43. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1623
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEME: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/10/2019
NUMARASI: 2018/364 Esas - 2019/926 Karar
Taraflar arasındaki Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, Müvekkili ...'nin 12.10.2011 tarihinde esasen davalı ... tarafından ... kurdurulan, tek müşterisi ... olan ve ... alışılmışın dışında İnsan Kaynakları, bordrolama ve finansman desteği sağlamış olan bir kuruluş olduğunu, davalı ... Tic. Ltd.Şti'nin alkollü içkilerin satış ve pazarlamasını yaptığını, müvekkili şirketin davalı ... tarafından Türkiye'deki faaliyetlerinin başlangıcında personel sayısının belirli bir rakamda tutulmak istenilmesi sebebiyle 2011 tarihinde şirket sahibi ... kurdurulduğunu, bu kurulum öncesinde davalı ... çalışanları hali hazırda davalı ile çalışmakta olan ve yine ...Ltd.Şti bünyesinde görülmekte olup 18.10.2011 tarihinde ilan edilmiş olan müvekkili şirket ile davalı arasında 15.11.2011 tarihinde sözleşme imzalandığını ve daha önce müvekkili şirketle bağlı şirket konumunda olan ...Ltd.Şti tarafından ... için istihdam edilen tüm personelin yeni kurulan müvekkili ... firmasına devredildiğini, ... ile ... arasında akdedilen 15.11.2011 tarihli personel hizmetleri sözleşmesi uyarınca ... tarafından ... personelinin istihdamının sağlanacağını, personelin ilgili kanuni yükümlülüklerinin yerine getirileceğini, işçi hak edişlerine dair tüm ödemelerin ... tarafından gerçekleştirileceğini ve yapılan bu işlemlerin bir hizmet bedeli olarak ...'a fatura edileceğini, her ne kadar ... iş veren olarak görünse de ...'nin işçi yönetimi, işe alım ve işten çıkarma başta olmak üzere istihdam ettiği personel üzerinde söz hakkı bulunmadığını, tüm bu işlemlerin ... tarafından yürütüldüğünü ve bu konuda ... işlem talimatı verdiğini,TTK m.202/l-a uyarınca “Hakim şirket, hakimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamaz.” denmekle birlikte, davalının 15.11.2011 tarihli personel hizmet sözleşmesinde belirlenmiş olan hizmet bedelinin, 20.03.2015 tarihli sözleşme ile %10'dan %8.75'e düşürülmesi, yine davalı tarafından müvekkilinin hakkedişi olan SGK teşviklerinin haksız şekilde fatura ettirilmemesi gibi davalının yasa hükmüne aykırı şekilde müvekkiline kayba zorladığını ve zarara uğrattığını, 09.05.2017 tarihli toplantıda müvekkiline sözleşmenin feshini gerektirecek haklı herhangi bir sebep bulunmamasına rağmen 15 Kasım 2011 tarihli hizmet sözleşmesinin feshedileceğinin söylendiğini ve davalı ... tarafından bu doğrultuda sulh çalışmalarının yapılacağının bildirildiğini, davalı tarafından karşılıklı sulh adı altında tekliflerde bulunulduğunu, müvekkili şirketten hukuka aykırı ve ağır bir takım taahhütlerin talep edildiğini, sözleşmeye ve mevzuata dayalı pek çok haktan feragat edilmesinin istenildiğini ve neticede adil bir anlaşma teklifinde bulunulmadığını, davalı şirket tarafından müvekkilinin sözde teklifler ile oyalanmakta olduğu sırada 23.02.2018 tarihinde ... için çalışmakta olan tüm personelin bir araya toplanması ile çalışanlarının topluca istifa ettirildiğini ve ... tarafından müvekkili şirkete fesih bildiriminde bulunulduğunu, büyük bir çoğunluğu İstanbul dışında görev yapan personelin tamamının aynı gün, aynı noterlik eliyle dışarıdan hazırlanan işlem olarak seri ihtarnameler ile istifa etmesi, yine davalı tarafından devam eden seri bir ihtarname ile fesih bildiriminde bulunulması, davacının sevk ve idaresindeki personelin bu istifalarının davacı eli ile yapıldığını gösterdiğini, sonradan edinilen bilgiye göre ... 21 Şubat 2018 tarihinde tüm çalışanların İstanbul Beşiktaş Balmumcu'da bulunan ... otelde konaklatılmak suretiyle bir araya toplandığını ve tüm işlemlerin bu süre zarfında gerçekleştirildiğini, yapılan bu haksız fesih ve eylemler çerçevesinde müvekkili şirket tarafından davalıya Beşiktaş ... Noterliği'nin 05.03.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin keşide edilerek taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi çerçevesinde müvekkili lehine taahhüt etmiş olan taleplerin bildirildiğini, ancak davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, bununla birlikte davalının keşide etmiş olduğu Beyoğlu ... Noterliği 15.03.2018 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi uyarınca personelin icap-kabul şeklinde işe alındığının bildirildiğini ve bu şekilde istifa eden personelin davalı ... ile iş akdi imzalattırıldığının öğrenildiğini, davalı tarafından personellerin istifa ettirilmesi ve sözleşmenin feshedilmesi sebebiyle bir takım ihtarnamelerin çekilmek zorunda kalındığını, keşide edilen ihtarnameler toplamının 6.715,52 TL olduğunu, açıklanan nedenlerle; fazlaya ilişkin alacak ve hakların saklı kalmak kaydıyla davalı şirketten alacağın şimdilik 1.603.046,28 TL tutarın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi oranı ile birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yanda bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, Taraflar arasında 15/11/2011 tarihinde imzalanmış olan Personel Hizmetleri Sözleşmesi çerçevesinde davacı şirket müvekkili şirket ürünlerinin pazarlama hizmetlerinin yürütülmesi ve sahada tanıtımı için müvekkil şirkete insan kaynakları hizmeti vermekte ve personel sağlamakta olduğunu, müvekkil şirket ile davacı tarafın birbirinden tamamen ayrı ve bağımsız iki şirket olup aralarında iddiia edildiği gibi hiçbir hukuki ve organik bağ ve ilişki bulunmadığını, dava dilekçesinde ... adlı kişiye şirket kurdurulduğu yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını, Hizmet Sözleşmesinden açıkça görüleceği üzere, Hizmet Sözleşmesinin hiçbir hükmü, davacının başka müşteriler bulmasını ve bunlara da hizmet vermesini yasaklamayan ve tarafların özgür iradeleri ile imzalanmış standart bir sözleşme olduğunu, müvekkil şirketin asıl işveren konumunda olduğunu, böylece çalışanların kıdem tazminatı ve benzeri alacakları doğması halinde müvekkili şirketin bunu üstlendiğini, söz konusu personel sağlamaya yönelik Sözleşme çerçevesinde, ... bu çalışanlara ödenecek olan tüm ödemeleri finanse ettiğini, davacının ise bordrolama hizmeti verdiğini, bunun karşılığında davacı işçilik ödemelerinin üzerine hizmet bedeli aldığını, ayrıca bu tür personel sağlama ilişkileri her zaman bu şekilde yürütüldüğünü, davacının iddia ettiği gibi alışılmışın dışında bir ilişki kurulmadığını, müvekkili şirketçe yapılan feshin temelinde ...’in kusurlu davranışı bulunduğu yönünde müvekkili şirketin bir beyanı da olmadığını, Hizmet Sözleşmesi’nin 8. maddesi’ne dayalı olarak haklı, yasal ve tek taraflı bir fesih gerçekleştirildiğini, bu itibarla davacının feshin haksız olduğu yönündeki iddiasının doğru olmayıp, fesih tamamen taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak gerçekleştirildiğini, iddia edildiği gibi çalışanların topluca istifa ettirilmiş olması ve istifaların müvekkili şirketin hâkimiyeti altında yapılmış olduğunun gerçeği yansıtmadığını, davalı müvekkili için çalışmış olan çalışanlar birçok kez müvekkil şirket bünyesinde çalışmak istediklerini sözlü olarak dile getirdiklerini, bu bilgiler müvekkili şirket tarafından memnuniyet ile karşılandığını ve çalışanlar kendi kararları ile müvekkil şirkete yazılı olarak icaba davet niteliğinde iş başvuruları yaptıklarını, taraflar arasında “hâkim şirket – bağlı şirket” ilişkisi kesinlikle bulunmadığını, açıklanan nedenlerle; işbu mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun talepleri içeren davanın reddine, yargılama giderleri ile karşı vekâlet ücretinin davacının üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " .. tüm dosya kapsamınca davalı ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi değil, 6102 SY'nın 102 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan acentelik sözleşmesi olduğu, aralarındaki ilişkinin de acentelik ilişkisi olduğuna kanaat getirilmiştir. Her ne kadar davalı tarafça taraflar arasındaki ilişkinin 6102 SY'nın 195/1-b maddesi uyarınca hakim ve bağlı şirket olduğu belirtilmiş ise de bu yöndeki iddiası yerine görülmemiştir zira davacı taraf davalı ile yapmış olduğu sözleşmeye rağmen 6102 SY'nın 195. Maddesi sınırlarında değerlendirilebilecek davalı ile arasında bir bağlı ve hakim şirket ilişkisi söz konusu değildir. Davacı istemesi halinde davalıya vermiş olduğu hizmetin bir benzeri olarak diğer firmalar ile de benzer ilişkiye girebilecek olup, bu yönde aralarındaki sözleşmede engel bir durum, düzenleme yoktur. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin 6102 sayılı yasanın 102. Maddesindeki "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir." şeklindeki hüküm dikkate alındığında taraflar arasındaki ilişkinin bir acentelik ilişkisi olduğu sabittir zira acentelik ilişkisinin oluşabilmesi için mutlak surette mal satış işlemi yapılması gerekmeyip dava konusunda olduğu gibi hizmet, taşıma veya benzeri konularda da sözleşmelere aracılık etme şeklinde olabileceği ve bunun karşılığında bir ücret talep etme hakkı doğmakla, bir ücret karşılığında bu işin yapılmış olması acentelik ilişkisi için yeterlidir. Taraflar arasındaki sözleşme incelendiğinde davacının davalı adına personel istihdam ettiği, bu personelin işe alım ve işten çıkarılmalarının davalının karar verdiği ve tüm iş ilişkisinin davalının talimatı doğrultusunda ve buna karşılık da davacının hizmet bedeli adı altında bir ücret aldığı sabit olup, taraflar arasında süreklilik arz eder şekilde davalı tarafça davacı hesabına işlemler yapıldığı ve bu işlemler karşılığında davacının davalıdan bir ücret aldığı ve bunun için de taraflar arasındaki ilişkinin bir acenta ilişkisi olarak değerlendirilmesi gerektiğine kanaat getirilmiştir. Buna göre de davacı tarafça davalıdan varsa talep edebileceği alacak kalemlerinin bu acentelik ilişkisi kapsamında değerlendirmesi gerekir. Davacı ile davalı arasındaki sözleşme, acentelik sözleşmesi olarak kabul edildiğinden ve davacı tarafça davalıya bu sözleşme ilişkisi çerçevesinde davalının işinde çalışacak işçileri kazandırmış olduğundan ve bu işe davacının aracılık etmiş olması nedeni ile kazandırılan işçiler ile davalı arasında hizmet alımı konusunda bir sürekliliğin olduğu da dikkate alındığında davacının, davalı nezdinde bir portföy oluşturduğu ve buna göre de bu portföy üzerinde bir portföy tazminatına hak kazandığına kanaat getirilmiştir. Portföy tazminatı 6102 SY'nın 112/2. Maddesinde "Tazminat, acentenin son 5 yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz..." şeklindeki hüküm dikkate alındığında davacı ile davalı arasında 2013 yılından itibaren başlayan bir acentelik ilişkisi bulunduğu ve 5 yıllık sözleşmenin bulunmuş olması nedeni ile de hesaplanacak olan portföy tazminatı miktarının 5 yıllık faaliyet sonucunun yıllık ortalaması şeklinde olabileceği şeklinde düzenleme dikkate alınarak bilirkişiler tarafından yapılan hesaplamada her yıl için rakamlar tespit edilmiş ve ortalaması 481.867,40 TL olduğu bulunmuştur.
Davacı tarafça tespit edilen bu ortalama üzerinden kendi portföyünde bulunan ancak aynı zamanda davalıya kazandırmış olduğu portföyü yeniden oluşturabilmesi için bir süreye ihtiyaç duyacağı işin mahiyeti gereği de bilirkişi tarafından yerine oluşturulacak portföy için 6 aylık bir sürenin yeterli olacağı tespit edilmiş, mahkememizce de yapılan işin bir insan kaynakları temini olduğu, teknolojinin geldiği aşama, sosyal medyanın kullanım yoğunluğu ve iletişim ile haberleşme araçlarının yoğunluğu ve çeşitliliği dikkate alındığından bilirkişi tarafından bu sürenin davacı tarafından yeni oluşturulacak benzer bir portföy için yeterli olacağına kanaat getirilmiş ve bu nedenle 6 aylık süre için belirlenen 240.933,70 TL portföy tazminatının davacı tarafça davalıdan talep edilebileceğine kanaat getirilmiştir.
Davalı tarafça sözleşmenin davacının kusuru olmaksızın sözleşmenin fesh edilmiş olması hususu dikkate alındığında ayrıca portföy tazminatı talebine engel bir durumun bulunmadığından, davacının portföy tazminatı talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacı tarafça portföy tazminatı talebinin dışında ayrıca davalı tarafın hakimiyetini kötüye kullanarak taraflar arasında kararlaştırılan hizmet bedelinin %10'dan %8,75'e çekilmesi nedeni ile uğramış olduğu %1,25'lik kazanç kaybından dolayı, şimdilik kaydı ile 208.000,00 TL alacak talebinde bulunmuş ise de bu talebi yerinde görülmemiştir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 6.maddesi uyarınca davalıya yapılacak ödemelerin hizmet personeli maliyeti üzerine %10 olarak kararlaştırıldığı ancak bilahire bunun %8,75'e indirildiği sabit ise de söz konusu bu sözleşme hükmünün sözleşmenin esaslı hükümlerinden olduğu ve sözleşmenin 9. Maddesi gereğince tarafların anlaşması ile değiştirilebileceği oysa dosya kapsamında bu şekilde bir mutabakat olmamasına rağmen taraflar arasındaki 26 Ocak 2018 tarihli sözleşmenin karşılıklı sulh yolu ile fesh edilmesine ilişkin bu sözleşmenin 2. maddesine davacıya yapılacak ödemenin son aylık %8,75 hizmet bedeli brüt toplama eşit tutarda olacağı, 14 Aralık 2017 tarihli sulh protokolünde ise herhangi bir orandan bahsedilmediği, her ne kadar ana sözleşmeye uygun olarak tarafların yazılı bir mutabakatı yok ise de davalı tarafça %10'dan %8,75'e çekilen hizmet bedeline ilişkin oran üzerinden hesaplama yapılması ve her iki tarafça da bu hesap yöntemine göre çalışılması, davacı tarafın bu uygulamaya sessiz kalması, %8,75 üzerinden yapılan hesaplamaya itirazi kayıt olmaksızın kabul etmiş olması hususları dikkate alındığında yazılı olmadan tarafların fiilen oranın %10'dan %8,75'e indirilmesi hususunda anlaşmış oldukları davacının buna zımnen muvafakat verdiğine kanaat getirilmiştir, bu nedenle de davacının bu kalemdeki alacak talebi yerinde görülmemiş reddine karar verilmiştir.Davacı taraf, davalı tarafın hakimiyetini kötüye kullanarak %5 SGK teşvik primi indirilerek fatura düzenlenmesi yönündeki maili sonrası teşviklerden yararlandırılmaması sebebi ile uğradığı kayıpları için şimdilik kaydı ile bu kalemde 538.000,00 TL'lik alacak talebinde bulunmuş ise de bu talebi de yerinde görülmemiştir. Davacının düzenlemeye uygun bildirimlerini yapmış olmasına rağmen davacı tarafın 5 puanlık indirimden yararlandığı ve taraflar arasındaki sözleşmenin fatura ve ödeme başlıklı 6. Maddesinde davalının, davacıya ödeyeceği hizmet bedelinin toplam hizmet personeli maliyeti ücretinin %10'u (bilahire davalı tarafın uygulaması, davacı tarafın uygulamaya itiraz etmeksizin zımnen uyması ile % 8,75) olacağı" şeklindeki düzenleme dikkate alınarak söz konusu maddede 5 puanlık indirimin dahil edilip edilmeyeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmamasına rağmen davacı tarafça sözleşmenin imzalandığı 2013 yılı Aralık ayına kadar söz konusu indirimler dahil faturayı düzenlediği ve davalı tarafın bu tutarlar üzerinden hizmet bedelini ödediği taraflar arasındaki bu hususa ilişkin 4 Aralık 2013 tarihli yazışma da dikkate alındığında 2014 yılı Ocak ayından sözleşmenin fesh edildiği tarihe kadar düzenlenen faturalarda davacının 5 puanlık indirimleri mahsup ettiği ve buna göre de bu faturalandırma sistemine göre tarafların 5 puanlık indirimin düşülmesinden sonra faturanın oluşturulmasına mutabakata vardıkları ve buna göre de yapılan işlemden dolayı davacı tarafın zararına sebep olacak bir durumun bulunmadığı ve davacının bu duruma uzun süre sessiz kalması, herhangi bir itirazi kayıt sunmaması cihetiyle sözleşmenin davalının uyguladığı şekilde değiştirilmesine yine zımnen icazet verdiği buna göre de bu kalemden davacının davalıdan herhangi bir talebinin olamayacağına kanaat getirilmiştir.
Davacı taraf sözleşmenin haksız feshi sonrası %5 oranındaki Sgk teşvik kazancından , ileriye dönük olarak mahrum kalınan şimdilik 10.000,00 TL'lik zarar kalemine ilişkin olarak da yukarıda açıklanmış olan açıklamalar gereği bu kalemden de herhangi bir talebinini olamayacağına kanaat getirilmiş ve bu talebi de reddedilmiştir.
Davacı tarafça sözleşmeden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesine rağmen davalının sözleşmeyi haksız fesh ettiğinden bahisle şimdilik 540.000,00 TL kazanç kaybı talebinde bulunmuş ise de bu talebi de yerinde görülmemiştir. Zira taraflar arasındaki sözleşmenin 8. Maddesinde "taraflardan biri, diğer tarafa sözleşme süresince herhangi bir zamanda 2 ay öncesinden fesih ihbarında bulunarak sözleşmeyi haklı bir sebebe dayanmaksızın fesh edebilir." Şeklindeki düzenleme dikkate alındığında davalı tarafın bu süreye riayet ederek sözleşmeyi fesh ettiği ve davacının bu nedenle ileriye dönük mahrum kaldığı bir kazancından bahsedilemeyeceğine kanaat getirilmiş bu talebi de reddedilmiştir.
Davacı tarafça davalının sözleşmeyi haksız fesh ettiği iddiasına dayalı olarak yapılan hukuki harcamalar karşılığı 6.715,52 TL ve gönderilen ihtarname bedeli 330,76 TL'yi de davalıdan talep etmiş ise de, davacının bu talebi de yerinde görülmemiştir zira davalı tarafça sözleşmenin 8. Maddesine dayalı olarak sözleşmenin fesh edildiği ve haksız feshin söz konusu olmadığı cihetiyle davacının bu kalemde de davalıdan herhangi bir talepte bulunamayacağına kanaat getirilmiş ve bu talebinin de reddine ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Taraflar arasında imzalanmış olan sözleşme gereği taraflar arasında Türk İş Hukuku çerçevesinde tipik asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulduğunu ve müvekkili şirketin asıl işveren konumunda olduğunu, böylece çalışanların kıdem tazminatı ve benzeri alacakları doğması halinde müvekkili şirketin bunu üstlendiğini, sözleşme çerçevesinde, ... bu çalışanlara ödenecek olan tüm ödemeleri finanse ettiğini, davacının ise bordrolama hizmeti verdiğini, bunun karşılığında davacının işçilik ödemelerinin üzerine hizmet bedeli aldığını, davacı ile müvekkili şirket arasındaki Hizmet Sözleşmesi’nin amacının ... ürünlerinin pazarda tanıtımı ve satışının artırılması olduğunu, taraflar arasındaki Personel Hizmetleri Sözleşmesi çerçevesinde davacının hizmet bedeli alıyor olması o ilişkinin komisyoncu-acentecilik ilişkisi olduğu anlamına gelmediğini, ayrıca taraflar arasındaki sözleşme şartlarının taraflarca serbestçe müzakere edilerek imzalandığını, bu sözleşme gereği müvekkili şirket davacı şirketten sadece personel hizmeti aldığını, taraflar kendi şirketleri içinde özgürce karar almakta ve birbirlerinin acentesi olarak çalışmadığını, söz konusu hizmet alım sözleşmesinde hiçbir şekilde acentelik anlamına gelecek bir hüküm veya ibare de bulunmadığını, taraflar arasında sadece bir hizmet sağlama ilişkisi mevcut olup Türk Ticaret Kanunu kapsamında herhangi bir acentelik, temsilcilik, distribütörlük ve benzeri bir ilişkinin mevcut olmadığını, İstinaf başvurularının kabulü ile kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın tamamen reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından yapılan incelemede ve bilirkişi raporunda müvekkili şirketin acente olduğunun söylendiğini ancak taraflar arasında hakim şirket - bağlı şirket bağı olmadığının belirtildiğini, davacı tarafından sözleşmenin haklı sebep gösterilmeksizin feshi halinde Yargıtay'ın da çok sayıda kararında yer verdiği üzere, başta portföy tazminatı olmak üzere, acentenin kusuru sebebiyle haklı nedenle fesih hariç, sözleşmenin kendiliğinden süre sonunda sona ermesi, sözleşmedeki feshi ihbar sürelerine uyulmak suretiyle feshi durumunda da uğranan zararların tazmin edilmesi gerektiğini, davalarında talep edilen bir kısım kalemlerin, müvekkili şirketin hakimiyetin kötüye kullanılması ile uğradığı zararların tazminine bir kısım kalemler ile acentelik hükümlerinden ileri gelen tazminatlara dayandığını, davalı ile müvekkili şirket arasındaki hakimiyet bağının son derece açık olduğunu, hal böyle olduğu halde mahkemenin bu bağı göz ardı ederek hüküm kurması ve zarar kalemlerinin reddedilmesinin hukuka uygun düşmediğini, mahkeme tarafından kurulan hükmün portföy tazminatı dışında kalan kısmı bakımından kaldırılması ile yeniden değerlendirilme yapılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava, taraflar arasındaki Personel Hizmetleri Sözleşmesi çerçevesinde hakimiyetin kötüye kullanılması suretiyle davalı tarafça hizmet bedeli oranının düşürülmesi, davacının hak edilmiş olan SGK teşviklerinin davalı tarafından ödenmemesi, ileriye dönük SGK teşviklerinden ve kazançtan sözleşmenin feshi nedeniyle mahrum kalınması, fesih nedeniyle harcama yapılması ve acentelik ilişkisi doğrultusunda oluşan portföyün sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kaybedilmesi sebepleriyle oluştuğu iddia olunan zararın tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı ve davalı vekillerince yukarıdaki nedenler ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasında Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 195.maddesi çerçevesinde hakim şirket - bağlı şirket durumunun söz konusu olup olmadığı, sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı, sözleşmenin feshi nedeniyle davacının uğradığını iddia ettiği zarara ilişkin taleplerin yerinde olup olmadığı, taraflar arasında imzalanan personel hizmetleri sözleşmesinin acentelik ilişkisi kapsamında olup olmadığı, davacının portföy tazminatı talep edip edemeyeceği noktasındadır.Taraflar arasında 15.11.2011 tarihinde imzalanan “Personel Hizmet Sözleşmesi” nin 2.maddesinde sözleşmenin konusunun ... gerekli olan bazı faaliyetlerin ... tarafından belirlenen zaman ve görev yerlerinde, ... gözetim ve denetiminde, ... İnsan Kaynakları'nın bordrosunda bulunan ve ... İnsan Kaynakları tarafından görevlendirilmiş personel tarafından yerine getirilmesi hizmetine ilişkin şartların ve tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesine ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Anılan sözleşmenin 3.maddesinde davacı şirketin sözleşme konusu hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla sözleşme süresince davalı şirket tarafından tarifi yapılan işlerin yerine getirilmesi için gerekli nitelikleri haiz, davalı şirket tarafından bildirilen sayıda hizmet personelini istihdam edeceği, hizmet personelinde bulunması gereken niteliklerin davalı şirket tarafından bildirileceği, davacı şirket tarafından istihdam edilecek hizmet personelinin işvereninin davacı şirket olduğu, davacı şirketin, istihdam ettiği hizmet personeline, işin gerektirdiği durumlarda, davalı şirket tarafından veya onun uygun göreceği kurumlar tarafından eğitim ve/veya seminer verileceği, davalı şirket tarafından herhangi bir sebeple görevlendirilen hizmet personeli ile çalışmaya devam etmeme kararı alındığında bunu davacı şirkete yazılı olarak bildireceği ve hizmet personelinin davalı şirket nezdindeki görevine davacı şirket tarafından derhal son vereceği, hizmet personelinin istifası veya işten çıkarılması veya yıllık ücretli izne ayrılması durumunda davacı şirketin, davalı şirketin talebi üzerine sözleşmedeki hükümler ışığında en kısa zamanda yerine yeni bir hizmet personeli temin edeceği, sözleşme kapsamındaki hizmet, davalı şirket işyerinde verileceğinden iş güvenliği ve işçi sağlığı konusunda gerekli tedbirlerin alınmasından davalı şirketin sorumlu olduğu ancak davacı şirketin görevlendirdiği hizmet personelinin, iş sağlığı ve güvenliği ve işyeri emniyet kurallarına uymamaları halinde davalı şirketin herhangi bir sorumluluğu olmadığı düzenlenmiştir.Anılan sözleşmenin 4.maddesinde hizmet personelinin, bütün güvenlik ve sağlık soruşturmalarının hizmete başlamadan önce davacı şirket tarafından tamamlanacağı, alınacak personelin davalı şirketin onayına sunulacağı, kabulü halinde işe giriş için işlemlere başlanacağı, personelin davalı şirket tarafından belirlenecek ücret seviyelerine uygun olarak seçileceği, hizmet personeline yapılacak ücret artışları da dahil tanınacak tüm özlük hakları ve bunlara ilişkin değişiklikler ile iş akdinin hükümlerindeki değişikliklerin davalı şirketin onayına tabi tutulacağı, hizmet personelinin hizmet akdinin devamı ve sona ermesi aşamalarında eğer hukuki danışmanlık hizmeti alınması gerekiyor ise bu hizmetin tarafların ortak olarak kararlaştıracakları bir avukat/hukuk - bürosu tarafından ve davalı şirketin belirleyeceği koşullarda alınacağı kararlaştırılmıştır.6102 Sayılı TTK'nun 195. maddesinin 1.fıkrası ''Bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketinin, doğrudan veya dolaylı, oy haklarının çoğunluğuna sahipse veya şirket sözleşmesi uyarınca, yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyenin seçimini sağlayabilmek hakkını haizse veya kendi oy hakları yanında, bir sözleşmeye dayanarak, tek başına veya diğer pay sahipleri ya da ortaklarla birlikte, oy haklarının çoğunluğunu oluşturuyorsa bir ticaret şirketi, diğer bir ticaret şirketini, bir sözleşme gereğince veya başka bir yolla hâkimiyeti altında tutabiliyorsa, birinci şirket hâkim, diğeri bağlı şirkettir. Bu şirketlerden en az birinin merkezi Türkiye’de ise, bu Kanundaki şirketler topluluğuna ilişkin hükümler uygulanır.'' hükmünü içermektedir. Söz konusu hükme göre şirketler arasında hâkimiyet sözleşmesi akdedildiği takdirde sözleşmesel şirketler topluluğunun varlığı gündeme gelmektedir. Başka bir anlatımla, sözleşmesel şirketler topluluğu, hâkimiyet sözleşmesi ile oluşmaktadır. Burada kastedilen borçlar hukuku bağlamında hâkimiyet sözleşmeleridir (Poroy, Tekinalp ve Çamoğlu, 2017:711; Pala, 2019:52). Bu durumda, şirketler topluluğu, hâkim şirketin, hâkimiyeti altına alacağı topluluk üyesi bağlı şirketlerle yapacağı bir sözleşme ile oluşmaktadır. Hâkimiyet sözleşmesi kapsamında hâkim şirket, bağlı şirkete, hedeflerin tespiti, şirketin faaliyetlerinin koordine edilmesi ile üst düzey yönetiminin belirlenmesi gibi şirketin yönetimine ilişkin temel konularda talimat verir ancak bağlı şirketin günlük faaliyetlerine ve işleyişine müdahale etmez (Yanlı, 2013:6). Bu çerçevede, hâkimiyet sözleşmesi ile bir şirket diğer bir şirketin yönetimine sahip olmak konusunda anlaşmaktadır. Burada hâkim şirkete verilen yetki, bağlı şirkette oy kullanma yetkisi değil, bağlı şirkete talimat verme yetkisidir. Yapılacak sözleşmede hâkim şirket konumunda olan şirketin, bağlı şirkette pay sahibi olmasına gerek bulunmamaktadır (Karahan ve Giray, 2012:134)Bu sözleşme ile hâkim şirkete, bağlı şirketin yönetim organına ait idare yetkisi verilerek, bağlı şirketin kontrol altında tutulması sağlanmaktadır.
TTK’nın 198/3. maddesinde, hâkimiyet sözleşmelerinin geçerli olabilmesi için bu sözleşmelerin ticaret siciline tescil ve ilanın şart olduğu hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla, anılan sözleşmelerin hukuken sonuç doğurabilmesi için ticaret siciline tescili ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilanı zorunludur. Ancak TTK’nın 198/3. maddesinde “sözleşmenin geçersizliği, bu Kanun ile diğer kanunlardaki şirketler topluluğuna dair yükümlülüklere ve sorumluluklara ilişkin hükümlerinin uygulanmasına engel olmaz.” denilmektedir. Bu hüküm, geçersizliğin, özellikle hâkimiyetin varlığı halinde uygulanacak hükümlerden kaçmanın yolu olmaması için bilinçli olarak öngörülmüştür. (Poroy, Tekinalp ve Çamoğlu, 2017.712; Dinç, 2017:266; Eriş, 2017:1999).TTK'nın "hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması" başlıklı 202/1-a.maddesinde hâkim şirketin hâkimiyetini bağlı şirketi kayba uğratacak şekilde kullanamayacağı özellikle bağlı şirketi, iş, varlık, fon, personel, alacak ve borç devri gibi hukuki işlemler yapmaya; kârını azaltmaya ya da aktarmaya; malvarlığını ayni veya kişisel nitelikte haklarla sınırlandırmaya; kefalet, garanti ve aval vermek gibi sorumluluklar yüklenmeye; ödemelerde bulunmaya; haklı bir sebep olmaksızın tesislerini yenilememek, yatırımlarını kısıtlamak, durdurmak gibi verimliliğini ya da faaliyetini olumsuz etkileyen kararlar veya önlemler almaya yahut gelişmesini sağlayacak önlemleri almaktan kaçınmaya yöneltemeyeceği düzenlenmiş olup, bu hususlara aykırı davranılması halinde 202/1-b maddesinde bağlı şirketin her pay sahibinin, hâkim şirketten ve onun kayba sebep olan yönetim kurulu üyelerinden, şirketin zararını tazmin etmelerini isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.Davacı tarafça, davacı ile davalı arasında hakim şirket - bağlı şirket ilişkisinin bulunduğu ileri sürülerek TTK'nın 195. maddesine dayanılmış ise de davacı ile davalı arasında yapılan personel hizmetleri sözleşmesinin, bir şirketin diğer bir şirketin yönetimine sahip olmak konusunda yetki veren TTK'nın 195. Maddesi anlamında bir hakimiyet sözleşmesi olmadığı, dolayısıyla davacı ile davalı arasında bir bağlı ve hakim şirket ilişkisi bulunmadığı açıktır. Davacı şirketin ana sözleşmesinde şirketin faaliyet konusu “her türlü kurum ve kuruluşlara, her sektör ve/veya iş kolu için işgücü planlaması ve işgücü sağlanması, maliyet,.., insan kaynakları,.. her türlü firma kişi ve kamu kuruluşları ile tüm gerçek ve tüzel kişiler ile özel ve kamu ortaklıklarının ihtiyacı personelin istihdamını sağlamak, yurtiçi ve yurtdışında insan kaynakları konusunda faaliyette bulunmak” şeklinde belirtilmiş olup, taraflar arasındaki personel hizmet sözleşmesinde davalıya verilen hizmetin diğer firmalara verilmeyeceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Bu durumda davacının, hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılmasına ilişkin olarak TTK'nın 202. maddesi uyarınca davalının hizmet bedeli oranını düşürmesi, davacının hak edilmiş olan SGK teşviklerinin davalı tarafından ödenmemesi nedenlerine dayalı zarar talebi yerinde değildir. Diğer yandan taraflar arasında 15 Kasım 2011 tarihinde akdedilen personel hizmet sözleşmesinin 6.maddesinde davalı şirketin sözleşmede öngörülen hizmetlerin ifası için davacı şirkete ödeyeceği aylık bedelin toplam hizmet personeli maliyeti üzerinden % 10 hizmet bedeli alınarak oluşturulacağı kararlaştırılmış olup, davalı tarafça %10'dan %8,75'e çekilen hizmet bedeli üzerinden yapılan ödemelerin sözleşme süresi içinde davacı tarafça çekince konmadan kabul edilmesi ve bu haliyle uzun süre ifaya devam edilmesi nedeniyle de davacının bu yöne ilişkin zarar talebi yerinde değildir. Ayrıca 2011 tarihli sözleşmenin 6.maddesinde % oranındaki SGK teşvik priminin hizmet bedeline dahil edileceğine veya edilmeyeceğine ilişkin düzenleme bulunmadığı, davacı şirketin bu sözleşmenin imzalandığı tarihten 2013 Aralık ayına kadar söz konusu 5 puanlık teşvik indirimleri dahil fatura düzenlediği, davalı tarafın bu tutarlar üzerinden hizmet bedelini ödediği, 2014 Ocak ayından sözleşmenin feshedildiği tarihe kadar ise davacının 5 puanlık teşvik indirimleri mahsup ettiği ve bu haliyle SGK teşvik primi hariç tutularak tanzim edilen hizmet bedeli faturalarının oluşturulmasında davacının, sözleşmenin davalının uyguladığı şekilde değiştirilmesine zımnen icazet verdiği gözetildiğinde davacının SGK teşviklerinin davalı tarafından ödenmemesi nedenine dayalı zarar talebi yerinde değildir. Mahkemece bu iki zarar kalemine yönelik taleplerin reddine karar verilmesi isabetli olup, bu yönlere ilişkin davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde değildir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 8. Maddesinde taraflardan birinin diğer tarafa sözleşme süresince herhangi bir zamanda 2 ay öncesinden fesih ihbarında bulunarak sözleşmeyi haklı bir sebebe dayanmaksızın feshedebileceği, fesih halinde tarafların muaccel haklarının saklı olduğu, tarafların diğerinin sözleşme hükümlerine uymaması durumunda sözleşmeyi yapacakları yazılı bir bildirim ile ve ihlalin giderilmesine dair verecekleri süre sonunda ihlal halen giderilmemiş ise tazminat hakları saklı kalmak kaydıyla derhal feshedebilecekleri düzenlenmiştir. Somut olayda davalı taraf, Beyoğlu ... Noterliği' nin 23.02.2018 tarih ve ... nolu ihtarnamesi taraflar arasındaki sözleşmeyi, sözleşmenin 8. maddesi uyarınca 2 ay önceden tek taraflı olarak feshettiğini ihtar ederek sözleşmeyi feshetmiştir. Davalının fesih ihtarı, davacı ile aralarındaki sözleşmeye göre süresinde olup, davalı taraf sözleşmeyle kendisine tanınan olağan fesih hakkını kullanmıştır. Ancak olağan fesih hakkının kullanımı ''hakkın kötüye kullanılması'' yasağının denetimdedir. Sözleşmede tek taraflı fesih hakkı varsa bu düzenleme fesih hakkının Türk Medeni Kanunu'nun 2. ve 3. maddesine uygun şekilde kullanılması gerekliliğini ortadan kaldırmayacak ise de dosya kapsamından davalı tarafından bu hakkını açıkça kötüye kullanıldığı ispatlanmadığından feshin haksızlığından söz edilemeyecektir. Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet (olumlu) zarar olacağı gibi menfi zarar da olabilir. Müspet zarar; borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Sözleşmenin feshedilmiş olması halinde menfi zarar talep edilebilecek olup, sözleşme feshedildikten sonra müspet zarar talep edilebilmesi için sözleşmede bu yönde açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. Somut olayda, taraflar arasındaki sözleşmede fesihten sonra müspet zarar talep edileceğine yönelik açık bir düzenleme olmamasına, sözleşmenin olağan fesih ile sona ermesine ve feshin haksız olmamasına göre davacının sözleşmenin feshinden sonra ileriye dönük olarak %5 oranındaki SGK teşviklerinden ve ileri dönük kazancından mahrum kaldığı nedenine dayalı zarar talebi yerinde değildir. Mahkemece bu iki zarar kalemine yönelik taleplerin reddine karar verilmesi isabetli olup, bu yönlere ilişkin davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde değildir.Sözleşmenin haksız feshi halinde ancak uğranılan menfi zararların yani sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek iyiniyetle yapılmış giderler ve yine sözleşmenin ifa edileceğine güvenilerek kaçırılan daha elverişli fırsatlardan dolayı uğranılan menfi zararların istenebilmesi mümkündür. Somut olayda, davacının çalışanları tarafından Beyoğlu ... Noterliğinin 22.02.2018 tarihli ve sıralı olarak ...-... yevmiye no aralığındaki toplam 32 adet istifa bildirimine karşılık davacı tarafından Beşiktaş ...Noterliği 27.02.2018 tarih ve ...-... yevmiye no aralığında “istifayla cevap bildirim ve ihtarname” keşide edildiği, yine davalı tarafından Beyoğlu ... Noterliği 23.02.2018 tarih ve ... yevmiye nolu fesih ihbarına karşılık davacı tarafından Beşiktaş ...Noterliği 05.03.2018 tarih ve ... yevmiye nolu fesih bildirime karşı ihtar keşide edildiği görülmüş olup, davacının ihtarname giderine ilişkin talebi menfi zarar kapsamında olmayıp, sözleşmenin feshi haksız olmadığından davacının ihtarname giderine yönelik zarar talebi yerinde değildir.Mahkemece bu talebin reddine karar verilmesi isabetli olup, bu yöne ilişkin davacı vekilinin istinaf sebebi yerinde değildir.Davacı tarafça, taraflar arasında acentelik ilişkisi bulunduğu ileri sürülerek portföy tazminatı talebinde bulunulmuş, davalı tarafça ise Türk İş Hukuku çerçevesinde taraflar arasında tipik asıl işveren-alt işveren ilişkisi kurulduğu ve müvekkili şirketin asıl işveren konumunda olduğu savunulmuştur.6102 sayılı TTK nın 102/1 maddesinde acente, “Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimse” olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre acentelik sözleşmesinin konusu bir iş görme olup, aracı acente ve ticari işletme adına sözleşme yapma yetkisine haiz acente olmak üzere iki tür acente bulunmaktadır. Her iki acentelik türünde de ticari işletme sahibine tabi olmama (bağımsızlık), acentelik ilişkisinin bir sözleşmeye dayanması, acentenin belirli bir yer veya bölge içinde faaliyet icra etmesi, faaliyetinin süreklilik taşıması ve meslek edinilmiş olması unsurlarının bulunması gerekir. Acentelik sözleşmesinde, müvekkil adına yazılı olarak sözleşme yapma yetkisi verilmediği sürece aracı acentelik söz konusu olacaktır.TTK'nın 103.maddesinde özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere acentelik hükümlerinin sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar, Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir.Portföy tazminatı hukukumuzda ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 12. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı eski TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulduğu tartışmasızdır. Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda, davalının fesih ihtarının 23.02.2018 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı açıkça anlaşılmaktadır. Portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir.TTK122/5 maddesi uyarınca potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır. Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, sözleşmenin sona ermesinde acentenin kusurlu bir davranışının olmaması gerekir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Somut olayda, davacının davalı hesabına istihdam edeceği personel sayısını ve niteliğini kendi belirleme yetkisi bulunmadığı, personelin işe alım veya işten çıkışına davalı şirket tarafından karar verildiği, tüm iş ilişkisinin davalı şirketin talimatı doğrultusunda gerçekleştirildiği, buna karşılık davacının “hizmet bedeli” adı altında bir ücret aldığı belirtilerek Mahkemece taraflar arasındaki ilişki acentelik ilişkisi olarak kabul edilmiş ise de davalı şirketin faaliyet konusu alkollü içkilerin satış ve pazarlamasına ilişkin olup, bu hususta davacıya kendi adına, davalı hesabına işlem yapma yetkisi verilmediği, davacının sadece personel temin etmek suretiyle davalıya hizmet verdiği , davacının istihdam ettiği personelin davalı şirket lehine müşteri sayılmayacağı ve davacının personel hizmetleri sözleşmesi ile davalı lehine müşteri çevresi yaratmadığı gözetildiğinde davalı ile davacı arasında davalının faaliyet konusuna ilişkin TTK'nın 102.maddesinde anlam ifade eden acentelik ilişkisinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle de acente/bayii vs. tarafından uzun yıllar müvekkili belirli bir bölgede ve belirli işlerde temsil ederek ona yeni müşteriler kazandırması ve sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra da bu müşteriler sayesinde müvekkilin başka bayiler aracılığıyla işlerini kolaylıkla sürdürebilecek olması nedeniyle elde ettiği menfaatin karşılığı olarak tanımlanan portföy tazminatı şartları somut olayda mevcut olmayıp, mahkemece davacının portföy tazminatı isteminin reddine karar verilmesi gerekirken bu talebin kısmen kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davanın kısmen reddine karar verilen kısım yönünden ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; buna karşın ilk derece mahkemesince portföy tazminat şartlarının davacı lehine oluştuğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.