20. Hukuk Dairesi
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/764
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 03/05/2019 (Dava) - 14/04/2021 (Karar)
NUMARASI : 2019/59 Esas - 2021/64 Karar
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 14/04/2021 tarihli ve 2019/59 Esas - 2021/64 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin kendisine ait dekoratif metal ürünlerin tasarımcısı olduğunu, ... markasıyla kendisine ait ... ve ... sitelerinde yurtiçi ve yurtdışı satış yaptığını, 21/06/2018 tescil tarihli 37570/01 numaralı DM/101984 sayılı ... tasarım tescilleri ve Türk Patent’te tescilli 2017/00909 başvuru numaralı 09/02/2017 tarihli tasarım tescilleri olduğunu, davalı şirkete ait olan ..., facebook ve instagram’da ... hesapları üzerinden 26/02/2017 tarihinden beri taklit ürünlerin satışının yapıldığını, müvekkilinin satışlarının olumsuz etkilendiğini, bu satışların izinsiz yapıldığını ileri sürerek, tedbir kararı verilmesini, tecavüzlü ürünlerin men ve ref edilmesini, taklit ürünlerin imhasını, fazlası saklı 10.000 TL maddi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının üretip sattığı ürünlerin benzerlerinin birçok firma tarafından üretip satıldığını, davacının patent başvurularının reddedildiğini, davacının tasarımlarının yenilik unsuru taşımadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
İlk derece mahkemesince; "...Tasarım bir ürünün tümü veya bir parçasının ya da üzerindeki süslemenin çizgi, şekil, biçim, renk, malzeme veya yüzey dokusu gibi özelliklerden kaynaklanan görünümüdür. Bir tasarım yeni ve ayırt ediciliğe sahip olması halinde 6769 sayılı yasa kapsamında korunmaktadır. Bir tasarımın aynısı "tescilli tasarım" için başvuru veya rüçhan tarihinden önce "tescilsiz tasarım" için tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten önce dünyanın herhangi bir yerinde kamuya sunulmamış ise o tasarım yeni kabul edilir. Tasarımlar sadece küçük ayrıntılarda farklılık gösteriyorsa aynı kabul edilir. Bir tasarımın bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenim, "tescilli tasarım" için başvuru veya rüçhan tarihinden önce "tescilsiz tasarım" için tasarımın kamuya ilk sunulduğu tarihten önce, kamuya sunulmuş herhangi bir tasarımın aynı kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimden farklı ise bu tasarımın, ayırt edici niteliğe sahip olduğu kabul edilir. Tasarıma tecavüz halini oluşturan eylemler SMK'nın 81/1 . Maddesinde a) Tasarım sahibinin izni olmaksızın bu Kanun hükümlerine göre koruma kapsamındaki bir tasarımın kullanıldığı veya uygulandığı ürünün aynısını veya genel izlenim itibarıyla ayırt edilemeyecek kadar benzerini üretmek, piyasaya sunmak, satmak, sözleşme yapmak için öneride bulunmak, ticari amaçla kullanmak veya bu amaçlarla bulundurmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak. b) Tasarım sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek. c) Tasarım hakkını gasp etmek, şeklinde tanımlanmıştır. Faydalı Modele ve Tasarıma Tecavüz halinde hak sahipleri SMK'nın 149. Maddeki talepler ile 150 ve 151. Maddesinde düzenlenen maddi tazminat ve yoksun kalınan karı isteyebilecektir. Yine hak sahipleri 149/1-ç maddesi uyarınca manevi zararlarını talep edebilecektir. Dosya kapsamında toplanan deliller ve bilirkişi raporları dikkate alındığında, her ne kadar davacı tescilsiz tasarımlarına tecavüz olduğunu iddia etmiş ise de “...” isimli tescilsiz tasarım dışındaki tasarımların kamuya sunum tarihinin 26/05/2017 olduğu, davalının kullanımlarının başlangıcının 26/02/2017 olduğu, davalının kullanımlarının daha önce olduğu, davacı tasarımına tecavüz oluşturmayacağı, “...” isimli tescilsiz tasarımın ise kamuya sunum tarihinin 09/05/2015 olduğu, yani davalı kullanımından önce olduğu, 554 sayılı yasa döneminde tescilsiz tasarımlar koruma kapsamında olmasa da, davalının kullanımın 6769 sayılı yasa döneminde olduğu ve koruma kapsamında olduğu, davacının "...” isimli tescilsiz tasarımına tecavüz mahiyetinde olduğu anlaşılmıştır.
Bilirkişi raporunda da belirttiği üzere davacının yoksun kalına karının 4.055,42 TL olduğu..." gerekçesiyle davacının davasının KISMEN KABULÜNE, davacıya ait “...” isimli tescilsiz tasarıma davalının tecavüzünün men’ine ve ref’ine, tecavüze konu ürünlerin masrafları davalıya ait olmak üzere, şekillerinin değiştirilmesi mümkünse değiştirilmesine, mümkün değil ise imhasına, 4.055,42 TL’nin davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin ve sair taleplerin reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas teşkil eden 31/01/2020 tarihli kök rapor ve ek rapor incelendiğinde raporlara karşı itirazlarının ve izahatlarının dikkate alınmayarak dosyanın son halini aldığını,
31/01/2020 tarihli bilirkişi raporunda, müvekkiline ait ... isimli tasarım hakkında, davalı şirketçe hem SMK hükümlerince ihlal edildiği hem de genel hükümler çerçevesinde haksız rekabetin oluştuğu kanaatine varıldığını, raporun anılan kısmına itirazlarının olmadığını ancak ..., ..., ... VE ... isimli müvekkiline ait tasarımların tecavüze uğramadığı görüşüne itiraz ettiklerini, bilirkişilerin ..., ..., ... VE ... isimli tasarımların tecavüze uğramadığı görüşlerinin, dava dilekçesinin 9. Maddesindeki beyanlarına dayandığını, ancak bu beyanla belirtilen tarih (26.02.2017) davalı şirketin, tasarım haklarına genel manada tecavüzünün başladığını tespit ettikleri ilk tarih olup bu tarihte ... tasarımının haksız kullanımının söz konusu olduğunu, davaya konu diğer tasarımların, müvekkili piyasaya sundukça kopyalayıp kamuya sunmak suretiyle haksız gelir elde etmeye devam ettiğini, bu durumda 31.01.2020 tarihli bilirkişi raporunda, sehven yapıldığına inanılan, tarihlerde yanılma sebebiyle yalnızca ... tasarımımızın ihlal edildiği yönünde görüş bildirilince ek raporda hesaplama ... tasarımla sınırlı kaldığını, ... isimli tasarımın davalı şirket tarafından Instagram'daki ... hesabı üzerinden 04.05.2017 - 12.05.2018 - 29.12.2018 tarihlerinde, ... isimli tasarımımız davalı şirket tarafından Instagram'daki ... hesabı üzerinden 08.01.2019 tarihinde,... ve ... tasarımların davalı şirket tarafından Instagramdaki ... hesabı üzerinden 03.09.2017 - 01.08.2018 - 08.12.2018 tarihlerinde paylaşıldığını ve bu tarihlerde tecavüze başlandığını, davalı şirketin dava tarihinden sonra da davalı şirketin facebook hesabı üzerinden müvekkilime ait tasarımları kopyalayarak satmaya devam ettiğini, 30.09.2020 tarihinde ... isimli tasarım, 06.10.2020 tarihinde ... isimli tasarım ve 07.10.2020 tarihinde ... ve ... tasarımların satıldığını, davalı şirkete ait "https://.../" internet hesabında, ..., ..., ... ve ... isimli tasarımların halen satılmak üzere kamuya sunulmuş vaziyette olduğunu, davalı şirketin, müvekkilini hiçbir izni olmaksızın müvekkiline ait tasarımların üretim ve satışını yaparak dürüstlük kuralına aykırı şekilde davrandığını, SMK hükümleri gereğince tasarım haklarının ihlal edildiğini, genel hükümlerce haksız rekabete girişildiğini, ayrıca taklit edilen tasarımların satılmasının, müvekkilinin satışlarını da olumsuz etkilediğini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, "..." adlı tasarım dava dilekçesinde belirtilen diğer tasarımlar gibi dünya çapında birçok firma tarafından üretilip satıldığını, kullanılmakta olan bir tasarım olduğunu, Mahkemece söz konusu tasarımın davacı şirketten önce dünyada başka bir gerçek/tüzel kişi tarafından kamuya sunulup sunulmadığı araştırılmaksızın yalnızca davacı tarafın beyanları doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiğini, HMK md 119' a göre talep sonucunun açık bir şekilde dava dilekçesine yazılmasının zorunlu olduğunu, bu hususta bir eksiklik olması halinde mahkemece HMK 119/2 uyarınca davacıya eksikliği gidermesi için 1 haftalık kesin süre verilmeli, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmasına karar verilmesi gerektiğini, Mahkemece hükme esas alınan 01.03.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda da davacı şirketin "..." isimli üründen 26.02.2017-09.05.2018 tarihleri arasında elde ettiği kar üzerinden hesaplama yapıldığını, bilirkişi raporunun açıkça hatalı olduğunu, bilirkişinin davacı şirketin 26.02.2017-09.05.2018 tarihleri arasında dava konusu Lionhead adlı üründen toplam 56.277,44 TL satış yaptığını, giderler düşüldükten bu dönemde sonra 27.036,16 TL kar ettiğini tespit ettiğini, davalı müvekkilinin şirketin bu dönemde gayri faal olduğu ve satış yapmadığı dikkate alınarak davacı şirketin yoksun kaldığı kazancın 27.036,16 TL'nin %15'i olan 4.055,42-TL olduğunu belirttiğini, halbuki müvekkili şirketin 09.01.2019 tarihinde kurulduğunu, dava tarihinin ise 03.05.2019 olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla; davacı şirketin, müvekkil şirketten ancak 09.01.2019-03.05.2019 tarihleri arası için TTK haksız rekabet hükümlerine göre zararını talep edebileceğini, müvekkili şirket hakkında kuruluş tarihinden önceki dönem için hüküm kurulması mümkün olmadığını, davacı şirketin Lionhead adlı üründen 26.02.2017-09.01.2019 tarihleri arasında ve 09.01.2019-03.05.2019 tarihleri arasında elde ettiği ortalama günlük kazanç ayrı ayrı hesaplanması gerektiğini, ikinci dönemde ilk dönemden daha az kar edildiği tespit edilmesi halinde; davalı şirketin bu ürüne ilişkin hiç satış yapmadığı ve bu ürünün davalı şirket haricinde yurtiçi ve yurtdışında birçok şahıs ve şirket tarafından satışa sunulduğu dikkate alınarak uygun bir indirim yapılarak hesaplama yapılması gerektiğini, mahkemece ürünlerin şekillerinin değiştirilmesi mümkün olup olmadığının bilirkişi marifetiyle tespit edilmesi daha sonra bu hususta infaza elverişli bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm kurmasının doğru olmadığını, davacı lehine tecavüz'ün men'i ve ref'i davası için 5.900,00 TL, maddi tazminat davası için 4.055,42 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, müvekkili lehine ise yalnızca maddi tazminatı davasının kısmen reddedilmesi sebebiyle 4.055,42 TL vekalet ücretine hükmedildiğini, bu kararın hatalı olduğunu, davacı tarafın hem tecavüz'ün men'i ve ref'i davası hem de maddi tazminat davası 5 adet tasarıma ilişkin olduğunu, mahkeme ise yalnızca 1 tasarıma ilişkin talebin kabulüne, diğer tasarımlara ilişkin taleplerin reddine karar verdiğini, bu nedenle red edilen 4 tasarıma ilişkin tecavüz'ün men'i ve ref'i davası için müvekkil lehine de 5.900,00-TL maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, ayrıca tazminat davası için müvekkili lehine 4.055,42 TL vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirketten 10.000,00-TL maddi tazminat talep ettiğini, mahkemece 4.055,42 TL tazminata hükmedildiğini, müvekkili şirket lehine reddedilen kısım olan 5.944,58 TL üzerinden AAÜT'ye göre 5.900,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, bu yönüyle kararın yasaya aykırı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, tasarıma tecavüzün men'i, ref'i, taklit ürünlerin imhası ve yoksun kalınan kazancın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, hüküm taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
1.) Mahkemece alınan 31.01.2020 tarihli heyet bilirkişi raporunda davacının, davalı tarafça izinsiz kullanıma konu edildiğini belirttiği tasarımların ilk olarak ne zaman kamuya sunuldukları noktasında davacının dava dilekçesindeki davalı şirkete ait .... internet adresi, Facebook ve Instagram 'da yer alan ... hesabı üzerinden 26.02.2017 tarihinden beri tasarımların satışının yapıldığına dair beyanı esas alınmış, buna göre davacının“...” tasarımı dışında kalan tüm tasarımlarına ilişkin ilk kamuya sunma beyanın 26.05.2017 tarihi olduğu görüldüğünden ve yine davacı iddialarına göre davalının ihlale konu kullanımlarının başlangıç tarihi 26.02.2017 olduğundan, davalı eylemlerinin, davacı tescilsiz kullanımlarından daha evvelki bir tarihte başladığı, bunun aksinin davacı yanca ortaya konulmamış olduğu görülmediği gerekçesiyle sade ... tasarımı yönünden tecavüz olduğunu belirtmişlerdir. Oysa davalı vekili anılan bilirkişi raporuna karşı verdiği itiraz dilekçesinde, dava dilekçesindeki beyanlarında tasarımların tamamının bu tarihten itibaren kullanılmaya başlandığını değil, bu tarihte itibaren genel anlamda tecavüzlerin başladığını belirtmek için dava dilekçesine eklendiğini, oyda dava dilekçesi ekinde sundukları ... com isimli internet| adresi, Facebook ve Instagram'da açılmış ... isimli hesapların ekran gorüntülerinde sanal satış mecralarına ne zaman eklendıklerı ve satışa arz edildiklerinin gorüldüğünü açık tarihler de vererek belirtmiş olmasına rağmen davalının ciddi nitelikteki bu itirazları karşılanmaması doğru olmamıştır. Bunun yanı sıra davalı da rapora karşı 25.02.2020 havale tarihli itirazlarında bu tasarımların dünya çapında üretilen tasarımlar olduğunu belirtmiş ve cevap dilekçesi ekinde sunduğu evraklardan bu hususun anlaşıldığını belirtmesine rağmen bu itirazların da karşılanmaması doğru olmamıştır.
Bunun yanı sıra mahkemece zararın tespiti yönünden hükme esas alınan mali müşavir ek bilirkişi raporu da hatalı ve eksik düzenlenmiştir. Davacı zararın tespiti yönünden SMK'nın 151/2-a maddesi uyarınca tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelire göre yoksun kalınan kazancın belirlenmesini talep etmiştir.
Bu durumda, yoksun kalınan kazancın belirlenmesi için öncelikle tecavüzün başladığı tarih ile dava tarihi arasındaki dönem, tecavüzün başlamasından önceki mümkünse en az üç yıla kadarki dönem ve nihayetinde dava tarihi itibariyle tecavüz sona ermiş ise dava tarihinden rapor tarihine kadarki döneme ilişkin davacının tüm ticari defter, belge ve finansal tablolar incelenerek yıllar itibariyle davacının tasarım kapsamında ticari alanında büyümesi de dikkate alınıp, tecavüz nedeniyle davacının üretiminde, satımında azalma olup olmadığı varsayımsal olarak belirlenmesi için uyuşmazlık konusu olayda alanında uzman bilirkişi heyetinden denetime açık, hüküm kurmaya elverişli rapor alınması ve buna göre muhtemel gelir kaybı saptanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamıştır.
Tüm bu açıklamalar uyarınca mahkemece yapılacak iş, davacı ve davalı vekilinin heyet bilirkişi raporuna yaptığı itirazlarının karşılanması amacıyla ek rapor alındıktan sonra tecavüz olgusunun oluştuğu kanaatine varılması halinde zararın tespiti açısından yukarıda açıklanan esaslar uyarıca oluşturulacak bir bilirkişi heyetinden rapor alınıp sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.
Kabule göre ise de,
2.) 6100 sayılı Kanun'un "Hükmün kapsamı" kenar başlıklı 297 nci maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir." Bu yön, kamu düzenine ilişkindir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir.
Buna göre mahkemece münhasıran uyuşmazlık konusu ve tecavüz oluşturduğu kabul edilen ürünlerin imhasına karar verilmesi gerekirken infazda tereddüt oluşturacak şekilde tecavüze konu ürünlerin masrafları davalıya ait olmak üzere, şekillerinin değiştirilmesi mümkünse değiştirilmesine, mümkün değil ise imhasına şeklinde hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir.
1.Taraf vekillerinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/59 Esas - 2021/64 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2.Taraf vekillerinin diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
3.Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4.İSTİNAF AŞAMASINDA; taraflarca yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgili taraflara iadesine,
5.İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına,
6.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
7.Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 21/02/2024