Esas No
E. 2021/159
Karar No
K. 2024/314
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku
Aramaya Dön
İSTANBUL BÖLGE ADLIYE MAHKEMESI

14. Hukuk Dairesi

E. 2021/159 K. 2024/314 T.
Karar Sonucu REDDİNE
Resmî Atıf İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2021/159, K. 2024/314, T. 29.02.2024
PDF DOCX UDF
Karar Künyesi
Mahkeme
İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
14. Hukuk Dairesi
Esas No
2021/159
Karar No
2024/314
Karar Tarihi
29.02.2024
Dava Türü
Hukuk
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku
Karar Sonucu
REDDİNE
Karar Metni Tam metin · resmî kaynaktan

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/159

KARAR NO: 2024/314

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 28/09/2020

NUMARASI: 2008/119 E. - 2020/522 K.

DAVANIN KONUSU: Tazminat (Bankacılık İşleminden Kaynaklanan)

Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacılar vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı bankanın Çiftehavuzlar şubesinde ... nolu YTL ve ... nolu USD hesaplarının bulunduğunu, müvekkilinin hesabından kredi kullanıldığı ve borcu bulunduğunun bildirilmesi üzerine banka şubesine gidildiğini ve yapılan kontrolde müvekkilinin hesabında bulunan paraların usulsüz şekilde çekildiğinin belirlendiğin, sahte imzalarla iki ayrı kredi kullandığını, hesap hareketlerinin kontrolü ve bir kısım dekontların incelenmesinde imzaların müvekkiline ait olmadığının ve paraların müvekkilince çekilmediğinin belirlendiğini, bu paraların çekilmesinde müvekkilinin yazılı veya sözlü talimatının bulunmadığını, müvekkilinin Dolar hesabından 13.05.2014 ile 18.03.2015 tarihleri arasında 530.675 USD, Türk Lirası hesabından ise çeşitli tarihlerde 107.000 YTL çekildiğini, ayrıca müvekkili adına 28.02.2005 tarihinde sıfır araç kredisi olarak 180.000 TL ile bilinmeyen bir tarihte 10.000 TL tüketici kredisi kullanıldığını, bankanın imza incelemesi, kimlik kontrolü gibi incelemeleri yapmaksızın hesaptaki paraları davacının rızası dışında üçüncü kişilere ödediğini, zararın tanzimi için keşide edilen Bakırköy ... Noterliğinin 31.01.2008 tarihli ihtarına banka şubesinde Kadıköy ...Noterliğinin 08.02.2008 tarihli ihtarı ile cevap verilerek talebin reddedildiğini, bankanın yükümlülüklerine aykırı hareket ederek müvekkiline bilgi vermediğini, işlemlerin müvekkilinin imzası taklit edilerek yapıldığını, bankanın gerekli kontrolleri yapmayarak usulsüzlüklerin yapılmasına olanak sağladığını ileri sürerek, şimdilik 100.000 YTL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, savunmasında özetle; dava dilekçesindeki olayların bankanın eski şube müdürü ... ve ortağı olduğu ... Tic.AŞ ile davacı tarafından gerçekleştirildiğini, davacının bu kişilerle yakın ilişki içinde olduğunu, otomobil kredisine itiraz ettiğini söyleyen davacının bu krediyi erken kapattığını, bireysel kredi ödemelerinin bir kısmının ... Tic.AŞ. tarafından yapıldığını, davacıya ait gelir formunun da bu şirketçe verildiğini, yapılan işlemlerin davacının onayı ve işbirliği ile yapıldığını, davacının vadesiz Euro hesabında hareket bulunmadığını, ... nolu vadesiz YTL hesabının 31.03.2008 tarihi itibarı ile 4.284,33 YTL borç bakiyeli olduğunu, 2.000 YTL kredili mevduat limitinin eski banka müdürü ... tarafından tanımlandığı, davacının ayrıca iki adet vadesiz USD hesabı bulunduğunu, dava dilekçesinde açıklanan olaylar ile taleplerin çelişkili olduğunu, borçlu olmadığı belirtilen davacının menfi tespit davası açmadığını, bankaca şimdiye kadar davacı aleyhine takip başlatılmadığını, eski şube müdürünün temsil görevini kötüye kullanarak davacı ve daha sonra evlendiği ... ile işbirliği içinde bazı işlemler yaptığını, işlemlerin davacının bilgisi ve onayı ile yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... davacı davalı bankanın Çiftehavuzlar şubesi nezdinde mevduat hesapları bulunduğu, rızası dışında hesaplarından para çekilip ayrıca üçüncü şahıslara kredi kullandırıldığını beyanla zararının tazminini talep etmiş, davalı banka ise bankanın eksi şube müdürü ... ile bir süre evli kaldığı ... Tic.A.Ş.nin sahibi ... ve davacının yakın ilişki içinde bulunduğu, itiraz edilen işlemlerin şahısların bilgisi ve işbirliği dahilinde yapıldığı, iddiaların gerçek dışı olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. Davacı ve davalı banka tarafından Kadıköy C.Başsavcılığına yapılan şikayetler nedeniyle başlatılan soruşturma dosyaları birleştirilerek yargılama İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/72 esas sayılı dosyası ile yürütülmüş, yapılan yargılama sonunda verilen 08/04/2013 tarihli kararla; Her üç sanığın (...) daha önceden tanıştıkları ve ... ile ...'in bir şirket ortaklığı içinde çalışmaya başladıkları, bu doğrultuda ...'in yurt dışındaki paralarını sanıklardan ...'nun çalıştığı banka şubesine aktardığı, o tarihten itibaren birlikte iş yapmaya başladıkları, ... marifetiyle bir kısım para çekilişlerinin yapıldığı ve müşteki sanık adına krediler kullanıldığı , sonraki aşamada ise müşteki sanığın haberi olmadan gerçekleştirildiği ileri sürülmüş ise de belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde, para çekilişlerinin, havalelerin ve çekilmiş bulunan kredilerin müşteki sanık ... rızası ile yapıldığı, tanık anlatımlarına göre de bu şekildeki bir kısım işlemlerin rıza doğrultusunda yapıldığına dair beyan mahkemece de kabul gördüğü, bir kısmı harcamaların ... adına ... tarafından yapıldığı tanık beyanları ile Şişli Tapu Sicil Müdürlüğünün taşınmaz satışına ilişkin olarak Mahkemeye gönderilen belgelerden anlaşıldığı, tüm beyanlar ve dosyadaki belgelerden tüm işlemlerin ... rızası ile yapıldığı, bir kısım belgelerin sahte olarak düzenlenmek suretiyle ... adına imzaların atıldığı, Banka görevlisi ... da diğer iki sanığın aralarındaki ilişkiyi bilmesi sebebiyle bu doğrultudaki tüm belgelerin düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi aşamalarında Sanık ... ile birlikte hareket ettiği, ancak belirtildiği şekilde bu işlemlerden müşteki sanık ... rızasının bulunduğunun kabulü nedeniyle ...'nun eylemlerinin zimmet kastı ile yapılmadığı, dolayısıyla zimmet suçunun sübut bulmadığı anlaşıldından, ileri sürülen zimmet iddiasının ve mahkemece alınan heyet raporunda yer alan görüşlerin de sübut bulmadığından Sanıklar ... ve ... hakkında zimmet suçundan dolayı beraatlerine karar verildiği, bunun dışında, her üç sanık hakkında (Müştek şüpheli ..., Şüpheli sanık ... , Şüpheli samk ...) açılmış olan Nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarının ise, işlendikleri tarihin 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK.'dan önce olması sebebiyle söz konusu eylemlerin 765 Sayılı TCK kapsamındaki eylemler olarak kabul edildiği, Yasanın zamanaşımını düzenleyen 102/4 ve 104/2 maddelerinde yer alan zamanaşımı süreleri dolmuş olduğundan hür üç sanık hakkında açılan kamu davalarının zaman aşımından dolayı ortadan kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yargılama safahatinde davacının vefatı nedeniyle mirasçıları tarafından davaya devam edilmiştir.

Mahkememizce bankacı bilirkişi tarafından yapılan tespitler ile, davacı lehine kullandırılan 180.000 TL taşıt kredisinin davacının TL hesabına 28/02/2005 tarihinde kredi kullandırımı açıklaması ile aktarıldığı, aynı gün içinde aracı satan şirkete havale yapıldığı, kredinin ilk 12 taksit ödemesinin 2 taksiti nakden, 10 taksiti ... A.Ş.tarafından yapıldığı, kalan taksitlerin ise 27/02/2007 tarihinde davacı tarafından erken ödeme ile kredinin kapatıldığı, alınan aracın davacı adına tescilli olduğu ve davacı kullanımında olduğu, bireysel kredi ile ilgili bir kısım taksit ödemelerinin de ... sahibi olduğu ... A.Ş.firması tarafından davacı hesabına gönderilen havalelerle yapıldığı, davacı lehine ayrıca 10.000 TL limitli kredi kartı tahsis edildiği, ödemelerin yine ... A.Ş.tarafından davacının TL mevduat hesabına gönderilen havalelerle ödendiği, ayrıca 10.000 TL limitli tüketici kredisinin de bir kısım taksitlerinin aynı firma tarafından gönderilen havalelerle ödendiği, davacının davalı banka nezdindeki TL ve USD hesaplarından 13/05/2004 ila 18/03/2005 tarihleri arasında toplamda 530.675,00 USD ve 107.000 TL çekildiği, davalı banka nezdinde hesapların açılmasında, taşıt kredisi, ihtiyaç kredisi ve kredi kartı kullanımında ... ve banka esi şube müdürü eşi ... etkin rol aldıkları, davacı ile ...'nun birlikte çalıştıkları, davacı hesabından para çekilişlerinin ... tarafından davacı adına imzalanan dekontlar ile yapıldığının gerek savcılık soruşturmasında gerekse ceza dosyasında yapılan yargılama ile sabit olduğu, davacının ... sahibi olduğu... A.Ş.çalışanı olarak göründüğü, kredi kullanımında gelir beyanına ilişkin yazının da işbu şirket tarafından bankaya bildirildiği, banka eski şube müdürü ... sahte imzalı olan para çekiliş dekontlarını ve kredi işlemlerine ilişkin sözleşme ve diğer belgeleri bankayı temsilen imzaladığı, davacı ..., ... yönlendirmesi ile ...'nun eşinin Müdürlüğünü yaptığı Davalı ... Bankası/Çiftehavuzlar Şubesi nezdinde 13.05.2004 tarihinde Türk Lirası ve USD Mevduat hesapları açıldığı, Mevduat hesaplarına hesap açılışlarından itibaren Türk lirası ve usd paraların yatırıldığı ve muhtelif tarihlerde de işbu hesaplardan, bankadan kullanılan kredilerin taksit ödemelerinin yapıldığı, USD mevduat hesabına 13.05.2004 tarihi ila hesabın kapatıldığı 13.05.2005 tarihi arasında hesaba toplamda 530.689.00 USD yatırıldığı ve işbu tutarın tamamı muhtelif tarihlerde hesaptan nakten çekilmek suretiyle hesabın 14.00 USD kapama tutarı üzerinden kapatıldığı, hesabın açılış ve kapanışı arasında geçen bir yıllık süre içinde davacının hesaptaki tutarın yüksekliği de dikkate alındığında yapılan işlemlerden haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu kapsamda davacının söz konusu işlemlerden sonradan haberi olduğu savunmasına itibar edilemeyeceği, davacı hesabından yapılan ödemelerin, davacının yakın işbirliği içinde olduğu dava dışı ... tarafından işlem dekontlanna davacı ... adına atılı imzalar ile gerçekleştirildiği, davalı banka nezdinde davacı adı altında imzalanan tüm belgelerin ... tarafından sahte atılı imzalarla gerçekleştirildiği, işbu belgelerin davalı banka adına ... ile bir süre evli kalan vc aynı zamanda şube müdürü olan ... tarafından imzalandığı hususları gözönüne alındığında davacı ile ...'nun işbirliği içinde hareket ettikleri, işlemlerin davacının bilgisi dahilinde gerçekleştiği..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Muris ... davalı bankanın Çiftehavuzlar şubesi nezdinde bulunan USD ve TL hesaplarından habersiz şekilde peyderpey çekildiğini ve çekimlere ilişkin dekontlardaki imzaların hesap sahibine ait olmadığı, o tarihlerde banka müdürü olan ... ile ... bu işlemleri birlikte usulsüz şekilde gerçekleştirdiğini,

Bu kapsamda müvekkili adına 28.02.2005 tarihinde 180.000 YTL araç kredisi ve 10.000 YTL tüketici kredisi kullanıldığı, kredi sözleşmelerinin de müvekkilinin imza ve talimatı olmaksızın düzenlendiğini, yapılan işlemlerden davalı bankanın yaptığı takiple haberdar olunduğunu, murisin hesabındaki paraların sahte imza ve işlemlerle dava dışı kişilerce zaman içine çekildiğini, müvekkilinin yapılan işlemler hakkında bilgisi bulunmadığından kısmi dava açıldığını, mahkemece alınan 25.09.2019 tarihli ATK raporunda, imzaların müvekkiline ait olmadığının belirlendiğini, sahte imza ile işlemleri yapan banka müdürü ... hakkındaki şikayet sonucu İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/72 Esas sayılı dosyasında ceza davası açıldığını, ceza yargılamasında da imzaların bu kişilere ait olduğunun ve müvekkili yerine bu kişilerin imza attığının belirlendiğini, taraflar arasında herhangi bir vekalet ilişkisi yahut vekaletsiz iş görme ilişkisi bulunmadığını, müvekkilin rızası ve talimatına aykırı şekilde işlemlerin gerçekleştirildiğini, Gerekçeli kararda somut ve geçerli bir gerekçeye dayanılmaksızın davanın reddine karar verildiğini, kararda tarafların iddia ve savunmalarının özetine, tanık anlatımlarına ve bilirkişi raporları ile tarafların beyanlarına yer verildiğini, ardından delillerin yeterince değerlendirilmeden davanın reddine karar verilerek Anayasal düzeyde korunan gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmayan bir karar verildiğini ve verilen kararın eksik inceleme ile verildiğini, mahkeme kararında Anayasa ve HMK'nın 297.maddesinde tanımlanan şekilde bir gerekçe bulunmadığını, sadece bir kısım delilere atıfta bulunularak davanın kanıtlanmadığından söz edildiğini, mahkemece ek rapor alınmadan alınan kök rapora atıfla karar verildiğini, ancak Yargıtay kararları ile doktrinde yer alan görüşlere göre bilirkişi raporunun aksine karar verilmesi halinde, raporun sonuç kısmının neden yanlış olduğunun da gerekçeli kararda açıklanması gerektiğini, Mahkemece maddi vakıa ve bilirkişi raporundaki sonuç ve kanaatler gereği gibi değerlendirilemeden karara verildiğini, müvekkilinin banka şubesindeki Dolar hesabından toplam 530.675 USD ve TL hesabından ise çeşitli tarihlerde 107.000 TL para çekildiğini, bunların hiç birinin müvekkilince çekilmediğini, paraların dava dışı ... tarafından müvekkilin haberi ve talimatı olmaksızın, bu kişilerce atılan sahte imzalarla çekildiğinin ceza yargılamasında alınan rapor ve tanık anlatımları ile bilirkişi incelemesinden anlaşıldığını, ayrıca müvekkilinin talebi olmaksızın sahte imzalı kredi çekildiğini, 28.02.2005 tarihinde çekilen 180.000 TL sıfır araç kredisi ve ile başka bir tarihte çekilen 10.000 TL tüketici kredisinin de müvekkilince çekilmediğini, kredilerin ödenmemesi üzerine bankaca müvekkilinin annesinin aranarak hacze gelineceği söylendiğinden müvekkilinin 27.02.2007 tarihinde krediyi kapatmak zorunda kaldığını, alınan raporlarda bu kredi sözleşmeleri ile dekontlardaki imzanın müvekkiline ait olmadığının belirlendiğini, Rapora göre dosya içerisinde bulunan 20/21/22 no'lu dekontlardaki imzaların davacıya ait olduğu, ancak bununu dışında kalan 1-19 no'lu dekontlar ile 23/24/25 no'lu sözleşme ve eklerinde yer alan imzaların davacıya ait olmadığı ve davacının imzasının taklit edilerek atıldığının belirlendiğini, bilirkişi kurulunca sonuç olarak bankanın özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin belirlendiğini ve bankanın sorumlu olduğunun tespit edildiğini, buna rağmen gerekçeli kararda, rapordaki tespitler karşılanmadan, soyut olarak davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, bir çok Yargıtay kararında da sahte imza ile yapılan işlemler nedeniyle bankanın sorumlu olduğunun kabul edildiğini, davalı bankanın sadece kredi sözleşmelerindeki imza sahteciliğini görmezden gelmekle kalmayarak, sözleşme haricinde murisin hesaplarındaki 530.675,00 USD ile 107.000,00 TL mevduatının aynı şahıslarca çekilmesine göz yumduğunu, bankanın işlemler kontrol etmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacının davalı banka nezdindeki hesabından bilgisi ve onayı dışında sahte imzalarla dava dışı kişilerce çekilen tutarların davalıdan tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Bankacılık hizmetleri sözleşmeleri, hukuki nitelikleri itibariyle vekalet benzeri isimsiz sözleşme ya da vekalet sözleşmesi niteliğinde olup, TBK'nın 506/2 maddesi gereği, vekil (banka) üstlendiği hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Bankalar gibi, devletten aldıkları imtiyazla hizmet veren kurumların, ortalama bir vekilin göstermesi gereken özenden daha yüksek derecede özen göstermesi gerekmekte olup, bankalar hafif kusurlarından dahi sorumludur. Banka ancak, özen borcunu ihlali sayılan kusurlu fiili bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilecektir.Buna karşın, müşteriler de kendilerinden beklenen her türlü tedbiri almak ve her türlü dikkat ve özeni göstermek zorundadırlar. Bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi halinde müşterinin kendi kusurundan kaynaklanan bu durumun sorumluluğuna kusuru oranında katlanması gerekmektedir. Bu itibarla, müşterinin kusuru var ise TBK’nın 52.maddesi gereğince bu kusur, müterafik kusur olarak değerlendirilebilecektir. Bu durumda banka, sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirememesinde kusurlu olmadığını TBK’nın 112. maddesi gereğince ispat etmek durumunda olup ayrıca müşterisinin müterafik kusurunu da ispat etmekle yükümlüdür. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.Diğer yandan yapılan bankacılık işleminin, mevzuatta belirlenen şekil şartına uyulmadan yapıldığı anlaşılsa dahi yapılan işlemin, hesap sahibinin açık veya örtülü rızasıyla yapıldığının belirlenmesi halinde bankanın doğan zarardan sorumlu tutulması mümkün değildir. Somut olayda davalı bankanın Çiftehavuzlar şubesinde ... nolu Türk Lirası ve ... nolu USD hesapların bulunduğu görülmüştür. Davacının bankadaki Dolar hesabından 13.05.2004 ile 18.03.2005 tarihleri arasında 10 ayrı işlemle 530.675,00 USD para çekilmiştir. Çekilen bu paralara ilişkin dekontların hiçbirinde davacının imzasının bulunmadığı, tüm imzaların başka kişilere ait olduğu, gerek ceza yargılamasında gerekse dosyada alınan 25.09.2019 tarihli grafoloji bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Davacının Türk Lirası hesabından ise toplam 107.000,00 TL çekilmiş olup, dosyada bulunan grafoloji raporunda Türk Lirası hesabından yapılan 27.02.2017 tarihli üç işlemde davacının imzasının bulunduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle, Türk Lirası hesabı yönünden davacının sonraki tarihte işlem yaparak, eski işlemleri görmesi ve toplam 164.082,90 TL parayı iki defada çekmesi nedeniyle, Türk Lirası hesap yönünden yapılan işlemlerin davacının kabulünde olduğu ve bilgisi dahilinde yapıldığı açıktır. Diğer yandan davacı adına 11.02.2015 tarihinde bireysel kredi sözleşmesi düzenlendiği, otomobil kredisine başvurulduğu görülmüştür. Sözleşmedeki imzanın davacının eli ürünü olmadığı, belgelerin davalı bankanın şube müdürü olan ... dahilisinde, daha sonra evlendiği ... tarafından imzalandığı ve kredi ödemelerinin bu kişinin yetkilisi ve ortağı olduğu, ... Tic.Aş tarafından ödendiği, bankaya sunulan gelir belgesinin bu şirket tarafından doldurulduğu ve gelir belgesine göre davacının şirkette bordrolu çalışan olduğu anlaşılmaktadır. Taşıt kredisi ile alınan aracın davacı adına tescil edildiği dosya kapsamındaki belgelerden anlaşılmıştır. Davacı ve davalı bankanın şikayeti üzerine, davacı, davalı bankanın müdürü ... ve ... hakkında İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/72 Esas sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır. İddianamede ... ile ... hakkında zimmet suçundan, davacı ile bu iki sanık yönünden ise nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçundan dava açılmıştır. Mahkemece 08.04.2013 tarihinde dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçundan açılan davaların zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, zimmet suçundan açılan davada ise sanıkların beraatine karar verilmiştir. Karara yönelik olarak katılan sanık ... ve mirasçıları ile banka vekilinin istinaf başvurusu bulunmaktadır. Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 2020/996 Esas, 2020/9713 Karar sayılı ilamı ile davacının ölümü nedeniyle kamu davasının düşürülmesi gerektiğinden davacı/sanık ... yönünden kararın bozulmasına, Cumhuriyet savcısı ile katılan banka vekilinin ... hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen ortadan kaldırma ve zimmet suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz başvurusun reddi ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Ceza dosyasındaki sanık ve tanık ifadelerinden ... ile davacı arasındaki ilişkilerin eskiye dayandığı, yapılan işlemlerden davacının haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Davacı işlemlere muvafakati olmadığını bildirmesine rağmen, ... ile iş ilişkilerinin bulunduğunu kabul etmiştir. Ayrıca davacı adına düzenlenen ancak, davacının imzalamadığı kredi sözleşmesinden elde edilen kaynakla alınan aracın davacı adına tescilli olduğu anlaşılmaktadır. Davacı tarafından bu hususun açıklanamadığı ve ... kendisine araç alacağını beyan ettiği görülmektedir. 2005 yılında çekilen krediyle alınan aracın davacı adına kayıtlı olması krediye ilişkin formda davacının, davalı ...'ya ait şirkette çalıştığını beyan etmesi, kredi borcunun büyük kısmının şirket tarafından karşılanması, Türk Lirası hesaplar yönünden davacı tarafından yapılan işleme rağmen önceki usulsüz olduğu iddia edilen işlemlere ses çıkarılmaması karşısında yapılan tüm işlemlerin davacının onayı ile yapıldığının kabul edilmesi yerindedir.Diğer yandan ceza mahkemesinin kesinleşen kararının 11. sayfasında bankadan para çekme işlemlerinin davacının onayı ile yapıldığı tespit edilmiştir. Özellikle tanık olarak dinlenen ve davacının vekili olarak hareket eden ... beyanı ve bu kişinin yaptığı işlemlerin irdelenerek, banka müdürü ile ... davacı ... ile birlikte hareket ettiklerinin belirlenmesi karşısında tespit edilen bu maddi vakıanın hukuk yargılamasına etkisinin değerlendirilmesi gerekecektir.TBK'nın 74. maddesinde ceza hukuku ile ilişkisinde başlığı altında, hâkimin zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleri ile bağlı olmadığı gibi ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararı ile bağlı olmadığı, aynı şekilde ceza hâkiminin kusurunun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da hukuk hakimini bağlayamayacağı belirtilmiştir. Bu düzenleme kapsamında, ceza mahkemesince belirlenen maddi vakanın sübutuna ilişkin tespitin hukuk mahkemesi hâkimi yönünden bağlayıcı nitelikte olduğunun kabulü gerekecektir. Bu durumda, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararında, yapılan işlemlerin davacının bilgisi dahilinde yapıldığı ve işlemlerden davalının haberdar olduğuna ilişkin tespit karşısında, artık yapılan para çekme işlemlerinin yukarıda açıklanan hususlar da birlikte değerlendirildiğinde, işlemlerin tamamının davacının bilgi ve onayıyla yapıldığı anlaşıldığından davalı bankanın bir sorumluluğunun bulunmadığına ilişkin mahkeme tespit ve gerekçesi yerindedir. Anayasa ve HMK'nın 297.maddesinde mahkeme kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği belirtilmiştir. HMK'nın 297/1.c maddesinde gerekçede, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşmadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi ve sabit görülen vakıalar ve çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yazılacağı düzenlenmiştir. İncelenen kararda tarafların iddia ve savunmaları ile toplanan deliller yazılmıştır. Gerekçeli kararın 4.sayfasında da bu deliller tartışılmış ve sabit görülen vakıalarla bu vakıalardan sonuç olarak yapılan işlemlerin davacının bilgisi dahilinde yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda dosyada aydınlatılacak bir husus bulunmadığı ve yazılan gerekçenin adil yargılama ve hukuki dinlenilme hakkına uygun olduğu, karar ve sonucunun gerekçeden denetlenebileceği anlaşılmıştır.HMK'nın 282.maddesine göre, bilirkişi raporu takdiri delil olup, hakim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilebilir. Bilirkişi raporunda maddi vakıalar tespit edildikten sonra kusur incelemesi yönünden alternatifli görüş yazılmış olup, dosyada bulunan 06.05.2020 tarihli raporun sonuç kısmının 13 ve 14.sayfalarında yapılan işlemlerden davacının bilgi sahibi olması nedeniyle bankaya atfedilebilecek bir kusur bulunamadığı sonucuna varılabileceği belirtilmiştir. Raporun 14.sayfasında bu görüşlerden sonra "diğer yandan" şeklinde diye başlayan tespitle, bankanın kusurlu olabileceği değerlendirilerek kusura ilişkin takdir mahkemenin değerlendirmesine bırakılmıştır. Uyuşmazlığa ilişkin teknik veriler tespit edildikten sonra kusur durumunun belirlenmesi hukuki nitelik taşıdığından mahkemece, belirlenen maddi olgulara göre kusur durumunun tespit edilebileceği anlaşılmıştır. Yapılan tüm yargılamada ve özellikle ceza mahkemesindeki tespitlerde davacı hesabından yapılan tüm para çekme işlemleri ile kullanılan kredilerden davacının haberdar olduğu ve bu işlemlerin davacının rızası ile gerçekleştiği anlaşıldığından, yapılan işlemlerde, davalı bankanın kusur ve sorumluluğunun bulunmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi tespit ve gerekçesi yerinde olduğundan, davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 373,20 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline,3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara tebliğine, 5-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 29.02.2024 tarihinde, oybirliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

İlgili Mevzuat & Etiketler
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog