Aramaya Dön

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No
E. 2022/1040
Karar No
K. 2023/301
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2022/1040 E.  ,  2023/301 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No: 2022/1040
Karar No: 2023/301
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1-… (Kendi adına asaleten)

2.

3.

4.

VEKİLİ: Av…
KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ: Hukuk Müşaviri ...

İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 17/11/2021 tarih ve E:2019/16858, K:2021/12684 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: 27/10/2016 tarih ve 29870 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 3. maddesi ile değişen 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği'nin 6. maddesinin 2. fıkrasındaki "yüz üzerinden en az yetmiş puan almak" ibaresinin ve 6. maddesine eklenen 8. fıkrasının (b) bendinin 4. cümlesinin, 4. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesinin, 2. fıkrasının (a) bendinin 1 ve 3. cümlesi ile (b) bendinin, 3, 4, 5, 6 ve 8. fıkralarının, 5. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 8. maddesinin 2. fıkrasının (a) ve (ç) bendiyle 3. ve 6. fıkralarının, 6. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 9. maddesinin 4. fıkrasındaki "Bakanlık teşkilatında görev yapan üç üyenin iştiraki ile" ibaresinin, 7. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesindeki "teknik yönden" ibaresinin, 2, 3, 4, 5 ve 6. cümlelerinin, 8. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 15. maddesinin 2, 3, 7, 8, 9 ve 10. fıkralarının, 9. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 15/A. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c), (ç) bentleriyle 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 ve 11. fıkralarının, 11. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 17. maddesinin 1. fıkrasının, 12. maddesi ile değişen Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendindeki "kentsel tasarım projesi" ibaresinin iptali ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesindeki "fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve" ibaresinin, 2. maddesinin (d) bendindeki "ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da" ibaresinin, 3. maddesinin 1. fıkrasındaki "yapı malikleri" ibaresinin ve "ve Bakanlıkça, Bakanlıkta görevli üç kişinin iştiraki ile" ibarelerinin, aynı maddenin 4. ve 5. fıkralarının, 4. maddesinin 3. fıkrasının, 5. maddesinin 1. fıkrasındaki "öncelikli olarak malikler ile anlaşma yoluna gidilmesi esastır." ibaresiyle aynı maddenin 3. ve 4. fıkralarının, 6. maddesinin 1. fıkrasının ("Bu çerçevede riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında uygulama yapılan etap veya adada," ibaresi hariç) 7., 8. ve 9. cümlesi ile aynı maddenin 2. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 17/11/2021 tarih ve E:2019/16858, K:2021/12684 sayılı kararıyla;

Anayasa Mahkemesinin, 26/07/2014 tarih ve 29072 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/02/2014 tarih ve E:2012/87, K:2014/41 sayılı kararı ile; 6306 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (d) bendi, 3. maddesinin 1.fıkrası ile 6. maddesinin 1. ve 2. fıkralarının iptali istemi yönünden yapılan incelemede, iptal isteminin reddine karar verildiği, bu itibarla, Anayasa Mahkemesince başvurunun reddine yönelik Kanun maddeleri yönünden Anayasa'nın 152. maddesinin son fıkrası uyarınca, Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddasıyla tekrar başvuruda bulunulamayacağı dikkate alındığında, anılan maddeler yönünden Anayasa'ya aykırılık iddiasının değerlendirilmesinin hukuken mümkün bulunmadığı, diğer maddeler yönünden ise; davacının Anayasa'ya aykırılık iddiasının ciddi görülmediği belirtilerek işin esasına geçilmiş, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 1., 2/1-(d), 3/1, 3/2, 3/8-(a), 5., 6/1., 6/2., 6/6., 6/7. maddelerine yer verilerek, Yönetmelik'in 6. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendinin 4. cümlesi yönünden; Lisanslı kurum ve kuruluşlara uyarı cezasının hangi durumlarda verilebileceğine ilişkin fıkranın dava konusu edilen bendinde; daha önce riskli yapı tespiti yapılmış bir yapı hakkında ikinci kez riskli yapı tespiti yapılmasının düzenlendiği,

Dava konusu Yönetmelik'in belirtilen cümlesinin; 6306 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 8. fıkrasına 10/12/2018 tarih ve 30621 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7153 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle eklendiği, bu doğrultuda dava konusu Yönetmelik'te 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik ile anılan cümlenin Yönetmelik'ten çıkarıldığı anlaşıldığından, bu düzenlemeye yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında ayrıca bir karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in 8. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi yönünden;

Riskli yapıların yıktırılması başlığını taşıyan Yönetmeliğin 8.maddesinin 2.fıkrasının (ç) bendinde; "(a) ve (c) bentlerinde belirtilen şekilde verilen süreler içinde riskli yapıların maliklerince yıktırılmaması hâlinde, riskli yapılara elektrik, su ve doğal gaz verilmemesi ve verilen hizmetlerin durdurulması ilgili kurum ve kuruluşlardan istenir. İdarenin talebi üzerine, ilgili kurum ve kuruluşların riskli yapılara verilen elektrik, su ve doğal gaz gibi hizmetleri durdurması zorunludur.” kuralına yer verilmişken, bu kuralın iptali istemiyle başka bir davacı tarafından açılan davada, Dairelerince verilen 12/06/2019 tarih ve E:2019/2494, K:2019/5508 sayılı kararla; dava konusu düzenlemenin iptaline karar verildiği ve bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 23/09/2021 tarih ve E:2019/2841, K:2021/1574 sayılı kararıyla onandığı görüldüğünden, bu bende yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığı, Yönetmelik'in 8. maddesinin 6. fıkrası, 15. maddesinin 2. fıkrası ile 15A maddesinin 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10. ve 11. fıkraları yönünden; 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 6. maddesi ile dava konusu Yönetmelik'in 8. maddesinin 6. fıkrasının, 10.maddesi ile Yönetmelik'in 15. maddesinin 2. fıkrasının, 11.maddesi ile Yönetmelik'in 15/A maddesinin dava konusu edilen fıkralarının değiştirildiği, yapılan değişikliklerin, düzenlemenin esasına ilişkin olduğu, başka bir ifadeyle dava konusu düzenlemeleri yürürlükten kaldırdığı anlaşıldığından, bu kısımlara yönelik olarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varıldığı; Yönetmelik'in 6.maddesinin 2. fıkrası yönünden;

Davacılar tarafından, Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasındaki lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarda riskli yapı tespitinde görev alacak mühendislerin, Bakanlıkça veya Bakanlıkça uygun görülen kurum ve kuruluşlarca düzenlenecek eğitim programlarına katılmaları, eğitim sonunda yapılacak yazılı sınavda yüz üzerinden en az yetmiş puan alarak başarı belgesi almış olmalarına ilişkin kuralda yer alan "yüz üzerinden en az yetmiş puan alarak" ibaresinin riskli yapı tespitlerine en az %30 oranında başarısızlık olarak yansıyacağı ve mülkiyet hakkını bu oranda sınırlayacağının iddia edildiği,

Davalı tarafından; bu düzenlemeyle lisanslı kurum ve kuruluşlarda riskli yapı tespiti yapacak mühendislerin niteliklerinin yükseltilmesini amaçlandığı, uygulamada başarının yüz tam puan almak ile ölçüldüğü hiçbir sınavın bulunmadığının savunulduğu, Yönetmelik'in 6. maddesinin 2. fıkrasının, 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik hükümleri ile değiştirildiği, ancak yapılan değişiklikte davacının iptalini istediği ibarenin aynen korunduğu anlaşıldığından, düzenlemenin esasına ilişkin inceleme yapıldığı,

Dava konusu düzenlemeyle getirilen "en az 70 (yetmiş) puan alma" şartının idarece verilecek eğitim sonunda başarılı sayılacak mühendislerin riskli yapı tespiti yapabilmeleri şartlarından sadece bir tanesi olduğu, diğer şartların ise fıkranın diğer kısımlarında belirtildiği, ayrıca yazılı sınavlarda başarı kriterinin en az yüz puan olması ve bu puandan az olanların başarısız sayılacağı gibi bir durumun kabul edilemeyeceği dikkate alındığında, riskli yapı tespitini yapan mühendislerin niteliğini artırmak için yapıldığı anlaşılan bu düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı, Yönetmelik'in 7.maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesi, 2. fıkrasının (a) bendinin 1. ve 3. cümleleri ile (b) bendi, 3.,4.,5.,6. ve 8. fıkraları yönünden;

Yönetmelik'in 7. maddesinin 2., 3., 4. ve 6. fıkralarının 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik hükümleri ile değiştirildiği, ancak yapılan değişikliklerin düzenlemenin esasına ilişkin olmadığı, başka bir ifadeyle düzenlemelerin dava konusu edilen kısımlarını yürürlükten kaldırmadığı anlaşıldığından, belirtilen bu düzenlemelerin esasına ilişkin olarak inceleme yapıldığı,

Davacılar tarafından; Yönetmelik'in 7. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesinin Kanun'un amacına aykırı olduğu ve Yönetmelik'in diğer hükümleri ile çeliştiği, aynı maddenin 2. fıkrasının (b) bendinde düzenlenen riskli yapı tespitinin yaptırılması için verilecek sürenin dayanak 6306 sayılı Kanun'da Bakanlıkça verileceğinin belirtildiği halde dava konusu düzenlemede bu hususun belirtilmeyerek herhangi bir kuruma mülkiyet hakkını sınırlama yetkisinin tanındığı, aynı maddenin 3. fıkrasında belirtilen her yapıya sadece bir adet riskli yapı tespit raporu düzenlemesinin hukuka aykırı olduğu, bu şekilde risk durumunu etkileyebilecek kasdi bir durumun tespitinin mümkün olamayacağı, 4.,5.,6. ve 8. fıkralarındaki kuralların mülkiyet hakkına, Tebligat Kanunu'na aykırı olduğu ve bu hükümlerin uygulanma imkanının olmadığının iddia edildiği,

Davalı tarafından; dava konusu düzenlemelerin maliklerin hakları gözetilerek dayanak 6306 sayılı Kanun'a uygun ve kamu yararı amacıyla düzenlendiğinin savunulduğu,

Dava konusu düzenlemelerden 7. maddenin 1. fıkrasının 3. cümlesinde; riskli yapı tespitine konu edilemeyecek yapıların niteliklerinin belirtildiği, bu tür yapıların 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32., 39. ve 40. maddeleri kapsamında işleme tabi tutulmasının mümkün olduğu dikkate alındığında, fiilen kullanılmayan bu tür yapıların 6306 sayılı Kanun'un sağladığı imkanlar dışında bırakılmasının hukuka aykırı olmadığı,

Yönetmelik'in 7. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendinin 1. cümlesinde; riskli yapı tespitinin kimler tarafından yaptırılabileceğinin dayanağı olan 6306 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen "öncelikle yapı malikleri veya kanuni temsilcileri tarafından yaptırılır" hükmüne uygun olarak düzenlendiği, 3. cümlesinde yer alan düzenlenmenin ise; ülkemizdeki birçok yapının, kat irtifakı/mülkiyeti kurulmadan arsa vasıflı taşınmazlarda bulunduğu ve arsanın birden fazla paydaşı olduğu halde üzerindeki yapının tek malikinin olduğu durumları dikkate alındığında, riskli yapı tespitinin sadece yapı maliki olan arsa paydaşınca yaptırılabileceği düzenlemesinin, yapı malikinin mülkiyet hakkını koruduğu ve hukuka uygun olduğu, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan düzenlemede de; açıkça "tespitlerin Bakanlıkça veya idarece yapılacağı veya yaptırılacağı" hususunun belirtildiği, ayrıca dayanak 6306 sayılı Kanun'un 2. maddesinde "idare"nin de tanımının yapıldığı, böylece hangi idarelerce riskli yapı tespitlerinin yapılabileceğinin belirlendiği de göz önüne alındığında, başkaca herhangi bir kurumun mülkiyet hakkını sınırlamasının mümkün olmadığı ve düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varıldığı,

Yönetmelik'in 7. maddesinin 3. fıkrasında yer alan kural ile yapıya birden fazla tahribatlı yöntem uygulanarak zarar verilmesinin ve birbiriyle çelişecek birden fazla raporun hazırlanmasının önüne geçildiği, risk durumunu etkileyebilecek unsurların itiraz halinde Teknik Heyet tarafından tespit edilebileceği anlaşıldığından, düzenlemelerin hukuka uygun olduğu,

Yönetmelik'in 7. maddesinin 4.,5.,6. ve 8. fıkralarındaki kuralların incelenmeleri neticesinde ise, kanun koyucu tarafından idareye tanınan düzenleme yetkisi uyarınca dava konusu Yönetmelik hükümlerinin öngörüldüğü, normlar hiyerarşisine, dayanağı Kanun maddelerine ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ilkesine uygun olarak, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda düzenleme yapıldığı ve hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşıldığı,

Öte yandan; iptali istenilen düzenlemelere karşı başka bir davacı tarafından açılan dava sonucunda; Dairelerinin 12/06/2019 tarih ve E:2019/2476, K:2019/5516 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği, bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 23/09/2021 tarih ve E:2019/2842, K:2021/1573 sayılı kararıyla onandığının görüldüğü, Yönetmelik'in 8. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ile 3. fıkrası yönünden;

Davacılar tarafından; tahliye ve yıkım için verilen 60 günlük sürenin az olduğu, bu sürelerde kat maliklerinin bir araya gelerek yapıya ilişkin karar almasının zor olduğu, arsa payı ve bağımsız bölüm değerinin orantılı olmadığı, maliklerin bulunduğu yapılarda toplantı yaparak karar almanın zor olacağı iddia edilerek mevzuat nedeniyle güçlendirme yerine yıkıma odaklanılmasının mülkiyet hakkına aykırı olacağının ileri sürüldüğü,

Davalı tarafından; riskli olduğu kesinleşen yapıların güçlendirilmesi veya yıktırılmasının zorunlu olduğu, bu nedenle düzenlemenin dayanağı 6306 sayılı Kanun'un 4. ve 5. maddelerine uygun olduğunun savunulduğu,

Dava konusu düzenlemeler ile riskli olduğu kesinleşen yapının tahliyesi, yıkımı veya güçlendirilmesi için öncelikle malikler tarafından daha sonra ise idare tarafından yapılması gerekenlerin belirtildiği, riskli yapıların can ve mal güvenliği açısından sakıncalı olduğu, yıkımı veya güçlendirilmesinin zorunlu olduğu, bu sebeplerle, gecikmeksizin uygulamaya geçilmesinin gerektiği, aksi durumun telafisi imkansız zararlara yol açacağı dikkate alındığında, 6306 sayılı Kanun'a uygun olarak düzenlendiği anlaşılan kurallarda hukuka aykırılık bulunmadığı, Yönetmelik'in 9. maddesinin 4. fıkrası yönünden; Dava konusu hükümde, Teknik Heyetlerin teşkilinin düzenlendiği,

Davacılar tarafından; Bakanlık tarafından Teknik Heyete üye gönderilmesinin heyetin tarafsızlığını ihlal ettiği, heyetin itirazları inceleme metotlarının düzenlemede yer almadığı, yapıyı görmeden teknik rapor incelemesiyle itirazlar hakkında karar verilebileceği, bu durumun keyfiliğe açık olduğu ve mülkiyet hakkı ihlallerine yol açacağının ileri sürüldüğü,

Davalı tarafından; Teknik Heyetin incelemesini nasıl yapacağının mevzuatta tanımlandığı, kentsel dönüşümde kamu harcaması söz konusu olduğundan herhangi bir yapının riskli olmasının idarenin isteyeceği bir durum olmadığı, Bakanlık teşkilatından heyete üye gönderilmesinin heyetin tarafsızlığını ihlal etmeyeceğinin savunulduğu,

Mevzuatta Teknik Heyetin toplam 7 üyeden oluşacağı ve bunun 4 üyesinin üniversitelerden, 3 üyesinin ise Bakanlık teşkilatından gönderilen, alanında ehil kişiler olacağının düzenlendiği, Teknik Heyetin, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapı maliklerinin talepleri sonucunda lisanslı kurum/kuruluşça hazırlanmış olan riskli yapı tespit raporunu 6306 sayılı Kanun'a, Kanunun Uygulama Yönetmeliğine ve Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslara uygun olarak hazırlanıp hazırlanmadığını incelemekle görevli olduğu, eksik veya hatalı husus tespit ettiğinde yapıyı bizzat yerinde görerek de inceleyebileceği, heyet üyelerinin tarafsızlıklarına gölge düşürecek işleri yapmaları halinde üyeliklerinin düşürüleceği gibi hususların dava konusu maddenin diğer fıkralarında 6306 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olarak düzenlendiği anlaşıldığından, bu şekliyle davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun olduğu ve dava konusu kuralın hukuka aykırı olmadığı sonucuna varıldığı,

Öte yandan, iptali istenilen kurala karşı başka bir davacı tarafından açılan dava sonucunda, Dairelerinin … tarih ve E:…, K: … sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği ve bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/02/2020 tarih ve E:2019/3378, K:2020/465 sayılı kararıyla onandığının görüldüğü, Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrası yönünden;

Davacılar tarafından, Teknik Heyetin çalışma usul ve esaslarını düzenleyen Yönetmelik'in 10. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesinde yer alan "teknik yönden" ibaresinin dosya üzerinden şekli bir incelemeye yol açacağı, 2. cümlesindeki, raporda eksiklik tespit edilmesi halinde eksikliği yapan lisanslı kurum/kuruluşa dosyanın gönderilmesi üzerine lisanslı kurum/kuruluşun hatasını düzeltmek ve yaptırıma uğramamak için gerçeğe uygun değil heyete uygun rapor hazırlayacağı ve buna ayrıca itiraz etme imkanının da olmadığı, 3. cümlesindeki, teknik heyetin hangi hallerde yapıyı yerinde inceleyebileceğinin belirtilmeyerek, takdir hakkı tanınmasının mülkiyet hakkını, hukuka aykırı olarak sınırladığı, 4. cümlesindeki, nihai kararın riskli yapı tespitindeki tarihe göre değil de yapının son durumuna göre verilmesinin Kanun'un amaçları arasında belirtilen "iyileştirme" amacına daha uygun olacağı, 5. cümlesindeki, tüm kat maliklerini ilgilendiren kararın sadece itiraz edene ve gerekçesiz olan nihai kararın bildirileceğini düzenleyen kuralın dayanağı 6306 sayılı Kanun'a ve mülkiyet hakkına aykırı olduğu, 6. cümlesindeki, itiraz üzerine karara bağlanan rapora karşı başka bir malikin itiraz etmesi üzerine inceleme yapılmayacağı kuralının, yeni delillerin incelenmesini ve gerçek durumun ortaya çıkarılmasını Anayasa'ya aykırı olarak sınırlandırdığının ileri sürüldüğü,

Davalı tarafından; tamamen mühendis üyelerden oluşan bir heyetin riskli yapı tespit raporunu teknik yönden inceleyecek olmasının hukuka ve işin ruhuna uygun olduğu, eksiklik görülmesi halinde aynı kuruluşa tamamlattırılmasının ve diğer hususların da hukuka uygun olduğunun savunulduğu, Yönetmelik hükümlerinin 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik hükümleri ile değiştirildiği ancak yapılan değişikliklerin düzenlemenin esasına ilişkin olmadığı anlaşıldığından, belirtilen bu düzenlemelerin esasına ilişkin olarak inceleme yapıldığı,

Dava konusu düzenlemeyle teknik kişiler tarafından (mühendisler) teknik bir inceleme neticesinde düzenlenen riskli yapı tespit raporunun yine teknik kişilerce bir kez daha teknik yönden bütün unsurlarıyla incelenmesinin, dikkatlerden kaçan hususların maliklere yeni ekonomik külfetler yüklemeden aynı kurum/kuruluşa yeniden incelettirilerek düzeltilmesini sağlayacağı; Teknik Heyet tarafından gerektiğinde yerinde inceleme yapılarak, riskli olduğu tespit edilen yapı üzerinde gerçeğin gizlenmesi amacıyla sonradan yapılacak uygulamaların göz önüne alınmayarak riskli yapı tespitinin yapıldığı tarihteki duruma ve özelliklerine göre karar verilecek olmasının ve teknik heyetçe eksikliği tespit edilen hususlar için verilen ara kararların değil de sadece nihai kararın itiraz eden malike bildirilecek olmasının riskli yapıya, gerçek durumu gizleyecek şekilde müdahalelerin yapılmasının önüne geçilmesini sağlayacağı; her malikin itiraz etme hakkının olduğu, ancak itiraz karara bağlandıktan sonra yapılacak yeni itirazların incelenmeyeceği, bu tür itirazların incelenmesinin birbiriyle çelişen kararların ortaya çıkmasına ve karışıklığa yol açacağı; ayrıca, itiraz üzerine verilen karara karşı bütün maliklerin dava açma hakkının da olduğu dikkate alındığında, dava konusu kuralların 6306 sayılı Kanun'a ve hukuka uygun olduğu, Yönetmelik'in 15.maddesinin 3., 7., 8., 9. ve 10. fıkraları yönünden;

Uyuşmazlık konusu Yönetmelik hükümlerinin 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik hükümleri ile değiştirildiği ancak yapılan değişikliklerin düzenlemenin esasına ilişkin olmadığı anlaşıldığından, belirtilen bu düzenlemelerin esasına ilişkin olarak inceleme yapıldığı,

Davacılar tarafından; bu düzenlemelerin dayanağı Kanun'a aykırı olduğu, 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin de Anayasa'ya aykırı olduğu, maliklerin üçte iki çoğunluğu ile alınan kararın sorgulanmadığı, bu karar ile maliklerin üçte birinin mülkiyet hakkının kısıtlandığı, bir parselde birden fazla yapı olması halinde yapısı riskli olmayanlara ilişkin düzenlemenin yer almadığı, maliklerin Kanun'daki hüküm nedeniyle anlaşmaya zorlandığı, yapı değerini belirleme kriterlerinin belirsiz olduğunun ileri sürüldüğü, Davalı idare tarafından; uygulamada yaşanılan tereddütleri gidermek için 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinde 26/04/2016 tarih ve 29695 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6704 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle yapılan değişiklik sonrasında iptali istenilen kuralların da dayanağı Kanun'a uygun olarak düzenlendiğinin savunulduğu,

Dava konusu düzenlemelerin, kentsel dönüşümü, duraksamaya yer vermeden, uygulama işlemlerini sürüncemede bırakmadan gerçekleştirmek için dönüşümü isteyen en az üçte iki çoğunluktaki maliklerin haklarını koruyarak, azınlıkta kalan maliklerin de mülkiyet hakkını ihlal etmeden yapıldığı sonucuna varıldığı, ayrıca maliklerin üçte iki çoğunluk ile aldıkları karara karşı, adli yargıda; bu karara dayanılarak tesis edilen idari işlemlere karşı ise idari yargıda dava açma hakkının da her zaman bulunduğu dikkate alındığında, yapılan düzenlemelerin 6306 sayılı Kanun'un amaçları arasında belirtilen riskli yapıların bulunduğu arsa ve arazilerde, fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerini teşkil etmek için, başka bir ifadeyle can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapıldığı sonucuna varıldığı,

Öte yandan, iptali istenilen düzenlemelere karşı başka bir davacı tarafından açılan dava sonucunda, Danıştay Altıncı Dairesinin 12/06/2019 tarih ve E:2019/2513, K: 2019/5503 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği ve bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 23/09/2021 tarih ve E:2019/2838, K:2021/1580 sayılı kararıyla onandığının görüldüğü, Yönetmelik'in 15/A maddesinin 1. fıkrasının (a,b,c ve ç) bentleri yönünden;

Davacılar tarafından; üçte iki çoğunluk ile alınan karar üzerine, azınlıkta kalan maliklerin haklarının ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın arsa payının satışına geçilmesinin ve satış için belirlenecek yapı değerinin hangi kriterlere göre belirleneceğinin (arsa payı/rayiç değer) belirsiz olmasının hukuka aykırı olduğu, "yapıların yıkılmış olduğuna bakılmaksızın" ibaresi ve dayanağı 6306 sayılı Kanun'un 6/1. maddesinin Anayasa'ya, ayrıca anılan düzenlemenin Türk Medeni Kanunu ile Kat Mülkiyeti Kanunu'na aykırı olduğunun ileri sürüldüğü, Davalı idare tarafından; dava konusu kuralda satış işleminin gerçekleştirilmesi için gerekli belgelerin belirtildiği, ancak davacı tarafından hangi sebeple bunların hukuka aykırı olduğunun belirtilmediği, yapılan düzenlemenin ise hukuka uygun olduğunun savunulduğu,

Dava konusu kurallarda, üçte iki çoğunluk kararıyla ilgili konuların ve bu karar doğrultusunda yapılan anlaşmaya katılmayan maliklerin arsa paylarının satışına geçilmeden önce yapılacak işlemlerin düzenlendiği, bu düzenlemelerde dayanağı 6306 sayılı Kanun'a aykırı bir hususun bulunmadığı, yapının değerinin hangi kriterlere göre ve kim tarafından belirleneceğinin Yönetmelik'in 15/A maddesinin 2. fıkrasında belirtildiği de dikkate alındığında, Sermaye Piyasası Kuruluna kayıtlı olarak faaliyet gösteren lisanslı değerleme kuruluşlarına tespit ettirilen arsa payının değerine ilişkin belgelerin bağlayıcı değil, yol gösterici olduğu, riskli yapının yıkılmış olduğuna bakılmaksızın satışın yapılabilmesinin, malikin mülkiyet hakkını ihlal etmeyeceği gibi bu durumun belirsizlik oluşturmayacağı, aksine kentsel dönüşümün sürüncemede kalmasına engel olacağı sonucuna varıldığı,

Öte yandan, iptali istenilen düzenlemelere karşı başka bir davacı tarafından açılan dava sonucunda; Dairelerinin 12/06/2019 tarih ve E:2019/2513, K:2019/5503 sayılı kararıyla davanın reddine karar verildiği ve bu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 23/09/2021 tarih ve E:2019/2838, K:2021/1580 sayılı kararıyla onandığının görüldüğü, Yönetmelik'in 17. maddesinin 1. fıkrası yönünden;

Davacılar tarafından; Yönetmelik'in "Tahliye" başlığı altında düzenlenen 17. maddesinin 1. fıkrasındaki "maliklerce yürütülen uygulamalarda" ibaresi ile maliklerden üçte iki çoğunluğun kastedildiği, bu kural ile çoğunluk kararıyla azınlıkta kalan maliklerin elektrik, su ve doğalgazının kesilerek yapıdan tahliye ettirilebilecekleri, bu durumun toplumsal barışı bozacağı ve uzlaşmayı engelleyeceği belirtilerek dava konusu kuralın, temel haklara ve Anayasa'ya aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,

Davalı tarafından; söz konusu Yönetmelik hükmünün, riskli alanlar ve rezerv yapı alanlarında bulunan yapıların tahliyesine ilişkin olduğu, dayanağı 6306 sayılı Kanun'a uygun olduğunun savunulduğu,

Dava konusu düzenlemede belirtilen tahliye işleminin, riskli alan ve rezerv yapı alanlarında yürütülecek uygulamalarda icra edilebileceği söz konusu olsa da riskli alan içerisinde bulunan riskli yapılara ilişkin olarak uygulanamayacağını düzenleyen bir kural bulunmadığı anlaşıldığından, düzenlemenin esasının incelendiği ve dayanağı 6306 sayılı Kanun'un amaçları arasında belirtilen fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerinin oluşturulması yolunda düzenlenmiş bir kural olduğu, kentsel dönüşümü sürüncemede bırakmadan, can ve mal güvenliği riski bulunan yapılarda yaşayanların yaşam hakkı da dikkate alınarak düzenlendiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı, Yönetmelik'in 18. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi yönünden;

Davacılar tarafından; planlama süreci başlığı altında düzenlenen 18.maddenin 2. fıkrasının (b) bendinde yer alan "kentsel tasarım projesi" ibaresinin, tarihi dokuya sahip olan yapılar için düzenlendiği, böylece tarihi yapı sahibi olan ve olmayan yapı malikleri arasında eşitsizliğe yol açıldığı, anılan kuralın Anayasa'da belirtilen eşitlik ilkesine, mülkiyet hakkına ve hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,

Davalı tarafından; "kent tasarımları" ibaresinin aynı maddenin 4. fıkrasında yer alan "kentsel tasarım projesi" ibaresiyle dil ve terminoloji birliğinin sağlanması amacıyla değiştirildiği, dayanağı 6306 sayılı Kanun'a uygun olduğunun savunulduğu,

Uyuşmazlık konusu Yönetmelik hükümlerinin 21/06/2019 tarih ve 30808 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmelik hükümleri ile değiştirildiği ancak yapılan değişikliklerin düzenlemenin esasına ilişkin olmadığı, belirtilen düzenlemelerin dava konusu edilen kısımlarını yürürlükten kaldırmadığı, düzenlemede yer alan ibare ile riskli alan ve rezerv yapı alanlarındaki uygulamalarda faydalanılmak amacıyla Bakanlığın kentsel tasarım projesi hazırlamaya da yetkili olduğunun belirtildiği, ancak söz konusu alanlar içerisinde riskli yapıların da bulunduğu, anılan kuralın alan içerisinde bulunan riskli yapılara ilişkin olarak uygulanamayacağını düzenleyen bir kural bulunmadığı anlaşıldığından, anılan kuralın esasına ilişkin olarak inceleme yapıldığı,

Dava konusu düzenlemenin, dayanağı 6306 sayılı Kanun'un amaçları arasında belirtilen fen ve sanat norm ve standartlarına uygun, sağlıklı ve güvenli yaşama çevrelerinin oluşturulması amacıyla getirilmiş bir kural olduğu, kentsel dönüşümü sürüncemede bırakmadan can ve mal güvenliği riski bulunan yapılarda yaşayanların maliklerinin yaşam hakkı da dikkate alınarak düzenlendiği anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle,

Dava konusu Yönetmelik'in 6.maddesinin 2. fıkrası, 7. maddesinin 1. fıkrasının 3. cümlesi, 2. fıkrasının (a) bendinin 1. ve 3. cümleleri ile (b) bendi, aynı maddenin 3. ve 4. fıkraları, 5. fıkrası, 6. ve 8. fıkraları, 8. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, aynı maddenin 3. fıkrası, 9. maddesinin 4. fıkrası, 10. maddesinin 7. fıkrası, 15. maddesinin 3., 7., 8. ve 9. ve 10. fıkraları, 15/A maddesinin 1. fıkrasının (a,b,c ve ç) bentleri, 17. maddesinin 1. fıkrası, 18. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi yönünden davanın reddine, Yönetmelik'in 6. maddesinin 8. fıkrasının (b) bendinin 4. cümlesi, 8. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bendi, 8. maddesinin 6. fıkrası, 15. maddesinin 2. fıkrası, 15/A maddesinin 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10. ve 11. fıkraları yönünden ise karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, dava konusu Yönetmelik'le mülkiyet hakkına, eşitlik hakkına, temel hak ve hürriyetlere aykırı düzenlemeler getirildiği, dava konusu Yönetmelik hükümlerinde maliklerin üçte iki çoğunluğunun kararıyla üçte birin mülkiyet hakkının orantılı olmayacak şekilde kısıtlanması suretiyle hakkın ihlaline sebep olunduğu, Kat Mülkiyeti Kanunu, Türk Medeni Kanunu gibi temel kanunlara aykırı olduğu, 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğu ve iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, istemlerin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’UN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, davacıların Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmeyerek gereği görüşüldü:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,

b)Hukuka aykırı karar verilmesi,

c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Davacıların temyiz istemlerinin reddine,

2.Dava hakkında yukarıda özetlenen gerekçeyle kısmen karar verilmesine yer olmadığına, kısmen davanın reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 17/11/2021 tarih ve E:2019/16858, K:2021/12684 sayılı kararının ONANMASINA,

3.Kesin olarak, 22/02/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog