Esas No
E. 2024/165
Karar No
K. 2024/237
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2024/165

KARAR NO: 2024/237

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 11.12.2023 tarihli Ara Karar

NUMARASI: 2023/650 E.

DAVANIN KONUSU: Yöneticinin Azli ve Tazminat

Taraflar arasındaki ticari şirket yöneticisinin azli ve tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında ilamda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir isteminin reddine dair verilen karara karşı, ihtiyati tedbir isteyen davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalının, dava dışı ... Limited Şirketinin %25'er payına sahip olduklarını, kalan %50 payın ise ...'a ait olduğunu, davalının, 2017 Aralık ayında davalının şirketin münferit temsilcisi seçildiğini ve dava tarihine kadar bu görevinin devam ettiğini, bugüne kadar şirketin genel kurulunun toplantıya çağrılarak şirketin finansal tablolarının genel kurulun onayına sunulmadığını, bu süre içinde yönetim kurulunun ibrasının ve kar payı dağıtımının görüşülmediğini, vergi dairesine sunulan beyanda şirketin zarar ettiğinin belirtildiğini, genel kurulunun toplantıya çağrılmasının, şirket müdürünün devredilemez yetkisi ve görevi olduğunu, hesap döneminin sona ermesinden itibaren üç ay içerisinde genel kurul toplantısının yapılmasının zorunlu olduğunu, buna rağmen son altı yıldır kurulun toplantıya çağrılmadığını, bu durumun organ yokluğu hali olduğunu, şirketin 2018 ve 2019 dönemlerinde 28.730,29 TL ve 83.737,87 TL resmi zarar açıkladığını, 2019 yılı itibariyle öz kaynakların 77.821,55 TL eksiye düştüğünü, İstanbul 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin dosyasında bulunan 2017, 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin kurumlar vergisi beyanlarından dağıtılabilir kar payı bulunmadığının anlaşıldığını, ancak şirketin gerçekte tüm dönemlerde kar ettiğini, şirketin bir kısım faaliyetlerinin kayıt dışı yapılarak gizlenmesi nedeniyle şirketin zararda göründüğünü, derdest olan bir çok dosyada hileli işlemlerin belirlendiğini, bu dosyalarda şirketin karının gizlenerek davacı ile diğer ortak arasında bölüştürüldüğünün belirlendiğini, resmi rakamlara ve kurumlar vergisi beyanına göre kâr elde etmeyen şirketin, kâr elde etmiş gibi bir kısım ortağa kâr payı ödemesinin yasaya aykırı olduğunu, bu şekilde şirketin içinin boşaltılarak üçüncü kişiler ve ortakların zarara uğratıldığını, davalının görevine devam etmesi durumunda, müvekkilinin haklarını elde etmesinin güçleşeceğini, şirket ve alacaklıların zarara uğrayacağını ileri sürerek, davalı müdürün azli ile dava sonucuna kadar davalı şirkete yönetim kayyımı olmadığı takdirde denetim kayyımı atanmasına, şimdilik 10.000,00 TL şirket zararının davalıdan alınarak şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının kötü niyetli olarak dava açtığını, müvekkilinin kardeşi olan davacının borcunu ödemek yerine yersiz bir çok dava açarak TMK'nın 2. ve 3. maddelerine aykırı hareket ettiğini, tarafların babalarının ölümü üzerine miras yoluyla şirkete ortak olduklarını, 20.02.2012 ila 22.12.2017 tarihleri arasında müdürlük görevini davacının yürüttüğünü, 22.12.2017 tarihinden itibaren ise müvekkilinin müdürlük görevini yürüttüğünü, müvekkilinin önceki dönemdeki gibi şirketi yönetiğini ve usulsüz bir işlemi bulunmadığını, davacının bir çok kez müvekkilini borçlandırdığını, müvekkilinin mal varlığını azaltıcı işlemler yaptığını, müvekkilinin davacı adına çektiği kredinin geri ödenmediğini, müvekkiline verilen bonoların ödenmediğini, bu nedenle başlatılan takiplerin devam ettiğini, davacının şirket gelirinin 300,00 USD'sinin annelerine ödenmesi hususunu 14.07.2011 tarihli Beyoğlu ... Noterliğinde düzenlenen taahhütname ile kabul ettiğini ve belgeden kaynaklanan 27.300,00 USD borcu bulunduğunu, bu alacağın tahsili için de dava açıldığını, yöneticinin sorumluluğu için genel kurul kararı gerektiğini, davanın süresinde açılmadığını, iddia edilen zarar ile müvekkilinin eylemleri arasında illiyet bağı bulunmadığını savunarak, tedbir talebi ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin incelendiği 11.12.2023 tarihli ara kararında; "...Uygulamada ticari şirket yöneticisinin azli davalarında tedbir olarak dava sonuçlanmadan da kayyım atanması talep edildiği görülür. Burada hükümle aynı sonuca ulaşacak şekilde tedbir kararı verilmemesi gerektiği vurgulanmalıdır. Tedbir yoluyla ancak kayyıma, yapılmasında aciliyet ve zorunluluk olan bir görev için yetki verilebilir. Ortaklar arası uyuşmazlıklar veya farklı ilişkilerden doğan anlaşmazlıklar hiçbir şekilde kayyım tayinini gerektirmez. Ortakların her konuda aynı fikirde olmaları beklenemez. Somut olayda dava, tarafların %25'er oranda hissedarı oldukları dava dışı ... Limited Şirketi'nin münferit yetkili müdürü olan davalının, hileli işlemler yaparak şirketi ve davacı ortağı zarara uğrattığından bahisle, davalı müdürün azli ile şirket zararının tespit edilerek dava dışı şirket lehine tazmini istemine ilişkindir.

Davacı tarafça, öncelikle şirkete yönetim kayyımı atanması; aksi halde denetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir talepleri, 6100 Sayılı HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin hükümlerine dayandırılmış olup, genellikle kayyım atanmasına yönelik tedbir taleplerinde, 6102 sayılı TTK'nın 235. maddesi kıyasen uygulanmak suretiyle, tamamlayıcı yorum kuralı olarak değerlendirme yapılmaktadır. Davalı şirketin ticaret sicil kayıtları, vergi ve SGK kayıtları ile dosya kapsamının incelenmesinden, davalı şirkette yönetim veya organ boşluğu bulunmadığı, şirket faaliyetlerinin devam ettiği anlaşılmış, davacı tarafça dayanılan gerekçeler ile davalı tarafça sunulan beyanlar kapsamına göre yaklaşık ispat olgususunun gerçekleşmemiş olduğu, ayrıca davalı tarafın müdürlük görevine gelmesi üzerinden geçen uzun süre dikkate alındığında tedbir kararı verilmemesi halinde davacının hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden şu aşamada bahsedilmesinin mümkün olmadığı, tedbir kararı verilmemesi halinde ciddi bir zararın doğacağına dair emarelerin de bulunmadığı, tarafların menfaat dengelerinin de gözetilmesi gerektiği ve açılan davanın niteliği de gözönünde bulundurularak, 6100 Sayılı HMK'nun 389 ve 390. maddelerinde öngörülen ihtiyati tedbire ilişkin şartların gerçekleşmediği..." gerekçesiyle ihtiyati tedbir isteminin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ İhtiyati tedbir talep eden davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava dışı şirketin davalı müdür tarafından fiilen organdan yoksun hale getirildiğini, davalının şirket müdürlüğüne atandığı 2017 yılı Aralık aynından sonra genel kurulu toplantıya çağırarak, şirketin mali tablolarını genel kurulun onayına sunmadığını, kar dağıtımı konusunda karar alınmadığını, bu bu sürede yönetim kurulu üyelerinin ibrasının görüşülmediğini, şirketin genel kurulunun toplantıya çağrılmasının yöneticinin devredilemez görevi ve yetkisi olduğunu, mahkemece getirtilen belgelerden bu sürede genel kurulun toplantıya çağrılmadığının anlaşıldığını, oysa mali yılı takip eden üç ay içinde genel kurulun toplantıya çağrılmasının zorunlu olduğunu, şirketin vergi dairesine verilen bilançolarında zarar gözüktüğünü ve iyi yönetilmeyen şirketin borca batık hale getirildiğini, şirketin sermayesinin yok edilmesi nedeniyle ortaklar kurulunun derhal toplantıya çağrılarak alınacak tedbirlerin görüşülmesi gerektiğini, şirketin gerçekte zarar etmemesine rağmen fiktif kayıtlarla şirketin zarar ettiğinin gösterilerek müvekkiline kar payı dağıtılmasının önüne geçildiğini, şirket ortakları arasında ayrım yaparak, karı gizleyen, kar dağıtımını müvekkil dışında kendisine ve diğer ortağa kayıt dışı yapan, yasal yükümlülükler karşısında şirketin varlığını ve devamını ciddi risk altına sokan, dava dışı şirketin iş yeri olarak kullandığı otel için ödediği kiralardan dahi müvekkiline ödeme yapmayarak ortaklar arasında ayrım yapan müdürün haksız uygulamalarının devam ettiğini, bu uygulamaların sonlandırılması için şirkete yönetim kayyımı atanması gerektiğini, aksi halde müvekkilinin haklarına kavuşmasının mümkün olmayacağını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, ara kararın kaldırılmasına ve ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 630/2 maddesi uyarınca yöneticinin azli ile kayyım atanması ve tazminat istemine; istinaf, dava dışı şirkete kayyım atanması yönünde ihtiyati tedbir talebinin reddine dair 11.12.2023 tarihli ara kararına ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir isteminin reddine dair 11.12.2023 tarihli ara karar verilmiş; bu ara karara karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, dava dışı ... Limited Şirketinin %25 paydaşı olup, azli istenen davalı da aynı miktarda paya sahiptir. Davalı 2017 Aralık ayından itibaren şirketi münferiden temsil ve ilzama etkili müdürüdür. Eldeki davada, davalı yöneticinin şirketin genel kurullarını süresinde toplantıya çağırmayarak fiili organ boşluğuna neden olduğu, şirketin bilanço ve mali tablolarının genel kurulun onayına sunulmadığı, şirketin ortaklarına kar payı dağıtımına ilişkin görüşme yapılmadığı, yapılan fiktif ve hileli şilemlerle davacı dışındaki ortaklara kar payı dağıtıldığı ve şirketin mali yönden borca batık hale getirildiği ileri sürülerek yöneticinin azli ile yöneticinin sebep olduğu zararların şirkete tazminat olarak ödenmesi istenmiştir. Azil ve sorumluluk davası içinde de tedbiren şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanması istenmiştir. Mahkemece cevap dilekçesi sunulduktan sonra, yaklaşık ispatın sağlanamadığı gerekçesiyle tedbir talebinin reddine karar verilmiş olup; uyuşmazlık, somut olayda ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. TTK'nın 630/2 maddesi; ''Her ortak, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.'' hükmünü, maddenin 3.fıkrası ise, ''Yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunur'' hükmünü haizdir.TTK'nın 630. maddesi uyarınca açılan yöneticinin azli davası yönünden özel bir geçici hukuki koruma öngörülmediğinden, bu davada ihtiyati tedbir talep edilmesi halinde bu konuda HMK'nın 389 vd. maddelerinin uygulanması gerekir. Buna göre, ihtiyati tedbir kararı verilebilmesinin en önemli şartı bir ihtiyati tedbir sebebinin mevcut olmasıdır. Kanunda bu husus genel olarak düzenlenmiş, hâkime oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmış olup mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği belirtilmiştir. Bu hüküm dikkate alındığında, mevcut durumun değişmesi halinde, hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması, hakkın elde edilmesinin tamamen imkânsız hale gelmesi, gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğması tehlikesi varsa, ihtiyati tedbir sebebi var kabul edilecektir. Ancak, ihtiyati tedbir verilebilmesi için HMK'nın 390/3.maddesi uyarınca, davacının, yaklaşık ispat koşulunu yerine getirmiş olması gerekir.Somut olayda, davacı ve davalının dava dışı şirkete ortak oldukları ve genel olarak davalı yöneticinin, dava dışı şirketi kötü yönettiği, mali kayıtlarının gerçeğe aykırı tutulduğu ileri sürülmüştür. Bu tür bir iddia ancak şirketin mali kayıtları ve defterlerinin incelemesi ile ortaya çıkarılabilecektir. Diğer yandan mevcut durumda davalının genel kurul iradesi ile yönetici olduğu ve şirkette organ boşluğunun bulunmadığı açıktır. Davalının yöneticilik görevlerinin ihmal ettiğinin yargılama sırasında saptanması halinde mahkemece gerekli tedbilerin talep üzerine alınacağı açıktır. Dosyada bulunan mevcut delillerden, yaklaşık ispatın sağlanamadığı, bu konuda kanaat oluşmadığı gibi ticaret şirketlerinde asıl olan, şirketin seçilmiş yöneticileri eliyle yönetilmesi olduğu, bu aşamada yaklaşık ispat koşulu gerçekleşmediğinden, ilk derece mahkemesince talebin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında sunulacak deliller ışığında yaklaşık ispatın gerçekleşmesi halinde, yargılamanın her aşamasında yeniden ihtiyati tedbir talep edilmesi ve mahkemece yeniden yapılacak değerlendirme sonucu verilen karara karşı kanun yolunun açık olması karşısında, mahkemenin bu aşamada tedbirin reddine ilişkin ara kararında bir yerinde olup bu nedenlerle, davacı vekilinin 11.12.2023 tarihli ara karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR: Yukarıda açıklanan bu gerekçelerle;

1.HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3 maddeleri uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.15.02.2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog