Aramaya Dön

Danıştay 5. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2017/985
Karar No
K. 2022/5052
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

Danıştay 5. Daire Başkanlığı         2017/985 E.  ,  2022/5052 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

BEŞİNCİ DAİRE

Esas No: 2017/985
Karar No: 2022/5052
DAVACI: …
DAVALI: … Kurulu / …
VEKİLLERİ: Av. …, Av. …

DAVANIN KONUSU: Davacının, 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının 11/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI: Dava konusu kararların savunma hakkı tanınmadan ve disiplin soruşturması yapılmadan tesis edildiği, masumiyet karinesinin, ölçülülük ilkesinin, Anayasanın 139. ve 140. maddelerinin ihlal edildiği, FETÖ ile irtibat ve iltisakına dair kişiselleştirme yapılmadığı ileri sürülerek hukuka aykırı oldukları iddia edilmiştir. Öte yandan davacı tarafından, dava konusu kararların dayanağı olan 6749 sayılı Kanunun 3/1. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu iddia edilerek, anılan hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI: Dava dilekçesinin usule aykırılıklar yönünden incelenerek tespit edilmesi halinde davanın öncelikle usul yönünden reddi gerektiği, öte yandan dava konusu kararların amacının Türk yargı sistemini tamamen ele geçirmeyi hedefleyen ve bu amaç doğrultusunda hareket eden illegal bir yapının bu amaca ulaşmasının önlenmesi ile Türk yargısının bağımsızlığının ve tarafsızlığının korunması olduğu ve yargı mensuplarına olağan dönemde uygulanan 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ve 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun ilgili hükümlerine değil Anayasa'nın 120. ve 121. maddeleri ile 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu çerçevesinde yürürlüğe konulan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca yeniden inceleme başvurusunda bulunma imkanı tanındığı, davacı hakkında tesis edilen kararlar ile ilgili olarak kişiselleştirmenin yapıldığı, dava konusu kararların hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ: Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ: Dava, yargı mensubu olan davacının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (6749 sayılı Kanun ile kanunlaşmıştır) 3. maddesinin birinci fıkrası uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin olarak Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nca verilen ... tarih ve ... sayılı karar ile bu karara yönelik yeniden inceleme talebinin reddi hakkında aynı Kurul tarafından verilen ... tarih ve ... sayılı kararın iptali ve bu kararlar nedeniyle davacının yoksun kaldığını ileri sürdüğü özlük haklarının iadesi ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Davacının Anayasa'ya aykırılık ve tarafların usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, T.C. Anayasası'na, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

Nitekim, T.C. Anayasası'nda, yargı yetkisinin Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılacağı (9.madde); herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu (36.madde); hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verecekleri (138.madde); meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olmaları veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilmesi hakkında kanundaki istisnalar saklı olmak üzere azlolunamayacakları (139.madde) kurala bağlanmıştır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'nun 23 Nisan 2003 tarihli oturumunda kabul edilen ve Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunan Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde de, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmış olup, hâkimlerin herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmelerine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışları ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmeleri gerektiği; yargı görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getirmek zorunda oldukları; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olmaları gerektiği; davranışlarının makul bir kişinin gözünde tasvip edilir nitelikte olmasını sağlamaları ve hâl ve davranış tarzlarının, insanların yargının doğruluğuna ilişkin inancını kuvvetlendirici nitelikte olması gerektiği; yalnızca adaleti sağlamakla kalmamaları, bu görüntüyü yansıtılmak zorunda da oldukları; sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda oldukları ve bunu özgürce ve kendi iradeleriyle yapmaları gerektiği; ailelerinin, sosyal ilişkilerinin veya diğer ilişkilerinin, hâkim olarak meslekî davranışlarını veya kararlarını uygunsuz bir şekilde etkilemesine izin vermemeleri gerektiği; yargı görevinin yerine getirilmesinde herhangi bir kimsenin kendilerini uygunsuz bir şekilde etkileyebileceği izlenimine yol açmamaları ve başkalarının böyle bir izlenime yol açmasına müsaade etmemeleri gerektiği; özetle, hâkimlerin yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranmak zorunda oldukları belirtilmiştir.

Yukarıda belirtilen meslek ve davranış kurallarının benimsenmesi ve sürdürülebilmesi bakımından hâkim ve savcıların denetimi ve gerektiğinde bu konuda meşru tedbir ve yaptırımların uygulanması zorunlu olup, bu amaçla T.C. Anayasası'nın 159. maddesi ile kurulan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'na, hâkim ve savcılardan meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme ve görevden uzaklaştırma işlemlerini yapma yetkisi tanınmıştır.

22.7.2016 tarih ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasında ise, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen hâkim ve savcılar hakkında Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verileceği belirtilmiş olup; 2.1.2017 tarih ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin ikinci fıkrasında da, bu kapsamda verilmiş meslekten çıkartma kararlarına karşı, kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'a dava açılabileceği kuralına yer verilmiştir.

Başta FETÖ/PDY olmak üzere terör örgütleriyle veya milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum ya da gruplarla herhangi bir bağı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının meslekten çıkarılması, demokratik toplumun temel değerlerinden biri olan yargının güvenilirliği ve saygınlığının sağlanması bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Nitekim 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3. maddesinin gerekçesinde; 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve kalkışmanın sorumlusu olan FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarının görevde tutulmaları en başta yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmadığı; Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatine göre hüküm verme ödevi altındaki yargı mensuplarının bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesiyle hiçbir biçimde bağdaşmayacak yapılanmaların içine girmesi, örgüt hiyerarşisi içinde ve ideolojik bağlılık duygularıyla hareket etmesinin en başta yargının saygınlığı ve güvenilirliğine zarar vermekte olduğu; Devlet organizasyonu dışındaki başka bir hiyerarşik yapının talimatlarına boyun eğen yargı mensuplarının varlığının, vatandaşların yine Anayasa'nın teminatı altındaki adil yargılanma hakkı önünde büyük bir engel teşkil ettiği; bu nedenlerle, belirtilen türde irtibatları değerlendirilen yargı mensuplarının meslekte kalmalarının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, Anayasa'nın 139 uncu maddesinin ikinci fıkrasında tanınan takdir hakkı da gözetilerek bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir. 667 sayılı KHK’nın yukarıda anılan 3. maddesinde genel olarak terör örgütlerine veya MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan söz edilmiş ise de madde gerekçesi dikkate alındığında FETÖ/PDY’nin bunların başında geldiği anlaşılmaktadır. Tedbirin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle ve bu arada darbe teşebbüsüyle yargı mensupları arasında bağ kurulması aranmamış; MGK’ca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen “yapı”, “oluşum” veya “gruplar” ile bağ kurulması yeterli görülmüştür. Diğer taraftan maddeye göre meslekten çıkarma tedbirinin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba “üyelik” veya “mensubiyet” şeklinde olması zorunlu olmayıp “iltisak” ya da “irtibat” şeklinde olması da yeterlidir. Öte yandan, terör örgütleri veya MGK’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın “sübut” derecesinde ortaya konulması aranmamıştır. Böyle bir bağın Hâkimler Ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca “değerlendirilmesi” yeterli görülmüştür. Buradaki değerlendirme Genel Kurulun salt çoğunluğunda oluşacak bir “kanaati” ifade etmektedir. Kuşkusuz bu kanaat cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece meslekte kalmanın uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirmeden ibarettir ve bu değerlendirme yapılırken, yetkili kurulları belli bir kanaate ulaştıracak nedenler her somut olayın özelliğine göre değişebilecektir. Nitekim, bazı Anayasa Mahkemesi üyelerinin 667 sayılı KHK uyarınca meslekten çıkartılmasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu'nca verilen 4/8/2016 gün ve E:2016/6; K:2016/12 sayılı kararda da yukarıda belirtilen uygulama koşulları aynen benimsenmiş bulunmaktadır.

Dava dosyasının incelenmesinden, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nun davaya konu kararıyla; ilgililerin mesleğe kabulleri ile başlayan, eğitim merkezi ve Türkiye Adalet Akademisi'ndeki faaliyetleri, hizmet içi eğitim ve yabancı dil eğitimlerine katılımlarına, yurtdışına gönderilmelerine, özel yetkili savcılıklara veya mahkemelere yahut idari görevlere atanmalarına ilişkin bilgiler ile bu görevlendirmelerde ve yine bir silah olarak kullanılan özel yetkili mahkemelere hâkim veya unvanlı olarak, Teftiş Kurulu Başkanlığına, başkan, başkan yardımcısı veya müfettiş sıfatıyla, idari kurumlara tetkik hâkimi, daire başkanı veya yardımcısı, genel müdür veya yardımcısı sıfatıyla v.s. şeklinde yapılan atamalarda dikkate alınan kriterler, özlük dosyalarındaki bilgi ve belgeler, sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları, ilgililer hakkında Hâkimler ve Savcılar Kuruluna intikal eden şikâyet, ihbar, inceleme ve soruşturma dosyaları ile bu dosyalar hakkında verilen kararlar, mahallinde yapılan araştırmalar, FETÖ/PDY terör örgütü ile ilintili dosyalarda görev alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının bu dosyalarda yapmış oldukları işlemler ve verdikleri kararlar, örgüt mensuplarının haberleşme için kullandıkları şifreli programlarda yer alan kayıtlar, Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun FETÖ/PDY mensubu oldukları Emniyet Genel Müdürlüğü terörle mücadele birimlerince düzenlenen raporlarla sabit olan örgüt üyeleri hakkında tayin ettiği disiplin cezaları ve muhalefet şerhleri, sosyal çevre bilgileri ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından temin edilen bilgi ile belgeler, ilgililer hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmanın niteliği ve isnat edilen suçlamalar ile gözaltı ve tutuklama kararları, soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının ifade ve sorgu tutanakları, itirafçıların beyanları birlikte dikkate alınarak, ekli listede yer alan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının 667 sayılı KHK’nın 3. maddesinin birinci fıkrası kapsamında FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlarının olduğu sabit görüldüğünden, adı geçenlerin anılan Kanun Hükmünde Kararname hükmü uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve ayrı ayrı olmak üzere meslekten çıkarılmalarına karar verildiği, yapılan yeniden inceleme talebinin de reddedildiği anlaşılmıştır.

Taraflarca dosyaya sunulan bilgi ve belgeler yukarıda belirtilen mevzuat ve mesleki ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde, davacının silahlı terör örgütü olduğu yargı kararıyla sabit görülen (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16-956, K:2017/370 sayılı kararı) FETÖ/PDY’nin amaç ve eylemleri doğrultusunda faaliyet yürüttüğü hususunda Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu'nda oluşan kanaatin hukuken haklı ve geçerli nedenlere dayalı olduğu sonucuna varıldığından, bu husus gözetilerek ve davacının meslekte kalmasının doğuracağı sakıncaları gidermek amacıyla, T.C. Anayasası'nın 139. maddesi ile verilen takdir hakkı çerçevesinde meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Öte yandan davacı hakkında "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma" suçu nedeniyle ... Ağır Ceza Mahkemesinin … esasında açılan ve halen devam eden bir dava bulunduğu tespit edilmiş ise de, anılan davadaki hukuki incelemenin takibe konu "terör örgütü üyeliği" suçunun unsurlarıyla sınırlı olarak yapılması nedeniyle, bu konudaki yargılamanın devam ediyor olmasının yada bu yargılama neticesinde ulaşılabilecek müspet bir sonucun davacının meslekten çıkartılmasına ilişkin dava konusu işlemi hukuken dayanaksız hale getirmeyeceği açıktır.

Davacı tarafından, dava konusu işlemin savunması alınmadan tesis edildiği ileri sürülmekle birlikte, 667 sayılı KHK'de öngörülen meslekten veya kamu görevinden çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak “olağanüstü tedbir” niteliğini taşıması ve davaya konu Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararının, disiplin hukukuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektiren meslekten çıkarma cezası niteliğinde bulunmaması karşısında bu iddiaya itibar edilmemiştir. Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurulu kararlarının davacıya ilişkin kısımlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 20/06/2022 tarihinde, davacı ile davalı idare vekilleri Av. … ve Av. …'ün geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı, taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra davalı idarenin usule ilişkin itirazları yerinde görülmeyerek, işin gereği görüşüldü: A) MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ

1.Genel Olarak

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır.

Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti tarafından Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan süreçte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 15. maddesinde görüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği belirtilerek derogasyon bildiriminde bulunulmuştur.

23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, anılan Kanun 08/03/2018 tarih ve 30354 sayılı (mükerrer) Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kadriye Çatal/Türkiye (B. No: 2873/17, 07/03/2017) kararında, haklarında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilen yargı mensupları için doğrudan Danıştayda iptal davası açma imkânının tanındığını belirterek Kadriye Çatal tarafından yapılan başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.

2.Davacıya İlişkin Süreç ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi anılan Kurul tarafından ... tarih ve ... sayılı kararla reddedilmiştir.

Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair kararın iptaline, bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının 11/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi talebiyle bakılmakta olan dava açılmıştır.

Öte yandan, davacının ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üyelik suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Dairemizin karar verdiği tarih itibarıyla UYAP ortamında yapılan inceleme sonucu anılan mahkumiyet kararının kesinleşmediği görülmüştür. B) İLGİLİ MEVZUAT

1.Anayasa

Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir.

Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.” Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."

Anayasa’nın 13. maddesi: “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” Anayasa’nın 14. maddesi: “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz...”

Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.” Anayasa’nın 139. maddesi: “Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır.” Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: “Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.” Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”

Aynı maddenin sekizinci fıkrası: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar...”

2.AİHS

AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: “Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.

Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir."

3.Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: “Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir.” Üçüncü fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”

Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: “Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır...”

4.Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir.

Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir.

C) İNCELEME VE GEREKÇE

1.Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç AİHS'in 15. maddesinde; savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde devletlerin, durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiştir.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu tarafından yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararlar tesis edilirken ilgililere haklarındaki tespitler bildirilmek suretiyle karşı beyanda bulunma imkânı tanınmamış ise de AİHS'in 15. maddesi hükmü uyarınca ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde durumun gerektirdiği ölçüde kabul edilebilecek nitelikte olan bu hususun, yargılama aşamasında, hakkındaki tespitler bildirilerek ilgililerin bu tespitlere karşı beyanlarının alınması suretiyle giderilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiştir.

Nitekim AİHM'e göre karar alma veya yargılama sürecinde daha alt aşamalarda yaşanan bazı usule ilişkin eksikliklerin sonraki aşamalarda telafi edilebilmesi mümkündür (Helle/Finlandiya, B. No: 20772/92, 19/12/1997, § 45; Monnell ve Morris/Birleşik Krallık, B. No: 9562/81, 9818/82, 2/3/1987, §§ 55-70).

Bu kapsamda, davalı idare tarafından dava konusu kararların gerekçesi olarak yargılama safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilmiş ve bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânı tanınmıştır. Öte yandan hakkaniyete uygun yargılama hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla Dairemizce görülmekte olan bu davalarda usul kuralları oldukça geniş yorumlanmıştır.

Dava konusu kararlara karşı dava açma süresi, yargı yolunun açıldığı 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren değil anılan KHK’nın TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmesine dair 7075 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 08/03/2018 tarihinden itibaren başlatılmıştır. Davacıların adli yardım talepleri, "yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması" şartının herhangi bir bilgi veya belgeyle (örneğin fakirlik ilmuhaberi) desteklenmesi beklenmeksizin kabul edilmiştir.

Duruşmalı dosyalarda, tedavi kurumlarında veya ceza infaz kurumlarında bulunan ve mazeretleri nedeniyle duruşmalara katılamayacak olan davacıların duruşmalara kolaylıkla katılabilmeleri, yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması için Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminden (SEGBİS) yararlanma imkânı sağlanmıştır.

06/01/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Tebligat ve cevap verme" kenar başlıklı 16. maddesinde; dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunmanın davacıya, davacının ikinci dilekçesinin davalıya, davalının vereceği ikinci savunmanın da davacıya tebliğ edileceği düzenlenmiştir. Davalının ikinci savunmasında davacının cevaplandırmasını gerektiren hususların bulunması hâli dışında, davalının ikinci savunmasına karşı davacının cevap veremeyeceği, tarafların otuz günlük cevap verme süresinin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemeyecekleri kurala bağlanmıştır. Bununla birlikte davalı idarenin ek beyan dilekçelerinde veyahut Danıştay savcı düşüncesine cevap dilekçelerinde dosyaya sunulan bilgi ve belgeler, davacıya tebliğ edilmiş ve dava dosyasına sunulan yeni bilgi ve belgelere karşı beyanlarını sunma imkânı sağlanmıştır. Aynı maddede, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, taraflardan birinin isteği üzerine otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere otuz günlük cevap verme süresinin uzatılabileceği belirtilmiştir. Dairemizce talep edilmesi hâlinde taraflara otuz günü geçmemek üzere ek süre verilmiştir.

Bununla birlikte, AİHS’in "Adil Yargılanma Hakkı" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili davasını makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu düzenlemesi yer almıştır.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi de makul sürede yargılanma hakkını Anayasanın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının bir parçası olarak görmüştür (Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 43). Anayasanın 141. maddesinin son fıkrasında da davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevleri arasında sayılmıştır.

AİHM kararları incelendiğinde; mahkemenin bir yargılamanın süresinin makul olup olmadığını incelerken her davanın kendi somut durumunu gözettiği ve davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili makamların yargılama sürecindeki davranışları ile ilgililer için davanın konusunun arz ettiği önem gibi kriterleri dikkate aldığı görülmüştür (Frydlender / Fransa, B. No: 30979/96, 27/6/2000, § 43, Yılmaz / Türkiye, B. No: 36607/06, 04/06/2019, §§ 32). Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi de makul süre yönünden yaptığı incelemelerde, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususları, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterler olarak belirlemiştir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13, 02/07/2013, § 41-45, Gülseren Gürdal ve Diğerleri, B. No: 2013/1115, 05/12/2013, § 46).

Bu kapsamda; yargı mensuplarının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılması kararlarına karşı ilgililer tarafından genellikle işlem tesisinden sonra bu işlemlere karşı yargı yolu açık olmadığı halde altmış günlük dava açma süresi içinde Ankara İdare Mahkemelerinde ya da doğrudan Danıştay'da davalar açılmış ise de anılan işlemlere karşı ancak 23/01/2017 tarih ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı KHK'nın yayımı tarihinden itibaren Danıştay'da yargı yolunun açılmış olduğu anılan KHK ile kabul edildiğinden, bu davaların esastan incelenmesine Dairemiz tarafından bu tarihten itibaren başlanmıştır.

Bununla birlikte yukarıda aktarıldığı üzere gerek ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikeye karşı ivedi şekilde tedbir almak zorunluluğu çerçevesinde olağanüstü şartlar altında tesis olunan işlemler nedeniyle açılan bu davaların karmaşık yapısına, gerekse hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin (silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin) sağlanması amacıyla davalı idare tarafından dava konusu kararın gerekçesi olarak yargılamanın her safahatında dava dosyasına sunulan tüm bilgi ve belgelerin davacıya tebliğ edilmesi ya da davalı idarenin ikinci cevap dilekçesine karşı davacı tarafa ek süre verilerek cevap hakkı tanınması gibi geniş usuli uygulamalara rağmen bakılmakta olan bu dava mümkün olan en kısa süre içinde Dairemiz tarafından sonuçlandırılmıştır.

2.FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2018 tarih ve E:2016/238, K:2018/128 sayılı kararında ise FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir: "Örgütün hakim, savcı yapılanması bölgelere ayrılmış olup ...bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi veya bölge ablası denilmektedir. Her bölgenin 8-10 evi kapsadığı, örgüt mensupları arasında farklı sohbet grupları ve bu gruplardan sorumlu örgüt imamı bulunmaktadır. ...Örgüt üyesi hakim, savcıların sicil numaralarına veya mesleğe başlama aşamasında, adalet akademisindeki dönemlerine göre ayrı ayrı devre ve sicil numarası içerisinde gruplandırmaların yapıldığı, T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde belirli sicil aralıklarını kapsayan hakim, savcıların gruplandırılarak taşra ve devre yapılanması oluşturulmuştur. Her grupta kendi içerisinde hakim, savcı sayılarına göre 3-5 kişilik sohbet gruplarına ayrılmıştır. ...Örgüt tarafından örgüt üyesi ile yapılan görüşme sonrasında hakim, savcı olması kararlaştırılan örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmak üzere örgüte ait Ankara’daki örgüt evlerinde sınava çalıştırılır. Bu örgüt evinin masraflarının örgüt tarafından karşılandığı ve sınava çalıştırılacak kişiler dışında başka kimsenin bu evlere giremediği anlaşılmıştır. Bu örgüt evlerinde hakimlik, savcılık sınavına girecek örgüt üyeleri sınavlara hazırlanmakta olup deneme sınavlarının yapıldığı ayrıca sınav sorularının örgüt tarafından yasal olmayan yollardan ele geçirilip bu evlerde sınavdan bir kaç gün önce örgüt mensubu abi veya ablalar tarafından örgüt üyelerine verilmiştir. Örgüt üyelerine cevapları işaretlenmiş soru kitapçıkları verilerek bunları ezberlemelerinin sağlandığı, bu şekilde örgüt üyelerinin sınavları kazanmalarının sağlandığı anlaşılmıştır. Yazılı sınavı kazanan örgüt üyeleri murakıplarca tekrar eve çağrılarak mülakat için hazırlanmakta mülakatta nasıl davranacaklarının öğretilmektedir. Ayrıca örgüt tarafından kendilerine referans bulunacağı veya kendilerinin referans bulmaları söylenmektedir. Mülakat sınavını kazanan ve hakim, savcı adayı olan örgüt üyeleri mülakattan sonra tekrar murakıplar tarafından örgüt evlerine çağrılarak staj aşamasında hangi evde kalacakları, ev sorumlularının kim olacağı anlatılarak, bu şekilde staja başlayan örgüt üyesinin staj döneminde de örgüt tarafından takibi yapılmaktadır. Staj aşamasında örgüt üyelerinin deşifre olmamaları için beşer kişilik gruplar halinde, masrafı örgüt tarafından karşılanan ev tutmaları sağlanmaktadır. Her ev için bir sorumlu tayin edilmektedir. Adaylık sürecini tamamlayıp ataması yapılan örgüt üyesi hakim, savcıların örgüt tarafından takibine devam edildiği, sürekli irtibat kurularak bunların örgüte bağlılıkları sağlanmaktadır. Ataması yapılan örgüt mensubu hakim, savcının ilk maaşlarının tamamı örgüt tarafından alınmaktadır. Daha sonraki aylarda ise bekarlardan %15, evlilerden %10, en az 3 çocuğu olanlardan ise %5 oranında himmet toplanmaktadır. Bekar olan örgüt mensubu hakim, savcıların örgüt için önemli stratejik kurumlarda görevli örgüt üyeleri ile veya aynı meslekteki örgüt üyeleri ile evlenmelerinin teşvik edildiği ve katalog evlilikler yaptırıldığı anlaşılmıştır...

Örgüt tarafından hakim, savcılara yönelik adaylık dahil tüm süreçlerde yabancı dil, yüksek lisans, doktora eğitimi, yurt dışı gezileri, mesleki ve kişisel programlar düzenlenmek suretiyle örgüt üyesi hakim, savcılar emsallerine göre daha donanımlı hale getirilmektedir. Örgüt mensupları hak etmedikleri halde yurt içi ve yurt dışı yüksek lisans ve doktora programlarına yerleştirilmişlerdir...

HSYK ve Ad[a]let Bakanlığı Teftiş Kurulunda görev yapan örgüt mensubu müfettişlerce yapılan teftişlerde örgüt üyesi olan hakim, savcılarla örgüt üyesi olmayan hakim, savcılar farklı muameleye tabi tutulmakta, örgüt üyesi hakim, savcılara hak etmedikleri halde yüksek notlar ve olumlu siciller verilmekte, örgüt üyesi olmayan hakim, savcılara ise vasat veya düşük notlar verilmekte, sicilleri bozulmaktadır.

Örgüt üyesi hakim ve savcılar görev yaptıkları yerlerde görevleri nedeniyle öğrendikleri önemli bilgiler ile soruşturma ve dava dosyalarında gördükleri örgüt için önem taşayabilecek konuları gerek adliye gerekse il veya ilçede önemli görevlerde bulunan kişiler ile ilgili topladıkları bilgileri toplantılarda örgüt sorumlusu abiye iletmektedirler. Menfi takip heyeti denilen bir grup tarafından örgüt üyelerinden toplanan bu bilgiler değerlendirilmekte, neticesine göre yapılacak işlemler kararlaştırılmaktadır...

Örgüt mensubu hakim, savcıların deşifre olmasının önüne geçmek amacıyla örgüt üyesi hakim, savcıların çocuklarını örgüte ait olan okullara göndermemelerine karar verilmesi halinde örgüt üyesi hakim, savcı çocuklarının eğitimleri ile ilgilenilmesi, ayrıca ideolojik eğitim verilmesi için eğitim birim adıyla ayrıca bir birim kurulmuştur. Bu birim sorumlusu Yargıtay Üyesi olarak görev yapan örgüt üyelerinden seçilmektedir...

Örgüt faaliyetlerinin bir çoğunda gizlilik esas alınmasına karşın örgüt tarafından HSYK seçimlerine verilen önemden dolayı bu dönemde örgüt mensuplarının deşifre olmayı göze alarak seçimlerde tüm il ve ilçeleri kapsayan adliye ziyaretleri, ev ziyaretleri ve yemek organizasyonları düzenlemişlerdir. Sözde bağımsız örgüt üyesi adaylarının seçim gezilerine birlikte katılmışlardır. Örgütün 2014 yılı HSYK üye seçimlerinde gerek YARSAV listesi, gerekse bağımsız aday adı altında aday göstererek yargı içerisinde alternatif bir yargı gücü kuracak şekilde örgütlü olduğu anlaşılmıştır..." Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür:

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: “…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. …Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: “17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı … kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı.

Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim [2014 HSYK seçimi] süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘[İ.Ç.] Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday [İ.Ç.]yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim.-- …Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.”

Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: “Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ("T" taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri,T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.”

Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.

Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, "önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir.

3.Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü

AİHM "demokratik bir devletin, memurlarından anayasal prensiplere sadakat göstermesini isteme hakkı bulunduğunu" belirtmektedir (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 52; Volkmer/Almanya (k.k.), B. No: 39799/98, 22/11/2001; Petersen/Almanya, B. No: 39793/98, 22/11/2001). AİHM'e göre "kamu çalışanlarının devlete sadık kalmaları genel yararı korumakla ve güvence altına almakla yükümlü devlet otoriteleri ile çalışmalarının doğasında bulunan bir şarttır." (Sidabras ve Džiautas/Litvanya, B. No: 55480/00 ve 59330/00, 27/07/2004, § 57; Žičkus/Litvanya, B. No: 26652/02, 07/04/2009, § 28). AİHM kararlarında yer alan sadakat yükümlülüğüne ilişkin yukarıda belirtilen ilkelerin hâkimlik ve savcılık mesleği açısından yorumlanması gerekmektedir.

Anayasa'nın "Hâkimlik ve savcılık mesleği" kenar başlıklı 140. maddesine Danışma Meclisi tarafından yazılan gerekçede "... Adalet tevzii herşeyden önce güvenilir nitelikte olmalıdır. Bu hizmeti görenlerin tarafsızlıklarından şüphe edilmesi, hizmetin tam olarak yerine getirilmiş olduğunun kabulüne engeldir. Bu itibarla görevlerinde özel hayatlarında tarafsızlıklarına dair bir davranışta bulundukları sanısını verecek hareketlerden sakınmak zorundadırlar." denilmektedir. Bu bağlamda, yargı mensuplarının sadakat yükümlülüğü memurlardan farklı olarak "bağımsızlık" ve "tarafsızlık" ilkeleri çerçevesinde hukuk devletine ve demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğü olarak ortaya çıkar.

Üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan hâkim ve savcıların, Anayasa gereği tarafsız ve bağımsız olarak görev yapmaları, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermeleri ve anayasal düzene sadakat göstermeleri, hukuk devletinde demokratik toplum düzeninin korunması açısından büyük önem arz etmektedir.

4.Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği

Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir.

Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır.

Dairemizin, Danıştay Başkanlığının internet sitesinde güncel kararlar başlığı altında yayımlanmış olan, 04/10/2016 tarih ve E:2016/8196, K:2016/4066 sayılı kararında da belirtilmiş olduğu üzere 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, “meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan “olağanüstü tedbir" niteliğindedir.

Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile “terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen” üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir.

Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir.

Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını ''kavuşan, bitişen, birleşen'', irtibatlı kavramını ise ''bağlantılı'' olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır.

Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır.

Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için bir takım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır.

5.Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi

Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir.

Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu kararların tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu kararların hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. D

a)Davacı Hakkındaki Tanık Beyanları ve Davacının Kendi Beyanları Davacı hakkındaki tanık beyanları şu şekildedir:

Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan A.E.Ü.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 07/10/2015 tarihli müşteki ifade tutanağı: "... Bizim K.H. ile biz yine yukarıda isimleri belirtilen kayınbiraderim B.Ü. ve müvekkilim O.D. ile birlikte K.H. ile üç kez yüz yüze bizzat görüştük. Hatırladığım kadarı ile de 4-5 defa cep telefonu ile karşılıklı olarak birbirimizi aramak sureti ile görüştük. Hatta K.H. ile yapmış olduğumuz bu görüşmeler sırasında CMK 250. maddesi ile Yetkili Mahkemelerin kapatılarak 6352 sayılı yasaya ile kurulan özgürlük hakimliklerinin kurulması gündemde idi bende bu konuyu bildiğim için K.H.'ye istediği 350.000.-TL versek bile bu mahkemelerin yarın yasa ile değişeceğini yerlerine başka hakim ve savcıların geleceğini bunun garantisinin nasıl olacağını söylediğimde K.H. İzmir adliyesinde Fetullah GÜLEN cemaatine mensup hakim ve savcıların sadece Cumhuriyet Savcısı H.A.'dan ibaret olmadığını Cumhuriyet Savcısı H.A.'nın dışında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı halen Torbalı Hakimi A.R.'nin İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi eski hakimi ve halen Bursa Hakimi A.S.; İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi M.K., ... Ağır Ceza Mahkemesi eski üye hakimi halen Gaziantep hakimi S.E. ile İzmir Cumhuriyet Savcısı ... ile Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı H.B.'nin de Fetullah GÜLEN cemaatine mensup hakim savcılardan bir kısmı olduğunu, yeni kurulacak 6352 sayılı yasa ile kurulacak yeni mahkemelerde ve savcılıkta bu hakim savcılar ile beraber yine Fetullah GÜLEN cemaatine mensup başka hakim ve savcıların görevlendirileceğin dolayısıyla kendisi açısından değişen bir şeyin olmayacağını söyledi. ... Prof. Dr. O.A. benim ve eşim T.Ü.'nün fakülteden hocasıdır. Bu sebepten adı geçen bizim büromuza sıklıkla gidip gelir. Kendisinden hukuk dosyalarına mütalaa almışlığımız vardır. Prof. Dr. O.A.'nın akademisyen olması sık sık bilirkişilikler nedeni ile İzmir adliyesine gidip gelmesi neden ve Fetullah GÜLEN cemaatinin içinde olduğunu bildiğimiz için Prof. Dr. O.A. bizim ofise geldiğinde zaman zaman ben ve eşim T.Ü. kendisine İzmir’de görev yapan hakim savcıların kişiliklerine ilişkin, dünya görüşlerine ilişkin sorular soruyorduk. Bu sohbetler sırasında Prof. Dr. O.A. bize hakimler A.R., A.S., ... Cumhuriyet Savcıları ..., H.A. ve H.B.'nin Fettulfah GÜLEN cemaatine mensup olduklarını ve bu cemaatin toplantılarına katıldıklarını söylemişti. Hatta tam tarih hatırlamamakla birlikte Prof. Dr. O.A. bizim ofiste aramızda sohbet ettiğimiz sırada Fettulah GÜLEN cemaatinin husumet beslediği kişilere ilişkin bir liste hazırladığını bu listenin de Cumhuriyet Savcısı ...’e verdiklerini, listede yer alan şahısların herhangi bir şekilde İzmir adliyesine şüpheli olarak işleri düştüğünde bu kişilerin soruşturma evraklarının cemaate mensup savcılara tevzi edildiğini, isnat edilen suçun niteliğine ve ceza miktarına bakılmaksızın haklarında muhakkak kamu davası açıldığını imkan ölçüsünde de bu kişiler ile ilgili iddianamelerin Fettullah GÜLEN cemaatine mensup hakimlerin görev yaptığı, ceza mahkemelerine düşürülmeye çalışıldığını söyledi. ..."

Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan T.Ü.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 11/12/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Yukarıda bahsettiğim Cumhuriyet Savcısı H.A. İzmir eski Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.R. ile birlikte İzmir eski 1. Asliye Ceza Mahkemesi Başkanı A.S., ... İzmir Cumhuriyet Savcısı ...’in paralel yapı olarak adlandırılan FETÖ/PDY örgütü üyesi oldukları adliye içerisinde bu örgütten aldıkları talimat gereğince iş ve işlemler yaptıkları, bir çok insanı bu örgütün emirleri doğrultusunda cezalandırıp haksız yere mahkum ettikleri, bir vakadır. Bunun dışında eşim A.E.Ü. Başmüfettişliğinize daha teferruatlı olmak üzere müşteki sıfatı vermişti. O ifade geçen hususlarda doğrudur. Orada da eşimin de ifade ettiği gibi ben bu soruşturma dolayısıyla tutuklu iken İzmir Buca F2 Kapalı Cezaevinde tutuklu iken Fetullah GÜLEN’e biat yani Fetullah GÜLEN’en el yazısı ile mektup yazarak özür dileyerek hakkımda açılan bu davalardan kurtulabileceğim daha sonra İzmir Bölge İmamı olarak basında yer alan B.B. tarafından cezaevinde beni ziyaret ederek bizzat tarafıma söylenmiş, ayrıca eşim A.Ü. de K.N.H. tarafından telefon ile aranıp Urla’da buluşma isteği ile çağrıldığında bu talep yinelenmiş ayrıca 350.000.-TL nakdi yardımın Fetullah GÜLEN örgütüne bağış olarak yapılması talep edilmiş, bunun dışında kardeşim sanayici B.Ü.'nün cemaatin devamlı finansörü olması, TUSKON adlı cemaate ait iş adamları örgütüne üye olması bunun karşılığında kendisinin de bundan faydalanacağı söylenerek bu şekilde bizlerden menfaat temin edilmeye çalışılmıştır. Bu konunu da dikkate alınmasını talep ediyorum...."

Serbest meslek mensubu olan ve ifadesine başvurulan B.Ü.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 19/10/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: ".... Ben ve kardeşim T.Ü. eşi Av. A.Ü.'nün serbest bırakılmasından yaklaşık 10-15 gün sonra kardeşimin eşi olan Av. A.Ü. telefon ile beni arayarak K.H. isimli bir kişinin kendisi ile telefon ile irtibat kurduğunu, eşi T.Ü.'nün tahliyesi konusunda kendisinin yardımcı olabileceğini ve görüşmeye çağırdığını ancak yalnız gitmek istemediğini bana söyledi. Bende bunun üzerine yanımıza O.D.'yi de alarak üçümüz birlikte tarihini hatırlamadığım bir günde Urla Kalabak Mevkiinde bulunan balıkçı barınağına gittik. Ancak ilk gittiğimizde K.H. ile bizzat yüz yüze görüşemedik. Yine ertesi günü veya iki gün sonra K.H. ile görüşmek üzere yine Urla Kalabak Mevkiindeki bulunan balıkçı barınağına gittik. Buradaki yapılan görüşmede K.H. isimli şahıs kardeşim T.Ü.'yü kast ederek, kendisini öğrenciliğinden beri tanıdığını her ikisinin de birlikte milliyetçi düşünceyi benimsediklerini ancak adı geçen kardeşimi kasterek T.Ü.'nün Fetullah Hocadan ne istediğini anlamadığını ha bire Fetullah GÜLEN ile uğraştığını onu şikayet ettiğini, hatta bu şikayet sonrasında T.Ü.'nün hesabının kesildiğini, infaz edilmesi için emir geldiğini bu konuda cemaatine mensup Kırmızı Çocuklara emir verildiğini, fakat T.Ü.'yü kendisinin daha önceden tanıdığı için bu infaz emrini durdurduğunu, hatta şu Allahın işine bak bir kez T.Ü.'nün infaz emrini durdurarak canımı bağışladığını yine aynı adamın karşısına geldiğini söyledi. Bu sırada K.H. bize hitaben başımıza gelen olayları yakınen bildiğini hatta soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı H.A.'yı yakınen tanıdığı, bu kişinin kendisin mensubu olan yurtlarda büyüdüğünü bizim çocuklardan diye bahsetti. Yine K.H. Bolulu Hasan Usta Süt Tatlıları isimli firmanın da Fetullah GÜLEN İzmir’deki önemli fınans ayaklarından birisi olduğunu bu firmanın sahibi olan H.N.G. ile oğlu R.G. ve kardeşi E.G.'nin Fetullah GÜLEN cemaati içinde yer aldıklarını kardeşim T.Ü.’nün Fetullah GÜLEN hitaben “çok saygıdeğer Fetullah GÜLEN hoca efendi hazretleri“ hitabı ile başlayan bir mektup yazarak bu mektuptarı Fetullah GÜLEN özür dileyen ve pişmanlığı ifade eden beyanlarda bulunması gerektiğini, şayet cezavinde bulunan kardeşim T.Ü.'nün özür ve pişmanlık ifade eden mektup yazarak imzaladığı takdirde kendisinin de bu mektubu aracıları vasıtası ile Amerikada bulunan Fetullah GÜLEN’e göndereceğini, Fetullah GÜLEN tarafından T.Ü.'nün özrünün ve pişmanlığının kabul edilmesi halinde kendisin bağışlanarak affedileceğini, bu affedilmesine ilişkin beyanın Amerikadan kendilerine döner dönmez üzerindeki bütün suçlamaların kaldırılarak tahliyesinin sağlanacağının söylemesi üzerine, kendisi de avukat olan kardeşim T.'nin eşi olan AV. A.Ü. söz alarak Bakın eşimin de içinde bulunduğu dosya tutukluluğa itiraz veya benzeri nedenlerden dolayı İzmir Cumhuriyet Savcısı H.A., İzmir Ağır ceza Mahkemesi Başkanı A.R., ... ve yine İzmir Cumhuriyet Savcısı ... ve Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı H.B.'nin kendilerini dosyalarını irtibatlı oldukları hakim ve savcılar olduklarını, şayet kendisinin dediği gibi sadece Cumhuriyet Savcısı H.A.'nın Fetullah GÜLEN’in yurtlarında yetişen kişi olsa bile diğer hakim ve savcıların nasıl etki edebileceğini sorduğunda, K.H. bize hitaben diğer isimleri geçen hakimler A.R., A.S. ... ile Cumhuriyet Savcıları ... ve H.B.'nin kendisi ile irtibatı olan Fetullah GÜLEN cemaatına mensup hakim ve savcılardan olduğunu Fetullah GÜLEN’in affetmesi halinde Av. T.Ü.'nün tutuklu olduğu dosyası ile irtibatlı olan hakim ve savcı varsa onların tamamı cemaat bağlantısı nedeni ile ulaşabileceğini bu kişilerin de kendisini dinlemek zorunda olduklarını söylemesi üzerine bende siz madem bu şekilde bize yardımcı olacaksınız bunun karşılığında bizim ne yapmamız lazım diye sorduğumda K.H. de bize ben Urla’da Fetullah GÜLEN cemaatin kasası sayılırım, Benim sorumluluğumda bulunan iki yurt var bu yurtlarda biz fakir öğrencileri okutuyoruz. YL yurtdışından gelen öğrenciler var. Sizde bu yurtlara 500,000.-TL bağış yaparsınız dedi. Bende 500,000, TL çok olduğunu söylemem üzerine o zaman 350.000 TL bağışlarsınız, bu parayı da hemen nakit olarak ödemen şart değil ilk etapta bu para size çok gelebilir ancak sen cemaate bu parayı bağışladığın takdirde ticaret hayatında önün açılacak, cemaat tarafından sana birçok imkân sunulacak, bu paranın kat be kat fazlasını sen cemaat sayesinde geri kazanacaksın diye söyledi. Hatta Fetullah GÜLEN hoca efendi hazretleri T.Ü. affettiği takdirde sende iş adamısın Bolulu Hasan Usta Süt Tatlıları isimli firmanın sahibi H.N.G. Fetullah GÜLEN cemaatin iş adamları örgütü olan TUSKON isimli örgüte H.N.G.'nin referansı ile sende üye olursun bu sayede dünyada cemaatin faaliyetlerinin olduğu her yere bu sayede rahatlıkla gidip gelir ticari faaliyette bulunursun. Zaten H.N.G. ve onun sahibi olduğu Bolulu Hasan Usta Süt Tatlıları isimli firma Fetullah GÜLEN cemaatinin organizyonu olan Türkçe Olimpiyatlarına da sponsordur. Senin Fetullah GÜLEN cemaatine bağışlayacağın 350,000 TL de zaten sen bu cemaatin bağış yaptığın takdirde şirketin vergisinden düşeceksin dedi. Bende zaman kazanmak ve şirket ortağım olan kardeşlerimle istişare etmek için süre istedim. .."

Serbest meslek mensubu olan ve ifadesine başvurulan D.A.'ya ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 19/11/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... İzmir’de avukatlık yapan E.B. benim dayım olmaktadır. Yine bunun eşi olan Ö.B. de avukatlık yapmaktadır. Bu yüzden son 5 yıldan beri ben yakın akrabalarım olan avukatlar E. ve Ö.'nün şoförlüğünü yapmaktayım. Bu yüzden onları adliyeye getirip götürmekteyim. Bu sırada kendimde adı geçenlerin adliyedeki işlemlerinin bitmesine kadar kendilerini İzmir Adliyesinde beklediğim için bu yüzden İzmir adliyesinde görev yapan gerek hakim ve savcılar ve gerekse diğer personelin büyük çoğunluğunu tanımaktayım. Bu nedenle gerek İzmir Adliyesinde çalışan hakim ve savcılar personeli ve gerekse İzmir Barosu çevresinde daha öncesi tarihlerde daha önceki tarihler görev yapan Cumhuriyet Savcıları H.A. ile ... ile 12. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı A.R. ile hakimler A.S., ... S.E.'nin Fetullah GÜLEN cemaatine mensup oldukları yönünde herkeste bir kanaat vardır. Zaten 2010 yılından sonra önceki HSYK üyelerinin büyük çoğunluğu Fetullah GÜLEN cemaatine mensup olmaları nedeni ile İzmir Adliyesinde ünvanlı görevlerde çalışan hakim ve savcılar ile özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı vekilliğinde çalışan cumhuriyet Savcıları ile özel yetkili mahkemelerde görev yapan hakimlerin çoğunluğu bu cemaate mensup kişilerde oluştuklarını herkes bilmektedir. Ben sanıkları arasında bulunduğum ... Ağır Ceza Mahkemesinin … esas sayılı dosyasında herhangi bir örgütsel yapının bulunduğuna kesinlikle inanmıyorum. Fakat Fetullah GÜLEN cemaatine mensup emniyet görevlileri ile İzmir Adliyesinde görev yapan hakim ve savcılar bu dosyayı özellikle kendine yakın kişilerin görev yaptıkları mahkemelerde yargılamasının yapmak için olayı örgüt kapsamına sokmuşlardır. Kaldı ki bundan kısa bir süre önce İzmir Askeri Casusluk soruşturması sırasında görev yapan emniyet mensupları başta olmak üzere bir kısım kamu görevlilerine karşı sahte delil ürettikleri iddiası ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafında operasyon yapılmıştır. Bu operasyonda gözaltına alınan ve tutuklanan kişilerin bir çoğunun benimde yargılandığım dosyanın soruşturmasını yürüten emniyet mensupları oldukları görülecektir. Artık bugün Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk ve benzeri kamuya inal olmuş davaların çoğunda görev alan kolluk görevlileri ile hakim ve savcıların Fettulah GÜLEN cemaatine mensup olduklarını herkes bilmektedir. Yine burada ismi geçen hakim ve savcılardan büyük çoğunluğunun usulsüz dinleme kararları ile ilgili yapılan soruşturmalarda da isimleri geçmektedir. Usulsüz dinleme kararlarında ismi geçen hakim ve savcıların kimler oldukları araştırıldığında yine bu kişilerin bize karşı yapılan soruşturmada da görev aldıkları görülecektir. Yine bugün kamuoyunda usulsüz dinleme kararlarında sorumluluğu bulunan gerek kolluk görevlilerin gerekse hakim ve savcılarının tamamının Fetullah GÜLEN cemaatine mensup olan kişiler oldukları bilinmektedir. ..."

Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan E.B.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 19/11/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Ben eskiden Özel Yetkili İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı yapan A.S.'nin yine İzmir Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyeliği yapan M.K.'nin yine İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi üyeliği yapan S.E. ve yine Cumhuriyet Savcısı ...’in yine paralel yapı olarak adlandırılan Fetullah GÜLEN cemaatine mensup olduklarını ve yargıçlık görevini yaparken bu cemaatin mensuplarının taraf olduğu dava dosyalarında daha farklı davrandıklarını biliyorum. ..."

Serbest meslek mensubu olan ve ifadesine başvurulan H.B.Ö.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 19/10/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Ben yaklaşık 30 yıldan beri İzmir’de ticareti faaliyetler ile uğraşmaktayım. İzmir’de ticari faaliyet ile uğraşan çok sayıda kişi ve firmayı birebir tanımasam bile çevreden ticaret aleminin içinde bulunan bu şirket veya kişilere ilişkin konuşmalar yapılır. İyi kötü herkes bir fikir sahibidir.

Bu kapsamda ben İzmir merkezli olan Bolulu Hasan Usta Süt Tatlıları isimli firma ile bu firmanın sahipleri arasında bulunan H.N.G. oğlu R.G. ve kardeşi E.G. ile eskiden beri Fetullah GÜLEN cemaatine mensup oldukları, sahibi oldukları firmadan bu cemaate para aktardıkları şeklinde kulağıma söylentiler geliyordu. Şu anda bana isimleri okunan İzmir Cumhuriyet Savcısı H.A.'yı İzmir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.R., hakimler A.S., M.K., S.E. ile İzmir Cumhuriyet Savcısı ... ile Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı H.B.'yi birebir tanımam. Ancak gerek kayınbiraderim Av. T.Ü.'nün beyanlarından ve gerekse yazılı ve sosyal medyadaki bir takım haberlerden ben isimleri geçen bu hakim ve savcıların paralel yapı yada Fetullah GÜLEN cemaati olarak isimlendirilen oluşumla irtibatları olduğu şeklinde duyumlarım vardır. Hatta bunların içerisinden İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi eski üye hakimi S.Ü.'nün usulsüz dinlemeler ile ilgili kararın bir kısmında kendisinin de imzası bulunduğu halde aynı usulsüz kararları talep eden emniyet görevlilerin tutuklanması üzerine onların itirazı sonrası tahliye ettiğine ilişkin Hürriyet Gazetesinde haber çıkmıştı. Ben bu şekilde yazılı ve görsel medyadan ve ayrıca sosyal medyada yapılan bir kısım yorumlardan yukarıda isimleri geçen hakim ve savcıların paralel yapı yada Fetullah GÜLEN cemaati ile irtibatlı olduklarına inanıyorum. ..."

Doktor olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan H.E.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 27/10/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... yukarıda belirttiğim gibi ben 21 yıllık tıp doktoruyum. Bu süreç içinde bir çok adli olaya ilişkin tanıklığım oldu ayrıca 21 yıllık mesleğimin 9 yılında adli hekimlik yaptım. Bu süreçten edindiğim tecrübede şayet kardeşim av. A. ile eniştem Av. T.'nin hukuk mücadelesi başlattıkları ve bu yüzden aralarında itilaf çıkan Bolulu Hasan Usta Süt Tatlıları isimli firma ile sahiplerin Fetullah GÜLEN cemaatin ile bağlantıları olmamış olsaydı ve bu şirket aynı cemaatin gerek emniyetteki ve gerekse yargıdaki kendi adamlarını geçirmemiş olsaydı bu Örgüt soruşturmasının bu kadar kısa bir süre içinde yapılıp iki tane avukat başta olmak üzere bir sürü insanın göz altına alınması ve akabinde eniştem Av. T.Ü.'nün tutuklanması mümkün olmazdı. Kaldi ki Fetullah GÜLEN cemaati ile irtibatlı olduğunu bildiğim Bolulu Haşan Usta Süt Tatlıları isimli firma ile kardeşim ve eşim mesleklerinden dolayı karşı karşıya gelmişlerdir. ... Zaten yukarıda belirtiğim gibi İzmir çok büyük bir şehir değildir. Özellikle İzmir’in sosyal dokusu gereği 17-25 Aralık 2013 tarihindeki hadiselerden sonra Fetullah GÜLEN cemaati ve mensubu olduğu kişilerin eylemleri tavır ve davranışları tüm Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de da daha farklı olarak toplum nazarında daha başka tartışılıp hale gelmiştir. Bu tartışmalar sınasında da gerek çevreden gerekse yazılı ve görsel medyadan ben şu anda bana isimleri sorulan Cumhuriyet Savcısı H.A.'nın dışında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi eski başkanı halen Torbalı Hakimi A.R'nin İzmir 1. Asliye Ceza Mahkemesi eski hakimi ve halen Bursa Hakimi A.S.; İzmir 5. Sulh Hukuk Mahkemesi Hakimi M.K., İzmir 8.Ağır Ceza Mahkemesi eski üye hakimi halen Gaziantep hakimi S.E. ile İzmir Cumhuriyet Savcısı ... ile Karşıyaka Cumhuriyet Savcısı H.B. isimli hakim ve savcıların Fetullah GÜLEN cemaatine mensup oldukları şekilde İzmir’de yayılan bir söylenti ve kanaat vardır. ... Yine benim basın yayından takip edebildiğim kadarı ile Cumhuriyet Savcısı ... İzmir İl emniyet müdürü C.U.'nun adının geçtiği bir dosyada operasyon yapmıştı. ... Özellikle özel yetkili mahkemelerde görev yaptıkları dönemlerde verdikleri bir kısım kararların daha sonra basın yayında ve sosyal medyada Fetullah GÜLEN cemaati ile irtibatlandırıldığını gerek bizzat okudum ve gerekse çevreden duydum. ..."

İfadesine başvurulan H.U.S. isimli şahsa ait, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26/05/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Bana nezarethanede KOM Şubede görevli bir polis memuru görsem tanırım, KOM Şubenin teknik kısmında görevli olduğunu hatırlıyorum. Yanıma gelerek sana T. hocanın selamı var umarım akıllanırsın dedi. Bunun akabinde ifademi aldılar, bana resimler gösterdiler, ben tanımadığımı söyledim. Benim ağzımdan başka şeyler yazıldığına inanıyorum. Perişan bir vaziyetteydim fakat nezarethanede birlikte kaldığım sanıklar senin bu işle ne alakan var diye gülüyorlardı. Daha sonra beni operasyonu yapan ... isimli savcıya çıkarmadan başka savcıya çıkardılar. O savcı da bana senin bu işle alakan yok ne diye seni aldılar diyerek görevli savcı ...'e telefon ederek durumu söyledi. ... ne söyledi bilemiyorum ona rağmen ben Mahkemeye sevk edildim ve tutuklandım. ... Bu durum tamamen Ta. hocanın yolsuzluğunu ortaya çıkarmam nedeniyle T. hocanın talimatıyla cemaate mensup gerek emniyet ve gerekse birçok operasyonda cemaatin tetikçisi gibi görev yapan Cumhuriyet savcısı ...'in ve akabinde yine tamamıyla bu yapıya mensup hakimlerden oluşan özel yetkili mahkemelerin marifetiyle gerçekleşmiştir. .... Yine M.S.E.'nin N.İ. ile yaptığı sohbetlerde ismi geçen, cemaat içinde olan ve cemaat lehine çalışan Hakim ve Cumhuriyet savcıları bildiğim kadarıyla şunlardır. .. Sırasıyla saymak gerekirse; "1-Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.R., ...

6.Cumhuriyet Savcısı ... (yukarıda cemaatin tetikçiliğini yaptığını belirttiğim ve T. Hoca konusunda beni tehdit eden Savcıdır) ..."

Avukat olarak görev yapan ve ifadesine başvurulan M.İ.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 19/11/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Özellikle bugün basın yayında paralel yapı da denilen Fetullah GÜLEN cemaatine mensup hakim ve savcıların kimler oldukları bunların nasıl belirlenebilecekleri sık sık yazılıp çizilmektedir. Ben yaklaşık 25 yıldan beri yargı teşkilatının içindeyim. Özellikle 2010 yılında yapılan HSYK seçimleri ile birlikte HSYK üyeliklerinin büyük çoğunluğuna cemaat mensubu hakim ve savcıların seçilmesinden sonra bu kurulun çıkardığı gerek tayin ve gerekse yetki kararnameleri ile Türkiye genelinde olduğu gibi İzmir Adliyesinde unvanlı görevlere ve özel yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekilliği ile Özel yetkili mahkemelere hangi hakim ve savcıların görevlendirildiği incelendiği takdirde paralel yapıya mensup hakim ve savcıların da kimlerden olduğu rahatça belirlenebilecektir. Dediğim gibi eskiden kimlerin Başsavcı, Başsavcı vekili ya da mahkeme başkanı olacakları aşağı yukarı gerek kıdemleri ve gerekse çalışkanlıkları göz önüne alındıkları da çoğunlukla herkesin üzerlerin de hemfikir oldukları kişiler bu görevlere atanırlardı. Ancak 2010 yılından sonraki kararnamelerde yargı teşkilatındaki bu oluşan gelenek tamamen ters düz edilerek ünvanlı ve özellikli görevlere kıdemlerine, mesleki tecrübelerine ve çalışkanlıklarına bakılmaksızın tamamen Fetullah GÜLEN cemaatine mensup kişilerin ataması yapılmıştır. Bu çerçevede ben İzmir Adliyesinde görev yapan Cumhuriyet Savcıları H.A. ile ... ile özel yetkili 12. Ağır Ceza Mahkeme Başkanı A.R., özel yetkili 10. Ağır Ceza Başkanı A.S., 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi M.K. ile özel yetkili 8. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi S.E. bugün Fetulah GÜLEN cemaatini mensup oldukları konusunda gerek adliye camiasının da ve gerekse baro camiasında herkes hem fikirdir. Ben ... Ağır Ceza Mahkemesinin … esas sayılı dosyası başta olmak üzere İzmir Adliyesinde yargılaması yapılan ve tarafları arasında Fetullah GÜLEN cemaatine mensup kişi ve kuramların bulunduğu dosyaların nerede ise tamamına yakınında Fetullah GÜLEN cemaatine mensup hakim ve savcıların sahiplenme duygusu ile hareket ettikleri ve bu dosyaların Cemaat mensupları lehine sonuçlanmaları konusunda girişimde bulunduklarını düşünüyorum ve İzmir'de ki kamuoyunda genel kanaatte bu yöndedir. Kaldı ki bu duruma örnek olarak verebileceğim 2 olay şu anda hatırıma geldi. Bunlardan birisi birkaç ay Önce Hürriyet Gazetesinde çıkan bir haber ile ilgilidir. Gazetede çıkan haberde ise hakim S.E.’ün, verilen usulsüz dinleme kararlarının bir çoğunda imzasının olduğu bu yüzden soruşturma geçirdiği yine aynı usulsüz dinleme kararlarında imzaları bulunan kolluk görevlilerin bir kısmının tutuklandığı dosyanın tahliye talebi ile ilgili olarak hakim S.E.’ün önüne gelmesi üzerine normal ortalama bir hakimin yapacağı şey bu dosyaya karar vermekten çekinmesi gerekirken tam aksine hakim S.E. kendisinin de iştirak ettiği eylem nedeni ile tutuklanan polis memurlarının bu tahliye taleplerini derhal kabul ederek tahliye olmalarını sağlamıştır. Yine usulsüz dinleme kararlarında isimleri bulunan kolluk görevlilerinin yargılandıkları dosyanın kamu davası tutuklu olarak 9. Ağır Ceza Mahkemesine açılmış, mahkeme heyeti de yapmış oldukları tensip ile sanıklarının tutukluluk hallerinin devamına karar vermeleri üzerine İzmir’de Fetullah GÜLEN cemaatine mensup kişilere karşı açılmış bütün davalarda görev alan aynı avukatlar bu dosyalarda da görev alıp 9.Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluğun devamı yönündeki tensip kararını itiraz yolu ile mahkeme Başkanlığını A.R.’ın yaptığı lO.ağır Ceza Mahkemesinin önüne getirmiş, mahkeme başkanı A.R.’da da önceden usulsüz dinleme kararlarında imzası bulunan polis memurlarının kendisi ile beraber aynı cemaate mensup olduklarını bildiği için onları sahiplerini tahliye etme içgüdüsü ile yazmış olduğu kararda tahliye talebini aşar şekilde işin esasına girip nerede ise soruşturmayı yapan Cumhuriyet Savcısı O.B. ile sanıkların tutuklanmasına karar veren hakim D.Ç.’a da hakaret teşkil edecek sözler kullanmak suretiyle beraat kararının gerekçesini oluşturacak şekilde tahliye kararım vermiştir. Bu türden tahliye kararı genel ceza muhakemesi mantığına uygun olmadığı gibi adliyede verilen tahliye kararlarındaki mantığı da uygun değildir. Kaldı ki ben mahkeme başkanı A.R.’ın bu tahliye kararı dışında vermiş olduğu başka tahliye kararında bu türden gerekçeler ileri sürdüğünü düşünmüyorum. Bu gün geldiğimiz aşama itibari ile nerede ise kamuoyunda herkes usulsüz dinleme kararları da imzası bulunan gerek polislerin gerekse hakim ve savcıların Fetullah GÜLEN cemaatine mensup oldukları yönünde hem fikirlerdir. Bundan hareketle ben gerek hakim S.E.’ün ve gerekse hakim A.R.'in vermiş oldukları tahliye kararlarında Fetullah GÜLEN cemaatine mensup olduklarının etkili olduklarını düşünüyorum. ..."

Serbest meslek mensubu olan ve ifadesine başvurulan O.D.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 06/10/2015 tarihli müşteki ifade tutanağı: "... Bunun üzerine ben ve Avukatım A.Ü. K.H.'nin bu teklifini kabul etmeyerek İzmir’e döndük. Tam tarihini hatırlayamamakla birlikte hatırladığım kadarı ile biz muhatap olduğumuz operasyon tarihinden sonraki bir ay içerisinde K.H. tarafından telefon ile arayarak telefonla çağrıldık ve bu görüşme belirttiğim şekilde gerçekleşti. Özel Yetkili İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılamamızın devam ettiği sıradaki gerek ben gerekse Avukatım A.Ü. hem Adalet Bakanlığına hem de içişleri Bakanlığına değişik tarihlerde şikayet dilekçesi vererek mağduriyetlerimizi anlattık. Bizim şikayetlerimiz üzerine İzmir Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı H.A.'dan soruşturma dosyası alınarak Cumhuriyet Savcısı S.T.'ye verildi. Bunun üzerine avukatımın eşi olan Av. T.Ü. tahliye oldu. Bizim yargılamamızın İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ettiği sırada dosyada tanık olarak dinlenen ve şu anda Gediz Üniversitesi Özel Hukuk Kürsüsünde Profesör olduğunu bildiğim O.A. Avukatım A.Ü.'nün ofisine geldi. Bu sırada yine bende aynı ofiste … programcısı A.D.'ye röportaj vermek için aynı büroda bulunuyordum. Av. T.Ü. bizim daha önce Bolulu Hasan Usta Süt Tatlıları isimli firmanın üretim bölümünde çektiğimiz görüntüleri Prof. Dr. O.A.'ya izleterek fikrini sordu. Bunun üzerine Prof. Dr. O.A. izlediği görüntülerin son derece vahim olduğunu gıda mevzuatı ile hiç uyuşmadığını ancak bu görüntülerin şikayet sırasında kullanılmak istenirse dikkat edilmesi gerektiğini, çünkü bizim yargılandığımız İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.R.'nin Fetullah GÜLEN’e bağlı cemaat içinde yer aldığını ancak bu kişinin kendisinin görev yaptığı adliye içerisinde kamufle etmeyi başardığını söyleyerek bize boşuna uğraşmamamızı zira gerek Avukatım A.Ü. ve eşi Av. T.Ü. ile ilgili ve gerekse bizimle ilgili operasyon talimatını bizzat Amerika’da bulunan Fetullah GÜLEN tarafından verildiğini bizlerin ne yaparsak yapalım, kendimizi nasıl savunursak savunalım yargılandığımız İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı A.R.'nin bizi en ağır şekilde cezalandıracağını ve yine bizimle ilgili operasyonu başlatan ve yürüten Cumhuriyet Savcısı H.A.'nın da yine Fetullah GÜLEN cemaatine mensup olup yine her hafta İzmir’de düzenlenen cemaatin toplantılarına katıldığını ve buradan aldıkları talimatlar ile gerek A.R.'nin gerek H.A.'nın adliyedeki faaliyetlerini yürüttüklerini bunların dışında İzmir'de görev yapan Hakimler A.S., M.K. ve S.E. ile birlikte Cumhuriyet Savcısı ...’in de Fetullah GÜLEN cemaati içinde yer aldıklarını bu kişilerin de mensubu oldukları cemaatin yetkililerinden aldıkları talimatlar doğrultusunda adliyedeki soruşturmaları özellikle de o dönem itibari ile Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığındaki ve özel yetkili Mahkemelerdeki soruşturmaları yönlendirdiklerini kendisinin de Fetullah GÜLEN cemaatine mensup olmamakla birlikte Nur Cemaatinin farklı bir koluna mensup olduğunu, Fetullah GÜLEN cemaatine kendisine mensup olan bu savcılara ve hakimlere para ile değil bir tek söz ile her işi yaptırabileceklerini, bu hakim ve savcıların Fetullah GÜLEN talimatları dışına asla çıkamayacaklarını, bizi kendisi ile görüşmek üzere toplantıya çağıran K.H.'nin Fetullah GÜLEN cemaatine mensup yurtlara bağış adı altında paralar topladığını, çünkü bu yurtlarda okuyan öğrencilerin ücretsiz kaldığını bu nedenle bu yurtların finansmanının gerektiğini bize Prof. Dr. O.A. bizzat söyledi. ..."

Polis memuru olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan S.K.'ye ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu müfettişlerince düzenlenen 12/11/2015 tarihli tanık ifade tutanağı: "... Ben İzmir KOM Şube Müdürlüğünde 2002 ile 2012 yılları arasında 10 yıldan fazla süre ile görev yaptım. O tarihte KOM Şube Müdürlüğü bünyesinde Organize Suçlar Büro Amirliği, Narkotik Suçlar Büro Amirliği başka olmak üzere nerede ise büroların tamamını barındırıyordu. Bu yüzden KOM Şube Müdürlüğünde çalışan rütbeliler başta olmak üzere polislerin çoğunluğu paralel yapıya mensup kişilerden oluşuyordu. Bu yüzden İzmir Adliyesİnde özellikle görev yapan hakim ve savcılardan özellikle Başsavcı, Başsavcıvekili, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, Komisyon Başkanı, Özel Yetkili Mahkemeler ve Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı vekilleri başta olmak üzere unvanlı görevli çalışan Hakim ve Savcıların tamamı da paralel yapıya mensup kişilerden oluşmaktaydı. Ben bunu görev yaptığım KOM Şubenin bünyesinde bulunan büroların yapmış oldukları ve kamuoyuna mal olan operasyonlar başta olmak üzere bu operasyonda görev alan hakim ve savcıların da büyük çoğunluğu paralel yapıya mensup oldukları herkes tarafından konuşulmaktaydı. Benim hemen şu anda İzmir Adliyesİnde görev yapan ve Fetullah GÜLEN cemaatine mensup oldukları yönünde İzmir'de herkesin üzerinde hemfikir olduğu isimlerin başında bir dönem İzmir‘de Cumhuriyet Başsavcısı olan D.K., Cumhuriyet Başsavcıvekili K.G. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcı vekilliğinde Cumhuriyet Savcısı olarak çalışan U.H., S.T., ..., H.A. ve Z.K. ile Hakim D.Ö.'nün isimleri geçmektedir. İsimleri geçen bu hakim ve savcıların Fetullah GÜLEN cemaatine mensup oldukları, İl Emniyet Müdürlüğü başta olmak üzere İzmir Adliyesi çevresinde herkese sorsanız bunu size söyleyeceklerdir. ..."

Davacı tarafından; tanıkların hiçbirisinin T.Ü. hakkındaki soruşturmayı kendisinin yürüttüğü, soruşturmayla bağlantısı olduğu ya da soruşturma kapsamında usulsüz bir işlem yaptığı iddiasında bulunmadıkları, Adalet müfettişinin özellikle sorması üzerine cemaat ile bağlantısının olduğu ya da bunu duydukları veya böyle kanaat olduğu şeklinde ifade verdikleri, hakkında beyanda bulunan tanıklar tarafından kendisine soyut veya somut herhangi bir isnatta bulunulmadığı ileri sürülmüştür.

Bununla birlikte, davacının, hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen sorgulama tutanağında; "... 2 çocuğum 6-7 yaşındadır. Aysel Salih Baysak Karşıyaka anaokuluna gitmektedirler. Büyük kızımda lise 1 de düşük puanlı Vali Erol Çakır anadolu lisesine başladı ancak eğitimi orda çok yetersiz gördüğümüzde Bornova kolejine vermek istedik onlar almayınca adliyeden arkadaşlardan duyduğum kadarıyla yüzde 50 indirim yapan Malhun Hatun anadolu öğretmen lisesine verdim. 17/25 aralık olunca da almak istedim ama son senesi olduğundan ve çok da okula devam etmediğinden okuldan almadım, şuanda da kızım Yaşar üniversitesi Psikolojik bölümü hazırlığı bitirip 1. Sınıfa geçti. ... Hiçbir gazete veya dergiye abone olmadım, kızım lise son sınıftayken zaman gazetesinin deneme sınavlarına girmek için okul, ücret karşılığında mecburiyet getirdi, ödemeyi hatırladığım kadarıyla ben kredi kartıyla yaptım, sınav ile ilgili belgeler kızımın adına idi. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.

Bu durumda, davacının örgüt içerisinde yer aldığına, örgüt toplantılarına katıldığına, örgütten aldığı talimatlar doğrultusunda özel yetkili mahkemelerdeki soruşturmaları yönlendirdirdiğine, örgütün tetikçiliğini yaptığına ve diğer hususlara yönelik yukarıda yer verilen tanık ifadeleri ile çocuğunu örgüte müzahir okula gönderdiğine yönelik kendi ifadesinin ve davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, davacının tanık ifadelerine karşı beyanlarına itibar edilmeyerek, söz konusu ifadelerin davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

b)Unvanlı Görev Davalı idare, davacının FETÖ/PDY terör örgütünün yargıda etkin olduğu dönemde unvanlı bir göreve atanmasının davacının anılan terör örgütü ile irtibat ve iltisakına yönelik bir tespit olduğunu ileri sürmüştür.

Kararımızın "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" başlıklı kısmında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY tarafından bu örgütle iltisak ve irtibatı bulunan hâkim ve savcıların örgütün amaç ve stratejilerinin gerçekleştirilmesini sağlamak maksadıyla üst görevlere getirilmesi hedeflenmiş ve örgütün Adalet Bakanlığı ve HSK'da etkin olduğu dönemde örgüt yöneticilerinin yönlendirme ve telkinleriyle örgüt mensuplarının üst görevlere getirilmesi sağlanmıştır.

Nitekim, yargı mensubu olarak görev yapmış ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan R.A. isimli şahsın, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04/11/2016 tarihli şüpheli ifade tutanağında yer alan, "...Ben Tatvan'dan sonra 2010 yılında Konya Ereğli'ye hakim olarak atandım. Burada göreve başladıktan sonra cemaat adına şuan soyadını hatırlayamadığım ve mesleğini bilmediğim İ. isimdeki bir şahıs cemaat adına benimle irtibata geçti ve ben burada maaşımdan cemaate gönderdiğim parayı bu şahsa verdim. Bu şahıs bana unvanlı görev talep etmemi tavsiye etti. Ben de onun yönlendirmesiyle hatırladığım kadarıyla 2012 yılının Kasım, Aralık ayları gibi Ankara ili Batıkent semtindeki cemaate bağlı şuan ismini hatırlayamadığım bir liseye gittim. Burada hakim olduğunu bildiğim ancak idari görevi hakkında bilgi sahibi olmadığımı E.D. isimli şahısla tanıştım. O, benim Ankara'ya neden geldiğimi zaten biliyordu. O, beni İ.O.'ya yönlendirdi. Ben, E.D.'nin HSYK'da görevli olduğunu daha sonra öğrendim. Ben, İ.O.'yu makamında ziyaret ettim. Burada kendisine unvanlı görev talep ettiğimi ilettim. O da benim talebimi not aldı ve daha sonra 2013 yılı yaz kararnamesi ile Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi başkanı olarak atandım..." yönündeki ifadesi de yukarıda yer verilen tespitleri doğrulamaktadır.

Davacının, hakkında İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen sorgulama tutanağında; " ... Yukarıda açıkladığım gibi İzmirde 4 yıl boyunca CMK 250. madde ile görevli Cumhuriyet Savcılığı yaptım. Yukarıda anlattığım dosya dışında önemli bir dosyaya bakmadım. Hatta açıkça söyledim. 'Bana belediye dosyası getirmeyin' dedim. ..." yönünde beyanlarda bulunduğu görülmüştür.

Davacı tarafından; lojmanda oturabilmesi için talebi üzerine CMK 250. madde yetkisi verildiği beyan edilmiş ise de davacının bu beyanına itibar edilmemiştir.

Netice itibarıyla davacının, diğer mahkemelerden farklı soruşturma ve kovuşturma usulleri uygulandığından "özel yetkili mahkemeler" olarak adlandırılan ve devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya, devlet sırlarına karşı işlenen suçlara, terör suçları gibi daha kapsamlı ve ağır ithamlar içeren suçlara ilişkin yargılamaların yapıldığı, özel yetkili bir ağır ceza mahkemesine FETÖ/PDY terör örgütünün HSK'da etkin olduğu dönemde Cumhuriyet savcısı (CMK'nın 250. maddesi uyarınca özel yetkili) olarak görevlendirilmesinin, yukarıda yer verilen diğer tespitlerle birlikte değerlendirildiğinde anılan örgütle iltisak ve irtibatına yönelik destekleyici bir unsur olduğu sonucuna varılmıştır.

6.Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Davacı, dava konusu kararlar ile bazı temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte bu ihlal iddialarının özü davacının meslekten çıkarılmasına dayanmaktadır.

Bu kapsamda, davacı hakkında tesis edilen meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin karar ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine ilişkin kararın, AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddesinde yer alan "özel hayata saygı hakkı" çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira, AİHM tarafından dinamik bir şekilde yorumlanan ve sosyal hayattaki yansımaları kapsamında genişletilebilen "özel hayat" kavramı, eksiksiz bir tanım getirmenin mümkün olmadığı bir kavram olarak görülmekte, bu bağlamda bireylerin kişiliklerini geliştirmelerine ve mesleki yaşamlarına etki eden her durum özel hayata saygı hakkına dâhil edilmektedir. Nitekim AİHM, bireylerin genellikle iş ya da mesleki faaliyetleri sırasında dış dünya ile ilişkiler kurduklarını ve geliştirdiklerini belirterek ve bireyin iş hayatı ile özel hayatını birbirinden ayırmanın güçlüğünün altını çizerek, mesleki faaliyetlerin de özel hayata saygı hakkı kapsamında olduğunu belirtmiştir (Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29). AİHM’e göre özel hayat, bir bireyin başka bireylerle, mesleki ve iş ilişkileri de dâhil olmak üzere, ilişki kurma ve geliştirme hakkını kapsamaktadır (C./Belçika, B. No: 21794/93, 07/08/1996, § 25).

Dava konusu edilen kararlar, davacının meslek yaşamının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu kararlar özel hayata saygı hakkı üzerindeki sonuçları itibarıyla AİHS'in 8. ve Anayasa’nın 20. maddeleri ile güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale oluşturmaktadır.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasına göre özel hayata saygı hakkının kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi ancak "kanunla öngörülmüş olma", aynı maddede sayılan "meşru amaçlardan birini gerçekleştirmeye yönelik olma" ve "demokratik bir toplumda gerekli olma" ölçütlerini karşılama şartıyla mümkündür. Anayasa'nın 20. maddesinin 13. maddesi ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda ise özel hayata saygı hakkına müdahale edilebilmesi için müdahalenin "şekli anlamda belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması", "anayasal meşru bir amaca ulaşmaya yönelik olması" ve "demokratik toplum düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine uygun olması" gerekmektedir. Dolayısıyla dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, demokratik toplum düzenini tehdit eden olağanüstü hâlin varlığı hâlinde AİHS'in 8/2 ve Anayasa'nın 13. maddesinde bir temel hak ve özgürlüğe kamusal makamlar tarafından müdahale edilebilme şartlarını ortaya koyan güvencelere aykırı tedbirlerin alınması ya da bu güvencelerin daha düşük standartta sağlanabilmesi söz konusu olabilmektedir. Böyle bir durum gerçekleştiği takdirde AİHS'in 15. ve Anayasa'nın 15. maddeleri uygulanabilir hâle gelmektedir.

AİHS'in 15. maddesinin birinci fıkrasında, savaş veya ulusun varlığını tehdit eden bir genel tehlike hâlinde sözleşmeci devletlerin durumun gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla bu sözleşmede öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabileceği belirtilmiş; ikinci fıkrasında ise bu hâllerde dahi AİHS'te öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Bu doğrultuda Anayasa'nın 15. maddesinde de olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği belirtilmiştir. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirlerin alınamayacağı hak ve özgürlükler sayılmıştır.

Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır.

Zira dava konusu kararlara gerekçe olarak gösterilen irtibat ve iltisak kavramları yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında yapılan değerlendirmede, terör örgütleriyle irtibatlı ve iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir.

Anayasa Mahkemesine göre irtibat ve iltisak kavramları genel kavram niteliğinde olmakla birlikte, bu kavramların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğunu söylemek mümkün olmadığından, hukuki nitelikleri ve objektif anlamları yargı içtihatlarıyla belirlenebilecektir.

AİHS'in 8. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı hakkının kullanılmasına ulusal güvenlik ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla müdahale edilebileceği öngörülmüştür. Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasında ise özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Anayasa'nın 5. maddesinde Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 08/12/2015, § 7; Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33). Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır.

Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle “ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike”nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından 23/07/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine, Türkiye’de 21/07/2016 tarihinde olağanüstü hâlin yürürlüğe girmesiyle birlikte AİHS’in 15. maddesinde öngörüldüğü şekliyle Sözleşme’den doğan yükümlülükler bağlamında daha az güvence sağlanabileceği kaydıyla derogasyon bildiriminde bulunularak milletlerarası hukuktan doğan yükümlülük yerine getirilmiştir.

AİHS'in 15. maddesi ile uygulama alanı bulan, "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlikenin varlığı" hâlinde söz konusu tehlikeyi bertaraf etmek için ne yapmak gerektiğini takdir ve tayin etmek ulusun yaşamından sorumlu devlete aittir. İçinde bulunulan durumun kendine mahsus özellikleri nedeniyle bu özellikli durumu değerlendirmek hususunda, söz konusu tehlikeyi bertaraf edecek devletin, uygulayacağı tedbirler bakımından, olağan dönemdekinden çok daha geniş bir takdir marjına sahip olduğunu kabul etmek gerekmektedir (İrlanda/İngiltere [GK] B. No: 5310/71, 18/1/1978, § 207).

Dava konusu kararların müdahalede bulunduğu özel hayata saygı hakkının AİHS'in 15. maddesinin ikinci fıkrası ile Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer verilen ve olağanüstü hâllerde dahi AİHS ve Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınamayacağı belirtilen haklardan olmadığı açıktır.

Bu durumda, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır.

7.Sonuç olarak

Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmediğinden davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının 11/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesine yönelik isteminin de reddi gerekmektedir. D) KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin reddine dair aynı Kurulun ... tarih ve ... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

2.Davacının bu kararlar nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının 11/08/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ve özlük haklarının iadesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,

3.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,

4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

6.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 20/06/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI İdare Hukuku 667 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesine dayanılarak tesis edildiği, disiplin cezası niteliğinde olmayıp "göreve son" müessesesinin bir örneği olduğu, bu şekilde göreve son verme halinde zorunlu olmamasına rağmen ilgililere savunma haklarını kullanabilmeleri için 6087 sayılı Kanunu 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanunu 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (685 sayılı KHK) ile 667 sayılı KHK'nın ilgili maddesi uyarınca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen hâkim ve savcıların, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda dava açabilecekleri düzenlenmiştir. 685 sayılı KHK, 01/02/2018 tarihli ve 7075 sayılı Kanunu 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Kanunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu 6749 sayılı Kanun K2802 md.53 K4066 md.3 K370 md.139 CMK md.250 K685 md.11 K6749 md.3/1 K2802 md.121 K2935 md.33 K2577 md.16 K667 md.3/1 K667 md.3
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog