Danıştay 5. Daire Başkanlığı
Danıştay 5. Daire Başkanlığı 2021/9544 E. , 2023/6893 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y
BEŞİNCİ DAİRE
DAVANIN KONUSU : Zonguldak Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken ... tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu … Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yeniden incelenmesi talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu işleme dayanak olan disiplin soruşturmasının eylem tarihi üzerinden bir yıl geçtikten sonra keyfi olarak, baskı oluşturmak amacıyla açıldığı, kendisine atfedilen yazı, açıklama ve görüşlerin herhangi bir suç unsuru içermediği, Basın Kanunu'nda öngörülen yasal süre geçirildikten sonra başlanılan disiplin soruşturmasının yoklukla malûl olduğu, soruşturmayı yürüten müfettişlerin taraflı davrandığı, talep ettiği çoğu delilin toplanmadığı, ek savunma süresi talebinin kabul edilmediği, lehe delillerin toplanmadığı, avukat yardımı talebinin karşılanmadığı, soruşturma konusu eylem ile ilgili olarak verilen kovuşturma izni sonucunda açılan ceza yargılamasının sonucunun beklenilmesi gerekirken bu yapılmadan doğrudan dava konusu meslekten çıkarma cezası verildiği, soruşturma konusu yapılan yazıların kendisine ait olmadığı, içerik olarak ise suç unsuru barındırmadığı, genel ifadeler içeren gizli bilgilerin yer almadığı yazılar olduğu, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğünün ihlal edildiği belirtilerek, dava konusu kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : Davacının dava konusu meslekten çıkarma cezasına ilişkin eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte eylemler olduğu, soruşturma raporu ve ekleri incelendiğinde davacıya isnat edilen fiillerle ilgili olarak davacının lehine ve aleyhine olabilecek tüm delillerin toplandığının ve davacıya isnat edilen fiillerin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya konulduğunun görüldüğü, davacının soruşturmanın keyfi olarak, sırf baskı oluşturmak amacıyla yapıldığına ilişkin iddiasının mesnetsiz olduğu, müfettişin yanlı davrandığına ilişkin iddiasını destekleyecek herhangi bir somut bilgi ve belge bulunmadığından davacının bu iddiasının soyut ve mesnetsiz olduğu, zira disiplin cezaları bakımından soruşturma raporunun öneri-teklif niteliğinde olduğu ve bağlayıcılığının bulunmadığı hususunun da göz önüne alınması gerektiği, nihayetinde, davacının yargısal faaliyeti nedeniyle değil, disiplin cezasına konu eylemlerini FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi bağlamında hukuk dışı nedenlerle gerçekleştirdiği ve eylemleriyle mesleğin şeref ve onurunu bozması veya mesleğe olan genel saygı ve güveni zedelemesi nedeniyle cezalandırıldığı belirtilerek, dava konusu kararın hukuka uygun olduğu ve davanın reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI …'IN DÜŞÜNCESİ : Dava , yargı mensubu olan davacının, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yeniden incelenmesi talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve K:… sayılı kararına yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:... sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Meslekten çıkarma cezası" başlıklı 69.maddesinin 1. fıkrasında "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir." hükmü; anılan maddenin son fıkrasında da, "Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerektiği, toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebinin, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklandığı, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamalarının icap ettiği, yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılı olduğu, hâkimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarları olduğu, bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade ettiği, Hukuk Devletinin, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve saygınlığını korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumlu olduğu, bu nedenle, yasa koyucunun, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Dosyanın incelenmesinden ; davacı hakkında Hâkimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesince yapılan incelemede, FETÖ/PDY'nin amaç ve hedefleri doğrultusunda planlı ve sistemli bir biçimde yürütülen organizasyonun parçası olarak çeşitli gazetelere ,haber ajanslarına ,internet sitelerine verdiği röportaj , yazdığı yazı ve mektuplarda açıklamalarda bulunarak, gerçeğe aykırı haber yapılmasına neden olmak ,yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırmaya yönelik eylemleri tespit edilerek söz konusu fiilin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nufuz ve itibarını bozacak nitelikte görülerek meslekten çıkarma cezası ile cezalandırıldığı, söz konusu kararın yeniden incelenmesi talebiyle yapılan başvurunun ise, aynı Dairenin kararıyla reddedildiği, bu karara karşı yapılan itirazın da Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun … tarihli ve K:… sayılı kararıyla reddedilerek meslekten çıkarma cezasının kesinleşmesi üzerine söz konusu kararın iptali istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Diğer taraftan davacının Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3'üncü maddesinin (I) numaralı fıkrası kapsamında FETÖ örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sabit görüldüğünden meslekte kalmasının uygun olmadığı ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği de görülmektedir.
Olayda, soruşturma dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına ilişkin kararı birlikte incelendiğinde, davacının yargı görevinin gerektirdiği tarafsızlığa aykırı tutum sergileyerek FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkisi kapsamında eylemde bulunduğu ve "mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte" eylemler gerçekleştirdiğinin sabit olduğu görülmekle, 2802 sayılı Kanunun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca verilen meslekten çıkarma cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Nitekim, davacı hakkında Yargıtay ... Ceza Dairesinin … tarih ve E:… ,K:… sayılı kararıyla , Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek, Devletin güvenliğine ve siyasal yaralarına ilişkin bilgileri açıklamak, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği de tespit edilmiştir. Diğer taraftan, dava konusu Genel Kurul kararlarında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının bu nedenle meydana geldiğini ileri sürdüğü kayıplarının tazminine de olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmüştür.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Beşinci Dairesince Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki bilgi ve belgeler incelendikten sonra, … Sulh Hukuk Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla ...'nın (TC Kimlik No:266......06) davacıya vasi olarak atandığı ve bu kararın tarafların istinaf etmemesi üzerine 12/05/2023 tarihinde kesinleştiği görüldüğünden davaya vasi ile devam edilmesine karar verilerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :
Son olarak Zonguldak Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken ... tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan davacı hakkında, yapmış olduğu bir takım açıklamalar ve yazmış olduğu yazılar dolayısıyla disiplin soruşturmasına başlanılmıştır. Davacı hakkında verilen disiplin cezasına konu olan eylemleri şu hususlardan ibarettir: "A) 24.07.2015 tarihli Cihan haber ajansı ve www.tirsavcilari.com isimli sitede yayınlanan açıklamalarında; "Bu serbestiden yararlanan binlerce Selefi örgüt militanı Suriye'ye gidip eğitim almış, savaşmış; bir kısmı geri dönmüştür. Bu sayede ciddi sayıda militan hem Türkiye'yi hem Suriye'yi tanımış, tecrübe kazanmıştır. Körü körüne Esat karşıtlığı üzerine şekillenen dış politika IŞİD ve El-Kaide gibi örgütlerin kontrolsüz şekilde güçlenmesine sebep olmuştur. Bu örgütlere eleman kazandıran yayınlara göz yumulmuş. Eleman toplamalarına ideolojik eğitim vermelerine imkân sağlanmış. Evlatlarının Suriye'ye savaşa gittiği konusunda binlerce ailenin feryadı göz ardı edilmiştir. Adana, Hatay, Gaziantep, Kilis ve Şanlıurfa'da görev yapan ve terör örgütlerine yönelik ciddi tecrübesi bulunan, hatta çoğu teröristi ismen bilen TEM ve Emniyet İstihbarat görevlileri görevlerinden alınmış; yerlerine atananlar yeterince tecrübe kazanamamıştır. Yapılan toptan değişiklikler tecrübe aktarımına engel olmuştur. Özellikle Adana TMK 10. Maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcılığı başta olmak üzere Selefi örgütlere yönelik teknik takipli dosyalar kapatılmış ve örgütler rahat hareket alanı kazanmıştır. MIT görevlilerinin bir kısmı, bazı örgüt üyeleri ile kirli ilişkilere girmiş; bunun sonucu olarak sağlıklı haber alınması imkânı ortadan kalkmıştır. (Suriyeli Albay …'un kaçırılması, Niğde'de yakalanan IŞİD üyelerinin bağlantılı olduğu H.T. gibi kişilerle girişilen kirli ilişkiler bunların somut örnekleridir.) 17-25 Aralık sonrası oluşturulan yeni yargı düzeni ve iktidarın bu yöndeki baskısı sonucunda birçok Selefi örgüt militanı cezaevlerinden tahliye olmuştur. Bugün bazı gazetelere yansıyan, İstanbul Ömerli'deki Selefi örgüt toplantısında konuşan H.B., daha önceki bir tarihte 'Şam cephesinden sonra yakında İstanbul cephesini de açacağız' demişti. Bu ve buna benzer kişiler şu anda rahatlıkla hareket etmekte, Örgütsel toplantılar yapabilmektedir." "Bazı gazetelere yansıyan, İstanbul Ömerli'deki Selefi örgüt toplantısında konuşan H.B., daha önceki bir tarihte 'Şam cephesinden sonra yakında İstanbul cephesini de açacağız' demişti. Bu ve buna benzer kişiler şu anda rahatlıkla hareket etmekte, örgütsel toplantılar yapabilmektedir. Bu şekilde sıralayabileceğimiz bu sebeplerin sonucu karşımıza devasa bir Selefi örgütler sorunu ortaya çıkmıştır. Peki bunca müsamahaya (iyimser ifadeyle) rağmen bu silah neden ülkemize döndü' Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Terör Örgütleri akrep gibidir. Sıkıştığı anda herkesi sokabilir. Son dönemde ABD başkanı ile IŞİD aleyhine atılan adımlardan dolayı bu saldırı bir gözdağıdır, arkası da gelecektir." şeklinde beyanlarda bulunduğu, B) 16.05.2015 tarihinde tutuklu bulunduğu Adana F Tipi Ceza İnfaz Kurumundan yazdığı mektupta; "Sabah gazeteyi aldığımda başlıkta "Kenan Evren öldü" yazıyordu. Ne kadar kötü bir darbeci olduğunu, işkenceler, idamları, hapisleri de ihmal etmeyip yazmışlardı.
