Esas No
E. 2023/12144
Karar No
K. 2023/11600
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Sigorta Hukuku

10. Hukuk Dairesi         2023/12144 E.  ,  2023/11600 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

SAYISI: 2022/197 E., 2022/591 K.
KARAR: Kısmen kabul

Taraflar arasında 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsisi ve yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece İlk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne dair, karar verilmiştir.

Dairemiz bozma kararına İlk Derece Mahkemesince direnilmesi üzerine dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş ve Hukuk Genel Kurulunca verilen son kararın yeni hüküm olduğu ve Dairece inceleme yapılması gereği ile dosya dairemize gönderilmek ve davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin 15.10.1989-14.11.2010 tarihleri arasında Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf subay (pilot) olarak görev yaptığı süreye ilişkin 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı mevcut olduğunu, daha sonra özel bir havayolu şirketinde çalışmaya başladığını, hizmetlerinin birleştirilmesi için yaptığı başvuruya davalı Kurumca 16.05.2017 tarihli yazı ile 21 yıl 1 ayl hizmet süresi ve 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı olmak üzere toplam hizmet süresinin 25 yıl 4 ay 15 gün olduğu yönünde cevap verildiğini, 31.05.2017 tarihli tahsis talebinin de reddedildiğini ancak fiili hizmet süresi zammının tamamının hem sigorta başlangıç tarihinden geri çekilmesi hem de emeklilik yaş haddinden indirilmesi gerektiğini, davalı Kurumun fiili hizmet süresi zammının sadece 762 günlük kısmını sigorta başlangıç tarihini geriye götürecek şekilde şekilde uyguladığını, yaş haddinden ise indirmediğini, bu nedenle Kurum işleminin hatalı olduğunu ileri sürerek müvekkilinin 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet süresinin hizmet başlangıç tarihinden ve emeklilik yaş haddinden indirilerek müvekkilinin talep tarihini takip eden 01.06.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile her bir aylığın hak ediliş tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 26.09.2019 tarihli ve 2017/337 Esas, 2019/248 Karar sayılı kararı ile doğum tarihi 12.10.1971 olan davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yaptığı 15.10.1989-14.11.2010 tarihleri arasında 5434 sayılı Kanun kapsamında; 01.12.2010-31.05.2017 tarihleri arasında ise 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında hizmeti ile 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet süresi zammı bulunduğu, yaşlılık aylığı şartları belirlenirken 23.05.2002 tarihine kadar geçen sigortalılık süresi ile fiili hizmet süresi zammının tamamı değerlendirildiğinde 25 yıllık sigortalılık süresi, 49 yaş ve 5300 prim ödeme gün sayısı şartlarını sağlaması gerektiği, davacının 506 sayılı Kanun’un ek 39 uncu maddesi kapsamında fiili hizmet süresi zammı yaş haddinden indirildiğinde 44 yıl 8 ay 15 gün yaş şartına tabi olduğu, prim ödeme gün sayısı ve sigortalılık süresi yanında belirlenen yaş şartını 27.06.2016 tarihi itibari ile yerine getirdiğinden tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.06.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanacağı ve 3 aylık yasal işlem süresinin de gözetildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının tahsis talebi doğrultusunda 01.06.2017 tarihinden itibaren emekli aylığına hak kazandığının tespitine, davacıya ödenmesi gereken 01.06.2017 başlangıç tarihli aylıkların 01.10.2017 tarihinden başlamak üzere ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 04.11.2021 tarihli ve 2019/2063 Esas, 2021/1449 Karar sayılı kararı ile davacının aylık koşullarının oluştuğu ve mahkeme kararında hata bulunmadığı gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A

. Bozma Kararı

1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Dairemizin bozma ilamı ile, "...Eldeki davada, davacı, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazandığı fiili hizmet süresi zammının tamamının tahsis şartlarında dikkate alınması ile tahsis yapılırken sigortalılık başlangıç tarihinden geriye çekilmesi ve bulunacak sigortalılık süresine göre tabi olunması gereken yaş haddinden de düşülerek, kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır.

Uyuşmazlığın çözümü bakımından, öncelikle davacının hak kazandığı fiili hizmet zammı kavramı, niteliği ve 5434 sayılı Kanun'daki itibari hizmete ilişkin hükümlerin varlığı ile 506 sayılı Kanun kapsamında yer alan itibari hizmet süresi kavramları ile birlikte yaşlılık aylığı tahsis koşulları üzerinde durulmalıdır. 5434 sayılı Kanun'un 10 uncu kısmında (3 üncü ila 34 üncü maddeleri arasında) fiili hizmet müddeti, 11 inci kısmında (35 ila 38 inci maddelerinde) ise itibari hizmet süresi düzenlenmiştir. 5434 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde “Fiili hizmet müddeti; iştirakçinin 30 uncu madde gereğince bu kanunla tanınan haklardan faydalanmaya başladığı tarihten itibaren tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği müddet” olarak tanımlanmış, 32 nci maddesinde; İştirakçilerin, 5434 sayılı Kanun kapsamında kesenek ödenen her yılı için görevlerine göre eklenecek fiili hizmet zamları belirlenmiş ve 32 nci maddede gösterilen vazifelere yılbaşından sonra girenlerin fiili hizmet müddet zamlarının, girdikleri ay hariç olmak üzere, o yılın geri kalan ayları için ve yılsonundan önce ayrılanların fiili hizmet müddeti zamlarının, ayrıldıkları ay da dâhil olmak üzere, yılın geçmiş ayları için hesaplanacağı belirtilmiş, ayrıca fiili hizmet müddeti zamlarının, emeklilik işlemlerinde fiili hizmet sayılacağı fakat toplamının 8 yılı geçemeyeceği belirtilmiş olsa da, Lokomotif makinist ve ateşçilerin bu süreden istisna olduğu, son olarak 34 üncü maddesinde ise, fiili hizmet sürelerinin her yıl ilgili kurumlarınca, yılsonlarından itibaren 3 ay içinde Sandığa göndermeye ilişkin zorunluluk düzenlenmiştir. Eklemek gerekirse; 5434 sayılı Kanun'un geçici 205 inci maddesinde de, 32 nci madde gereğince fiilî hizmet sürelerine zam yapılanların bu maddede belirtilen yaş hadlerinden, hizmetlerine eklenen fiilî hizmet süresi zammı kadar indirim yapılır. Hükmü yer almaktadır. 5434 sayılı Kanun'da düzenlenen “itibari hizmet” süresi ise, 35 inci maddede “Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar ve yapılacak kesenek iadesi ve toptan ödemelerin hesabında fiili hizmet müddetlerine eklenen süredir” şeklinde tanımlanmış, 36 ncı maddede; iştirakçilerin, görevlerine göre fiili hizmet sürelerinin her yıl için fıkralarında gösterilen itibari hizmet süreleri ekleneceği belirtilmiş ve açıkça (zamlar hariç) tutulmuş olup, toplamlarının 3 aydan az ve toplamı 5 yıldan fazla olamayacağı belirtilmiştir. 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesinde de “itibari hizmet süresi” kavramına yer verilmiş olup, bu maddede ise, “506 sayılı Kanun'a göre sigortalı sayılanların, kanunda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için, hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresi olarak eklenir.” hükmü ile öncelikle; 18.02.2000 tarihli 1997/1 Esas ve 2000/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre, salt sigortalılık süresine eklenmesi gereken süre olarak tanımlanmıştır. 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesinde de "Bu Kanunun Ek 5 ve Ek 6 ncı maddeleri gereğince sigortalılık süresine ilave edilen gün sayıları, beş yıldan çok olmamak üzere bu Kanun'un 60 ıncı ve Geçici 81 iinci maddelerinde belirtilen yaş hadlerinden indirilir." düzenlemesine yer verilmiştir.

Konu, son olarak 5510 sayılı Kanun ile düzenlenmiş ve 01.10.2008 günü itibarıyla aynı tarihte yürürlüğe giren “Fiili hizmet süresi zammı” başlıklı 40 ıncı maddesinde, belirtilen iş yerlerinde ve işlerde çalışan sigortalıların prim ödeme gün sayılarına, bu iş yerlerinde ve işlerde geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için karşılarında gösterilen gün sayılarının, fiili hizmet süresi zammı olarak ekleneceği, çalışmanın fiili hizmet süresi zammı kapsamında değerlendirilebilmesi için, tablonun (13) ve (14) numaralı sıralarında belirtilen sigortalılar hariç, sigortalının kapsamdaki iş yerleri ile birlikte işlerde fiilen çalışması ve söz konusu işlerin risklerine maruz kalmasının şart olduğu açıklanmıştır. 5510 sayılı Kanun'un “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri” başlıklı geçici 1 inci maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve diğer bağımsız çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı tarımda kendi adına ve hesabına çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir.” hükmü nedeniyle, tahsis koşulları bakımından davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un 60 ve geçici 81 inci maddelerinde yaşlılık aylığından yararlanmak için; kural olarak maddede belirlenen yaşa ulaşmış olmak, belirli bir süre prim ödemek, işten ayrılmak ve talepte bulunmak koşulları öngörülmüştür. Ne var ki, Anayasa Mahkemesi 2019/104 Esas, 2021/13 Karar ve 14.01.2021 tarihli kararı ile “17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın mülga 62 nci maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan “....çalıştığı işten ayrıldıktan sonra...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline” karar vermiş ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinden de anlaşılacağı üzere işten ayrılma koşulunu özünde Anayasaya aykırı kabul etmiştir. 2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4 üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir.

Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun'da yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilâmında belirtildiği gibi sigorta başlangıç tarihinin geriye çekilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı, yaşlılık aylığı şartlarının belirlenmesi için 23.05.2002 tarihine kadar geçen sigortalılık süresinin esas alınması gerektiğinden davacının 15.10.1989–23.05.2002 tarihleri arasında 12 yıl 7 ay 8 gün fiili hizmeti ve bu hizmete istinaden 2 yıl 2 ay 3 gün fiili hizmet süresi zammı olmak üzere toplam 14 yıl 9 ay 11 gün hizmetinin bulunduğu, bu durumda 50 yaş, 25 yıl sigortalılık süresi ve 5375 prim gün sayısı şartlarını sağlaması gerektiği, 12146 prim ödeme gün sayısının bulunduğu ve 25 yıllık sigortalılık süresini tamamladığı 50 yaş şartından 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet zammı süresi indirildiğinde 45 yıl 7 ay 19 gün yaş şartına tabi olduğu, talep tarihinde yaş şartını sağlamadığı ancak yargılama esnasında 27.06.2017 tarihinde yaş şartı da tamamlandığından 27.06.2017 tarihini takip eden 01.07.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının 4 yıl 2 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının yaş haddinden indirilmesine, davacının 506 sayılı Yasa kapsamında yaşlılık aylığı şartlarının belirlenmesi açısından yalnızca 23.05.2002 tarihe kadar olan 2 yıl 2 ay 3 günlük fiili hizmet zammı süresinin hizmetine eklenmesine, davacının 01.07.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, davacıya ödenmesi gereken yaşlılık aylıkları bakımından yasal işlem süresi infazda gözetilmek suretiyle aylıkların ödenmesi gereken tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte Kurumdan alınarak davacıya ödenmesine fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.

C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca Verilen Karar

1.İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Hukuk Genel Kurulunun kararı ile; "...Somut olayda İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda davacının 23.05.2002 tarihine kadar geçen sigortalılık süresi ile fiili hizmet süresi zammının tamamı olan 4 yıl 3 ay 15 gün birlikte değerlendirildiğinde 25 yıllık sigortalılık süresi, 49 yaş ve 5300 günlük prim ödeme gün sayısı şartlarını sağlaması gerektiği, 506 sayılı Kanun’un ek 39 uncu maddesi kapsamında fiili hizmet süresi zammı yaş haddinden indirildiğinde 44 yıl 8 ay 15 gün yaş şartına tabi olduğu, yaş şartını 27.06.2016 tarihi itibari ile yerine getirdiğinden tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.06.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanacağı ve 3 aylık yasal işlem süresinin de gözetildiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının tahsis talebi doğrultusunda 01.06.2017 tarihinden itibaren emekli aylığına hak kazandığının tespitine, davacıya ödenmesi gereken 01.06.2017 başlangıç tarihli aylıkların 01.10.2017 tarihinden başlamak üzere ödenmesi gereken tarihlerden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verildiği; istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilen davalı Kurum vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet süresi zammının yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul yerinde olmakla birlikte fiili hizmet süresi zammının sigortalılık başlangıç tarihinden geriye doğru ekleme yapılması ve sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermeyeceği gerekçesi ile kararın bozulduğu, İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararında ise davacının yaşlılık aylığı bağlanması için 23.05.2002 tarihine kadar geçen sigortalılık süresi ile fiili hizmet süresi zammının 23.05.2002 tarihine kadar olan 2 yıl 2 ay 3 günlük kısmı değerlendirildiğinde 50 yaş, 25 yıl sigortalılık süresi ve 5375 prim ödeme gün sayısı şartlarını sağlaması gerektiği, 50 yaş şartından 4 yıl 3 ay 15 gün fiili hizmet zammı süresi indirildiğinde 45 yıl 7 ay 19 günlük yaş şartına tabi olduğu, talep tarihinde yaş şartını sağlamadığı ancak yargılama esnasında 27.06.2017 tarihinde yaş şartı da tamamlandığından 27.06.2017 tarihini takip eden 01.07.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne davacının 4 yıl 2 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının yaş haddinden indirilmesine, davacının 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı şartlarının belirlenmesi açısından yalnızca 23.05.2002 tarihe kadar olan 2 yıl 2 ay 3 günlük fiili hizmet zammı süresinin hizmetine eklenmesine, davacının 01.07.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere; İlk Derece Mahkemesince ilk kararda davacının 23.05.2002 tarihine kadar geçen sigortalılık süresi ile fiili hizmet süresi zammının tamamı dikkate alınarak yaşlılık aylığı şartları belirlenmiş ve hüküm kısmında 01.06.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylık bağlanmasına karar verilmiş iken direnme kararında davacının 23.05.2002 tarihine kadar geçen sigortalılık süresi ile fiili hizmet süresi zammının 23.05.2002 tarihine kadar olan 2 yıl 2 ay 3 günlük kısmı dikkate alınarak yaşlılık aylığı koşulları değerlendirilmek suretiyle 01.07.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması yönünde hüküm tesis edilmiştir. Bu hâli ile İlk Derece Mahkemesince direnme adı altında verilen kararın hüküm fıkrasını da kapsayacak şekilde Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Bu durumda ortada Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenmesi gereken direnme kararı değil yeni ve değişik gerekçe ile verilen yeni hüküm bulunmaktadır..." denilerek dosya dairemize gönderilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu ve resen gözetilecek nedenlerle de kararın bozulmasını talep etmiştir.

1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği hususundadır.

2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ve 506 sayılı Kanun'un geçici 81 inci ve ek 39 uncu maddesi ile 5434 sayılı Kanun'un 32 inci maddeleri hükümleridir.

3.Değerlendirme

1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı).

2.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr.

A. Recai Seçkin’e Armağan, ...

Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.) 3

3.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

4.Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, tahsis yapılmasına ilişkin davalarda, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanun'un “Usul ekonomisi ilkesi” başlıklı 30 uncu maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

21.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.