evinin kurallarından bahsetti. Bu kurallar hatırladığım kadarıyla şu şekildeydi. Hakim, savcı çalışma evinde ders çalışırken cep telefonu kullanımının yasak olduğunu söyledi ve cep telefonu ya kendisine vermemi yada memlekete göndermemizi ailemizle de ankesörlü telefon üzerinden görüşebileceğimizi söyledi. Kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin kim tarafından kiralandığını ve faturaların kimin adına olduğunu bilmiyorum. Ancak ben evde kalmaya başladıktan üç dört hafta sonra evin su aboneliği üzerine olan şahıs aboneliği iptal ettirmiş ve evin suyu kesildi. Yukarıda bahsettiğim evden ayrılan O. ve B. isimli şahıslar da bunun üzerine evden ayrılmışlardı. Su aboneliği iptal edildiği için ... kod yada gerçek isimli şahıs eve gelerek aboneliği evde kalanlardan birinin üzerine alması gerektiğini söyledi. Bunun üzerine kura çektik. Kurada ben çıktım. ... kod yada gerçek isimli şahısla ASKİ ye giderek bahsetmiş olduğum bu hakim savcı çalışma evinin su aboneliğini kendi adıma aldırdım. Evin sorumlusu ... kod yada gerçek isimli şahsın hatırladığım kadarıyla iki tane cep telefonu vardı. Birisi akıllı telefon bir tanesi de tuşlu telefondu. Eve geldiğinde iki telefonu da ayakkabının içerisine bırakırdı. Evde acil bir durum olduğunda kendisine ulaşabilmemiz için bize bir numara bırakmıştı. Bu numarayı da aramamız gerektiğinde de ankesörden aramamamız gerektiğini söylemişti. Hatta evin suları kesildiğinde bize bırakmış olduğu kendisini vermiş olduğu numaradan arayıp haberdar ettik. Ben hakim savcı çalışma evinde kalmaya devam ederken hatırladığım kadarıyla üç kez deneme sınavı olduğumuzu hatırlıyorum. Bu deneme sınavını gerçek bir sınav süresince salonda evde kalanlar olarak toplu çözüyorduk. Bu deneme sınavlarını evin ilk sorumlusu ... kod yada gerçek isimli şahıs getiriyordu. Deneme sınavlarını optik forma dolduruyorduk. Optik formun isim bölümüne adımızı yazıyorduk. Sınav sonrasında ... kod yada gerçek isimli şahıs bizlere soruların cevaplarını söyler ve yanlışlarımızı kontrol ederdik. Sınav sonrasında optik formları götürüyordu ancak deneme kitapçığını götürüp götürmediğini tam olarak hatırlamıyorum. Ben bu evde 2013 yılı Kasım ayında yapılan idari yargı ve aynı yıl aralık ayında yapılan adli yargı sınavına girdim, idari yargı sınavından 81 puan alarak başarısız oldum. Adli yargı sınavından 75 civarında bir puan alarak sınavda başarılı oldum. Evde kalanlardan benim haricimde adli ve idari yargı sınavını kazanan kimse olmadı. Sınav öncesinde tarafıma kesinlikle soru verilme olayı olmadı. Evde kalan diğer şahıslara da soru verilme olayına şahit olmadım. Evde bulunan DIAMOND ve deneme sınavlarından gerçek sınavda birebir aynısı yada benzerinin çıktığını hatırlamıyorum. ... kod yada gerçek isimli şahıs sınav sonrası eğer sınavı kazanırsak tekrardan sizlerle irtibata geçerim demişti. Ben sınav sonrası üzerime olan Su aboneliğini ASKİ'ye giderek kapattırdım. Daha sonra memleketim Çanakkaleye döndüm. ... 2-... kod yada gerçek isimli şahıs: Bu şahsın gerçek ismini, soy ismini bilmiyorum. Hatırladığım kadarıyla Konyalıdır. Selçuk Hukuk mezunu olabilir. Bu şahıs kalmış olduğum hakim savcı çalışma evinin sorumlusuydu. Bu şahıs o dönemde hakim adayıydı. Görsem teşhis ederim.” Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 23/05/2018 tarihli teşhis tutanağında ... kod yada gerçek isimli şahıs olarak bildiği davacı ...'yı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.M.'ye ait, Tokat Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 14/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı; “...Bu üç evden birincisinin sorumlusu bendim. Benim sorumlu olduğum evde M.A., M.S., Ş.Ç. kalıyordu. Bir süre aynı grup içerisinde olduğumuz K.T.T. benim sorumlu olduğum evde kaldı. Daha sonra aynı devrecinin altında farklı bir grupçunun sorumluluğu altındaki bir eve geçti. Hatta staj döneminde yapı içerisindeki staj yapılanmasında kalanlar arasında bir halı saha maçı yapılmıştı, bu halı saha maçı sonrasında üniversiteden arkadaşım olan ve yapının staj evlerinde kaldığını bildiğim ...'nın kalmış olduğu staj evine gittim. ...'nın kalmış olduğu bu evin devrecisi Ş.Ç.'tı. Grupçusunun kim olduğundan tam olarak emin değilim. Ayrıca ...'nın kalmış olduğu bu evde K.T.T., M.K. ve O.Ö. kalıyordu. Bu eve halı saha maçı sonrası gittiğim için Tokat İl Emniyet Müdürlüğünde görevli polislerle Ankara'ya gittiğimde bu evi gösteremedim. Bu halı saha maçı sonrasında ...'nın evine gittiğimde benim sorumlu olduğum evde bir dönem kalan K.T.T.'nin kaldığını öğrendim.”,

Aynı şahsa ait, Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/12/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağında; "...: Bu şahsın nereli olduğunu bilmiyorum. Bu şahıs Staj yapılanması içerisinde bulunan Yapıya ait Staj evlerinde kalan şahıstır. Konya Selçuk Hukuk mezunudur ve sınıf arkadaşımdır. Görsem teşhis ederim." Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 26/12/2017 tarihli teşhis tutanağında davacı ...''yı net ve kesin olarak teşhis etmiştir.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.H.'ye ait, Tokat KOM Şube Müdürlüğünce düzenlenen 08/01/2018 tarihli şüpheli ifade tutanağı; "KARİYER GÖRÜŞMESİ: Bu evde ben 2011 ekim ayı ortalarından 26 aralık tarihine kadar kaldım. Bu hakim savcı çalışma evinde benimle birlikte kaldığım şahıslar ise, ... ..., S.T. isimli şahıs, M. isimli şahıs, ismini hatırlamadığım ... bir şahıs ve ismini hatırlamadığım ve nereli olduğunu bilmediğim bir şahıs ile birlikte kaldım. Ben bu bahsetmiş olduğum şahısları ilk defa bu hakim savcı çalışma evinde gördüm daha önceden tanışmışlığımız yokutur. Ben bu eve gittiğimde bu hakim savcı çalışma evinden sorumlu olan şahıs E. kod isimli şahıstı. Ben kendi imkanlarımla daha önce kaldığımı belirtiğim hakim savcı çalışma evine gittim. Benim yanımda bu evin anahtarı mevcuttu bu evde ben D. kod adlı şahısla bire bir görüştüm. Bu evde benim haricimde kimse yoktu. D. kod adlı şahısla görüşmemizde evli olduğumu artık hakim savcı mesleğini düşünmediğimi kendisine söyledim. Ancak D. kod isimli şahıs benim kalmam yönünde bana ısrarda bulundu. Ancak ben bu ısrara rağmen kabul etmedim ve memleketime döndüm. Bu evden ayrılırken ilk evde birlikte kaldığımı bahsettiğim ... isimli şahsın eve geldiğini hatırlıyorum. ... ... ...: Bu şahıs Nevşehirlidir. Selçuk üniversitesi hukuk fakültesi mezunudur. Hakim savcı Çalışma evinde birlikte kaldığım şahıstır. Görsem teşhis ederim." Ayrıca aynı şahıs, dava dosyasında yer alan 10/01/2018 tarihli teşhis tutanağında ... ... olarak bildiği davacı ...'yı net ve kesin olarak teşhis etmiştir. Davacının kendi beyanı şu şekildedir:

Davacıya ait, Sakarya Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/08/2017 tarihli ifade tutanağında; "Eskişehir'de lise okuduğum dönemde FETÖ/PDY bağlantılı ismi önceden Yalçınkaya olan daha sonra isim değişikliği yoluyla FEM dershanelerine çevrilen dershaneye gittim. Dershaneye yaklaşık 1.5 yıl kadar gittim. FETÖ / PDY silahlı terör örgütü yapılanması ile ilk kez Eskişehir'deki dershanede eğitim gördüğüm zaman tanıştım. Üniversitede Hukuk Fakültesine gitmeyi düşündüğüm için eşit ağırlık / Türkçe Matematik kursuna katılmıştım. Dershanede Matematik konularını anlatan Trabzonlu olduğunu bildiğim o dönemde 30- 35 yaşlarında gerçek ismini A. olduğunu bildiğim soyismini hatırlayamadığım kişi benimle ilgilenmeye başladı. Bazen dershanede matematik derslerimize de giriyordu. Lise 2. sınıfın 2. döneminde iken beni Eskişehir'deki FETÖ / PDY bağlantılı cemaat evlerine yönlendirdi. Şu an adresini hatırlayamadığım bir evde Eskişehir de Osmangazi veya Anadolu Üniversitesinde makine mühendisliği bölümünde okuyan 2 veya 3. sınıf öğrencisi olan kendisini M. olarak tanıtan ancak bu ismin gerçek isim mi kod isim mi olduğunu bilmediğim memleket olarak Elazığ'lı olduğunu söyleyen bu kişi başlangıçta bana matematik kursunda öğrendiğim konularla ilgili ders anlattı. Boş zamanlarda da vatan haini terörist başı Fethullah GÜLEN'in konuşma CDleri, videolarının bulunduğu sohbetleri izletti ve dinletti. Birkaç ders sonra hizmet hareketi adı altında faaliyet gösteren FETÖ/PDY yapılanması ile lgili genel hatları ile bilgi verdi. Bunun yanında okuduğum Süleyman Çakır lisesinden tanıdığım, güvendiğin arkadaşlardan getirebileceğin kişi var mı diye sordu. Ben arkadaşlardan kimseyi buraya getiremem dedim. Ancak M. ismini kullanan bu kişi bana arkadaşlarımdan bazılarını getirmem konusunda ısrarcı oldu. Bende FETÖ / PDY bağlantılı dershane haricinde dershaneye giden ikiz kardeş olan Cemaat ile hiçbir bağlantısı bulunmayan C.H.U. ve E.U.'yu 3 kez M. isimli kişinin kalmış olduğu cemaat evine götürdüm. C. ve E. bu eve gitmek istemediklerini söyleyince bir daha bunları eve götürmedim. Bu bahsettiğim olaylar lise 2 yazında başlayıp lise 3 sonuna kadar devam eden süreçtir. C. ve E. bu eve gitmeyi bırakınca hatta bende bir daha bu eve gitmedim. Dershanede lise 3. sınıfta iken cemaat evine gitmeyi bırakınca dershanenin özel sınıfından beni çıkartıp, eğitimde bir alt kademe olarak kabul edilen sınıfa gönderdiler. Bu bahsettiğim olay dershanenin son iki aylık sürecinde oldu. Beni özel sınıftan alıp, karma sınıfa vermeleri üzerine bende bir daha dershaneye gitmedim. Üniversite sınavına girip eşit ağırlıkta 338 puan alınca tercih aşamasında dershaneden A. isimli matematik öğretmeni ısrarla beni arayınca dershaneye gittim. Hukuk Fakültesi yazmam konusunda çok ısrarcı oldu. Ben zaten Hukuk Fakültesi istiyordum. Bütün tercihlerimi hukuk fakültelerinden seçtim. Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesine yerleştim. Dershaneye giderken tanıştığım FETÖ / PDY cemaat bağlantısı olup olmadığını bilmediğim aynı dershaneye gittiğimiz iki arkadaşımdan birisi S.Ş. diğeri de A.Ö. isimli arkadaşlarımdı. S.Ş. İzmir'deki bir askeri okula gittiğini, A.Ö.'nün de Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesine gittiğini daha sonra bu üniversitede araştırma görevlisi olduğunu duydum. Dershanenin özel sınıfındaki öğrenciler Eskişehir Fatih Anadolu lisesi öğrencileri ağırlıkta idi. S.Ş. ve A.Ö'nün devlet okulu olan Eskişehir Fatih Anadolu Lisesi öğrencileri olduğunu biliyorum. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandıktan sonra babam ile birlikte yurt tercihinde bulunmuştum. Kredi Yurtlar Kurumuna ait yurt çıkmıştı. Yurt listesinde yedek sırada idim. Yurda gidip baktığım da yurdun şartlarının uygun olmadığını gördüm. Bu yurtta kalmak istemedim. Yalçınkaya isimli dershane benim Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandığımı M.A.Ş. yurduna bildirmiş. Bu yurttan Hakan kod isimli gerçek ismini şu an hatırlamadığım 2. sınıfta okuduğum dönemde Nijerya'daki FETÖ / PDY bağlantılı cemaat okuluna öğretmen olarak gittiğini duyduğum, fotoğrafını görsem teşhis edebileceğim bir kat abisi beni ısrarla telefonumdan aradı. Kalmış olduğu yurttan bahsetti. Bunun üzerine yurda gittim. Yurda baktığımda hoşuma gitti. İmkanları daha iyi idi. Bu yurtta kalmaya karar verdim. Hatta yurdun Türkiye'nin en büyük Üniversite öğrenci yurdu olduğunu söylüyorlardı. Yaklaşık 500 öğrenci kapasitesi vardı. Hatta yurdun isminin daha sonra öğrendiğim kadarıyla FETÖ / PDY silahlı terör örgütü yapılanması içerisinde en üst katmanda yer alan FETÖ / PDY silahlı terör örgütü Türkiye imamlığı yaptığı belirtilen M.A.Ş.'den aldığını duydum. Yurtta kalmış olduğum, dönemde yaklaşık 50-100 civarında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyan öğrenci kalıyordu. Yurttaki odalar normal dairelerdeki gibi 2+1 şeklinde idi. Orta odada abi olarak nitelenen Hukuk Fakültesindeki üst sınıf öğrencilerinden birisi kalıyordu. Diğer iki odada da ayrı ayrı odalarda dörder kişiden toplamda 8 kişi kalıyordu. Yanlış hatırlamıyorsam bir kat içerisinde yaklaşık bu şekilde toplamda abilerle birlikte 71 hukuk fakültesi öğrencisi kalıyordu. Diğer katlarda da belki hukuk fakültesi öğrencilerinin bulunduğu odalar olabilir. Ancak ben bu odaları bilmiyorum. Kalmış olduğum yurttaki kalanlara ait fotoğraflar gösterilir ise yurtta abi olarak nitelenen kişiler ile odalarda kalan öğrencileri teşhis edebilirim. Teşhis edeceğim kişiler içerisinde ihraç edilen aktif olarak görevde olan hakim savcı veya diğer meslek gruplarında meslek icra eden kişiler ile ilgili ekstra bilgiler verebilirim. Benim kalmış olduğum odada benim haricimde M.F.K., Y.E.E ve M.Y.K. isimli arkadaşlar kalıyordu. Oda abisi ise M.T. isimli kişiydi. M.T. isimli kişi de immün sistem isimli bağışıklık sistemi ile alakalı bir rahatsızlık varmış herhalde. M.T. İdare Yargıda Danıştay Teknik Hakimi olarak görev yaparken ihraç edildikten sonra bağışıklık sistemindeki rahatsızlık dolayısıyla vefat ettiğini öğrendim. Hatta bu konuda HSYK nın basın açıklamasını da hatırlıyorum.

M. Y.K. isimli arkadaş 2.

sınıfta iken yurttan ayrılıp devlet yurduna geçtiğini biliyorum. Daha sonrada cemaat ile hiçbir temasının olmadığını duydum. Y.E.E. ile ben ikinci sınıfta iken M.A.Ş. yurdunda kalmaya devam ettik.