Tam 35 yıl önce bir darbe döneminde kendimi idrak etmiştim. 35 yıl sonra o darbeyi yapan ölmüştü. Ancak yine bir darbe dönemindeydik. Yine hukuk ayaklar altındaydı, bir suç örgütü tarafından ülkeye el konulmuştu. Öyle ki, insanların hapse atılması için 35 yıl önceki kadar bile işi kılıfına uydurma kaygısı gütmeyen bir suç örgütü. Hâkimleri, savcıları bile suçsuz günahsız esir eden bir suç örgütü. Değişen bir şey yoktu. 35 yıl önce bir darbe döneminde başlayan hikâyemi, 35 yıl sonra yine bir darbe döneminde yazmaya başlıyordum. Tam da 35 yıl önceki darbecinin müebbet hapis cezası almış olarak öldüğü günlerde. Darbenin mağdurlarından birisi olarak, esir tutulduğum A-35 koğuşunda. 35 yıl önce ilkokula yazılmıştım. Bir darbe döneminde.17 yıl okudum. Sonra hikâyeler yazdım. Sonra, sonra yine bir darbe döneminde ve ben yine bir okula yazıldım. 35 yıl önce yazıldığım okulun bitiminde Cumhuriyet Savcısı oldum. 35 yıl sonra yazıldığım okuldan mezun olunca ne olacağım? Bilmiyorum. Bu kaderi yazan biliyor. O ne yazmışsa o olacak. Çok da güzel olacak. Hikâyelerimi yaşayarak yazıyorum. Bu yeni hikâyemi de yaşıyorum ama yazar mıyım? Bilmiyorum. Şimdi tahsil zamanı yeni okula yazıldım. Ders çalışmam lazım. Ders çalışmam lazım, zira kanun, ahlak, hukuk tanımayan bahtsızlara ders verilecek zaman geldiğinde hazır olmalıyım." C) 05.07.2015 tarihinde yazdığı bir yazıda; "...Bugünün Türkiye'sinde ise, iki hâkim ve dört savcı meslektaşlarının tutuklanması karşısında tavır takınmaktan korkan, dahası bu zulüm ve adaletsizliğe üç kuruşluk iskemlelerini kaybetme endişesi ile sessiz kalan hatta utanç içerisinde vasıta olan meslektaşları görünce onlar adına ben utanıyorum. Belki de vicdanların bozulmuş olduğunu baştan kabul eden Tolstoy, Ivan İlyiç'in arkadaşlarının bu aşağılık düşünceleri karşısında vicdanlarını nasıl temize çıkardıklarından söz etmiyor. Ama sizin mazeretleriniz var. Hepsi de çok geçerli. Değil mi ki kiminiz hak ettiği iskemlelere oturamadı. iç denetçi bile olamadınız. Kiminiz istediğiniz kutsal bir beldeye atanamadınız, kiminiz soruşturma bile geçirdi. Hatta o kadar ki istemediğiniz bir yere tayin bile oldunuz. Ne var ki bu büyük acıları yaşamanızda benim bir katkım olmamıştı. Ne sizin arzu ettiğiniz iskemlelere oturup size yer kalmamasına sebep olmuştum ne atama kararnamelerinizin altında benim imzam vardı ne de size soruşturma açmıştım. Gel gör ki, bu 'büyük' acılarınızı hafifletmek, bu acıları yaşatanlardan intikam almak için girdiğiniz yolda ittifak kurduğunuz zalimler bütün acılarınızın intikamını benden aldı. Umarım artık kutsal intikamınız alındığı, kutsal iskemlelerinize oturduğunuz, arzu ettiğiniz kutsal beldelere atandığınız için vicdanınız rahatlamıştır. Öyle ya iç denetçi bile oldunuz." dediği, D) 16.01.2015 tarihinde, www.adaletgundemi.net isimli internet sitesinde; "Basın açıklaması" başlığı ile "Son zamanlarda bazı basın yayın organlarında (Havuz medyası tabir edilen) hakkımda HSYK Tarafından bir kısım meslektaşların ve benim, yaptığımız bir soruşturmadan dolayı açığa alınacağımıza ilişkin haberler yapılmıştı. 15.01.2015 Tarihinde HSYK ... Dairesi tarafından hakkımızda açığa alma kararı verildiğini öğrenmiş bulunmaktayım. Öncelikle, kamuoyunda mit tırları soruşturması olarak bilinen soruşturma ile ilgili olarak tarafıma resmi olarak yöneltilmiş bir suçlama bulunmamaktadır. Esasen Hâkim ve Savcılar hakkında yapılan inceleme ve soruşturmalar gizlidir. Buna rağmen havuz medyası tabir edilen bir kısım basın yayın organlarında bu gizli soruşturma ve incelemenin detaylarının paylaşılması, bir kısım HSYK görevlilerinin görevlerini kötüye kullandıklarını göstermektedir. Bu konuda tarafımdan gerekli şikâyetler yapılmıştır. Uygulanan bu yöntem bazı otoriter rejimlerde rastlanılan, otorite emrinde hareket eden basın aracılığı ile yönetimin sevmediği kişilerin öncelikle basın yolu ile linç edilmesi yöntemidir. Bir hukukçu ve idealist bir Cumhuriyet Savcısı olarak, gelinen noktada artık ülkemizin bir hukuk devleti olmadığını, hiçbir birey ya da kurumun hukuki güvenliğinin kalmadığını üzülerek ifade etmek istiyorum. Bu aşamada hakkımızdaki suçlamalara esas teşkil eden soruşturmanın detaylarını paylaşma niyetinde değilim ancak soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyecek mahiyetteki bazı noktaları ifade edeceğim. Bu soruşturmanın olduğu dönemde ve öncesinde, Adana-Hatay-Gaziantep-Suriye çizgisinde yaşanılanları bilmek ve görmek gerekmektedir. Bu çerçevede:
1.20.08.2012 Tarihinde Gaziantep Merkez'de bombalı saldırı olmuş 9 vatandaşımız şehit olmuş, çok sayıda vatandaşımız yaralanmıştır. Yapılan soruşturmada eylemin çalıntı bir araçla, PKK Militanlarınca gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.
