43. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1971
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/06/2020
NUMARASI: 2017/891 Esas - 2020/279 Karar
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili arasında 08/12/2011 tarihli sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin müvekkilince haklı nedenle feshedildiğini, 08/12/2011 tarihli sözleşmenin, 03/05/2011 tarihli sözleşmenin revize edilmesi sonucu oluşturulduğunu, akdedilen sözleşme ile davalının tüm çamaşır, bulaşık, kişisel ve genel temizlik yer bakım ürünlerini, münhasıran müvekkilinden alınacağının kararlaştırıldığını, müvekkilince sözleşmenin 5.1.maddesinde belirtilen makinelerin, davalıya konsiye olarak verildiğini, alınacak ürünlerde %40 oranında iskonto uygulandığını, müvekkilince davalıya bağlılık pirimi olarak 150.000,00TL + KDV ödeme yapıldığını, davalının sözleşmeden kaynaklı yükümlülükleri yerine getirmediğini, davalının mal alım taahhüdünü yerine getirmediğini, aldığı malların bedelini de sözleşmede belirtilen vadede ödemediğini davalının başka firmalardan mal alımı yaptığını, müvekkilince sözleşmenin, 10/02/2017 tarihinde gönderilen ihtarname ile feshedildiğini, müvekkilinin sözleşmenin 9.maddesi uyarınca cezai şart talep edebileceğini, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden 50.000,00Euro bedelli icra takibi başlattıklarını, davalının ödeme emrine itiraz ettiğini ve takibin durduğunu beyan ederek, itirazın iptaline ve takibin devamına, davalı aleyhine %20 den aşağı olmamak üzere icra-inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki sözleşme gereğince temizlik malzemelerinin tedariğinin davacı şirketten yapıldığının, müvekkilinin alım hacminin düşmesinin nedeninin, başka yerden mal tedarik etmesinin değil, işletme sayısının azalmasının olduğunu, sözleşme kapsamındaki malların fiyatlarının karşılıklı görüşmeler ile belirlenmesi gerekirken; davacı şirket tarafından tek taraflı olarak belirlendiği davacının tedarik ettiği malların fiyatı ile aynı malın piyasa fiyatı arasında fahiş fiyat farkı olduğunu, davacı tarafça verilen tüm makine ve teçhizatların, müvekkilince davacıya teslim edildiğini, mal alımındaki azalmanın süreç içerisinde gerçekleştiği ve bu duruma davacı tarafça itiraz edilmediğini, kapanan şubelerin davacı tarafça bilindiğini, talep edilen cezai şartın müvekkilinin mahvına yol açacağını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Mahkememizce taraflar arasındaki sözleşmenin incelenmesi sonucunda; sözleşmenin 5.5.maddesinde davacının portföyünde bulunan tüm ürünlerin, sadece davacıdan alınacağının, 4.maddesinde ödeme gününün, 5.12.maddesinde davalının, davacının portföyündeki malları kullanmak zorunda olduğunun, sözleşmenin 8.maddesinde davalının, başka firmadan mal alma yasağının düzenlendiği, 9.maddesinde ise fesih ve cezai şartın hüküm altına alındığı görülmüştür.
Mahkememizce; davacı tarafından, davalıya gönderilen Üsküdar ...Noterliğine ait ... yevmiye nolu ve 10/02/2017 tarihli ihtarnamenin incelenmesi sonucunda; davacının, davalının sözleşmeye uygun olarak mal alımı yapmadığını, satın alınan malların bedellerinin ödenmediğini ve dışarıdan mal alımı yapıldığını beyan ederek sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini beyan ettiği görülmüştür. 6098 Sayılı TBK 179. maddesi uyarınca sözleşmenin hiç ve gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun yada cezanın ifasını isteyebilir. Ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı hakkından açıkca feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Bu hükme göre borçlunun borca aykırı davranması halinde alacaklı hem aynen ifayı hemde kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilmesi için alacaklının borcun ifasını ceza koşulu alacağını saklı tutarak kabul etmesi gerekmekte olup, ifanın ceza koşulu alacağını saklı tutmadan kabul edilmesi halinde alacaklı ceza koşulu talep etme hakkını kayıp edecektir. Alacaklı ifaya eklenen ceza koşulu alacağını kayıp etmemesi için bu hakkını saklı tuttuğunu en geç ifa anına kadar açıkça ortaya koyması gerekir. Alacaklı taraf bu iradesini açıklamadığı takdirde ceza koşulu talep edebilme hakkını kayıp eder.Ceza koşulu alacağa bağlı ( fer'i ) nitelikte bir alacak olduğundan ifa ile birlikte TBK 131 maddesi gereğince son bulur. (Prof. Dr. Ahmet M. Kılıçoğlu Borçlar Hukuk Genel Hükümler Sayfa 808-809 ) Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarında, iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı, ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse artık bu yönde bir talepte bulunamayacağı, diğer yandan alacaklının, çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse bu takdirde de ceza koşulunu isteyemeyeceği, yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmamış ise tedarikçi firmanın, hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili “çekince” bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerektiği, çekince için bir şekil şartının getirilmediği, tedarikçinin, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama ile bu koşulu yerine getirebileceği, bu şekilde bir çekince konulduktan veya ihtar çekildikten sonra tedarikçi firmanın, mal vermeye devam etse bile önceki yıla ilişkin ceza koşulu alacağını sözleşme zamanaşımı süresi içinde her zaman talep edebileceği, sonraki yıllarda da aynı kuralın geçerli olduğu, bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyeceği, çekince konmuş veya ihtar çekilmiş olan yıllarla ilgili ceza koşulunun istenebileceği,
TBK’nun 179/II. Maddesinde öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecekleri, örneğin, sözleşmenin feshi halinde hem cezai şart hem de kâr mahrumiyeti ödeneceğinin kararlaştırabileceği, ancak sözleşmenin feshi halinde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırılmış olduğu hallerde, Yargıtay HGK'nun 20.01.2013 T. 2012/19-670 E. 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere, sözleşme süresi içinde çekince konmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine borçluda, “ceza koşulu istenmeyeceği” ne dair haklı bir güven oluşmuş ise oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının talep edilemeyeceği kabul edilmiştir.
Mahkememizce dosya kapsamında yapılan değerlendirmeler sonucunda; davalının, sözleşmenin taraflar arasında imzalandığı ilk andan davacı tarafça feshedildiği tarihe kadar olan süreçte, ödeme günlerine bağlı kalmadığı, bu duruma davacı tarafından herhangi bir çekince konulmadığı, bu durumun taraflar arasında bir uygulama haline geldiğine kanaat edilmiş ve taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan bir malım taahhüdünün olmadığı, davalının alım miktarının belirli periyotlar içerisinde mal alımını koruyacağı veya arttıracağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmediği ve davacı tarafından, davalının başka firmalardan kendi portföylerinde yer alan malların temin ettiğine yönelik iddiası ispatlanamadığından, davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi haksız olarak feshettiğine karar verilmiş ve davacının davasının reddine , ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı, ifaya eklenen cezai şart olarak nitelemiş ve taraflar arasında "haklı güven oluştuğuna" ilişkin gerekçesi ile de davanın reddine karar verdiğini, mahkeme cezai şartı nitelemede hataya düştüğünü, ayrıca haklı güven olgusu mevcut uyuşmazlığa uygulanabilir olmayıp ürün bedellerinin vadesinde ya da hiç ödenmemiş olması taraflar arasında bu konuda haklı güven oluştuğu anlamına gelmemediğini, cezai şartın muaccel olması sözleşmenin haklı nedenle feshedilmesine bağlandığını, sözleşmenin 9. maddesinde satıcının sadece cezai şart talep edebileceği açıkça ifade edilmekle, sözleşme haklı olarak feshedilmiş ve sadece cezai şart talep edildiğini, cezai şart ile birlikte sözleşmedeki yükümlülüklerin yerine getirilmesi (aynen ifa) talep edilmediğini, aynen ifanın talep edilmesinin davacı şirket açısından bir önemi ya da bir yararı da bulunmadığını, sözleşme bir bütün olarak incelendiğinde 9. maddede belirtilen cezai şartın asıl amacının davalıyı cezalandırma amacı taşımadığının görüleceğini, gerçekten de burada bir cezalandırma amacından ziyade davacı şirketin davalıya yaptığı yatırımlara karşılık olacak şekilde bir cezai şart miktarı belirlendiğini, bu bedelin konsinye makine bedeller ile davalıya verilen bağlılık primi esas alınarak belirlendiğini, taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunmadığını ve belli bir miktarda mal alım taahhüdü içermediğini diğer yandan yerel mahkemenin kararına gerekçe olarak gösterdiği hukuk genel kurulu kararı, belli miktarda bir mal alım taahhüdü içeren ve bu alım taahhüdüne uyulmaması halinde her yıl için ayrı ayrı cezai şart ödeneceği kararlaştırılmış yer aldığı akaryakıt bayilik sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık üzerine verildiğini, öncelikle huzurdaki davada kararlaştırılan cezai şartın ancak sözleşmenin feshedilmesi ile talep edilebilen bir cezai şart olduğunu, sözleşmeye göre alıcının yükümlülüklerine uymaması halinde satıcı, taahhütlere uyulmaması nedeniyle sözleşmeyi haklı nedenle feshederek cezai şart bedelini talep edeceğini, her yıl için ayrı ayrı bir cezai şart belirlenmemiş olup, tek bir cezai şart kararlaştırılmış ve bu da sözleşmenin haklı nedenle fesih şartına bağlandığını, ancak hukuk genel kurulu kararına konu uyuşmazlık, cezai şartın talep edilebilmesinin sözleşmenin fesih şartına bağlanmadığı, her yıl için alım taahhüdüne bağlı olarak ayrı ayrı cezai şart ödeneceği hükmünün yer aldığı ve cezai şart ile birlikte de aynen ifanın istendiği sözleşmeden kaynaklandığını, başka firmadan mal alma yasağının ihlal edildiği davalının alım kayıtlarından anlaşıldığı halde, iddiaların ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmakla bilirkişi raporunda yer alan alım miktarlarına ilişkin tespit tek başına davalının başka firmadan mal alımı yaptığını ortaya koyduğunu, yıllara göre alım miktarı değerlendirilmeden ve davalının defter incelemesinin talebimiz doğrultusunda yapılmaması nedeniyle eksik inceleme neticesinde hatalı karar verildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE Dava, sözleşmenin haklı nedenle feshi nedeniyle cezai şartın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşme ile karalaştırılan cezai şartın koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Taraflar arasında 08/12/2011 tarihinde, 03/05/2017 tarihine kadar geçerli olmak üzere sözleşme imzalanmıştır.Davacı tarafından davalı muhatabına çekilen Üsküdar .... Noterliğinin 10/02/2017 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile taraflar arasındaki sözleşmenin feshedildiği ihbar ve ihtar edilmiştir.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, "17.3.2017 tarihli 50.000,00 € tutarında 08.12.2011 tarihli sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmesi nedeniyle kıstelyevm hesabına göre ödenmesi gereken cezai şart ve tazminat bedelleri" sebebine dayalı olarak 50.000,00 € asıl alacağın tahsili istemiyle 16/03/2017 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
Davacı tarafça sözleşme fesih ihbarına göre, davalının düzenli mal alımı yapmadığı, başka firmalardan mal alımı yaptığı ve alınan ürünlere ilişkin ödemelerin yapılmadığı sebepleriyle feshedilmiştir.08/12/2011 tarihli sözleşmenin 9. Maddesinde, alıcının sözleşmede üstlendiği yükümlülüklerini kısmen veya tamamen yerine getirmemesi halinde sözleşmenin haklı nedenle feshedilebileceği ve sözleşmenin davacı tarafından haklı feshedilmesi durumunda alıcının cezai şart olarak 144.402,00 €+KDV'yi ödeyeceği kabul edilmiştir.
Bilirkişi raporunda, rapor ekinde arz edilen 61 sayfalık cari hesap ekstresinde görüleceği üzere ay bazında dahi vadelere uyulmadığı, 26/03/2011 tarihine ödeme tutarı 63.840.79 TL iken 26.03 2011 tarihinde 16.331.84 TL ödeme yapıldığı, 30/04/2011 tarihinde ödenmesi gereken tutar 20.208.74 TL iken hiç ödeme yapılmadığı, Ekim ,Kasım, Aralık/2011 ve Ocak şubat 2012 de hiç ödeme yapılmadığı, bu ödeme aksamalarının sözleşmenin devam ettiği 2017 ye kadar devam etliği tespit edilmiştir. Buna göre, davalı sözleşmenin başından beri ödemelerde vadede ödeme yapmamasına rağmen davacı bu durumu uzun yıllar fesih nedeni yapmamıştır. Ayrıca vadeden sonra yapılan ödemeler de çekincesi kabul edilmiştir. Bu nedenle uzun yıllar sessiz kalınarak sözleşmenin ayakta tutulduğu bu durumda, artık davacının vadede ödeme yapılmaması sebebini fesih nedeni yapması mümkün değildir. Ayrıca bu durum, sözleşmenin, süresinin dolmasına yaklaşık 3 ay kala feshedilmiş olması da nazara alındığından MK 2'deki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder niteliktedir.Bunun yanı sıra davacı fesih sebebi olarak davalının başka firmalardan mal alımı yaptığını göstermiş ise de, dava dosyasında bu iddiayı ispatlayacak herhangi bir deli bulunmamaktadır. Davacı, davalının ticari defterlerine işlediği sözleşme konusu mallarla ilgili faturaların incelenerek başka firmadan mal alıp almadığı saptanması gerekirken, bu konuda yeterli araştırma yapılmadan karar verildiği ileri sürülmüş ise de, davacının feshin haklı olduğunu fesih tarihi itibariyle ispatlaması gerekli olup, fesih tarihinde davalının ticari defterleri davacı tarafından incelenmediği nazara alındığında, davacının o tarihte kendisini feshe götüren sebebe ilişkin hususları ortaya koyması gerekir. Davalının satın aldığı ürünlerde yıl bazında azalma olması da tek başına davalının başka firmalardan ürün tedarik ettiği iddiasını ispata elverişli değildir.
Sonuç olarak davacı, sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini ispatlayamamış olup, bu haliyle takibe konu cezai şartın koşulları bulunmadığından ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın,
HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 21/12/2023