Danıştay 3. Daire Başkanlığı
Danıştay 3. Daire Başkanlığı 2023/3350 E. , 2023/3114 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
ÜÇÜNCÜ DAİRE
2- (DAVACI) ...
İSTEMİN KONUSU : ...Vergi Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına yöneltilen istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ...Bölge İdare Mahkemesi ... Vergi Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ:
Dava konusu istem: Davacı adına, Tasfiye Halinde ...Boya Kimya İnşaat ve Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden alınamayan 2015 ila 2017 yıllarının muhtelif dönemlerine ait kamu alacağının tahsili amacıyla tasfiye memuru sıfatıyla düzenlenen ...tarih ve ... ile ... takip numaralı ödeme emirlerinin iptali istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Kamu alacağının asıl borçlusu şirketin 18/07/2016 tarihinde tasfiyeye girdiği, şirketin tasfiye memurluğuna atandığı hususu 27/07/2016 tarih ve 9124 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edilen davacının daha öncesinde şirket ortaklığı veya kanuni temsilcilik yetkisi bulunmadığından 1 takip numaralı ödeme emri içeriği 2015 yılının Temmuz-Eylül dönemine ait kamu alacağının ödenmemesinden sorumlu tutulamayacağı, dava konusu 1 takip numaralı ödeme emrinin diğer kısımları ile 2 takip numaralı ödeme emirleri içeriği alacaklar tasfiye memuru sıfatını haiz olduğu dönemlere ilişkin olduğundan davacının söz konusu şirket borçlarından tasfiye memuru olarak sorumlu olduğu, ancak, davacının sözü edilen alacaklardan sorumluluğu sebebiyle ödeme emri ile takip edilebilmesi için öncelikle asıl borçlu şirketin ödeme emri ile usulüne uygun olarak takip edilmesi ve borcun şirketin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin ortaya konulmasının gerektiği, Mahkemelerince verilen ara kararları ile davacı adına dava konusu ödeme emirleri düzenlenmeden önce değinilen alacaklara ilişkin olarak asıl borçlu şirket hakkında düzenlenen ödeme emirlerinin ve bunlara ait tebliğ evraklarının Mahkemelerine ibrazının istenildiği, ancak davalı idarece ara kararına verilen cevapta ilgili belgelerin dosyaya sunulmadığı, bu haliyle söz konusu alacakların tahsili amacıyla şirket nezdinde usulüne uygun takip yapıldığı ortaya konulamadığı gerekçesiyle ödeme emirleri iptal edilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Vergi Mahkemesi kararının, dava konusu 1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammına ilişkin kısmı yönünden iptaline yönelik hüküm fıkrasına yöneltilen istinaf başvurusu, sözü edilen hüküm fıkrasının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Dairelerince verilen ara kararı üzerine davalı idarece dosyaya sunulan belgelere göre, davacının tasfiye memuru olarak takibinden önce asıl borçlu şirket adına ödeme emri düzenlendiği ve ödeme emirlerinin usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, yapılan mal varlığı araştırmaları sonucunda borcun şirketin mal varlığından tahsil edilemediğinin anlaşılması üzerine dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği, bu haliyle tasfiye memuru olduğu dönemlere ilişkin amme borçlarından sorumlu olan davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin belirtilen kısımlarında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle Vergi Mahkemesi kararının 2 takip numaralı ödeme emri ile 1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammı haricindeki kısımları yönünden iptaline ilişkin hüküm fıkraları kaldırıldıktan sonra dava değinilen kısımlar yönünden reddedilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :
Davacı tarafından, cezalı tarhiyatların asıl borçlu şirketin yetkilisi ve ortaklarına tebliğ edilmediği, amme alacaklarının usule aykırı olarak kesinleştirildiği, tarhiyatlara karşı yasal itiraz hakkının kullanılamadığı, davanın kısmen reddine dair hükmün eksik inceleme sonucunda verildiği ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir.
Davalı idare tarafından, dava konusu ödeme emri içeriği alacakların davacının tasfiye memuru olduğu dönemlerdeki beyannamelerden kaynaklandığı, yapılan mal varlığı araştırmasında amme alacaklarının şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine dava konusu ödeme emirlerinin düzenlendiği, yapılan işlemlerin yasal ve yerinde olduğu ileri sürülerek kararın aleyhe olan hüküm fıkrasının bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Taraflarca savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Uyuşmazlıkta, asıl borçlu şirketin 18/07/2016 tarihinde tasfiyeye girdiği, davacının şirketin tasfiye memurluğuna atandığı hususunun 27/07/2016 tarih ve 9124 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, daha öncesinde davacının asıl borçlu şirkette herhangi bir ortaklığının ve kanuni temsilcilik sıfatının bulunmadığı, dava konusu ödeme emirlerinin davacı adına kanuni temsilci (tasfiye memuru) sıfatıyla 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesi ile 213 sayılı Kanun'un 10. maddesi yasal dayanak alınarak tanzim edildiği anlaşılmaktadır. Söz konusu kanun maddeleri, tasfiye memurlarının sorumluluğu yönünden herhangi bir düzenleme ihtiva etmemektedir. Öte yandan, 6183 sayılı Kanun'un ''Tasfiye Halinde Mesuliyet'' başlıklı 33. maddesinde; tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamayacağı veya bunlar üzerinde herhangi bir şekilde tasarrufta bulunamayacağı, aksi halde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin şahsen ve müteselsilen mesul olacağı, bu mesuliyetin ise yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda; asıl borçlu şirketin tasfiye hâlinin devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda davalı idarece davacının şirket mal varlığına yönelik olarak tasarrufta bulunduğuna dair herhangi bir tespit ve iddia da bulunmamaktadır. Yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri ile tespitler birlikte değerlendirildiğinde; davacının kanuni temsilci sıfatıyla bu aşamada takibinin mümkün bulunmadığı, tasfiye memuru olarak takibinin ise yasal koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından dava konusu ödeme emirlerinde hukuka uyarlık bulunmamakla, davalı idarenin temyiz isteminin reddi, davacı temyiz isteminin ise kabulü ile Vergi Dava Dairesi kararının redde ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Üçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE
MADDİ OLAY :
Davacı adına, Tasfiye Halinde ...Boya Kimya İnşaat ve Taahhüt Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden alınamayan 2015 ila 2017 yıllarının muhtelif dönemlerine ait amme alacağının tahsili amacıyla kanuni temsilci sıfatıyla ...tarih ve ... ile 2 takip numaralı ödeme emirleri düzenlenerek kendisine 13/08/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Asıl borçlu şirketin 18/07/2016 tarihinde tasfiyeye girdiği ve davacının şirketin tasfiye memurluğuna atandığı hususunun 27/07/2016 tarih ve 9124 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği, işbu dosyada verilen Dairemiz karar tarihi itibarıyla asıl borçlu şirketin tasfiye hâlinin ise devam ettiği görülmüştür. 2018/1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammı haricindeki kısımları ile 2 takip numaralı ödeme emri içeriği alacağın davacının tasfiye memuru olduğu dönemlerde verilen beyannameler üzerine tahakkuk eden vergilere ve matrah artırımından kaynaklanan vergilere ilişkin olduğu, davacının tasfiye memuru olarak atanmasından önce asıl borçlu şirkette ortak veya kanuni temsilcilik sıfatını haiz bulunmadığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Kanuni Temsilcilerin Ödevi" başlıklı 10. maddesinde, tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği, temsilcilerin bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi veya buna bağlı alacakların, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı kuralına yer verilmiştir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun "Tasfiye" başlıklı 17. maddesinde tasfiyeye giren şirketler için tasfiye dönemleri, tasfiye beyannamelerinin verilmesi, tasfiye kararının tespiti ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ile ilgili düzenlemelere yer verilmiş, 7. fıkrasında; tasfiye memurlarının, kurumun tahakkuk etmiş vergileri ile tasfiye beyannamelerine göre hesaplanan vergiler ve diğer itirazlı tarhiyatlar için, 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 207. maddesine uygun bir karşılık ayırmadan aynı Kanunun 206. maddesinin dördüncü sırasında yazılı alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma yapamayacağı, aksi takdirde bu vergilerin asıl ve zamları ile vergi cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olacağı kurala bağlanmıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un ''Tasfiye Halinde Vazifeliler'' başlıklı 32. maddesinde, hükmi şahısların tasfiyesinde bunların borçlu bulundukları amme alacaklarını ödeme ve bu kanun hükümlerinin tatbikiyle ilgili vecibelerin tasfiye memurlarına geçeceği; ''Tasfiye Halinde Mesuliyet'' başlıklı 33. maddesinde ise, tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin, amme idarelerinin her türlü alacaklarını ödemeden veya ödemek üzere ayırmadan önce tasfiye sonucunda elde edileni dağıtamayacağı veya bunlar üzerinde herhangi bir şekilde tasarrufta bulunamayacağı, aksi halde tahakkuk etmiş ve edecek amme alacaklarından tasfiye memurları veya tasfiyeyi yürütenlerin şahsen ve müteselsilen mesul olacağı, bu mesuliyetin ise yapılan tasarrufların ifade ettiği para miktarını geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyiz istemine konu edilen Vergi Dava Dairesi kararının; dava konusu 1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammına ilişkin ilişkin hüküm fıkrası aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle Dairemizce de uygun bulunmuştur.
Yukarıdaki mevzuat hükümlerine göre; tasfiye hâline giren kurumun vergi ile ilgili ödevleri tasfiye memurları tarafından yerine getirilir. Tasfiye memurları, kurumun tahakkuk etmiş vergilerini ve tasfiye beyannamesine göre hesaplanan vergileri ödemek zorundadırlar. Bu vergileri ödemeden veya bu vergilerle diğer itirazlı tarhiyat için karşılık ayırmadan, alacaklılara ödeme ve ortaklara paylaştırma (kanuni yedek akçelerden pay verme, dağıtılmamış kârları dağıtma, sermaye hisseleri karşısında ödeme vb.) yapamazlar. Aksi hâlde bu vergilerin asıl ve zamlarından ve vergi cezalarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar. Bu ihtimâlde dahi tasfiye memurunun şahsen ve müteselsilen sorumluluğunun dağıtılan miktarla sınırlı olacağı yasa hükmü gereğidir.
Bu durumda, davalı idarece, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 33. maddesi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 17. maddesinin 7. fıkrası kapsamında sorumluluğu ile ilgili olarak herhangi bir tespit veya iddiada bulunulmadığı, diğer bir ifadeyle, davacının tasfiye memuru olarak takibinin yasal koşullarının somut olayda oluşmadığı anlaşıldığından dava konusu 1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammı haricindeki kısımları ile 2 takip numaralı ödeme emrinde hukuka uyarlık bulunmamakla, Vergi Dava Dairesi kararının belirtilen kısımlar yönünden davanın reddine dair hüküm fıkrasının bozulması gerekmiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.Davalı idare temyiz isteminin reddine,
2.Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının; 1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,
3.Davacı temyiz isteminin kabulüne,
4.Kararın, 1 takip numaralı ödeme emrinin 2015 yılı Temmuz-Eylül dönemine ait gecikme zammı haricindeki kısımları ile 2 takip numaralı ödeme emrine ilişkin hüküm fıkrasının ise BOZULMASINA, 21/09/2023 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X)-KARŞI OY : Temyiz dilekçelerinde ileri sürülen iddialar bozulması istenen Vergi Dava Dairesi kararının dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçe karşısında istemlerin kabulünü gerektirecek durumda bulunmadığından, taraflar temyiz isteminin reddi ve kararın onanması gerektiği oyuyla Daire Kararı'na katılmıyorum.