Danıştay 13. Daire Başkanlığı
Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2023/1296 E. , 2023/2011 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ONÜÇÜNCÜ DAİRE
2.(DAVACI) … Ticaret ve Sanayi A.Ş.
İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Antalya ili, Manavgat ilçesi, ... Mahallesi, Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi Su Sporları (4) No.lu İrtibat Noktasının kiralanmasına ilişkin işlemin iptali istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak yapılması gereken ilk tespitin, dava konusu işlemin, idari davaya konu olacak bir idari işlem olup olmadığı olduğu, bu bağlamda da, davalı şirketin hukuki statüsünün ortaya konulması gerektiği, davalı şirketin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na uygun olarak kurulan 11/02/2020 tarihinde tescil edilen bir limited şirket olduğu, bu bakımdan özel hukuk tüzel kişiliğine sahip olmakla beraber özel yasal düzenlemeyle istisnai olarak kabul edilen özel hukuk tüzel kişileri arasında yer almadığı, bu nedenle davalı şirket tarafından tesis edilen ve işbu davanın konusunu oluşturan işlemin, idare işleviyle ilgili bir alanda, kamusal yetki ve usuller kullanılarak yapılan, başka bir deyişle idare hukukunun ilke ve kurallarına tabi olan bir idari işlem niteliği taşımadığı, özel hukuk tüzel kişisi olan davalı şirket tarafından özel hukuk hükümlerine göre tesis edilen dava konusu kiralama işleminin iptali istemiyle açılan işbu davanın görüm ve çözümünün adli yargının görev alanında kaldığı, öte yandan, idare tarafından tesis edilen bir işleme karşı idari yargıda açılıp, davalı idarenin savunması alındıktan sonra adli yargının görevli olduğundan bahisle verilen ve işin esasına yönelik olmayan (sadece görevli yargı yerinin tespiti mahiyetindeki) kararlarda, davalı vekili lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi ve davacının da görevli yargı yerinde davaya devam etmesi hâlinde, aynı davaya ilişkin olarak ikinci bir vekâlet ücreti ödemek gibi bir yükümlülükle karşı karşıya kalacağı ve bunun da ilgililerin mahkemeye erişim hakkını kısıtlayıcı mahiyette bir durum olacağı açık olduğundan, davalı lehine bu aşamada vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Belirtilen gerekçelerle davanın adlî yargı mercilerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-a maddesi uyarınca davanın görev yönünden reddine karar verilmiş, bu karara karşı tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; ivedi yargılama usulüne tâbi olan işlemlerden doğan uyuşmazlıklarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulabileceği, bunlar dışında kalan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen kararlara karşı kural olarak istinaf kanun yoluna başvurulabileceği, ancak 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıklarla ilgili kararlara karşı istinaf kanun yolundan sonra temyiz kanun yoluna da başvurulabileceği, bu durumda, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir taşınmazın kiralanmasına ilişkin ihalenin iptali istemiyle açılan davanın ivedi yargılama usulüne tabi olduğu, bu nedenle anılan davada İdare Mahkemesince verilen kararın 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesine göre ivedi yargılama usulü kuralları gereğince doğrudan temyize tâbi bulunduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun görev yönünden reddine, dosyanın Danıştay'a gönderilmek üzere Ankara 6. İdare Mahkemesi'ne iadesine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :
Davalı tarafından, yargı yolu bakımından verilen görevsizlik kararlarında davaya başka bir mahkemede devam edilmesinin söz konusu olmadığı, bu hâlde kendine has usul kuralları bulunan farklı yargı yerinde yeniden açılan davanın yeni bir dava olduğu, vekâlet ücretinin de yargılama giderleri içinde yer alıyor olması nedeniyle harçlar için Mahkemece yapılan yorumun vekâlet ücreti için yapılmamasının söz konusu kararda çelişkiye sebebiyet verdiği, bu nedenle lehlerine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğu; davacı tarafından ise, kiralaması gerçekleştirilen taşınmazın kamu malı olduğu, kamuya ait bir malın usulsüz olarak kiralanması hâlinde de bu işlemlere karşı yapılan itiraz ve iptal taleplerinin idari yargıda görülmesi gerektiği, ihalenin iptaline ilişkin taleplerde idare yanında özel hukuk tüzel kişilerinin de bulunabildiği, ayrıca değerlendirme yapılırken bir kuruluşun kuruluş biçiminden ziyade neye hizmet etmek üzere kurulduğunun da dikkate alınması gerektiği, davalı şirketin iptali talep edilen işlemle kamu yerine geçerek kamuya ait taşınmazları kiraya verdiği, kamu tüzel kişilerine veya kamu iktisadi teşebbüslerine ait taşınmazların bu şekilde kiraya verilmesinin kabul edilemez olduğu, ancak davalı şirketin yapmış olduğu işlemler dikkate alındığında bu şirketin hukuka aykırı olarak kamu tüzel kişisi yerine koyulduğunu gösterdiği, oysaki bir kamu tüzel kişisinin kanunla kurulması ve özel hukuku aşan üstün nitelikleri haiz olması gerektiği, davalı şirketin ise kanuna uygun olarak kurulan bir kamu tüzel kişisi olmadığı, uyuşmazlığın idari yargının görev alanına girdiği ileri sürülmektedir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ :Dosyanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin birinci fıkrası ve Geçici 8. maddesi uyarınca görevli ve yetkili olan Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne gönderilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kapsam ve nitelik" başlıklı 1. maddesinin ilk fıkrasında, "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümü, bu Kanunda gösterilen usûllere tâbidir." kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda söz konusu yargılama usulünün uygulanacağı; (g) bendinde ise, verilen nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabileceği kurala bağlanmıştır. 2577 sayılı Kanun'un 6545 sayılı Kanun'un 19. maddesiyle değiştirilen "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği;
6.fıkrasında, bölge idare mahkemelerinin 46. maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının kesin olduğu, 8. fıkrasında ise, ivedi yargılama usulüne tâbi olan davalarda istinaf yoluna başvurulamayacağı kuralları yer almıştır. 6545 sayılı Kanun'un genel gerekçesinin idari yargıda istinaf kanun yolunun getirilmesine ilişkin kısmında, "İdari yargı ilk derece mahkemelerince verilen nihai kararların bir kısmı bölge idare mahkemesince, kalan kısmı ise Danıştay tarafından denetlenmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45’inci maddesinde itiraz üzerine bölge idare mahkemelerinde kesinleşecek davalar sayılmış olup, bunlar dışındaki tüm davalar temyiz üzerine Danıştay tarafından incelenmektedir. Bu uygulama sebebiyle idare ve vergi mahkemelerinin nihaî karara bağladığı dosya toplamının yaklaşık yüzde yetmişi Danıştay'da, yüzde otuzu ise bölge idare mahkemelerinde denetlenmektedir. Anılan iş yükü sebebiyle Danıştay'a gelen dosyaların kesinleşme süresi uzamaktadır. Bu bağlamda, idari yargıda istinaf kanun yolunun getirilmesi konusu öteden beri yargı paydaşları arasında tartışılmaktadır. ... 2577 sayılı Kanun’un 46’ncı maddesinde yapılan değişiklikle, istinaf mahkemelerince karara bağlanacak konulardan hangisinin temyiz yolu ile Danıştay'a gideceği belirlenmekte olup, bu maddede tahdidi olarak sayılan bu konular dışındaki davaların bölge idare mahkemelerinde istinaf incelemesi neticesinde kesinleşmesi öngörülmektedir. Böylece Danıştay’ın temyizen karara bağladığı iş yükünün yaklaşık yüzde seksen oranında azaltılarak Danıştay’ın içtihat mahkemesi rolünün güçlendirilmesi amaçlanmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir.
Anayasa'nın 142. maddesi uyarınca, Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişleri ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Kanun yolları da, yargılama usûlleri arasında yer alır. Yargı yerlerince yapılacak incelemeler sonunda verilecek kararlardan hangisinin kesin olduğunun belli edilmesi dahi, anılan madde hükmü ile Anayasa'daki temel ilkelere ve güvence kurallarına aykırı olmamak üzere yasa koyucunun takdirine bırakılmıştır (AYM kararı, E:1985/23, K:1986/2, Karar tarihi: 20/01/1986).
Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır. Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün yasayla düzenlenmesini ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi kararlarında, kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM kararı, Muhammed Deniz başvurusu, B. No: 2014/10728, Karar tarihi:18/07/2018).
Aktarılan kanuni düzenlemelere göre, 6545 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle birlikte 20/07/2016 tarihinden sonra ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı genel kanun yolunun istinaf olarak belirlendiği, yalnızca 2577 sayılı Kanun'un 46. maddesinde tahdidî olarak sayılan uyuşmazlıklarla ilgili kararlara karşı istinaf kanun yolundan sonra temyiz kanun yoluna da başvurulabileceği, 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen özel ve istisnai bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usulüne tâbi olan uyuşmazlıklarla ilgili olarak ise ilk derece mahkemelerince verilen kararlara karşı hangi tarihte verildiğine bakılmaksızın doğrudan temyiz kanun yoluna başvurulabileceği açıktır. 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, idarî yargının görevine giren uyuşmazlıkların çözümü bu Kanun'da gösterilen usûllere tâbi bulunduğundan ve anılan Kanun'un 20/A maddesinde yer verilen ivedi yargılama usûlü öncelikle ve süratle sonuçlandırılması önem taşıyan bazı idarî dava türleri için öngörülen özel bir yargılama usûlü olduğundan; adlî yargının görevinde olduğu değerlendirilen uyuşmazlıklar bakımından Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin görevine giren uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak usûlü belirleyen 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen özel bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usûlü uygulanarak karar verilmesi mümkün değildir. Ayrıca, istisnaî bir yargılama usûlü olan ivedi yargılama usûlünün bu şekilde geniş bir yorum yoluyla genel yargılama usûlü yerine uygulanmasının Anayasal kurallar uyarınca kanunla belirlenmesi zorunlu olan yargılama usûlüne ilişkin konulardan biri olan mahkeme kararlarına karşı başvurulacak kanun yolunu etkileyeceği açıktır.
Dava dosyasının incelenmesinden; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın 10/06/2022 tarih ve 3877641 sayılı Olur'u ile uygun görülerek Antalya ili sınırları içerisinde Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan (Manavgat İlçesi, ..., Çolaklı, Kısalar, Evrenseki, Yavrudoğan Mahalleleri) on dört adet 25 m² yüz ölçümlü kapalı alan içermeyen, ahşap malzemeden yapılma su sporu irtibat noktasının kiraya verilmesine ilişkin 20/07/2022 tarihinde pazarlık usulü ile ihale yapıldığı, anılan ihale sonucunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü) ile davalı Şirket arasında 12/08/2022 tarihinde kira sözleşmesinin imzalandığı ve 16/09/2022 tarihinde kiralama konusu alanların yer tesliminin yapıldığı, davacı Şirket tarafından düzenlenen dava dilekçesinde ise, Antalya ili, Manavgat ilçesi, ... Mahallesi, Belek Özel Çevre Koruma Bölgesi Su Sporları (4) No.lu İrtibat Noktasının davalı Şirket tarafından üçüncü kişilere kiralanmasına ilişkin işlemin iptalinin istenildiği anlaşılmaktadır.
Bir uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamında olup olmadığı tespit edilirken, söz konusu uyuşmazlığın idari yargının görev alanında kalıp kalmadığı önem arz etmektedir. Bu bakımdan, söz konusu işlem tesis edilirken kamu gücü kullanılıp kullanılmadığına, bir kamu hizmetinin görülüp görülmediğine ve işlemin idari işlevinin bulunup bulunmadığına dikkat edilmesi gerekmektedir. Bu anlamda organik anlamda idarenin idari faaliyetleri idari yargının görev alanını teşkil etmektedir. Ayrıca, özel hukuk tüzel kişilerinin de birtakım idari faaliyetleri idari yargının görev alanına girmektedir. Bu anlamda mevzuatın vermiş olduğu özel yetki ile kamu hizmeti yürüten özel hukuk tüzel kişilerinin bu hizmeti yürütürken kamu gücü kullanarak yaptığı işlemlerden kaynaklanan davalar idari yargının görev alanı içerisinde kalmaktadır.
Davalı şirketin hukuki niteliği incelendiğinde, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca kurulduğu, şirketin %50'sinin … Hizmetleri ve Ticaret A.Ş.'ne, %50'sinin ise Türkiye Çevre Koruma Vakfına ait olduğu, ayrıca, mevzuatta istisnai niteliğe sahip olarak belirlenen nitelikteki özel hukuk tüzel kişilerinden olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, kaynağı ve hukukî niteliği birlikte değerlendirildiğinde, şirket statüsünde bir özel hukuk tüzel kişisi olan davalı tarafından tesis edilen işlemin, idari işlem niteliğinde olmadığı, anılan işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünde adlî yargının görevli olduğu, çözümü adlî yargının görevinde olan ve 2577 sayılı Kanun ile bu Kanun'da düzenlenen usûllerin uygulanmasına ve öncelikle sonuçlandırılması özel önem taşıyan uyuşmazlık olarak değerlendirilmesine imkân bulunmayan dava ivedi yargılama usûlü kapsamında bulunmadığından, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki bir taşınmazın kiralanmasının ise tek başına uyuşmazlığın ivedi yargılama usulü kapsamına girmesini sağlamayacağından, ilk derece Mahkemesince verilen karara karşı yapılan kanun yolu başvurusunun Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nce karara bağlanması gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Temyiz isteminin GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE,
2.Dosyanın 2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinin 1. fıkrası uyarınca görevli ve yetkili olan Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 25/04/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY :
Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince davanın adlî yargı mercilerinin görev alanına girdiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilerek otuz (30) gün içerisinde Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf yoluna başvurulabileceğinin belirtildiği; Bölge İdare Mahkemesince de, davanın ivedi yargılama usulüne tabi olduğu, bu nedenle anılan davada verilen kararın 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca ivedi yargılama usulü kuralları gereğince doğrudan temyize tâbi bulunduğu gerekçesiyle görev yönünden ret kararı verilerek dosyanın Danıştay'a gönderildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle, davanın konusu ihale işlemi olmakla birlikte uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görev alanına girdiğinin tespiti halinde ivedi yargılama usulünün uygulanıp uygulanmayacağının dolayısıyla temyiz incelemesi yapılıp yapılamayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Usul hukukunun konusunu, bir uyuşmazlıkla ilgili olarak mahkemelere başvurulduğunda mahkemenin bu uyuşmazlığı nasıl çözümleyeceği, ne tür bir yöntem uygulayacağı hususları oluşturmakta olup, davanın açılma anıyla birlikte usul hukukunun da uygulanmaya başlaması gerekmektedir. Bu nedenle açılmış olan bir davada öncelikle hangi yargılama usulünün uygulanacağının belirlenmesi ve belirlenen usul kuralları uygulanmak suretiyle diğer yargılama işlemlerinin yürütülmesi gerekmektedir. 2577 sayılı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda söz konusu yargılama usulünün uygulanacağı düzenlenmiştir. Kanun'un 20/A maddesiyle özel bir yargılama usûlü getirilmesinin amacı da ihale işlemleri gibi ivedilikle sonuçlandırılması önem arz eden bazı davaların öncelikle ve süratle sonuçlandırılmasını sağlamaktır.
Kanun'un 20/A maddesinde ivedi yargılama usulünün kapsamı belirlenirken tamamen davanın konusu dikkate alınmış olup, yargı yoluna ilişkin herhangi bir husus içermemekte, konusu ihale işlemi olan bir davada hangi yargı yoluna tabi olup olmadığına bakılmaksızın ivedi yargılama usulünün uygulanması gerekmektedir.
Ayrıca, göreve ilişkin hususların kamu düzenine ilişkin olması, davanın her aşamasında taraflarca görevsizlik itirazında bulunabileceği veya mahkeme tarafından re'sen gözetilmesi gerektiği ve yargı mercilerince bir takım işlemler gerçekleştirildikten sonra da görevsizlik kararı verilebildiği, göreve ilişkin kararın istinaf veya temyiz aşamasında değişebileceği hususları dikkate alındığında konusu ihale işlemi olan bir davada ivedi usulün uygulanmaması kanunun amacına da aykırılık oluşturur. Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlık ihale işlemi olduğundan ivedi yargılama usulünün uygulanması ve temyiz istemlerinin incelenerek karar verilmesi gerektiği görüşüyle karara katılmıyorum.