3.sınıfta iken FETÖ / PDY silahlı terör örgütü bağlantılı cemaate ait sırf Hukuk Fakültesi öğrencileri için yapıldığını duyduğum Konya Bosna Hersek mahallesinde bulunan Güven isimli yurda gidip kaldık. Bu yurtta tek odada 5 kişi kalıyorduk. Odada abi bulunmuyordu. Katlarda odalardan sorumlu abıler bulunuyordu. Bizim katta sorumlu abi isminin M.A. olduğunu hatırlıyorum. Muhtemelen soy ismini de T. olabilir. Kalmış olduğum odada Y.E.E, M.S.Ç., M.F.K., S.K. ve ben birlikte kalıyorduk. Güven yurdunda kurallar biraz katı olunca M.F.K. ile birlikte M.A.Ş. yurduna 4. sınıfta geçiş yaptık. Odada 4. sınıfta iken Hukuk Fakültesinde okuyan M.F.K. ve ben vardım. Diğer iki kişi ise başka fakültelerde okuyan öğrencilerdi. Güven yurdundaki sistemi getirip kat abiliği sistemi gelmişti. Oda abiliği sistemi kalkmıştı. Kat abisinin zannedersem kod ismi kullandığını düşünüyorum. Bu kişinin yanlış hatırlamıyorsam kod isminin Y.E. olduğunu hatırlıyorum. Bu kişide sağlık açısından migren rahatsızlığı olduğunu, sürekli ilaç kullandığını hatırlıyorum. Yurtta kalmış olduğumuz dönemlerde FETÖ / PDY bağlantılı cemaat evlerine çıkmamız konusunda baskı kuruyorlardı. Kurulan baskılar sonrası yurtta kalan birçok öğrencinin cemaat evlerine çıktığını biliyordum. Hatta yurtta kalan Hukuk Fakültesi öğrencilerine eğer cemaat evlerine çıkarsanız siz daha rahat kolay bir şekilde hakim savcı olacaksınız şeklinde telkinlerde bulunulduğunu duyuyordum. Bu telkinler neticesinde yurt öğrencilerinden bir çoğu cemaat evlerine geçiş yaptı. Yanlış hatırlamıyorsam hukuk fakültesinden sorumlu abi Konya’da avukatlık yapan Abidin isimli soy ismini hatırlamadığım Konyalı olan bir avukattı. Kat abileri veya oda abileri her yıl bizi alıp avukat abinin yanına götürürlerdi ve yemek yedirirlerdi. Bunun yanında Kredi Yurtlar Kurumunda kalan FETÖ / PDY bağlantılı KYK abisi vardı. Ben bu kişiyi iki kez görmüştüm. Fotoğrafı gösterilirse net bir şekilde teşhis edebilirim. Kredi Yurtlar Kurumunda kalan öğrencilerden bir kısım cemaat evlerine veya cemaat yurtlarına kazandırma fâaliyetleri içerisinde çalışıyordu. Yurtta kalan oda arkadaşlarımdan S.K.'nın fakülte bittikten sonra Ankara'daki Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde Araştırma Görevlisi olduğunu biliyorum. Bu kişi bana Ankara'daki FETÖ / PDY yapılanmasının akademik yapılanma kısmına tahsis edilen evlerde kaldığını bizzat bana söylemişti. S.K, ayrıca bana yakın arkadaşı olan D.Y.'nda FETÖ / PDY yapılanmasının akademik yapılanma kısmında yer alan kişilere tahsis edilen evlerde kaldığını bir süre sonra bu evlerden ayrıldığını ancak D.Y. de Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde araştırma görevlisi olduğunu söyledi. D.Y.'ın M.A.Ş. yurdundan hatırlıyorum. İkinci sınıfta eve çıkmıştı. Daha sonra yapının evlerinde kalmıştı. Diyarbakırlı olduğunu biliyorum. Benimle aynı odada kalan M.S.Ç. isimli arkadaşımda Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğu dönemde 4 yıl boyunca cemaat yurtlarında kalmıştı. Şu an kendisi Eskişehir Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Araştırma Görevlisidir. Bu kişininde Diyarbakırlı olduğunu biliyorum. Yapının akademik yapılanma için tahsis edilen evlerde kalıp kalmadığım bilmiyorum. Ben hukuk fakültesine 2007 - 2008 yılında girmiştim. 2011 yılında mezun oldum. 2011 yılı Final sınavları esnasında bize söylendiği kadarıyla Ankara’da yapının Hakim Savcı sınavlarına hazırlık evlerinden sorumlu 3 kişilik bir heyetin Güven yurduna geldiği söylenmişti. M.F.K. ve bana bunu cemaat evlerinde kalan M.A. isimli öğrenci söylemişti. M.A. isimli arkadaş daha sonra Adli Yargıda hakim olmuştu. Bu arkadaşın Osmaniyeli olduğunu biliyorum. M.A. zannedersem ihraç edilen hakimler arasında yer alıyordu. M.A. bizi bilgilendirmesinden sonra M.F.K. ile birlikte Güven yurduna gittik. Ankara'dan gelen heyet kısım kısım dışarıda bulunan hukuk fakültesi öğrencilerini teker teker toplantıya alıyorlardı. Biz gittiğimizde dışarıda bekleyen tahmini olarak yaklaşık 20 kişi civarında Öğrenci dışarıda bekliyordu. Dışarıda bekleyen kişilerin neredeyse tamamı ya cemaate ait yurtlarda yada cemaate ait evlerde kalan kişilerdi. Beni de bu 3 kişilik heyet tek başıma toplantıya aldılar. Bana idealimi sordular. Cemaate nasıl baktığımı, ileride cemaat içerisinde neler yapabileceğimi bana sordular. Bana sorulan sorulara verdiğim cevaplan 3 kişilik heyettekilerden birisi dizüstü bilgisayara not etti. Final sınavları bitip bütünleme sınavları döneminde 3 kişilik heyet dışındaki bir kişi M.A. aracılığı ile bize haber gönderdi. İşi neticelendirmek istediğini iletince bizde tekrar M.F.K. ile birlikte Güven yurduna gittik. Ayrı ayrı bize haber gönderen kişi ile görüştük. Bize Ankara da hakim savcılık sınavına girecek kişiler için çalışma evleri olduğunu, bu evlerde düzenli dersler çalışıldığını, sınavlara hazırlık yapıldığını söyledi. Bana çalışma evlerinde kalıp kalmak istemediğimi sordu. Bende hakim savcılık sınavlarına yönelik oluşturulan çalışma evlerinde kalabileceğimi söyledim. Arkadaşım M.F.K. avukat olmak istediğini, çalışma evlerinde kalamayacağını söylemiş. 2011 yılı Ekim ayında okuldan mezun olur olmaz beni Ankara'daki çalışma evlerine çağırdılar. Kardeşim Ankara'da memurluk yapıyordu. İki gun kardeşimin yanında kaldım. Beni “daha sonrasında Danıştay’da tetkik hakimi olarak görev yaptığını öğrendiğim gerçek isminin H.İ. olduğunu bildiğim soy ismini hatırlamadığım bir kişi telefon ile beni aradı. Dikim evi metro durağından beni alıp balgat cevizli deredeki Musa Erdem Anadolu lisesinin karşısında bulunan bir apartmanın 5. katındaki bir çalışma evine götürdü. Danıştay tetkik hakiminin eşinin bankacı olduğunu bana Danıştay Tetkik Hakiminin kendisi söyledi. Bu hakimin ihraç edilip edilmediğini bilmiyorum. Bu kişinin kod adının ... olduğunu hatırlıyorum. Eve gittiğimde İstanbul Hukuk "Mezunu Y.M., Ankara Hukuk Mezunu olduğunu hatırladığım daha sonra İdari Yargı hakimi olan S.E., Ankara Hukuk Fakültesi Mezunu olduğunu hatırladığım M.A.Ç. daha sonra eve gelen Kıbrıs Yakın Doğu Hukuk Fakültesi mezunu S.H. isimli kişi bulunuyordu. İsmini bahsettiğim kişilerden ilk yıl sınavı kazanan sadece M.A.Ç oldu.

15.dönem Adli yargı hakim adayı oldu, bu kişinin de ihraç edildiğini duydum. Benimle birlikte ismini belirttiğim diğer kişiler 2011 yılında yapılan adli ve idari yargı hakim savcılık sınavını kazanamadılar. Benimle birlikte bu evde kalan kişiler başka evlere dağıtıldı. 2012 yılında başka evlerde sınavlara hazırlandılar. İsmini belirtmiş olduğum 2011 yılında aynı evde kaldığımız bütün kişiler hakim savcılık sınavını 2012 yılında kazandılar. 2011 yılında kalmış olduğumuz evin abisi olarak M.A.Ç. görevlendirilmişti. Bu kişinin üstünde olan bir murakıp vardı. Murakıp dışarıdan geliyordu. 2011 de kalmış olduğumuz eve murakıp olarak gelen kişi adli yargı hakim adayıydı. Bu kişi 13. veya 14. dönem adli yargı hakim adayıdır. Kod adı E.'idi. Gerçek ismininde M.Y. olduğunu biliyorum. M.Y.'nin eşi de hakim adayı idi. M.Y.'nin Adanalı olduğunu hatırlıyorum. Murakıp'ın üstünde de sermurakıp olarak görev yapan bir kişi vardı. Sermurakıp da Danıştay’da Tetkik hakimi olarak görev yapan beni çalışma evine götüren kod adı ... olan H.İ isimli kişi idi. Sermurakıpın üstünde yer alan diğer kişileri ben bilmiyorum. 2012 yılında Ankara Dikmen'de gönderilmiş olduğum çalışma evinde benim haricimde Konya Selçuk Hukuk mezunu, benim üst dönemim olan Niğdeli, İstanbul’da Vergi Hakimi iken ihraç edildiğini bildiğim M.Ş., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu K.B., bu kişide Adli Yargı hakimlik sınavını kazanmıştı. Ancak mülakatta elenmişti. Milli Eğitim Bakanlığında Uzman olarak çalıştığını daha sonra duydum. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunu Mersinli E.S. İdari Yargı Hakimi oldu. Daha sonra Çanakkale İdare Mahkemesinde çalışırken ihraç olduğunu duydum. Kayseri Ercives Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu A.B. sınavı buda kazanmıştı. İdari Yargı Hakimi olarak görev yaparken ihraç edildiğini duydum. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan İdari Yargı hakimi iken ihraç edilen Bitlisli M.A. aynı çalışma evinde kaldık. Ev ahiliğini M.Ş. yapıyordu. Bu evin murakıplığım da kod adı E. olan gerçek ismi M.Y. olan adli yargı hakim adayı yapmakta idi. Sermurakıplığını da M.E.K. isimli Ankara İdari Yargı hakim adayı yapıyordu. Daha sonra Eskişehir'de İdari Yargı Hakimliğini yaparken ihraç edildiğini duydum. Ankara’daki Hakim savcılık sınavlarına hazırlık için oluşturulan çalışma evlerinde genelde 4 yada 5 kişi bazen 6 kişi olurdu. Bu sayı evin büyüklüğe ile bağlantılı idi. Ev büyük olursa sayı fazla olurdu. Evlerde bir abi, abinin bağlı olduğu murakıp murakıp’mda bağlı olduğu sermurakıp vardı. Ben Adli Yargı 16. Dönem hakim adayıydım. Benim dönemimde yaklaşık 500 hakim adayı vardı. Mesleğe kabul edilen bu kişilerden yaklaşık 350-400 kişi ihraç edildi. Bu sayıya bağlı olarak değerlendirme yapmak gerekirse hakim savcılık sınavları için oluşturulan çalışma evlerinin 70-100 civarında olması muhtemeldir. Çalışma evleri sadece Ankara'da değil İstanbul İzmir illerinde de olduğunu duymuştum. Çalışma evlerinde kalan kişilerden hakim savcılık yazılı sınavını kazandıktan sonra mülakatı da geçince hakim adayları evlerine alınıyordu. Adli yargı hakim adayları ile idari yargı hakim adayları ayrı ayrı evlerde kalıyordu. Adli yargı hakim adayları çalışma evlerinde olduğu gibi dörder kişilik evlerde kalıyordu. Adli yargı veya idari yargı hakim adayları sınav ve mülakatı kazanıldıktan sonra sermurakıplar hakim adaylarının kalabileceği evleri araştırıp ona göre ev kiralanıyordu. Genelde kullanılmış eşyalarla hazırlanan evlerde hakim adayları kalıyorlardı. Hakimlik savcılık idari yargı hakimliği sınavlarında alınacak olan hakim adayı sayısına bağlı olarak çalışma evlerinin sayısı artabilir veya azalabilirdi. Bayanlardan hakim savcılık sınavına girecek kişiler yönünden de aynı erkeklerde olduğu bir sistem kurulmuştu. Çalışma evlerinde ev ablaları, ev ablalarının bağlı olduğu murakıp ve sermurakıplık sistemi vardı. Bu sistem uygulanan genel sistemdi. Çalışma evleri genelde Ankara da Balgat, Dikmen, Yenimahalle semtlerinde yoğun şekilde bulunuyordu. Çalışma evlerinde kalan kişiler diğer çalışma evlerinde kalan kişilerle direk temas kuramazlardı. Birbirleri ile tanışmaları birbirlerini ziyaret etmeleri yasaktı. Sermurakıplar genelde 3-4 çalışma evinden sorumlu oluyordu. Çalışma evinde kalmış olduğum 2011-2012 yıllarında bana hiçbir Sermurakıp ve murakıp hakim savcılık sınavında çıkacak sınav soruları ile ilgili bir bilgi vermedi. Sermurakıplar çalışına evlerinde kalan kişilere evde kalan kişilerle ilgili görülen duyulan öğrenilen hiçbir bilginin paylaşılmaması konusunda yemin ettiriliyordu. Yemin dolayısıyla kimse konuşmuyordu. Benim eşim idari vargı hakim adayı iken bylock kullandığı gerekçesi ile ihraç edilmişti. Eşimin bana anlattığı kadarıyla çalışma evinde bulunduğu dönemde murakıp veya sermurakıp tarafından adli yargı hakim savcılık sınavından cıkacak genel kültür sorularının tamamı gösterilmiş. Ancak idari yargı hakimlik sınavı İle ilgili herhangi bir sınav sorusu gösterilmemiş. Benim şahsi tahminime göre ev abisi yada ablası olarak görev yapan kişi evin yemek temizlik gibi işleri ile uğraştığı için bu kişilerin sınava hazırlanma süreci istenildiği şekilde gerçekleşmiyordu. Ev abileri yada ablaları genelde en güvenilir kişilerden seçilmeye çalışıldığı için çalışma evlerindeki ev abi ve ablalarının yeterince hakim savcılık sınavlarına çalışma imkanı bulamadıkları için sermurakıp veya murakıplar tarafından hakim savcılık sınavında çıkacak soruların yemin karşılığı verildiğini düşünüyorum. Benim eşimde çalışma evlerinde ev ablası olarak görev yapmıştı. Çalışma evlerinde günde ortalama olarak 10 saat ders çalışılması isteniyordu. Sınavlara hazırlık yanında vatan haini terörist başı Fethullah GÜLEN'in konuşma görüntülerinin bulunduğu video CD ve kaset görüntülerini izleyip izlemediği, ona ait kitapları okuyup okumadığı konusunda murakıp ve sermurakıplar tarafından çetele yani rapor düzenleniyordu. Çalışma evlerinde kalan kişiler hakim savcılık yazılı sınavını kazandıktan sonra çalışma evlerinde sanal mülakat olarak nitelenen mülakatlar yapılıyordu. Bu mülakatları genelde kurumlarda görev yapan hakim savcı statüsünde veya sınıfında olan kişiler tarafından gerçekleştiriliyordu. Genelde mülakatta sorulan sorularla ilgili verilecek cevaplar ezberletiliyordu. Belki ezberletilen cevaplardaki sıralamaya bağlı şifreleme dolayısıyla FETÖ / PDY bağlantılı kişiler mülakat komisyonundaki görevli kişiler tarafından tespit edilip bu kişilerin özellikle sınavı kazanmaları sağlanmış olabilir. Ancak anahtar kelime şeklinde özellikle şifreli kelimeler verildiğini hatırlamıyorum. Hakim adaylığına başlayan kişilerde biraz önce ifademde belirttiğim şekilde hakim savcılık sınavlarına hazırlık için oluşturulan çalışma evlerindeki gibi aday evlerinde kalıyorlardı. Aday evlerinde kalacak kişilerde yapı içerisinde görev alan murakıp, sermurakıplar ve bu kişilerin üst kademesinde yer alan kişiler tarafından belirleniyordu. Hakim adaylığının son dönemine doğru hakim adaylarına yapıda yer alan kişilerle evlenmelerini sağlamak için evlenmeyi düşündüğü kişi ve meslek grupları ile alakalı fotoğraflar gösteriliyordu. Hakim adayı da yapıda evlendirme abisi olan kişiye fotoğrafını veriyordu. Evlendirme abisi fotoğrafı sisteme atıyordu. Her hafta evlendirme birimi bir istişare toplantısı yapıp “kim kiminle uyum sağlayabilir” şeklinde değerlendirme yapıp uygun kişilerin fotoğraflarını evlenmeyi düşünen kişiye gösteriyor. Buna bağlı olarak da kişi fotoğrafta kendisine gösterilen kişi ile tanışma evlerinde bir araya gelip en az iki kez görüşme yaptıktan sonra tarafların olur demeleri halinde birbirleri ile evlenmeyi düşünen kişilere telefon numaraları veriliyor. Nişan ve evlilik süreci taraflar arasında kararlaştırılıyordu. Bende hakim adaylığının sonuna doğru hakim adayı ile evlenmek istediğimi evlendirme abisine söyledim. Fotoğrafımı karşı tarafa gösterdi. Karşı tarafın fotoğrafını da bana gösterdi. Ben bu kişi ile tanışabilir miyim deyince tanışma evinde evlendirme abisinin gözetiminde Ankara Batıkent'de bir evde iki kere şu an eşim olan E.Ö. ile görüştüm. Birbirimizi beğendiğimizi, müştereklerde anlaştığımızı evlendirme abisine söylediğimizde karşılıklı olarak irtibat için eşim ile telefonlarımıza birbirimize verdik. Birkaç kez bir araya geldik. Nişan ve düğün için anlaştık. Yaklaşık 1 içinde de eşimle evlendik. Eşimle benim evlendirme abiliğimizi yapan kişi Yargıtay Hırsızlık suçlan ile ilgili olan dairede görev yapan Tetkik hakimi T.D. idi. Bu kişininde 15 Temmuz sonrası meslekten ihraç olduğunu duydum. Hakim adaylığı döneminde kalmış olduğum aday evi Ankara Yenimahallede idi. Bu evde benimle birlikte toplamda 4 kişi kalıyordu. Evde kalan kişilerin tamamı Adli Yargı Hakim adayı idi. Evde kalan kişilerin isimleri M.K., A.Ç., K.T.T. ve bendim. Bir arkadaşta kısa süreli olarak evde kaldı. Bu kişinin adı Y.A. idi. Y.A. evde kaldığı sürede başlangıçta A.Ç. isimli arkadaş ile kavga edince Y.A.'yı Ankara Balgatda FETÖ / PDY bağlantılı başka bir cemaat evine gönderdiler. Y.'nin yerine K.T.T. geldi. Bizim kalmış olduğumuz aday evinin ev abiliğini M.K. yapıyordu. Bu evde kalan kişilerin tamamı 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden sonra HSYK tarafından meslekten ihraç edildi. Hakim adaylarının kaldığı evlerde kardeş ev uygulaması vardı. Bizim kalmış olduğumuz ev ile venimahalledeki bir evi kardeş ev ilan ettiler. Yenimahalle deki kardeş evde F.K., İ.K., R.C.B.ve E.B. kalıyordu. Bu evin ev abiliğini F.K. yapıyordu. E.B. dışındaki diğer hakim adayları mesleğe başladıktan sonra HSYK tarafından 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbeye teşebbüs girişimi sonrası meslekten ihraç edildi. E.B.'nin halen aktif olarak görev yaptığım biliyorum. Çünkü ihraç listelerinde E.B.'nin ismini görmedim. Benim kalmış olduğum ev, bizim eve kardeş ev olarak bağlanan ev, haricinde birkaç hakim adayı evinden sorumlu murakıp Ş.Ç. isimli adli yargı hakim adayı idi. Ş.Ç.'nin da benim bildiğim kadarıyla bağlı olduğu kişi Uyuşmazlık mahkemesinde 2013-2014 yıllarında Raportör olarak görev yaptığını bildiğim kod adı M. olan gerçek ismi S. soyisminide K. olarak hatırladığım kişi idi. Bu kişinin FETÖ / PDY yapılanması içerisindeki temel görevi erkek ve bayan hakim adaylarından sorumlu olan bu kişilerle ilgili bütün bilgilere sahip olan kişi idi. S. isimli kişi hakim adaylarından sorumlu olan istişare heyeti ile direk irtibatı olduğunu duyduğum kişi idi. Bize gelip yapmış olduğu konuşmalarda bağlı olmuş olduğu abilerin istişare edip almış olduğu kararları bizzat bize aktarırdı. S. isimli kişinin halen görevde olduğunu talimin ediyorum. Çünkü ihraç listelerinde ismini görmedim. S.'in eşinin Tıp doktoru olarak çalıştığını kendisi söylemişti. Hakim adaylarının tamamından sorumlu olan ... isimli kişinin yanında sivil olarak yaşantısını sürdüren ... kod adlı bir şahıs aday evine gelerek sinevizvon şeklinde anlatımlarda bulunurdu. Güncel konular, siyasi konularda anlatımlarda bulunurdu. Bu kişi bir bakanın yurt dışı gezilerine sürekli iştirak ettiğini ve yapmış olduğu israfları yanlışları kendi açısından anlatırdı. Ancak bakanın ismini vermemişti. Ben bu kişiyi birçok kez gördüğüm için fotoğrafı gösterilirse çok net olarak teşhis edebilirim. Aday evlerinde kalan arkadaşlarla yapmış olduğumuz görüşmelerde S.'ın yapmış olduğu konuşmalar konuşulurdu. S.’nin ve S.’nin bütün aday evlerini dolaştığını bu konuşmalardan çıkartırdık. Hakim savcı adayları eğitim merkezinde adli vargı hakim adayı olarak eğitim gören benim dönemime yakın 14. 15.

16.dönemde eğitim gören adayların bana fotoğrafı gösterildiği takdirde FETÖ / PDY bağlantısı olan şahıslar hakkında teşhis yapabileceğim gibi bu kişilerin konumları hakkında da bildiklerimi ifade etmeye hazırım. İdari yargı Hakim adayları yönünden de 9. ve 10. dönemden fotoğraflar gösterildiği takdirde tanıdığım kişilerle ilgili teşhis, konumları ve faaliyetleri hakkında bildiklerimi anlatmaya hazırım. Bunun yanında Konya Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğum dönemde kalmış olduğum FETÖ / PDY bağlantılı yurtlarda ve cemaat evlerinde kalan kişiler yönünden de fotoğraflar temin edildiği takdirde tanıdığım kişiler hakkında teşhis işlemi yapmaya hazırım. Ben Ankara hakim ve savcı adayları eğitim merkezinde eğitim süresini tamamladıktan sonra kurada Sakarya Geyve Hakimliği kurasını çektim. Geyve'de 2014 yılı Kasım ayında göreve başladım. Geyve'ye kura çektikten sonra Ankara'da iken benden sorumlu olan kişi belirlendi. Benden sorumlu olan kişi Milli Eğitim Bakanlığında Sakarya'da tarih öğretmenliği yapan bir kişi idi. Memleketinin Trabzon olduğunu söylemişti. Gerçek adının B. olduğunu söylemişti. Eşinin ev hanımı olduğunu, örgütsel bağlamda eşininde ablalık yaptığım söylemişti. B. isimli kişi benimle birlikte ihraç edilen Hendek Hakimi S.K. ile Bolu Cumhuriyet Savcısı M.B.Ç.'dan da sorumlu olduğunu biliyorum. Ben benden sorumlu abilik yapan B. isimli kişiye o dönemde bekar olduğum için maaşımın %15 kadar parayı imkanlarım el verdikçe ödemeye çalıştım. Ancak her ay için ödeme yapmadım. Cemaat yapılanması içerisinde bekar kişilerden %15, evli çiftlerden %10 himmet adı altında para alınırdı. Burhan ile yapmış olduğumuz görüşmelerden kendisinin bağlı olduğu istişare grubunda yer alan İstanbul'da bulunan kişilerle istişare sonucunda alınan kararları bize aktarırdı. Genelde B.'ye bağlı olan kişiler evine giderek B. ile görüşürdü yoksa B. bizim yanımıza gelerek görüşmezdi. Benim anlayabildiğim kadarıyla B. konumunda Hakim ve savcılardan sorumlu olan kişilerin istişare toplantıları için İstanbul’a gitmeleri nedeniyle aynı konumda olan kişileri tanıyabileceklerini düşünüyorum. B. ile irtibat halinde olduğu kişiler araştırılır ise irtibat halinde olduğu kişilerinde tespit edilebileceğini düşünüyorum. Ben bylock hattı kullanmadım. Ancak bana örgütteki abi konumundaki kişilerin tavsiyesi doğrultusunda Coverme ile Cocoa Talk isimli iletişim programları aracılığı ile görüşme yapıyordum. Yoksa birebir telefon görüşmesi yapmazdık. B. ile kullanmış olduğum telefon halen bendedir. Bulmam durumunda siber inceleme için ibraz etmeye Ben B.'nin kalmış olduğu eve gittiğim için B.'nin kalmış olduğu evi çok rahat gösterebilirim. Telefonla irtibat kurulmuyordu ancak acil bir durumda irtibat kurmak gerekebilir düşüncesi ile telefon numarasının sondan 3. rakamı kişiden kişiye değişecek şekilde eksiltilip artınlabiîiyordu. B. benim numaramı sondan 3. numarayı 7 eksik olacak şekilde kaydettiğini Ankara'da hakim savcı çalışma evlerinde kalmış olduğum evleri gösterebileceğim gibi sınav kazanıldıktan sonraki hakim adaylarının kalmış olduğu 4-5 evi de imkan sağlanırsa gösterebilirim. İfademde de kapsamlı olarak belirttiğim şekilde yapı ile benim temasım tamamen safıyane dini duygular temeline dayalıdır. FETÖ / PDY yapılanmasının islami ve ülkemiz açısından faydalı hizmetler yaptığını düşündüğüm için bu yapı ile bağ kurdum. Ancak 15 Temmuz 2016 tarihinde kendisinin müslüman olarak niteleyen örgüt mensuplarının müslüman Türk halkına uçaklarla, helikopterlerle, ağır silahlarla hedef alır tarzda ateş etmeleri sonucu yüzlerce insan şehit oldu. Binlerce insan gazi oldu. Yaşanan bu olay sonrası FETÖ / PDY yapılanmasının farklı ülkelerin taşeronluğunu yaptığını. Türkiye'nin ve Türk halkının geleceğini değil, taşeronluğunu yaptığı ülkelerin bayraktarlığını taşeronluğunu yaptığını gördüm. Yapı ile önceye dayalı bağlarım dolayısıyla çok sevdiğim hakimlik mesleğimden ihraç edildim. Aynı şekilde idari yargı hakim adayı olan eşimde mesleğe kabul edilmeden ihraç edildi. Evliliğimizden dünya'ya gelen bir çocuğum var. çocuğumun karaciğeri ile ilgili ciddi rahatsızlığı var. annesinden alınacak karaciğer parçası çocuğuma nakledilecek çocuğuma karaciğer nakli yapılacak. Samimi olarak yapı ile ilgili bildiğim FETÖ / PDY bağlantılı kişilerle ilgili bilgilerde vermeye çalıştım. İfade sonrası aklıma gelen hususları not haline getireceğim. Bunları da yargılandığım dosyaya delil olarak eklenmesini istiyorum. Etkin pişmanlık hükümlerinden eşim ile birlikte istifade etmek istiyorum. 15 Temmuz 2016 tarihinde başta Cumhurbaşkanımıza yönelik gerçekleştirilmek istenen hain saldırı girişimleri bunun yanında aziz milletimize yönelik gerçekleştirilmek istenen kahpece yapılan saldırılar darbeye teşebbüs girişimi vatan hainliğidir. Ben vatan haini değilim. Vatan haini olmadığım içinde yapı ile ilgili bildiğim ne varsa paylaşmaya hazırım. Benim durumumda olan bir çok insan olduğunu düşünüyorum. Bu kişilerle de sağlıklı ve birebir şekilde iletişim kurulduğu takdirde o kişilerinde bildikleri ile ilgili bütün hususları açık ve net şekilde anlatacaklarını düşünüyorum. FETÖ / PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan dolayı hakkımda yasal işiem yapılmasına fırsat verdiğim için pişmanım. Şahsım hakkında adaletin gerçek anlamda tecelli edeceğine inanıyorum. Benim şu etapta anlatmak istediğim bunlardan ibarettir dedi. Benim sindirim sistemi ile alakalı choreme isimli ciddi bir sağlık sorunum bulunmaktadır. Yargılamalar ve hüküm tesis edildiği zaman bu rahatsızlığımın da dikkate alınmasını istiyorum."

Davacı tarafından, tanık ifadelerine karşı herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.

Bu durumda, davacının örgütün içinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, üniversitede örgüt yurdunda kaldığına, sınavlara örgütün hakim-savcı sınav çalışma evlerinde hazırlandığına, örgütün hakim-savcı staj evlerinde kaldığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile davacının örgüt dershanelerine gittiğine, örgüte ait ev ve yurtlarda kaldığına, hakim savcı sınavlarına hazırlık evlerinde kalarak hazırlandığına, eşiyle katalog evlilik yaptığına, örgüte himmet verdiğine, örgüt mensupları ile Coverme ile Cacao Talk isimli iletişim programları aracılığıyla görüşme yaptığına yönelik ifadesinin değerlendirilmesi sonucunda, davacının FETÖ ile süregelen bir ilişki içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır.

6.Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.

Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).

Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.

AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.

Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.

Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.

AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).

Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7.Sonuç olarak

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile yine aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacının üzerinde bırakılmasına,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 15/11/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI İdare Hukuku 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunu 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanunu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanunu 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 29957 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve daha sonra 7075 sayılı Kanun ile kanunlaşan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında 685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesiyle, 22/07/2016 günlü, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 günlü, 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu K2802 md.53 K4066 md.3 K29957 md.11 K2935 md.4 K6749 md.3 K667 md.4 K2935 md.33 K2802 md.121 K6087 md.4 K2577 md.16 K5271 md.231 K667 md.3/1 K667 md.3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.