2.11.02.2013 Tarihinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesindeki Cilvegözü HYPERLINK"http://www.sabah.com.tr/haberleri/cilvegozu_sinir_kapisi" Sınır Kapısı'nda bombalı saldırı meydana gelmiş, 13 kişi hayatını kaybetmiştir. Yapılan soruşturmada bu olayın faillerinin Suriye Ülkesinden geldikleri belirlenmiştir.
3.11.05.2013 Tarihinde Hatay-Reyhanlı'da bombalı saldırı meydana gelmiş, 52 vatandaşımız şehit olmuş 150'den fazlası yaralanmıştır. Bu olaya ilişkin soruşturmada, faillerin Suriye bağlantılı oldukları, ayrıca Türkiye içerisinde bazı odaklarca korunup kollandıkları, bu kişilerin eylem hazırlığında oldukları bilindiği halde bazı kamu görevlilerince korundukları, eylem bilgisinin Emniyet ve Savcılıktan gizlendiği, eylemden 12 saat önce yasak savma kabilinden adi bir kapalı zarf ile mesai saati bitiminde emniyete bildirildiği tespit edilmiştir.
4.07.11.2013 Tarihinde Adana Emniyet Müdürlüğü'ne yapılan bir ihbar üzerine, Genel Yetkili Savcılık tarafından verilen arama izni üzerine, Adana Merkezinde bir Tırda yapılan aramada 935 Adet havan topu mühimmatı ele geçirilmiştir. O tarihte konuya ilişkin olarak Adana Valisi H.A.C. tarafından, polis şapkası giyilerek yapılan açıklamada "Muhtemelen sınır dışında, yani Türkiye'de kullanılmayacağını biliyoruz. Ama nerede ve nereye gideceği konusunda farklı bilgiler var. Onlar net değil. Bunlar insani ihtiyaç değil. Bu maddeler birtakım savaş gereçleri olduğunu göre, birtakım örgütlere veya devletlere gitmesi muhtemel. Tırda uyuşturucu olduğu ihbarı üzerine arkadaşlarımız çalışmalarını yapmışlar ve bunun değerlendirilmesi sonucunda söz konusu yasak malzemelerin bulunduğu tespit edilmiştir ve bunun yasal gereği de yapılıyor. Tırın Konya'dan geçiş yaptığı bilgisi de var. Bununla ilgili kesin bir örgüt ismi yok ama bu şunu gösteriyor, Türkiye'de özelikle çevremizde birtakım yasa dışı örgütlere karşı kararlı tavır sergilendiğini ortaya koyuyor. Bu, gerekli hassasiyetin gösterildiği, intikal eden istihbaratın değerlendirildiğini, suç teşkil eden herhangi bir duruma meydan verilmediğini ortaya koyuyor. Daha önce de çeşitli iddialar vardı. Kimyasal malzemelerin Adana'dan güneye sevk edileceği konusu vardı. Bunları da polisimiz, güvenlik kuvvetlerimiz araştırmış ve en ufak iddiaları bile değerlendirerek meseleyi adli makamlara taşımıştır. Bu da öyle oldu. Türkiye, suç işlemek isteyenlerin ve insan hakları kavramını ihlal edenlerin yararlanabileceği bir ülke olmadığını da bu suretle göstermiş oldu. Adana Emniyet Teşkilatı da ilgili birimlerle işbirliği içerisinde devletimizin güvenliği, vatandaşımız huzuru için gece gündüz çalışmalarını devam ettiriyor." C. bir başka soru üzerine de roket başlıkları dışında ele geçirilen mühimmat bulunmadığını, roket başlıklarının kullanılabileceği aletlerin ise başka yerden temin edilme olasılığı bulunduğunu, roket başlıklarının hangi ülkeye ait olduğunun araştırıldığını, bir kısmının Türkiye'de üretilmiş olmasının muhtemel olduğunu kaydetti. Türkiye'nin teknolojide belli bir noktaya geldiğini bildiren C., "Ama bu teknik birikimini farklı amaçla ve kontrol dışı kullanmak isteyen, yasadışı yollara teknoloji tahsis etmek isteyenlere karşı da devletimiz bütün birimleriyle etkin şekilde mücadele etmektedir. Teknolojinin insanlığın barışı ve huzuru yönünde kullanılması konusunda güvenlik kuvvetlerimiz kararlı şekilde çalışmalarını sürdürmektedir" denilmiştir. Bu soruşturma dosyası o dönem derhal TMK 10 maddesi ile görevli Başsavcı vekilliğine aktarılmış, soruşturmaya tarafımızdan devam edilmiştir. Bu soruşturmanın devamında yine bir kısım kamu görevlilerinin söz konusu mühimmat sevkiyatını organize eden Suriyeli kişiler ile irtibatlı oldukları belirlenmiştir. Bizim görevden alınmamız sonrasında bu dosya ne hikmetse Devlet Sırrı kapsamına alınmıştır.
5.30.05.2013 tarihinde C. Savcısı M. A. tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, bir kısım El Kaide Terör örgütü bağlantılı kişilerin, ülkemizden sarin gazı yapımında kullanılan malzeme temin ettikleri, bu malzemeleri Suriye ülkesine götürecekleri tespit edilmiş, bu kişiler yakalanmış ve haklarında kamu davası açılmıştır.
6.Yaptığımız görev gereğince ve sorumluluk bölgemiz itibarı ile Suriye Ülkesinde devam eden iç savaşta Özgür Suriye ordusu dışında bazı selefi grupların öne çıktığı, özellikle El-Nusra ve IŞİD isimli oluşumların Özgür Suriye Ordusunu zayıflattıkları ve selefi bir devlet kurdukları, diğer tüm muhalif grupları kendilerine biat etmeye zorladıkları, Suriye Devleti yerine özellikle diğer muhaliflerle savaştıkları, bu grupların nihai hedeflerinin ise Türkiye Cumhuriyeti'ne yönelik cephe açmak olduğu, bunu açık kaynaklarda ifade ettikleri, bu örgütlere Dünyanın birçok yerinden katılım olduğu, birçok militanın ülkemiz üzerinden geçerek bölgeye gitmeye çalıştığı, birçok örgüt militanının Adana-Hatay ve G. Antep'te güvenlik güçlerince yakalandıkları, sınır güvenliği bulunmadığından ülkemize rahat rahat girip çıktıkları, yine o dönemde güvenlik güçlerince ülkemizin birçok yerinden çalınan kamyon-kamyonet türü araçların kaçak yollarla Suriye Ülkesine götürüldüğü, bunlara patlayıcı yüklenilerek ülkemizde eylem yapılabileceği yönünde istihbarı bilgilerin bulunduğu tarafımızdan bilinmekte idi. Görüldüğü gibi suçlamaya konu Tır ihbarları, görev bölgemiz itibarı ile dikensiz gül bahçesi olmayıp aksine çok titiz olunması, terör eylemlerine fırsat verilmemesi gereken bir ortamda yapılmıştır. Bu ortamda yapılan patlayıcı veya silah yüklü bir araç ihbarını yok saymak, arama yapılması için gereken tedbirlere izin vermemek vatana ihanet sayılabilecek ağırlıkta ihmal göstermek anlamına gelecekti. Bu ortam bilinmeden yahut dikkate alınmadan yapılan ve yapılabilecek yorumlar hariçten gazel okumak niteliğindedir. Hukuk düzeninde olaylar sonuçları ile değil sebepleri ve delilleri ile araştırılarak gerçeğe ulaşılır. Sondan-sonuçlardan başlayan ve geriye doğru çıkarımlar yapan anlayış hukuki değil siyasal bir yaklaşımdır. Yapılan soruşturma ve arama işlemlerine gelince: Öncelikle şunun bilinmesi lazım. Gerek 01/01/2014 Tarihinde Kırıkhan sınırlarında gerçekleşen olayda gerekse 19/01/2014 Tarihinde Adana'da gerçekleşen olayda, ne ihbarda ne arama sırasında ne de arama sonrasında bu araçların resmi bir kuruma ait olduğu, kişilerin o kurumun görevlisi olduğu yönünde hiçbir resmi yazı-bilgi dosyaya girmemiştir. Olaya karışan kişilerin kimlikleri ve görevleri halen bilinmemektedir ve dosyalarda buna dair resmi hiçbir veri yoktur. Zaten buna dair 19/01/2014 tarihli işlem sırasında üstü kapalı da olsa dosyaya sunulan resmi belge üzerine araçlara ve kişilere başka hiçbir işlem yapılmadan salıverilmiştir. Bir Cumhuriyet Savcısı olarak bu olayda esas aldığım ve uyguladığım yasa hükümlerini hatırlatmakta fayda bulunmaktadır. 5271 Sayılı CMK Madde 160 - (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Görüldüğü gibi Cumhuriyet Savcısı suç işlendiği izlenimi edindiği anda dahi harekete geçmek zorundadır. 5271 Sayılı CMK Madde 119 - (1) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./15.mad) Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri arama yapabilirler. Yolda hareket halinde olan bir aracın aranmasında gecikmesinde sakınca bulunan hal olgusunun bulunmadığını söylemek imkânsızdır. 4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanun Madde 4-Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek soruşturma izni isterler. Görüldüğü gibi suç işleyen kim olursa olsun tüm kamu görevlileri için uygulanması gereken genel yasa hükmü "ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten" bahsetmektedir.
C. Savcısı zorunlu ve ivedi delilleri toplar, kaybolmasından (Yolda hareket halinde bulunup Suriye ülkesine gidip savaşta kullanılma ihtimali olan) korkulan delilleri derhal toplar. Bu delilleri soruşturma izni vermeye yetkili mercie gönderir. Yasanın bu genel hükmü sadece özel yasasında engelleyici özel bir düzenleme var ise o engelle sınırlı olarak uygulanmaz. (Örneğin 2802 Sayılı Kanun Madde 88 - Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlleri dışında suç işlediği ileri sürülen hâkim ve savcılar yakalanamaz, üzerleri ve konutları aranamaz, sorguya çekilemez.) Şu halde tarafımızdan yapılan bu soruşturmada tamamen yasalara uygun hareket edilmiştir. Kaldı ki ana yollar üzerinde hareket eden araçlarla ilgili olarak o tarihlerde geçerli olan ve halen neredeyse bütün ülkede uygulanan, Sulh Ceza Hâkimlerince verilmiş "önleme araması" Kararları bulunmaktadır. Başka hiç bir karara ihtiyaç olmadan sırf bu önleme araması kararlarına istinaden dahi bu aramalar yapılabilirdi.
Arama yapıldığı sırada tırlarda bulunan kişiler sözlü olarak MİT görevlisi olduklarını beyan etmişlerse de (Ancak kimliklerinin kontrolünü sağlayacak şekilde kolluğa ve savcıya göstermemiş-vermemişlerdir); 2937 Sayılı Kanunun Madde 4. maddesinde Milli İstihbarat Teşkilatının görevleri şunlardır denilerek görevler sayılmış ve ... fıkrasında " (Değişik cümle: 17/04/2014-6532 S.K./1. md) Milli İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez. Milli İstihbarat Teşkilatı birimlerinin görev, yetki ve sorumlulukları Başbakanca onaylanacak bir yönetmelikte belirtilir." hükmü getirilmiştir. Görüldüğü üzere MİT'in silah ve patlayıcı taşıma, nakletme, ihraç etme gibi görevleri bulunmamaktadır. Ayrıca böyle bir görev verilemeyeceği yasa ile hüküm altına alınmıştır. Kaldı ki, 19/01/2014 tarihli arama sırasında görevi ve yetkisi olmadığı halde olay yerine gelen ve aramaya engel olmaya çalışan dönemin Adana Valisi Sayın H.A.C., bizzat dönemin başbakanına atfen, "Bu konuda kanun çıkarılacağı" söylenerek yapılan işin yasaya aykırı olduğu itiraf edilmiş, daha sonra da bilindiği üzere yasa değişikliğine gidilmiştir.
Peki, bu görev kime verilmiştir? Harp araç ve gereçleri ile silah, mühimmat ve patlayıcı madde üreten sanayi kuruluşlarının denetimi hakkında yönetmelik bu konuyu düzenlemiştir. Yönetmeliğin 19. Maddesinde "ihraç veya yurt dışına çıkarmada genel esaslar (1) Kontrole Tabi Listede belirlenen her türlü harp araç ve gereçleri ile silah, mühimmat ve bunlara ait yedek parçalarla patlayıcı maddelerin ihracı veya yurt dışına çıkarılmasına, Genelkurmay Başkanlığı ve Dışişleri Bakanlığının görüşleri de alındıktan sonra Makam tarafından izin verilebilir." Hükmü yer almıştır. Yine mevcut düzenlemelere göre bu tür bir nakil Silahlı Kuvvetler tarafından Valilikler koordine edilerek yapılır. Bu düzenlemeler de dikkate alındığında, yapılan ihbarların MİT ile irtibatlandırılması ve görev suçu gibi değerlendirilmesi imkânı yoktur. Bir basın açıklaması formatının dışına çıkmış olduğunun farkındayım ancak bir kısım kişi ve kurumlar, yasa hükümlerini ve yapılan işin ne olduğunu bilmeden yanlı ve yanlış verilerle, siyasal saiklerle değerlendirme yaparak bundan hukuki sonuçlar çıkarmaya çalışmaktadır. Bu nedenle halk tarafından da hukukun bu konuda ne emrettiğinin bilinmesi gerektiğine inanıyorum. Saygıdeğer Milletim: Ben küçük bir Anadolu Kasabasında çiftçi bir babanın 13. Çocuğu olarak dünyaya geldim. Hayata 5 yaşında lastik ayakkabı giyerek ve dana otlatarak başladım. Dershane, özel okul, özel ders alarak değil mütevazı okullarda şahsi gayretimle çalışarak Hukuk Fakültesi kazandım ve ardından çok istediğim bu mesleğe girdim. Meslek hayatımda bilerek kimsenin hakkını yemedim. Hep işimin hakkını vermeye, mesleğimin gereklerini yerine getirmeye çalıştım. Kimseye diyet borcum olmadan, kimseden emir almadan hukuka ve vicdanıma göre kararlar verdim. Hiçbir güç odağına boyun eğmedim. Geldiğim hiçbir konumu Allah'tan başkasına borçlu değilim. Çalışmalarım ile her görüşten HSYK-Adalet Müfettişleri ve Başsavcılarımdan takdir gördüm. Bugün binleri, görevimi hakkı ile yaptığım için hakkımda açığa alma kararı verdiler. Şerefimi açığa almaktansa mesleki olarak açığa alınmayı tercih ederim. Beni yokluğa mahkûm etmeye çalışanlar bilsinler ki, ben her yerde çalışır rızkımı kazanırım. Ancak Şerefimi kaybedenler bu şereflerini bir daha kazanamazlar. Vatan ve millet sevgisi, hukukun üstünlüğü, kimsenin suç işleme özgürlüğü olmadığı bilinci ile hareket ederken bazı güç odaklarının kirli ilişkilerine bilmeden çomak sokmuşuz. Bunun bir diyeti varsa bunu da öderiz. Ancak hiç kimse kendisini devlet yerine koyamaz. Devlet bütün organları ile devlettir. Devlet sadece yürütme erki veya muhaberat teşkilatından ibaret değildir. Bugün Suriye ülkesinde yaşanan, giderek ülkemize ve batı ülkelerine de sirayet eden terör eylemleri, görevimiz sırasında bilmeden ne kadar önemli bir tezgâhı açık ettiğimizi göstermektedir. Bunu aklıselim herkesin göreceğini umuyorum. Elbette ki somut olarak hiçbir kişi ya da kurumu hedef almıyorum. Ancak sorumluların eninde sonunda bağımsız yargı mercileri önünde hesap vermekten kurtulamayacaklarına inanıyorum. Bu karar beni kısa vadede kişisel olarak mağdur edebilir. Ancak ben tarih önünde, vicdan aynasında, hukuk önünde yapmam gerekeni yaptığıma inanıyorum. Şahsıma yapılan mesnetsiz saldırılar, hukuka aykırı işlemler ile ilgili olarak da hukuktan başka yol bilmediğim için ulusal ve uluslararası merciler önünde hukuk mücadelemi sürdüreceğim. Bugün yapılan şey aslında şahsıma ve bazı mesai arkadaşlarıma karşı yapılmaktan çok anayasal düzene karşıdır. Devletin Adli Teşkilatı, Devletin Jandarma Teşkilatı nezdinde Silahlı Kuvvetleri, suça bulaşan çok az sayıda İstihbarat görevlisini ve onlara yasadışı emir verenleri korumak adına feda edilmektedir. Adeta aslanlar kediye boğdurulmaktadır. Devletin Adli Teşkilatı, Devletin Jandarma Teşkilatı nezdinde Silahlı Kuvvetleri sanki başka bir ülkenin teşkilatlarıymış gibi fütursuzca casusluk suçlamaları ile muhatap edilmektedir. Bu akıl ve izan dışı saldırılar inşallah hukuk düzeninde karşılığını bulacaktır. Bize karşı yapılan saldırıların asıl mesajı diğer meslektaşlara yöneliktir. Bütün hâkim ve savcılar korkutularak güçlülere dokunulmaması sağlanmak istenilmektedir. Evet, korkanlar olacaktır ama korkaklık bir hâkim ve savcı sıfatı değildir. Dürüst ve namuslu meslektaşlarımın bu korku iklimine boyun eğmeyeceklerine, önlerine gelen işlerde hak ve adaletten ayrılmadan hüküm vereceklerine inanıyorum. Büyük Hukuk İnsanı, Onursal Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un dediği gibi "Her hukukçu bütün insanların ve insanlığın yazgısından sorumludur. Kamuoyuna saygı ile duyurulur." şeklinde paylaşımda bulunduğu.
Düzenlenen 22/02/2017 tarihli soruşturma raporu ile davacının soruşturmaya konu fiilleri nedeniyle meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılması teklif edilmiş, anılan disiplin soruşturma raporunu değerlendiren Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile de; "Somut olayın FETÖ/PDY mensubiyeti ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. İlgilinin (davacının) 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Kurulunun 24.08.2016 tarihli kararı ile FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisaklı oldukları gerekçesi ile meslekten çıkartıldığı, FETÖ/PDY terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı başlatmış olduğu gizli savaşın kamuoyunda MİT krizi olarak adlandırılan olay ile başladığı, bunu 17-25 Aralık operasyonları ve devamında MİT tırlarının durdurulması operasyonlarının izlediği, bu örgütün Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin yürüttüğü dış siyaset ile özellikle Suriye politikasından duyduğu rahatsızlık sonucu Milli İstihbarat Teşkilatının Suriye'de 2937 sayılı yasa kapsamında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının bilgisi dahilinde gerçekleştirdiği devlet sırrı niteliğindeki faaliyetlerini ve ihtiyaç sahiplerine yardım götürmesini engellemek amacıyla ilgili (davacı) ve mensubu olan diğer üyeleri aracılığıyla MİT tırlarını durdurarak yardımların gitmesine engel oldukları, burada Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Hükümetini, gerek yurt içinde gerekse uluslararası platformda zor durumda bırakmak ve itibarsızlaştırmanın, El Kaide vb. Terör örgütlerine yardım ettiği görüntüsü vererek uluslararası yargı organları nezdinde hukuki ve cezai sorumluluk altına sokmanın hedeflendiği, ilgilinin (davacının) bu eylemleri nedeniyle yargılandığı, ilgilinin (davacının) soruşturmaya konu bu dosyada ise; "MİT TIR'ları, KCK Davaları, Reyhanlı Patlaması, Niğde Saldırısı, Suruç Patlaması" olarak bilinen soruşturmalar ile ilgili, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10., Anayasa'nın 25 ve 26. maddeleri uyarınca güvence altına alınan düşünce ve kanaat hürriyeti ile düşünceyi açıklama hürriyetinin kullanılması sırasında, eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilemeyecek biçimde, yargısal yükümlülük ve görevi ile bağdaşmayacak şekilde, demokratik bir toplum için gerekli meşru bir amaçla orantılı olmayan, başkalarını, kişilere kamu görevlilerine veya toplumun bir kesimine karşı şiddete teşvik edici ve görevinin gerektirdiği tarafsızlığa da aykırı bir tutum sürdürerek, adli teşkilatın bağımsızlığına toplumun inanç ve güveninin azalmasına yol açacak biçimde; çeşitli gazetelere, haber ajanslarına, internet sitelerine verdiği röportaj, yazdığı yazı ve mektuplarla açıklamalarda bulunarak, Milli İstihbarat Teşkilatının Suriye'de faaliyet gösteren aşırı grupları desteklediği, El-Kaide terör örgütüne tırlarla silah gönderdiği, terör örgütleri ile işbirliği yaptığı ve sağlıklı şekilde faaliyetlerini yürütemediği algısını oluşturmak amacıyla, gerçeğe aykırı haber yapılmasına neden olduğu, ilgilinin (davacının) paylaşımlarıyla yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan ilgili düzenlemelere ve ilkelere aykırı hareket etmek suretiyle görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getiremeyeceğini açıkça ortaya koyduğu, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendilerine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olarak bu eylemleri gerçekleştirdiği, soruşturma konusu eylemleri nedeniyle "görevi kötüye kullanma" suçundan yargılandığı, Bangolar Yargı Etiği İlkelerinde belirtilen ve bir hakim savcının haiz olması gereken; bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük,eşitlik, ehliyat ve liyakat olarak sayılan özellikleri yitirdiği kanaatine varıldığı" belirtilerek, davacının, eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görülmesi nedeniyle 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Davacının, meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebi Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile ve bu karara karşı yaptığı itiraz başvurusu da Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:.., K:… sayılı kararı ile reddedilmiş, böylece davacı hakkında verilen meslekten çıkarma cezası kesinleşmiştir. Nihayetinde, davacı tarafından Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bakılmakta olan dava açılmıştır.
Bununla birlikte, dava konusu disiplin cezasına konu fiilleri nedeniyle verilen kovuşturma izni üzerine ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında " Görevi Kötüye Kullanma" suçundan Türk Ceza Kanunu 257/1, 43/1, 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması amacıyla yargılanması için son soruşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesinde açılmasına karar verildiği ve Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:... sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiğinin anlaşılmıştır.
Diğer taraftan, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi de aynı Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir.
Davacı tarafından, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin ... tarih ve … sayılı kararın iptali istemiyle açılan davanın Dairemizin 06/07/2020 tarih ve E:…, K:2020/3141 sayılı kararı ile; "... davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ..." gerekçesiyle reddedildiği ve anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2022/2959 esas sayısına kayıtlı dava dosyasında temyiz incelemesinin devam ettiği anlaşılmıştır.
Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay (kapatılan) ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:.., K:… sayılı (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin (ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı) kararı ile "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan TCK'nın 327/1. maddesi gereğince 6 yıl, "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak" suçundan TCK'nın 329/1. maddesi gereğince 8 yıl ve "silahlı terör örgütü üyeliği (FETÖ/PDY)" suçundan TCK'nın 314/2., 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri gereğince 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla düzeltilerek onandığı anlaşılmış, böylece davacı hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin kesinleştiği görülmüştür.
İNCELEME VE GEREKÇE
İLGİLİ MEVZUAT: 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Disiplin Cezaları" başlıklı 62. maddesinde, Hâkim ve Savcılara, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulunca, uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma cezalarından birinin verileceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un dava konusu işlemin de dayanağı olan "Meslekten Çıkarma Cezası" başlıklı 69. maddesinde de; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, davalı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca, davacının disiplin cezasına konu olan eylemlerini FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile olan iltisak ve irtibatı kapsamında plânlı bir organizasyonun parçası olarak anılan örgütün hukuk dışı amaçlarının gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendilerine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olarak gerçekleştirdiği belirtilerek dava konusu meslekten çıkarma cezasının verildiği görülmektedir.
Dairemizin, eski yargı mensuplarının 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadıklarına ve meslekten çıkarılmalarına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunca verilen kararlara karşı açtıkları davalarda verilen kararlarında da belirtildiği üzere; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/09/2017 tarih ve E:2017/16.MD-956, K:2017/370 sayılı kararında; FETÖ’nün, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; “Altın Nesil” adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren özellikle, mülkiye, adliye, emniyet, millî eğitim ve TSK içerisinde kadrolaşmaya giden FETÖ liderinin vaaz, röportaj ve kitaplarında bulunan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun anılan kararında da yer alan “Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!”, "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!", “Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır. …bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım. …sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.”, “Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak” şeklindeki sözleri bu suigeneris örgütün, Devleti ele geçirme gayretlerinin somut talimatları olarak ortaya çıkmıştır.
Nihayetinde, FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur.
Bu çerçevede dava konusu olay değerlendirildiğinde, Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken ... tarih ve 2016/426 sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan davacının, yukarıda ayrıntısına yer verilen bir takım açıklamalar ve yazmış olduğu yazılar ile Milli İstihbarat Teşkilatının Suriye'de faaliyet gösteren aşırı grupları desteklediği, El-Kaide terör örgütüne tırlarla silah gönderdiği, terör örgütleri ile işbirliği yaptığı ve sağlıklı şekilde faaliyetlerini yürütemediği algısını oluşturmak amacıyla, gerçeğe aykırı haber yapılmasına neden olduğu, bu paylaşımlarıyla ilgili düzenlemelere ve ilkelere aykırı hareket etmek suretiyle görevlerini tarafsız, önyargısız ve iltimassız olarak yerine getiremeyeceğini ortaya koyduğu, yargıya duyulan güven ve saygınlığı ortadan kaldırdığı, plânlı bir organizasyonun parçası olarak hukuk dışı amaçların gerçekleştirilmesine ve örgütsel hiyerarşi içerisinde kendilerine verilen görevi yerine getirmeye yönelik olarak bu eylemleri gerçekleştirdiği, Bangolar Yargı Etiği İlkelerinde belirtilen ve bir hakim savcının haiz olması gereken bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk ve tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyat ve liyakat olarak sayılan özellikleri yitirdiği ve mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozduğu gerekçesiyle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırıldığı görülmektedir.
Kararımızın "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" başlıklı kısmında da yer verildiği gibi, davacının, Hakimler ve Savcılar Genel Kurulunun ... tarih ve … sayılı kararı ile 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verildiği ve bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebinin de aynı Kurul tarafından … tarih ve … sayılı kararla reddedildiği, bunun üzerine davacı tarafından, ... tarih ve … sayılı kararın iptali istemiyle açılan davanın Dairemizin 06/07/2020 tarih ve E:2016/58279, K:2020/3141 sayılı kararı ile; "... davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği ..." gerekçesiyle reddedildiği ve anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2022/2959 esas sayısına kayıtlı dava dosyasında temyiz incelemesinin devam ettiği anlaşılmaktadır.
Ayrıca, davacının, ceza yargılaması sonucunda Yargıtay (kapatılan) ... Ceza Dairesinin (İlk Derece) … tarih ve E:.., K:… sayılı (Yargıtay ... Ceza Dairesinin (ilk derece) … tarih ve E:…, K:… sayılı) kararı ile "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek" suçundan TCK'nın 327/1. maddesi gereğince 6 yıl, "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak" suçundan TCK'nın 329/1. maddesi gereğince 8 yıl ve "silahlı terör örgütü üyeliği (FETÖ/PDY)" suçundan TCK'nın 314/2., 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri gereğince 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve anılan kararın temyiz incelemesi sonucu Yargıtay Ceza Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla düzeltilerek onandığı anlaşılmış, böylece davacı hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin kesinleştiği görülmüştür. Dolayısıyla, davacı hakkında FETÖ silahlı terör örgütüne üyelik suçundan kesinleşmiş bir yargı kararı bulunduğu görülmektedir.
Öte yandan, Kararımızın "İlgili Mevzuat" başlıklı kısmında yer verildiği üzere 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrasına göre, suç teşkil etmeyen ve hükümlülüğü gerektirmeyen fiillerin dahi, “hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte” oldukları takdirde, hâkim ve savcıların meslekten çıkarılmaları sonucunu doğuracağı kurala bağlanmıştır.
Hâkimlik ve savcılık mesleğini ifa eden yargı mensuplarının, toplum nezdinde güvenilir ve saygın kişiler olması gerekir. Toplumun yargı kurumlarına, yargı kararlarına ve yargı mensuplarına saygı duymalarının sebebi, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı yanında yargı mensuplarının kişiliklerine olan saygı ve güvenden de kaynaklanmakta olup, yargı görevini yerine getiren kişilerin, adaleti gerçekleştirdikleri kadar bunu görüntü olarak da sağlamaları gerekmektedir. Yargı kurumlarının itibarı ve güvenilirliği, hâkimlik ve savcılık mesleğini icra eden yargı mensuplarının kamuoyu nezdindeki itibarı ve saygınlığı ile doğru orantılıdır. Hakimlik ve savcılık mesleğinin şeref ve onurunu, nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte fiilleri işleyen hâkim ve savcıların meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmaları ile korunan hukuki değer, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının toplum nazarındaki saygınlıkları ve itibarlarıdır. Bu mesleğin saygınlığı ve onuru hem yargı mensuplarının öncelikle kendi kişiliklerine yönelik özel saygınlığı ve hem de toplumun yargı kurumlarına ve yargı mensuplarına duyduğu genel güven ve saygınlığı ifade eder.
Hukuk Devleti, yargı kurumlarının ve yargı mensuplarının kamuoyundaki güven ve itibarını (saygınlığını) korumak ve buna aykırı her türlü tutum ve davranışları suç sayarak cezalandırmakla görevli ve sorumludur. Bu nedenle, yasa koyucu, yargı mesleğinin onur ve şerefini bozucu eylem ve davranışlarda bulunan yargı mensuplarını disiplin hukuku açısından, meslekten çıkarma cezası yaptırımına bağlamıştır.
Dolayısıyla, uyuşmazlık konusu olayda, dava dosyasında mevcut bilgi-belgeler ve davacının disiplin cezasıyla cezalandırılmasına dayanak teşkil eden söz konusu açıklama ve yazı içerikleri ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etmek", "Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak" ve "FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üyelik" suçlarından dolayı hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan davacının, söz konusu eylemlerini üyesi olduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaç ve gayesi doğrultusunda hareket ederek gerçekleştirdiği ve sûbut bulan eylemlerinin mesleğin şeref ve onurunu, memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Netice itibarıyla, davacının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yeniden incelenmesi talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında hukuka aykırılık görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;
1.Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının yeniden incelenmesi talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptali istemi yönünden DAVANIN REDDİNE,
2.Davacının adli yardım isteminin kabul edilmiş olması nedeniyle davanın açılışı sırasında tahsil edilemeyen ve ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacıdan tahsili için müzekkere yazılmasına,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 25/05/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (X) KARŞI OY :
Dava; en son Zonguldak Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapmakta iken ... tarih ve … sayılı Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiş olan davacı tarafından, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinin son fıkrası uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinin … tarih ve E:.., K:… sayılı kararının yeniden incelenmesi talebinin reddine dair aynı Dairenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararına yönelik itirazının reddine ilişkin Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının iptaline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Uyuşmazlıkta, davacının meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davaya konu uyuşmazlıkta uygulanacak mevzuat hükmünün ortaya konulması ve dava konusu işlemin bu mevzuat hükmüne uygun olarak tesis edilip edilmediğinin irdelenmesi gerekmektedir. 26/02/1983 tarih ve 17971 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun "Disiplin Cezaları" başlıklı 62. maddesinde, Hâkim ve Savcılara, sıfat ve görevleri gereklerine uymayan hal ve hareketlerinin tespit edilmesi üzerine durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre Hâkimler ve Savcılar Kurulunca, uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer değiştirme ve meslekten çıkarma cezalarından birinin verileceği düzenlenmiştir.
Anılan Kanun'un 63. maddesinde "uyarma", 64. maddesinde "aylıktan kesme", 65. maddesinde "kınama", 66. maddesinde "kademe ilerlemesini durdurma", 67. maddesinde "derece yükselmesini durdurma" ve 68. maddesinde "yer değiştirme" cezasını gerektiren fiil ve hallere ayrı ayrı ve açıkça yer verilerek hangi hallerde hangi disiplin cezasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Diğer yandan, 2802 sayılı Kanun'un dava konusu işlemin de dayanağı olan "Meslekten çıkarma cezası:" başlıklı 69. maddesinde ise; "Meslekten çıkarma: Bir daha mesleğe alınmamak üzere göreve son verilmesidir. 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası almış olmak veya taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarılmayı gerektirir. Ancak, verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması ve cezanın ertelenmiş, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde meslekten çıkarma cezası yerine, yer değiştirme cezası verilir. Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.
Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir. Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir." hükümlerine yer verilmiştir.
Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri incelendiğinde, kanun koyucunun Hâkim ve Savcılar için meslekten çıkarma cezasını diğer disiplin cezalarından farklı olarak düzenlediği, diğer disiplin cezalarında disiplin cezalarını gerektiren fiil ve hallere açıkça yer verirken meslekten çıkarma cezası için bu yönde bir düzenleme yapmadığı görülmektedir. Buna göre 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 69. maddesinde meslekten çıkarma cezasını gerektiren durumlar şu şekilde sıralanmıştır;
1.69. maddenin ... fıkrasına göre; - 68 inci maddenin (e) bendinde yazılı hallerden dolayı hangi sınıf ve derecede olursa olsun iki defa, diğer hallerden dolayı bir derecede iki veya derece ve sınıf kaydı aranmaksızın üç defa yer değiştirme veya derece yükselmesinin durdurulması cezası alınmış olması ve, - Taksirli suçlar hariç olmak üzere, altı aydan fazla hapis veya affa uğramış olsa bile 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan biri ile kesin hüküm giymek meslekten çıkarma cezasını gerektiren durumlar olarak düzenlenmiştir.
Buna göre, taksirli suçlar hariç altı aydan fazla hapis cezası, bir başka deyişle kasten işlenmiş bir suçtan dolayı altı aydan fazla hapis cezası alınması veya affa uğramış olsa bile 8'inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan (Kanun'un 8'inci maddesinin (h) bendinde yazılı suçlar ise; Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlarla zimmet, ihtilas, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve ve haysiyet kırıcı bir suçtan veya kaçakçılık, resmi ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçları olarak belirtilmiştir.) biri ile kesin hüküm giyilmiş olması meslekten çıkarma sebebidir.
Diğer yandan, ... fıkranın ... cümlesinde, Türk Ceza Kanunu'na göre verilen cezanın 8 inci maddenin (h) bendinde yazılı suçlardan dolayı verilmemiş olması, cezanın ertelenmiş olması, Türk Ceza Kanunu'nun 50 nci maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmiş veya yüzseksen günden fazla adlî para cezası olması halinde ilgili hâkime meslekten çıkarma cezası yerine bir alt ceza olan yer değiştirme cezası verileceği öngörülmüş, dolayısıyla bu durumlarda meslekten çıkarma cezası verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Ayrıca, 69. maddenin üçüncü fıkrasında "Birinci fıkra dışında kalan ceza mahkûmiyetlerinin ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesindeki ceza veya tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın suçun niteliğine göre 64, 65, 66, 67 veya 68 inci maddelerde sayılan disiplin cezalarından biri verilir.’’ denilmek suretiyle söz konusu durumlarda artık meslekten çıkarma cezasının verilemeyeceği, suçun niteliğine Kanun'un anılan maddelerinde belirtilen aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesinin durdurulması, derece yükselmesinin durdurulması veya yer değiştirme cezalarından birisinin verileceği kurala bağlanmıştır.
2.69. maddenin dördüncü fıkrasına göre; Hükümlülüğü gerektiren suç, mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte görülürse, Kanunda daha alt derecede bir disiplin cezası öngörülmemiş olmak kaydıyla, cezanın miktarına ve ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50'nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın, meslekten çıkarma cezası verilir.
Bu fıkra hükmüne göre, mahkûmiyet hükmüne konu suçun, "mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte" bir suç olarak görülmesi ve Kanun'da daha alt bir disiplin cezası öngörülmemiş olması durumunda, verilen cezanın miktarına ya da diğer ceza ve tedbirlere çevrilmiş olup olmadığına bakılmaksızın ilgili hâkim veya savcıya meslekten çıkarma cezası verilebilecektir.
3.69. maddenin beşinci ve son fıkrasına göre ise; disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde meslekten çıkarma cezası verilir. Buna göre ilgili hakim ve savcının eylemi herhangi bir suç teşkil etmese bile hâkimlik mesleğinin şeref ve onuru ile memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde ilgiliye meslekten çıkarma cezası verilebilir.
Görüldüğü üzere, kanun koyucu tarafından meslekten çıkarma cezasının hakim ve savcılar hakkında verilecek diğer disiplin cezalarından farklı şekilde düzenlendiği, meslekten çıkarma cezasını gerektirir belirli bir fiil ve hale (belli sayıda yer değiştirme ve derece yükselmesinin durdurulması cezasının öngörüldüğü haller hariç) yer verilmediği, buna karşın ilgili hakim ve savcı hakkında açılacak kamu davası ve yürütülecek ceza yargılaması sonucunda verilecek karara göre (suçun niteliği, hükümlülüğü gerektirip gerektirmediği, verilen hapis cezasının süresi, cezanın ertelenmiş veya 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 50'nci maddesindeki ceza veya tedbirlerden birine çevrilmiş olup olmadığı gibi hususlar dikkate alınarak) meslekten çıkarma cezası verilmesini gerektiren ve gerektirmeyen durumların ayrıntılı olarak düzenlendiği görülmektedir.
Gelinen bu aşamada, 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesi bir bütün olarak incelendiğinde, hâkim ve savcıların işledikleri fiiller nedeniyle meslekten çıkartılmaları hususunda iki halin düzenlendiği anlaşılmaktadır. Birinci hâl; konusu suç teşkil etmeyen fiiller nedeniyle 69. maddenin son fıkrası uyarınca meslekten çıkartılma hali, ikici hâl ise; konusu suç teşkil eden fiiller nedeniyle meslekten çıkartılma halidir.
Disiplin cezasına konu fiilin suç teşkil etmediği hallerde söz konusu fiilin mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte olması durumunda her zaman meslekten çıkarma cezası verilebilmesi mümkün iken, konusu suç teşkil eden fiillerde ise ancak ilgili hakkında bu hususta bir ceza yargılaması yapıldıktan sonra verilecek karara göre fiilin aynı zamanda mesleğin şeref ve onurunu bozan veya mesleğe olan genel saygı ve güveni gideren nitelikte olup olmadığı noktasında değerlendirme yapılabileceği anlaşılmaktadır.
Nitekim, 69. maddenin dördüncü fıkrasında "hükümlülüğü gerektiren suç" ibaresi ile hüküm giymiş olma, anılan maddenin son fıkrasında "hükümlülüğü gerektirmese bile" ibaresi ile ise beraat etmiş olma haline vurgu yapıldığı, bu haliyle işlenen fiilin meslekten çıkarma cezasını gerektiren bir fiil olup olmadığının değerlendirilebilmesi için öncelikle bir ceza yargılamasının yapılmış olmasının ve bu yargılama neticesinde verilecek karara göre bir değerlendirme yapılacağının öngörüldüğü sonucuna varılmaktadır.
Öte yandan, Anayasa'nın "Hakimlik ve savcılık teminatı" başlıklı 139. maddesinde yer alan "Hakimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." hükmü ile 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesinin bir arada irdelenmesinden; yasa koyucunun, yaptıkları görev gereği verdikleri kararlardan etkilenen tarafların haksız isnatlarına maruz kalma ihtimali bulunan hakim ve savcıların haklarında disiplin yönünden işlem tesis edilmeden önce maddi gerçeğin ceza yargılaması sonucu ortaya çıkmasını amaçladığı ve yargılamanın sonucuna göre mevcut delil durumu dikkate alınarak eylemin aynı zamanda mesleğin şeref ve onurunu bozup bozmadığı yolundaki değerlendirmenin bu aşamada yapılması gerektiğini belirttiği anlaşılmaktadır. 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesi ile anılan Kanun'un disipline ilişkin diğer maddeleri bir bütün olarak ele alındığında da, kanunun sistematiğinin yasa koyucunun bu amacını doğrular nitelikte olduğu görülmektedir.
Diğer yandan, 2802 sayılı Kanun'un 72. maddesinin ... ve üçüncü fıkralarında; "Meslekten çıkarma ve yer değiştirme cezalarını gerektiren eylemler hariç olmak üzere, bu Kanuna göre disiplin soruşturmasını gerektiren eylemlerin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmiş ise disiplin soruşturması açılamaz. Disiplin cezasını gerektiren eylemin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasını gerektiren eylem, aynı zamanda bir suç teşkil eder ve bu suç için kanunda daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş olur ve ceza soruşturması veya kovuşturması da açılır ise, ... fıkrada belirtilen süre yerine bu süreler uygulanır. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca kovuşturma sonucunun beklenmesine karar verilenler hakkında ise, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar." hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda disiplin cezası verme zamanaşımı ile ilişkili olarak konusu suç teşkil eden fiiller hakkında ceza zamanaşımı süresine yer verilmezken, 2802 sayılı Kanun'da disiplin cezası verme zamanaşımı süresi ceza yargılaması ile ilişkilendirilmiştir (2802 sayılı Kanun md.72/3). Dolayısıyla, 2802 sayılı Kanun'un zamanaşımı hususunu düzenleyen 72. maddesi ile meslekten çıkarma cezasını düzenleyen 69. maddesi bir arada incelendiğinde de, yasa koyucunun, konusu suç teşkil eden fiillerde ceza yargılamasının sonucunun beklenilmesini öngörmesi nedeniyle bu düzenlemeye paralel olarak disiplin cezası verme zamanaşımı süresini ceza yargılamasında yer alan süreler kadar genişlettiği anlaşılmaktadır.
Bu değerlendirmeler ışığında, davalı idarenin, hakkında disiplin soruşturması yapılan ilgili hakim veya savcıyı 69. maddenin son fıkrası uyarınca doğrudan ve derhal meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırması, ilgilinin konusu suç teşkil etmeyen fiilleri hakkında mümkün olup, 69. maddenin uygulanması hususunda davalı idarece önce kişinin eyleminin suç teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi, konusu suç eden eylemler ile ilgili olarak kovuşturma izni verilerek açılacak ceza soruşturması/kovuşturmasının sonucunun beklenmesi ve ceza yargılaması neticesinde verilecek hükme göre değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
Aksi halde, konusu suç teşkil eden fiillerin işlenmesi halinde davalı idarece 69. maddenin son fıkrası uyarınca disiplin cezası verilerek ilgilinin doğrudan meslekten çıkarılması, suç işleyen hakim/savcının adli yönden cezasız kalması sonucuna yol açabileceği gibi, hakkında isnatta bulunulan hakim/savcının ceza mahkemesi önünde kendini aklama hakkının da elinden alınması sonucunu doğurabilecektir. Bunun yanında, davalı idarece doğrudan 69. maddenin son fıkrası uyarınca bir karar verilmesi durumunda, anılan maddenin diğer fıkraları işlevsiz hale gelecek ve söz konusu fıkraların konuluş amacına aykırı hareket edilmiş olunacaktır. Ayrıca, idarece bu yönde doğrudan verilecek bir meslekten çıkarma kararından sonra ilgili hakkında ceza mahkûmiyetine karar verilmesi veya mahkûmiyetinin ertelenmesi veya diğer ceza ve tedbirlere çevrilmiş olması durumunda diğer fıkra hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı sorusu gündeme gelecek ve bu durum da ilgilinin aleyhine sonuçlar doğurabilecektir.
Uyuşmazlıkta, davacı hakkında konusu suç teşkil ettiği anlaşılan disiplin cezasına konu fiilleri nedeniyle verilen kovuşturma izni sonucunda … Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacı hakkında " Görevi Kötüye Kullanma" suçundan Türk Ceza Kanunu 257/1, 43/1, 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması amacıyla yargılanması için son soruşturmanın yargıtay ilgili ceza dairesinde açılmasına karar verildiği ve Yargıtay ... Ceza Dairesinin E:…. sayılı dosyasında yargılamanın devam ettiğinin anlaşıldığı, buna karşın davalı Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesinde hakkında yürümekte olan ceza davasının sonucu beklenmeden … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla doğrudan, 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesinin son fıkrası uyarınca davacının meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu durumda, olayda, davalı Hakimler ve Savcılar Kurulunca öncelikle hakkında disiplin cezasına konu fiilleri nedeniyle ceza kovuşturması yürütülen davacının, bu yargılamasının sonucunun beklenmesi ve kovuşturma neticesinde verilecek karara göre 2802 sayılı Kanun'un 69. maddesi hükümlerinin tatbik edilmesi gerekirken, bu yapılmaksızın anılan maddenin son fıkrası uyarınca davacının doğrudan meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu kararda hukuka uyarlık bulunmadığı ve anılan kararın iptaline karar verilmesi gerektiği oyuyla, davanın reddi yolundaki çoğunluk kararına katılmıyorum.